SAHNENİN DIŞINDAKİLER - AHMET HAMDİ TANPINAR

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazmış olduğu Sahnenin Dışındakiler romanı, hikayenin ana karakteri olan Cemal’in 1920 Eylülünün sonunda İstanbul’a ayak basması ile başlar.  6 yıllık bir aradan sonra İstanbul’a ilk defa gelen Cemal ‘sahne dışı’ İstanbul’un ne kadar karmaşık bir durumda olduğunu görerek büyük bir ümitsizliğe kapılır.  Pek çok farklı milletin askerleri şehrin her yerini kaplamış; şehri istedikleri gibi yönlendiriyorlardır. Cemal şehre iner inmez çocukluğunda yaşadığı mahalleyi ziyaret eder.  Mahallesinin o günkü hali içler acısıdır, bu duruma üzülen Cemal, çocukluk yıllarına döner.  Daha sonra hayatında büyük yer edinecek, hatta hayatının dönüm noktasını oluşturacak insanları bu mahallede tanıdığını hatırlar. 

 

 Hatıralarında en çok yer tutan kişilerin başında çocukluk aşkı Sabiha ve onu pek çok yönden etkileyecek olan İhsan olmak üzere, Süleyman Bey, Kudret Bey ve Muhlis Bey gibi pek çok insan gelir.  Çocukluk yıllarına dair hatırladığı anılarda, Sabiha’ya git gide nasıl aşık olduğu ve İhsan’la olan rahatsız ama vazgeçilmez ilişkisine dair detaylar yer alır.  Cemal, çocukluk hatıralarından 1920 İstanbul’una, babasının Anadolu’ya tayini çıkıp İstanbul’dan ayrılmaları ile döner.

 

Hikayenin ilk kısmı çoğunlukla Cemal’in İhsan ve Sabiha ile olan ilişkisini anlatır.  İkinci kısma geçildiğinde ise, Cemal kendi özel ilişkilerinden biraz kopmuş bir biçimde savaş dışı kalmış İstanbul’un meseleleri ile meşgul olmaya başlar.  Bu bilinçli bir seçimden çok, İhsan’ın Cemal’i bir anda İstanbul’da dönen siyasi olayların içine çekmesi ile olur.  Her ne kadar Anadolu’da olup bitenler Cemal’i alakadar etse ve hatta mücadelenin içinde bulunmak istese de İstanbul’un karanlık atmosferinden çıkıp kendisine net bir yol çizemez.  İhsan ve Muhlis Beylerin içinde bulunduğu gizli örgüt faaliyetlerine katılır.  Bu örgüt bilgi taşımak, gerektiğinde yabancı askerlerden insan kaçırıp Anadolu’ya sevk etmek ve gizliden gizliye İstanbul diplomasisini yönlendirmeye çalışmak gibi pek çok faaliyette bulunur.  Cemal’e düşen en büyük görev ise İstanbul hükümeti tarafından göreve çağrılacağını uman Damat Nasır Paşa’nın hatıratını yazdırmak ve bunu İhsan’a teslim etmektir.  Bu görev için haftada birkaç gün Nasır Paşa’nın evini ziyarete gider ve orada İstanbul’daki pek çok mevkii sahibi insanla tanışır.  Nasır Paşa’nın evi, o günün İstanbul’unun iç yüzünü görmesi açısından önemlidir.  Tüm bu toplumsal meselelerin yanında Cemal için bir o kadar önemli olan şey, Muhtar diye harp zengini biri ile evlendiğini duyduğu Sabiha’yı bulmaktır.  İhsan’dan Kudret Beyden, Sabiha’nın halası olan ve Paşanın evinde karşılaştığı Sakine Hanım’dan, Paşanın kızı Rezzan Hanım’dan Sabiha’ya dair bilgiler toplar ama ona bir türlü ulaşamaz.  Sabiha’nın annesi ölmüştür ve babası Süleyman Bey kendini içkiye ve eğlenceye vurmuştur.  Damadı Muhtar da Süleyman Beyi mümkün olduğunca sömürür.  Sabiha’nın mutsuz bir yaşam sürdüğünü öğrenen Cemal, bunun doğruluğunu kontrol etmek ve gerekirse yardım edebilmek için Sabiha’yı arar durur ama onun etrafındaki herkese ulaşmasına rağmen Sabiha’yı bulamaz.  Tüm bu süreç içerisinde Cemal kendi özel meseleleri ve toplumsal sorumlulukları arasında gider gelir.  Zaman geçip Sabiha’ya ulaşamadıkça ve savaşın dışında kalmış İstanbul’da ciddi bir eylem yapamadıkça umutlarını yitirmeye başlar ve karamsarlığa kapılır. Bu arada Muhtar ile gerek Süleyman Bey gerek ise Sabiha yüzünden gerginlikler yaşamaya başlar.  Sabiha’yı bulma çabaları bir gün Cemal’in Sabiha’ya yolda rastlaması ile sona erer.  Sabiha Cemal’i bulmuştur ancak bu buluşma Cemal’in beklediği gibi mutlu bir son ile sonuçlanmaz.  Sabiha babası Muhtar’ın elinde olduğu ve kendisini takip ettiğini düşündüğü için tedirgin bir hayat sürmektedir.  Sonunda dayanamayıp kaçar ve Cemal’in yanına gelir. Tedirginliği orada da sürer ve ertesi gün Cemal daha uyanmadan ona bir not bırakarak gider.  Daha sonra Cemal bir tiyatro afişinde Sabiha’nın adını görür; Sabiha artık ilk kadın tiyatrocu olarak sahneye çıkmıştır. Bu arada, Paşa’nın hatıratı olarak Cemal’e teslim ettiği ve ancak o yurt dışına çıktıktan sonra açılması için verdiği yazıların, aslında Paşa’nın hatıratı olmadığının ortaya çıkması; özellikle İhsan’nın İstanbul’da büyük işler yapma hayaline balta indirmiştir. İhsan bunun kızgınlığı ile Nasır Paşa’nın yanına gider. Daha sonra Cemal ve Muhlis Bey ile bir gazeteden Nasır Paşa’nın öldürüldüğünü ve olay sırasında Paşa’nın köşkünde yalnızca İhsan’ın bulunduğunu okurlar. Cinayeti kimin işlediği muallâkta kalsa da İhsan artık büyük idealleri boşa çıkmış bir karakter olarak karşımıza çıkar.

 

Hikayenin sonuna gelindiğinde, Cemal’in Paşa’dan istediğini alamayışı, Süleyman ve Kudret Beylerin çöküşü, Muhlis Bey’in tüm bir şeyler yapma isteğine rağmen eyleme geçemeyişi, Nasır Paşa’nın meçhul ölümü ile İhsan’ın düştüğü belirsizlik ve Sabiha’nın istediği hayatı yaşayamayıp son seçenek olarak tiyatro sahnesine çıkışı ile kitaptaki tüm karakterler artık Kurtuluş Savaşı sahnesinin dışında kalan İstanbul’un ‘sahne dışı’ oyuncuları olurlar.