KAPLUMBAĞALAR - FAKİR BAYKURT

Fakir Baykurt, eselerinde köy sorunlarını ve gerçeklerini gözler önüne sermeye çalışır. Sosyal yaralara parmak basar. Kaplumbağalar romanında da bu anlayışının tezahürü görülür. Fakir Baykurt, bu romanının önemini şu cümlelerle dile getirmektedir:

 

"Bu roman, her türlü teknik ve elektronik araçların büyük gelişmeler gösterdiği ve üretkenliğin alabildiğine arttığı bu dünyada, yiyeceği yıllık zahireyi, yanıp kül olmuş topraklardan parmaklarıyla toplamaya çalışan ve varlığını sürdürebilmek için istekle üreten Türk köylüsünün hayatından bir kesittir."

 

Başlıca Kahramanlar

Eğitmen Rıza: Tozak köyünün öğretmenidir. Bu köyde yetişmiş, atak, aklı başında, cesur ve bilgili bir kişidir. Köylüye yardım etmek için çabalar.

 

Kır Abbas: Köyün ileri gelenlerindendir. Cesur, yenilgiyi kabul etmeyen bir kişiliği vardır. Çalışkan, merhametli bir kişidir. Eğitmen Rıza'nın en büyük destekçisidir.

 

 ÖZET

Roman, Ankara'ya 100, Kızılırmak'a 15 km uzaklıkta olan Tozak köyünde geçmektedir.

 

Tozak, çevresi Sünni köyleriyle çevrili bir Alevi köyüdür. Alevilik geleneği ve kültürü bu fakir ve kıraç köyde hâlâ hüküm sürmektedir. Neşe ve eğlenceye düşkün Aleviler, şarap ve içkiye bu eğlencelerinde çokça ihtiyaç duymaktadırlar. Fakat köy, her imkândan yoksun, susuz, karasal bir köydür. Üzüm yetişmemektedir. Köylülere, civar köylerden de üzüm verilmemektedir. Çünkü Sünniler şarabı günah saymaktadır.

 

Köylüler, yoksulluk ve sıkıntı içinde hayatlarından bezgin bir hâlde yaşarken Eğitmen Rıza bir öneride bulunur. Tozak'ın kıyısındaki düzlük, bağ hâline getirilebilir. Bütün köy halkı ve Rıza canla başla çalışırlar. Verimsiz, taş dolu, susuz toprakları beş altı ay içinde bağ hâline getirirler. Bağ, o kadar verimlidir ki köyün hem şarap hem de pekmez ihtiyacını karşılayabilir.

 

Tozaklılar bu olaydan sonra daha mutlu, daha neşeli olurlar. Eski eğlenceleri devam eder. Eskiden susuz, yeşilsiz olan köy âdeta dirilmiştir. Köylünün 'Purluk' dediği bağa kaplumbağalar akın etmeye başlar. Çünkü hayvanlar güneşin yakıcılığından bu yeşilliğe sığınarak kurtulmaktadır. Kır Abbas, bağı korur ve canlandırırken, kaplumbağalara da yardım eder. Onların serinlikten faydalanmalarını sağlar. Kır Abbas, yaşına rağmen hiç para almadan bu işleri üstlenmiştir.

 

Köyde törenler düzenlenmektedir. Köye âdeta bereket gelmiştir. Halkın yüzü gülmekte, koyunların dişi doğurması için adaklar adanmaktadır. Bir akşamüstü, köye havadan kara bir şey düşer. Düşen şey, meteoroloji gözlem aracıdır. Köylü, çok çekinir ve bu yabancı cisimden korkarlar. Bu cismi okulun bir odasına kapatırlar.

 

Ertesi gün, toprakları ölçmek için kadastro komisyonu gelir. Köylü devletten gelen her şeye temkinli yaklaşmaktadır. Bu komisyondakilere güvenmezler. Komisyondaki insanlar kendilerine hiç benzememektedir. Kendilerinden bir şey alacaklarını zannederler. Oysa komisyon, herkesin mülkünü ölçüp üzerlerine yazdıktan sonra gidecektir. Fakat beklenmeyen bir gelişme olur. Purluk'taki bağın, devlete ait olduğuna karar verir komisyon üyeleri. Köylü kendilerine ait olduğunu ispatlamaya çalışsa da başaramaz. Memurlar tutanak tutarak hükümete havale eder işi.

 

Devlet ve köylü arasında bir çekişme başlar. Köylü, çok zayıf ve cahildir. Kendini savunacak güçte değildir. Köylü gelişmeleri takip edemez, olan olur. Tozaklılara Purluk arazisi yüzünden ev başına yüklü bir kira yüklenir. Köylü ne yapacağını şaşırır; çünkü bu kadar parayı asla ödeyemeyecektir. Avukatlara, yargıca, memurlara giderler, hepsi de sadece kendilerini düşündüğü için onlara yardımcı olmaz.

 

En sonunda, köylüler zorluklarla yeşerttikleri tarlalarını bozarlar. Köydeki bütün sığırları tarlaya sürerler. Yeşil tarla eski hâline döner. Köylüler yıkılan ümitleri ve gözyaşlarıyla emeklerine ağlarlar.

 

Kaplumbağalar da eskisi gibi güneşin yakıcı alevleri altında kalakalmıştır. Onlar da köyü terk eder. Kır Abbas, yeni doğan torununa Yeşer ismi verir. Fakat devlete kırgındır. Eğitmen Rıza da köy okulunda yaşamına devam eder.