ÇOCUK EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ


 
Çocuk edebiyatı (yazını) kavramını tanımlamadan önce kavramdaki iki sözcüğün
de ayrı ayrı tanımlanması gerekmektedir. "Çocuk" ve "edebiyat" sözcükleri birçok kişi tarafından tanımlanmıştır. Bu tanımları buraya tek tek yazmanın bir yararı yoktur. Konunun gerektirdiği biçimde "çocuk" ve "yazın" kavramları şöyle tanımlanabilir. Çocuk: İnsanın 2 - 13 yaş arasındaki dönemine verilen addır. Edebiyat (yazın) ise; durum, gözlem, duygu, düşünce, düş ve olayların dil aracılığıyla etkili ve güzel bir biçimde anlatılmasıdır.

Bu iki tanımdan yararlanarak çocuk edebiyatını (yazınını) şöyle tanımlayabiliriz: Dilin etkili ve güzel kullanılarak çocuklar için yazılmış / söylenmiş sanat niteliği taşıyan yapıtların genel adı. Bazı şair ve yazarlar edebiyatın çocuk, genç, yetişkin edebiyatı olarak ayrılamayacağını ileri sürmüşlerdir; fakat yetişkinler için yazılmış bir yapıtın çocukların ilgisini çekmesi oldukça zordur. Zaten çocuk edebiyatı olamayacağını belirten şair ve yazarlardan bazıları daha sonra çocuklara yönelik şiir, öykü yazmışlardır. Bu durum çocuklar için bir edebiyatın olması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Çocuklar için yazılmamış bir kitap ancak resimleriyle çocukların ilgisini çeker. Hele içinde resim olmayan büyükler için yazılmış bir kitap çocukların ilgisini çekmek için çok uzun bir zaman raflarda beklemek durumundadır. Erişen (1980), Reşat Nuri Güntekin'in okuma zevkini nasıl edindiğini şöyle belirtir: "Reşat Nuri Güntekin, küçükken, babası Doktor Hacı Nuri Bey, Jan Ruso'nun ünlü yapıtı Emil'i okumuş. Onun etkisinde kalarak Reşat Nuri'yi okuldan almış. Reşat Nuri, bir yıl evde oturmuş. Bu arada can sıkıntısından, babasının kitaplığını karıştırmaya başlamış. Eline geçen güzel, resimli kitapların resimlerini bir makasla oyup çıkarırmış. Git gide bu oyup çıkardığı resimlerin altını merak edip okumaya başlamış." Bütün çocukların Reşat Nuri gibi can sıkıntısından kitapları karıştırması, merak ederek resim altlarını okuması beklenemez. Sadece, okumayı sevdirmek için bile olsa çocuklara yönelik bir edebiyatın olması gerekir.

Dil Gelişiminde Çocuk Kitaplarının Rolü


Edebiyat, dil ile sanatın birleşmesinden doğmuş söz ve yazı sanatıdır. Dil ise, hem düşünce transferi sistemidir hem de edebiyatın aracıdır. Dolayısıyla dil ve edebiyat birbirinden ayrılamaz. Edebiyat dilde kökleşmiştir ve dil edebiyata dönüşmektedir. Dilin zenginliği ve inceliği konuşma dilinde değil, onun edebiyatında görülmektedir. Dil, edebî zevkle işlendiğinde güzelleşmekte, resimlerle zenginleşip, somut hâle gelmektedir. Dil ve edebiyat, insanların deneyimlerini birbirlerine aktarmaya yaradığından, yetişkinlerin de bu gerçeği çocuğun dil kabiliyetini artırmasında kullanmaları gerekmektedir.

Çocukların daha iyi öğrenmeleri, onlara kitap okumakla gerçekleşmektedir. Çünkü, kitaplar çocukların zihinsel gelişimlerine katkıda bulunmaktadır. Çocuk edebiyatı; ders kitapları ve oyun kitapları dışında kalan edebî eserlerden oluşmaktadır. Bu eserler okul öncesi dönemde resime yazı kadar ya da yazıdan daha fazla yer ayırdıklarından resimli kitap adını almaktadırlar. Böylelikle çocuk bir yaşına geldiği zaman kitapla ilişkisi kurulmaya başlamaktadır. Kitapla karşılaşma önce sadece resimle olmakta daha sonra resim-sözcük, resim-cümle, resim-cümleler, resim-öykü, az resim-çok metin ve nihayet resimsiz metinlere doğru bir gelişme süreci izlenmektedir. Resimli kitaplar, okul öncesi dönemde dil gelişimini destekler, çocuğun kendisini tanımasına, sosyalleşmesine yardımcı olur, bilgi ve haz verip yalnızlığı azaltırlar.

Çocuklar ve yetişkinler için, edebiyatta en önemli öge, kitabı anlatmakta kullanılan dildir. Dilin sanatsal kullanımı ise iyi bir kitabın en önemli özelliklerindendir. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren nitelikli kitap okuma ve anlatma, onların deneyimlerini genişletmekte, sözcük bilgilerini artırmakta ve dile karşı hassasiyetlerini geliştirmektedir. Çocuk eğer okul öncesi dönemde tekerleme, hikâye, masal gibi edebî metinleri dinlemeyi öğrenirse okul döneminde okumayı da sabır ve zevkle öğrenecektir. Çocuğun zengin dil deneyimi için, çocuk edebiyatı her zaman hazır ve temin edilebilir bir kaynaktır.

Edebiyat, aşağıda belirtilen yollarla, dil gelişimine katkıda bulunmaktadır. Buna göre;

a. Edebiyat, çocuğun kendi öykülerini anlatması için model teşkil etmektedir:

Çocuklar, öykünün ne olduğunu bilmeden kendi öykülerini anlatamaz ve yazamazlar. Çok kitap okuyarak ve dinleyerek, iyi bir kitabı oluşturan özellikleri kısmen de olsa hissedebilirler. Çocuk, karakterlerin özelliklerini, olayların sırasını, doruk noktasının yerini, sonucun önceden belirgin olup olmadığı gibi soruların cevapların keşfederken kendi öykülerini yazma ve anlatmada da daha yeterli hâle gelir.

Çocukların, öykünün şeklini anlama ve sunulan edebiyat tarzına uygun değerlendirme yapmada yardıma ihtiyaçları vardır (modern masal mı, eski peri masalı mı? gibi).

Çocuklar ancak, edebiyatın belirli bir çeşidinin şeklini anlayınca, kendi edebiyatlarını yaratabilmektedirler.

b. Edebiyat, yaratıcı etkinlikler için basamak görevi yapmaktadır:

Edebiyat, çocuğun kendi kitaplarını yazması için kaynak teşkil etmektedir. Çocuklar orijinal öyküler anlatma ve yazma için teşvik edilmelidirler. Çocuklar, iyi bilinen bir öykünün temasından faydalanarak, başka bir öykü yaratmaları için teşvik edilebilirler.

Tüm çocukların, gerçekleşme olasılığı olmayan özlemlerinin bulunması kendi öykülerini yaratmalarına yardımcı olacaktır.

c. Edebiyat, çocukta dile karşı hassasiyet geliştirmektedir:

Çocuk edebiyatının dile karşı hassasiyeti artırıp, dili inceleştirmesi beklenir. Anaokulu öğretmenleri, iyi kitapları çocuklara okurken, bu kitaplardaki zengin ifadeleri tekrar tekrar çocuklara sunmak isteyebilir ve zevk alacakları, güzel ifadeler bulabilirler. Daha büyük çocuklar ise kendi beğendikleri kitaplardaki güzel sözcükleri ve canlı tasvirleri aramak için cesaretlendirilebilirler.

Mecazî dili anlamanın gelişiminde de, çocuk edebiyatının katkısı büyüktür. Çocuklar mizahı, bireylerin konuşmaları sırasındaki ifadelerinden keşfetmektedirler.

d. Edebiyat, çocuğun sözcük bilgisini artırmaktadır:

İki-üç yaş çocukları dil becerilerinin gelişimi ile meşgul olduklarından, yeni kelimeleri denemeyi, oyunlarında şarkı söylemeyi, defalarca tekrarlamayı çok severler. 

Çocuğun ilk kitapları, çoğunlukla içlerinde nesnelerin şekil, resim ve yazılarını işaret ettiği, resimli kitaplardır. Daha sonra çocuk, basit konusu olan öykülere yönelmektedir. Bu öyküleri tekrar tekrar işitirken, çocuğun sözcük dağarcığına katkıda bulunulmakta ve sözcük bilgisinin artmasıyla da daha kompleks öyküler anlaşılabilmektedir.

Çocuğun kitapla karşılaşması, hem duyarak öğrendiği sözcükleri görerek tanımasını, hem de duymadığı sözcükleri görerek öğrenmesini sağlamaktadır. Çocuğun duydukları ile gördükleri arasında ilişki kurmaya başlaması, düşünmeyi öğrenmeye başlaması demektir ve öğrendiği dil, buradaki tek yardımcı araçtır.

Çocuklara öykü anlatma ve okuma işleri üç büyük amaca hizmet etmektedir. Bunlar;
1) İçinde bulundukları kültürün merkezini oluşturan edebiyatı çocuklara tanıtmak;
2) Bilgilerini pekiştirmek, bilgi çemberlerini genişletmek ve daha fazla bilgi arayışına yöneltmek,
3) Bellek, sıra takibi ve çözümleme gibi terimlerle dile getirilen dille bağlantılı becerileri çocukta geliştirmek. Bu terimlere uygun deneyim ve bilgi birikimine sahip olunduğu ölçüde, bu amaçlar daha iyi bir biçimde gerçekleşecektir.

İletişimsel yeteneklerin gelişimi için; dinleme, taklit etme, doğal olarak dili kullanma, kavram gelişimi, karşılaştırma yeteneği, kendisinin ve diğer insanların duygularını ifade etme, konuşma seslerini doğru olarak çıkarma, bağımsız olarak düşünebilme ve sonuç çıkarma davranışlarının kazandırılması amaçlanmaktadır. Bu davranışlar da ancak öykü anlatma aşamasında kazandırılabilmektedir. Eğitimcilerin ve ana babaların bu konuya ağırlık vermesi gereklidir.

Kitabın dil gelişimine yardımcı olabilmesi için; çocuklara bol resimli kitap okunmalı, çocuk kitaptaki resimleri anlatmaya, kitapla ilgili olarak sorulan soruları cevaplamaya, yarım bırakılan cümleyi tamamlamaya, yarım bırakılan kitabı anlatmaya, daha sonra da kitabı kendi cümleleriyle özetlemeye teşvik edilmelidir. Bunlar, edebiyatın çocukların dil gelişimini güdüleyip, uyaran yollarıdır. Çocuk edebiyatının zengin kaynağına dayanmayan dil programının kuvvetsiz kalıp gelişemeyeceği unutulmamalıdır. 


Dünyada Çocuk Edebiyatının Gelişimi

Bizde olduğu gibi dünyada da sözlü halk edebiyatının ürünleri çocuk edebiyatının başlangıcı sayılır. Dünyada -özellikle Avrupa ve Amerika'da- çocuk edebiyatının gerekli olduğu düşüncesi çok erken benimsenir . Bunun için bu konuda ürünler verilmesi, bizdeki gelişimine göre oldukça erken bir döneme rastlar. Fransa'da 17. yüzyılda Fenelon'un soylu çocukların eğitiminde kullanılması için yazdığı Telemak (bizde Tanzimat döneminde çevirisi yapılmıştır), La Fontaine'in fablları (aslında büyükler için yazılmıştır), Perrault'un masalları ilk yapıtlardır. Avrupa'da çocuklar için yazma düşüncesi 18. yüzyılda pek çok ülkede birden yaygınlaşır. Çocuklar için verilen ürünler hızla çoğalmaya, başlar özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra çocuk edebiyatında büyük bir gelişme görülür.

İngiltere'den Daniel Defoe'nin Robinson Crusoe, Jonathan Swit'in Gülliverin Seyahatleri, Lewis Carrol'un Alis Harikalar Diyarında, Charles Dickens'in David Coperfieled; Amerika'dan Louisa May Alcott'un Küçük Kadınlar, Mark Twain'in Tom Sawyer, Huckleberry Finn; Fransa'dan Hector Malot'un Kimsesiz Jules Verne'in serisi, Antoine de Saint Exupery'nin Küçük Prens; Almanya'dan Grimm Kardeşlerin masalları; İsveç'ten Selma Lagerlöf'ün Nils Holgerson'un Eşsiz İsveç Yolculuğu ; Danimarka'dan Andersen'in masalları ilk akla gelen çocuk edebiyatı örnekleridir. Bunlar dilimize de çevrilmiştir.

Türkiye'de Çocuk Edebiyatının Gelişimi


Edebiyatımızda çocuklar için söyenmemiş olsa da onların da yararlandığı sözlü halk edebiyatı ürünleri çocuk edebiyatının ilk ürünleri sayılabilirler. Destanlar, masallar, bilmeceler, ninniler, maniler, tekerlemeler, söylenceler, Dede Korkut Hikayeleri çocukların severek dinledikler halk edebiyatı ürünleridir. Nabi'nin Hayriyye'si (17. yüzyıl), Sünbülzade Vehbi'nin Lütfiye-i Vehbi'si (19. yüzyıl) ise çocuklar için değil onların eğitimi üzerine yazılmıştır.

Bizde çocuk edebiyatı konusu ancak Meşrutiyetten sonra kendini duyurmuştur. Öğretmen okullarına Batılı eğitim anlayışının girmesi buna ön ayak olmuştur. Çocuk edebiyatının bizde çok geç gelişmesinin çocuğa ve öğretmene verdiği sıkıntıyı Alangu (1965) şöyle anlatmaktadır: "Rastgele okuyuş yalnız, çok eski devirlerin çocukları için değil, Meşrutiyet, hatta uzun süre Cumhuriyet nesillerinin de bir çaresizliği olmuştur. Okuma öğrendiğim günlerde çaresizlikten babamın meslek kitapları ile gündelik gazeteleri uzun süre okumak zorunda kaldığımı çok iyi anımsıyorum. Meşrutiyetten bu yana, Cumhuriyet'ten 1940'lı yıllara kadar çocuk kitabı o kadar azdı ki, öğretmenler birkaç kitabı önerdikten sonra duraklamak, çocukların büsbütün düzeysiz ve kötü eserlerin kucağına düşmemeleri için zamanı gelmediği halde, yaş basamaklarını düşünmeden edebi yapıtlara yöneltmeye çalışırlardı." Tanzimat döneminde, Batı dillerinde yazılmış kitapların dilimize çevrilmeye başlanmasıyla çocuk klasikleri de dilimize çevrilir; fakat bu çevirilerde çocukların anlayabileceği bir dil kullanılmaması çocuk klasiklerinin çocuklar tafından okunmasını zorlaştırmıştır. Özellikle o dönemde okur-yazar oranın oldukça düşük olduğu düşünülürse bu zorluk daha iyi anlaşılır. Yapılan bu çeviriler arasında şunlar sayılabilir: Yusuf Kamil Paşa, Fenelon'un Telemakını; Vakanüvis Lütfi, Daniel Defoe'nin Robinson Crusoesunu; Mahmut Nedim, Jonathan Swift'in Gülliver'in Seyahatnamesini vb. çevirmişlerdir. Çeviri konusunda Şinasi La Fontaine'den "fabl", Recaizade Ekrem ve Ahmet Mithat Efendi "manzum" çevirileriyle iyi örnekler vermişlerdir.

İlk çocuk gazetesi Mümeyyiz (1869) de Tanzimat döneminde çıkartılmıştır. Daha sonra Sadakat (1875) -sonra adı Etfal olur- adlı çocuk gazetesi çıkartılmıştır. Bu dönemde çocuk dergileri de çıkartılır. Bahçe (1880), Çocuklara Kıraat (1882), Vasıta-i Terakki (1882), Çocuklara Arkadaş (1882), Çocuklara Talim (1887), Çocuklara Rehber (1896), Çocuk Bahçesi (1904) aralıklarla yayımlarını sürdüren çocuk dergileridir. Günümüzde belirli bir çocuk gazetesi yoktur. Bazı gazetelerin belirli sayfalarında çocuklar için ayrılmış köşeler vardır. Bununla birlikte çocuk dergileri oldukça çoktur.

Çeşitli yayınevlerinin, kuruluşların, bankaların çıkarttığı çocuk dergileri vardır. Yalnız, çocuk dergilerinin nicelik olarak çok olması nitelik olarak da iyi oldukları anlamına gelmemelidir.

II. Meşrutiyetten sonra Yüksek Öğretmen Okulu müdürü Satı Bey çocuk edebiyatının önemini vurgulayarak çocuk şiir ve şarkılarının olmadığına dikkat çeker. O dönemin sanatçılarından Alaattin Gövsa Çocuk Şiirleri (1911), Ali Ulvi Elöve Çocuklarımıza Neşideler, Tevfik Fikret Şermin (1914) adlı çocuk kitalarını yayınlayarak bu konudaki boşluğu doldurmaya çalışırlar.

Milli edebiyat döneminde de Ziya Gökalp, Ali Ekrem Bolayır, Mehmet Emin Yurdakul, İsmail Hikmet Ertaylan, Fazıl Ahmet Aykaç, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy şiirlerle çocuklara seslenirler. Yine bu dönemde Ömer Seyfettin, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın, aslında büyükler için yazıdıkları, öyküleri çocuklar tarafından ilgi görür.

Cumhuriyet döneminde Ahmet Kutsi Tecer, Necmettin Halil Onan, Ömer Bedrettin Uşaklı, Kemalettin Kamu, Vasfi Mahir Kocatürk çocuklar için şiir yazan sanatçılardır. Bu dönemde çocuklar için yazılan öykü ve romanlar çok azdır. Var olanlar da pek başarılı örnekler değildir. 1928 yılında başlatılan okuma yazma seferberliği, 1936 yılında da Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulunun çabalarıyla çocuk edebiyatına yönelik olumlu çalışmalar yapılmıştır. Burada Huriye Öniz'in Köprüaltı Çocukları adlı öyküsünü belirtmek gerekir. Çocuk edebiyatı düşüncesinin oluşmadığı yıllarda başvurulan halk edebiyatı ürünlerinden masalların derlenmesi çalışmaları bu dönemde olur. Naki Tezel Çocuk Masalları (1943) derlemesiyle bu çalışmaları başlatır. Eflatun Cem Güney de bu konuda çalışmıştır. Dertli Kaval, Nar Tanesi, Bir Varmış Bir Yokmuş önemli çalışmalarıdır.

Çocuklar için yazılmış biyografi türünün ilk örneklerini Rakım Çalapala'nın Mustafa Atatürk'ün Romanı, Falih Rıfkı Atay'ın Babanız Atatürk adlı yapıtları oluşturmaktadır.

Çocuklar için yazılmış anı türünün ilk örneklerini Halide Nusret Zorlutuna'nın "Benim Küçük Dostlarım", Nahit Nafiz Edgüer'in "Atatürk'ten Anılar" adlı yapıtları oluşturmaktadır.

Çocuk edebiyatının gelişimi içinde Orhan Veli Kanık'ın La Fontaine Masalları'nı şiir biçimine dönüştüren çalışması ile Nasrettin Hoca Hikayeleri'ni de belirtmek gerekir. 1979 yılında Unesco bu yılı Dünya Çocuk Yılı ilân etmiştir. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de bu konuda birçok çalışma yapılmış, üzerinde konuşulur olmuştur.

Günümüzde ise birçok sanatçı çocuklar için kitap yazmıştır. Ceyhun Atuf Kansu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Orhan Kemal, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Muzaffer İzgü, Ülkü Tamer, Güngör Dilmen, Ali Püsküllüoğlu, Ayla Kutlu, Müjdat Gezen, Sulhi Dölek, Feyza Hepçilingirler, İpek Ongun, Gülten Dayıoğlu, Yalvaç Ural, Fatih Erdoğan, Aytül Akal, Ayla Çınaroğlu bunlardan birkaç tanesidir.

Çocuk ve Kitap İlişkisi


Maksim Gorki "Her kitap beni kalabalıktan, düzeysizlikten insanlığa, insancıllığa yükselten; daha iyi bir yaşamı anlamama ve ona karşı derin bir susuzluk duymama neden olan bir basamaktır." diyerek kitabın yaşamına kattığı güzellikleri anlatır. Yaşamı güzelleştiren kitabı çocuğun yaşamında bir demirbaş yapmak gerekmektedir. Çocuk, kitapla iyice içli dışlı olmalıdır. Bu içli dışlılık sadece ders kitaplarıyla sınırlandırılmamalıdır. Çocuk diğer kitap türleriyle de haşır neşir olmalıdır; ancak o zaman okumanın tadına varabilir.

Oğuzkan'ın (1947) dilimize çevirdiği M. Hill'in Children and Book's adlı kitabında kitabın önemini, çocuğun neden kitaba gereksinim duyduğunu anlatan bir yazıya burada kısaltarak yer vermek doğru olur.

Çocuk ve Kitapları

"Kitaplar yaşamın yerini tutmaz; ama yaşamı sınırsız biçimde zenginleştirir. yaşam can sıkıcı bir hal aldığı zaman, kitaplar bunun her zaman böyle olmadığına inancımızı güçlendirir.

Yaşam çetinleştiği zaman, bizi bir süre üzüntülerden kurtarır veya sorunlarımızın çözümünde bize yeni bir anlayış kazandırır. Yahut gerek duyduğumuz huzur ve dinlenmeyi sağlar bize. kitap, kullanmasını bilenler için, sürekli bir bilgi, rahatlık ve zevk kaynağıdır. Bu, hem çocuklar için hem de yetişkinler için doğrudur. Ancak bu, özellikle çocuklar için daha doğrudur.

"Bazı temel gereksinimler birçok kimse için ve her zaman ortak gereksinimlerdir. Başlangıçta çocuğun gereksinimleri dar bir sınır içindedir ve tamamiyle kişiseldir; ama çocuk geliştikçe bu gereksinimlerin alanı genişler ve genellikle toplumsal bir nitelik kazanır. Gereksinimleri karşılamaya çalışan çocuk, durmadan, kişisel mutluluk ile toplumsal onay arasında nazik ve dikkatli dengeyi sürdürmenin yollarını arar ki bu kolay bir iş değildir. Kitaplar doğrudan doğruya veya dolaylı olarak çocuğa bu konuda yardım eder. "

Çocuğun kitapla tanışmasında, kitabı sevmesinde, kitapla birlikteliğinin uzun sürmesinde aile, öğretmen, okul ve kurumlara bazı görevler düşmektedir. Çocuğun kitap okunması isteniyorsa, aile içinde çocuk kitapla tanıştırılmalı, kitap okumaya özendirilmelidir. Kitap okumayan bir ailenin çocuğu da büyük bir olasılıkla kitap okumayacaktır. Aile çocuğu çevredeki kütüphanelere götürmeli, çocuğun yaşına uygun kitap almalı, ders kitapları dışındaki kitapları okuması için de desteklemelidir. Öğretmen kitap okumalı, öğrencinin düzeyine uygun kitaplar önermeli, öğrenciyi kitap okumaya özendirmelidir. Bu görev sadece sınıf öğretmenlerinin veya edebiyat öğretmenlerinin sorumluluğunda değildir. Diğer branş öğretmenleri de bu konuda öğrencilere örnek olacak davranışlarda bulunmalıdırlar. Okul yönetimi, kurum ve kuruluşlar öğrencinin kitaba ulaşmasını kolaylaştıracak yeni ortamlar yaratmalı, bu ortamları çeşitli kitaplarla zenginleştirmeli, öğrencinin ilgisini çekecek bir düzen oluşturulması için maddi olanakları sağlamalı, kitap sergileri açmalı, özellikle kurum ve kuruluşlar nitelikli çocuk yayınlarının oluşturulması için bu alandaki çalışmaları örgütlemeli ve desteklemelidirler.

Çocuk Yayınlarında Bulunması Gereken Özellikler


"İnsanlık, çocuğa verebileceğinin en iyisini vermekle yükümlüdür" Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bir kararıdır bu. Günümüz çocukları eğitim araç-gereçlerinin çeşitliliği bakımından kendilerinden önceki nesilden daha şanslı durumdadırlar. Bu çeşitlilikten bütün çocuklar yararlanamasa da, çocukların eğitiminde teknolojinin etkisi yatsınamaz bir gerçektir. Bu çeşitlilik aynı zamanda anne-baba, öğretmen olarak büyükleri zor durumda bırakmaktadır. Çünkü çocukların zararlı etkilerden korunması büyüklerin sorumluluğundadır. Bu sorumluluk da çocuklara sunulan olanaklar çoğaldıkça artmaktadır. Hangi kitap okutulmalı, okuma beğenisi nasıl geliştirilmeli, hangi program izletilmeli, hangileri yasaklanmalı?.... Bu ve buna benzer sorular kafaları kurcalamaktadır.

Bir çocuk kitabında içerik, dil ve anlatım yönünden bulunması gereken nitelikler şöyle sıralanabilir:

  •  Çocuk kitapları, çocuğun gelişme düzeyine uygun konuları işlemeli, dili yalın, kavramlar açık olmalıdır.
  • Konular ilgi çekici biçimde sunulmalı, eğlendirici, öğretici ve düşündürücü olmalıdır.
  • Konunun işlenişi bilim verilerine ve insanlık değerlerine uygun olmalıdır. İnsanı ve çevresini gerçekçi açıdan tanıtmalı, yurt sevgisini, insan sevgisini ve yardımlaşma duygusunu güçlendirici olmalıdır.
  • Denemeci, araştırıcı, eleştirici, kısacası özgür düşünceli insan yetiştirme amacı gözönüne alınarak yazılmalıdır.
  • Çocuğun kendini tanımasına, kişiliğini geliştirmesine katkıda bulunmalıdır (Yörükoğlu, 1997).
  • Çocuk kitapları çocuğun sanat beğenisini geliştirmeyi amaçlamalıdır.
  • Çocuğu iyiye, güzele, doğruya yönlendirmeyi amaç edinmelidir (Baraz,1987).
  • Çocuğa eleştirel düşünme becerisi kazandırmalı, geliştirmelidir.
  • Çocukların sözcük dağarcıkları göz önünde tutularak bu dağarları geliştirilmelidir.
  • Çocuğun düzeyine uygun bir anlatım yöntemi kullanılmalıdır.
  • İnsanı olduğu gibi göstermelidir. İyiler hep iyi, kötüler hep kötü değildir.
  • Çocuk evrensel değerlere saygı duymalıdır.
  • Verilmek istenen doğrudan değil, çocuğun bulmasını sağlayacak biçimde sunulmalıdır.
Yörükoğlu (1997), çocuk kitaplarında nelerin sakıncalı olduğunu belirtmenin daha doğru olduğunu dile getirerek, sakıncaları şöyle sıralamıştır:

  • Çocuk kitapları her türlü kör inaç ve önyargılardan arınmış olmalıdır. Irk üstünlüğü, din ayrılığı, bağnazlık, dolaylı ya da doğrudan aşılanmamalıdır.
  • Yurt sevgisi, ulusal değerler ve Türklük bilinci işlenirken evrensel değerler bir kenara itilmemeli, ülkeler arasında düşmanlık ve öç alma duyguları körüklenmemelidir.
  • Yiğitlik abartılmamalı; çocuklara, yanılmaz insan, üstün insan, her şeyi bilen insan örnekleri sunulmamalıdır. Başka bir deyişle, etiyle kemiğiyle, olumlu ve olumsuz yanlarıyla insan tanıtılmalıdır. Çocuk kitaplarında, çelişkileriyle, değişen düşünce ve duygularıyla insanı görmeli; başkalarında kendisine benzerlikler bulabilmelidir. Katı ahlak kuralları içinde sıkışıp kalmamalı, hoşgörü ve esneklik kazanmalıdır.
  • Alın yazısı, yazgı gibi insanının boynunu büktüren, savaşım gücünü köstekleyen inanışlara yer verilmemelidir.
  • Her kitap bir dizi ahlak yargısıyla sonuçlandırılmamalıdır. Köprüaltı Çocukları, Öksüz Ayşe türünden acıma duygusunu sömüren kitaplar en azından yararsızdır. Polianna gibi tanınmış bir çocuk öyküsü de bu kötü örnekler arasında yer alır. Bu öyküde, çevresindekileri mutlu etmek için insan üstü çaba gösteren bir kız çocuğu anlatılır. Ne üzüntü, ne kırgınlık, ne de öfke duymayan böyle bir kahraman nasıl benimsenir? Olsa olsa erişilmez bir varlık olarak okuyucuda bir küçüklük duygusu yaratır.
  • Çocuk yayınları da diğerleri gibi eşgüdümlü bir çalışma gerektirir; hatta diğerlerinden daha çok... Yazarın içerik, dil ve anlatım konusunda gösterdiği titizlik, kitabı yayıma hazırlayacak diğer elemanlarca da gösterilmelidir. Çocuk yayınlarında içerik, dil ve anlatım özelliklerinin yanı sıra biçimsel özelliklere de önem verilmelidir. Biçimsel özellikler deyince kitabın resimlenmesi, kapak düzeni, yazı biçimi, kağıt kalitesi, kitap boyutu gibi özellikler anlaşılmalıdır.
Çocuk yayınlarında biçimsel olarak şu özelliklerin bulunmasına özen gösterilmelidir:

  • Çocuk kitaplarında kapak, çocuğun dikkatini çeken ilk biçimsel özelliktir. Kapak kalın kartondan olmalıdır. Daha küçük yaştaki çocuklara hazırlanan kitaplarda kapağın dayanıklılığı da artırılmalıdır. Kapakta kitabın adı, konuyu tanıtıcı bir resimle yer almalıdır. Dış kapakta yazılmamışsa, iç kapağa yazarın (çeviri bir kitapsa aynı zamanda çevirenin), kitabı resimleyenin, basımevinin adları ile basım yılı ve yeri yazılmalıdır. Arka kapak ise çeşitli amaçlar için kullanılabilir: yayınevinin kitaplar dizisi, yazarın yapıtları, kitabın fiyatı gibi.
  • Çocuk kitapları dağılmayacak biçimde iyi yapıştırılmalı, hatta dikilmelidir. Çocuğun kitabı katlayabileceği göz önünde tutularak bu konuya önem verilmelidir. Çocuğun dağılmış bir kitaba ilgi göstermesi beklenemez.
  • Çocuk kitapları en iyi kalitedeki birinci hamur kağıda basılmalıdır. Kağıt; mürekkebi dağıtmamalı, renkleri değiştirmemeli, kolay yırtılmamalı, çocuğun gözünü yoracak kadar parlak olmamalıdır. Kağıdın mat olmasına özen gösterilmelidir.
  • Çocuk kitaplarının boyutlarının çok küçük olmamasına özen gösterilmelidir. Kitabın boyutu sesleneceği çocuğun yaşına göre saptanmalıdır.
  • Kitabın harfleri büyüklük bakımından olduğu kadar yükseklik ve genişlik bakımından da uygun olmalıdır. Okul öncesi ve ilkokulun birinci devresi için en az 14 punto (geniş, yüksek harfler) olmalıdır. İkinci devre için en az 12 punto (kitap -elinizdeki kitabın- harfleri) olmalıdır(Alpay ve Anhegger, 1975). Satır araları sıkışık olmamalıdır. Tümcelerin sözcük sayısı ilkokulun birinci devresinde en çok altı, ikinci devresinde ise en çok on olmalıdır (Alpay ve Anhegger,1975). Çocuk kitaplarında bileşik tümceden çok basit tümce kurulmasına, özellikle, çocuğun yaşı küçüldükçe özen gösterilmelidir.
  • Çocuk kitaplarının resimlenmesinin ayrı bir önemi vardır. Çocuk kitabının resimlenmesi içeriği, dil ve anlatımı kadar önemlidir. Daha önce de belirtildiği gibi çocuk, kitabın resimlerine bakarak okumaya başlar (Çocuk Edebiyatı konu başlığında belirtilen Erişen'in Reşat Nuri'nin okumaya başlamasını anlatan anısını anımsayınız). Bu resimlerin ilgi çekici olması çocukta okumayı körükleyecektir; aynı zamanda çocuğun güzel sanatlara ilgisini de artıracaktır. Birçok çocuğun güzel sanatlarla ilk karşılaşması kitaptaki resimlerle olmaktadır. İlklerin yaşamımızdaki önemi unutulmamalı ve bu konuya gereken önem verilmelidir.
  • Resimler iyi ve kolay yorumlanabilmelidir. Yazıdaki anlatılan olayı (olayları) özetler, yorumlar nitelikte olmalıdır. Resimler okuma bilmeyen çocuğun kendisine okunan kitabı, daha sonra resimlerine bakarak anlatmasını sağlayacak kadar anlaşılır olmalıdır. Resimler renkli olmalıdır. Birçok uzman, resimlerle yazıların üst üste konmaması, yan yana iki sayfada bulunması gerektiği görüşündedirler. Bol resimli, az yazılı (özellikle küçük yaştaki çocuklar için hazırlanmış kitaplarda) kitaplarda resimle yazı aynı sayfada yer alabilmektedir.

Çocuklar Edebiyata Neden İhtiyaç Duyar?


Çocuk edebiyatı alandaki çalışmalarıyla tanınmış eğitimci Jacob (1955), A.F. Oğuzkan'ın dilimize çevirdiği Curriculum Letter adlı yapıtında çocukların neden edebiyata gereksinim duyduğunu şöyle açıklamaktadır:

1. Edebiyat hoş vakit geçirtici, eğlendirici bir şeydir. Hoş vakit geçirtmeyi eğitimin başlıca amaçlarından biri olarak düşünmekten çekinilmemelidir. Elbette radyonun, resimli dergilerin, sinemanın ve televizyonun yanında okumaya da bir yer ayrılması gerekir. Eğer çocuklar okulda okumayı sevmeyi, okumaktan sadece okumak için zevk almayı öğrenmezler ise hoşça vakit geçirten bir unsurdan yoksun kalırlar. Bu bakımdan, edebiyatı, bir hoş vakit geçirme aracı olarak öğretim programına alınacak değerli unsurlardan biri biçiminde pekala düşünebiliriz.

2. Edebiyat ruha canlılık verir, yaşama gücünü artırır. Edebiyat kimi zaman bizi, hayatın çok ciddi ve üzücü durumlarından uzaklaştırır, götürür. Güzel bir düzyazı veya şiir okumanın kazandırdığı yaşantılarla bir insan kısa zamanda bugünkü tasalarından kurtulma olanağı bulur ve sonra da bu tasarıların karşısına daha güçlü, daha dinlenmiş halde çıkmanın yollarını öğrenir. Çocuklara okulda bu gibi yaşantılar edinmek için birtakım olanaklar verilmediği sürece onlar ruhun canlanıp güçlenmesinde edebiyatın bu şaşırtıcı, olağanüstü değerini hiç bir vakit öğrenemeyeceklerdir.

3. Edebiyat yaşamı tanımaya yardım eder. Çocuklar yaşamı ve yaşama yollarını öğrenmek için edebi eserlere gereksinim duyarlar. Başka bir kimsenin yaşamını ilgilendiren durumları öğrenmek için edebiyat aracılığıyla elde eldilen pek ilginç yaşantıları -televizyon, radyo vb.- hiçbir araç kazandıramaz. Kimi durumlarda kişisel yaşantılardan daha iyisi yoktur; ama bazı yaşantılar vardır ki bunlar türlü edebiyat eserlerinni okunmasıyla birer rastlantı sonucu kazanılır. Kısaca, çocuklar yaşamı tanımak için edebiyata gereksinim duyarlar.

4. Edebiyat bir rehberlik kaynağıdır. Edebiyat bir kimsenin kendini tanıyarak davranışlarını değiştirmeye yarayacak olanaklar hazırladığı için bir rehberlik kaynağı olarak da hizmet edebilir. Şüphesiz, bütün edebiyat eserleri böyle bir hizmeti görmez ve bu hizmet de her zaman klasik ölçüler içinde yerine getirilemez. Fakat, her birimizin yaşamında gereksinim duyduğumuz vakit bize kendimizi anlamak konusunda yardımcı olan en az bir kitap bulunmuştur.

5. Edebiyat yaratıcı etkinlikleri özendirir. Çocuklar, başka alanlardaki yaratıcı etkinliklere geçmek için bir sıçrama tahtası olarak edebiyata gereksinim duyarlar. Başka sanatlarla ilişkileri bulunan zengin bir programın eşliğinde yaratıcılığa yönelten okuma etkinlikleri sayesinde bir sanat, başka bir sanatı desteklemiş, beslemiş olur. Okuma, çocuğu resim çizmeye ve dramatik sanat alanlarında ritmik yorumlamalar yapmaya özendirir. Çocuklar okuma ve dramatik sanat alanlarında ne kadar zengin yaşantılar edinirlerse yaşamın öteki yaratıcı alanlarında da o kadar zengin bir kişiliğe sahip olurlar.

6. Edebiyat güzel bir dil demektir. Çocuklar kendi dillerini geliştirmek için edebiyat eserlerine gereksinim duyarlar. Edebiyat güzel bir dildir ve içimizde, çocukların anadillerinin güzelliğini en iyi biçimde öğrenmelerini istemeyecek kimse var mıdır?"( Leland, Jacob. Çeviren: A. Ferhan Oğuzkan. Curriculum Letter, N. 20, 1995.)

  • Tanzimat'tan Meşrutiyet'e Çocuk Edebiyatına İlişkin Çeviriler


Tanzimat, iki açıdan çocuk edebiyatına zemin hazırlar: 
1) Çocuk düzeyine uygun metin üretme ihtiyacı. 
2) La Fontaine’in keşfedilmesi ve çeviri faaliyetleri. 

Tanzimat’la birlikte çocuğa yönelik dikkatler değişmiştir. Çocukların anlama, kavrama ve dil ihtiyacına, La Fontaine’in fablları cevap vermiştir. 

Şinasi(1826–1871), La Fontain’den çeviriler yapmış; böylece de çocuk edebiyatının alt yapısını oluşturmuştur. Bunun ilk örneği, Eşek ile Tilki Hikâyesi’dir. Bu, Şinasi’nin Tercüme-i Manzume(1859) kitabında yer almıştır. Şinasi’nin kendi yazdığı fabllar da vardır: Kara Kuş Yavrusu ile Karga Hikâyesi, Arı ile Sivrisinek Hikâyesi. Şinasi bu fablları, Müntehabat-ı Eş’ar adlı kitabına almıştır. Bu metinlerin dili yalındır. 

Kayserili Doktor Rüştü de çıkardığı Nuhbetü’l-Etfal(1859) adlı alfabe kitabında çocuklara seslenir. Kitabında çevirdiği fabllara da yer verir: Deryaya Giden Balığın Hikâyesi, Karınca ile Ağustos Böceğinin Hikâyesi, Kedi ile Farenin Hikâyesi... Bu çevirilerin amacı çocuklara hoşça vakit geçirtmek, ahlak dersi vermek ve okuma alışkanlığı kazandırmaktır. 

Recaizade Mahmut Ekrem[1], yaptığı on çeviriyi Naçiz(1885) adlı eserinde bir araya getirir. Kitaptaki manzumeler şunlardır: Ağustos Böceği ile Karınca, Karga ile Tilki, Meşe ile Saz, Kurbağa ile Öküz, Biri Tuz Diğeri Sünger Yüklü İki Eşek, Aslan İle Akd-i Şirket Eden Dana, Kuzu ile Oğlak, Horoz ile İnci, Tilki ile Keçi, Ölüm ile Oduncu. Bunlardan Ağustos Böceği ile Karınca hem aruz, hem heceyle; diğerleri aruzla çevrilmişlerdir. 

Cumhuriyet döneminde La Fontain’den çeviriler yapanlar arasına Nâzım Hikmet(1902–1963), Sabahattin Eyuboğlu(1908–1973) ve Orhan Veli(1914–1950) de katılmıştır. 

La Fontain’den sonra bu alandaki ilk örnekler Daniel Defoe’dan yapılan Robenson çevirileridir. Eseri, Ahmet Lütfi Robenson Hikâyesi(1864)[2]adıyla Arapçadan tercüme etmiştir. 

Robenson, 1886’da Şemsettin Sami tarafından tekrar tercüme edilir. Şemsettin Sami, uzun cümleleri kısaltıp metnin dilini konuşma diline yaklaştırmıştır. 

Şükrü Kaya’nın 1919’da yaptığı Robenson tercümesi, kitabın İngilizce aslından çevrilmiştir. 

Cumhuriyetten sonra da Robenson çevirileri yapılmıştır. Kemalettin Şükrü’nün (1932’de), Necdet Rüştü’nün (1938’de) ve Yaşar Nabi’nin Issız Adada 28 Yıl adıyla yaptığı çeviriler bunlardandır. 

Robenson’dan sonra çocuk edebiyatı alanında yapılan ikinci tercüme, Jonathan Swift’in Güliver’in Seyahatnamesi’dir. Mahmut Nedim Efendi’nin 1872’de çevirdiği eser, 3 cilt olarak basılmıştır. Kitap, Güliver’in Seyahatnamesi ve Cüceler Memleketinde adıyla 1913’te tekrar tercüme edilmiştir. Ercüment Talu, Cüceler ve Devler Memleketinde: Güliver’in Seyahatleri adıyla 1935’te üçüncü kez tercüme etmiştir. Bu tercüme hem dil ve cümle yönünden hem de baskı ve resimleme açısından iyi bir örnektir. 

Jules Verne’den yapılan ilk tercüme Kaptan Hatras’ın Sergüzeşti(1877) adıyla basılır. Jules Verne’in diğer kitapları da 1886’dan 1907’ye kadar Türkçeye çevrilip yayımlanır: Merkez-i Arza Seyahat, Beş Hafta Balonla Seyahat, Seksen Günde Devriâlem, Kaptan Grant’ın Çocukları, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve Deniz Feneri. 

MEŞRUTİYET DÖNEMİ ÇOCUK EDEBİYATI 

Türkiye’de çocuk edebiyatıyla ilgili ilk ciddi girişimler II. Meşrutiyet’ten sonra yapılır. Çocuğa yönelik edebî ürünlerin bir ihtiyaç olduğu ve bu alanda eksiklerin olduğu fark edilir. Çocuk gelişiminde öykü ve masalların rolü keşfedilir. Ahmet Cevat (Emre), Hikâye Anlatmak Sanatı(1910) adlı eserinde teorik bilgiler verir ve örnek metinler üzerinde durur. 

1909’da Darülmuallim’in (Öğretmen Okulu) başına getirilen Satı Bey’in ‘‘çocuk edebiyatımızın parlak ve mükemmel eserleri’’ diye nitelendirdiği örnekler, Tevfik Fikret’in Hep Kardeşiz ve Küçük Asker şarkıları ile Ağustos Böceği ile Karınca ve Az Tamah Çok Ziyan Verir adlı manzum hikâyeleridir. Bu hikâyeler ilk birkaç aylık ihtiyacı karşılar. Daha sonra, bu ihtiyaca cevap vermek için Ali Ulvi Elöve, ‘‘Aile’’, ‘‘Mektep’’, ‘‘Vatan’’, ‘‘İnsanlık’’, ‘‘Tabiat’’ başlıklı; bir kısmı telif, bir kısmı da çeviri ve uyarlama olmak üzere toplam yetmiş üç şiiri Çocuklarımıza Neşideler(1912) adıyla bir araya getirir. Şair, kitabının ön sözünde amacının iyiliğe eğilim uyandırmak ve ahlaki telkinlerde bulunmak olduğunu söyler. Elöven’in şiirlerinde merak duygusu, yaşama sevinci, yurt sevgisi, çalışmanın gerekliliği gibi temalar işlenir.[3] 

Edebiyatımızın en önemli eksiğini, ‘‘çocuklara yönelik eser yazılmaması’’ şeklinde özetleyen Satı Bey, yazısının devamında çocuk edebiyatının ilgi görmemesini ‘‘Çocuklarla iştigal edenler çocuk kalırlar.’’ hükmünün genel bir görüş oluşturmasına bağlar. 

Türk edebiyatında çocuklara yönelik ilk kitap, İbrahim Alâettin Gövsa’nın Çocuk Şiirleri(1911) adlı kitabıdır. Gövsa kitabının ön sözünde anne babalara ve öğretmenlere seslenir. Otuz dört şiire yer verdiği kitabında doğrudan ahlak dersi veren şiirlerin yanında, sonucunu çocukların zekâsına bıraktığı örneklerin de bulunduğunu belirtir. Kitapta dini inançla, yurt sevgisiyle, doğa olaylarıyla, acıma duygusuyla, çalışmayla, dış dünyaya yönelik çocuk dikkatiyle ilgili dizelere yer verilir. 

İbrahim Alâettin, Tedrisat-ı İptidaiye mecmuasının 48. (Eylül 1919) ve 50. (Kasım 1919) sayılarında yayımlanan ‘‘Çocuk Edebiyatı’’ başlıklı yazılarıyla çocuk edebiyatının kuramsal temelleri üzerinde durmuştur. 

İbrahim Alâettin, çocukların şiiri çok sevdiğinden söz eder. Bunu, uyakların sağladığı ahenge, hecelerin düzen ve dengesinden doğan ezgiye bağlar. 

Gövsa’ya göre çocuk şiirlerinde aruzun ‘‘mefâilün, mefâilün’’; hecenin de ‘‘iki dörtlük’’ veya ‘‘iki dörtlük bir üçlük’’ gibi kalıpları tercih edilmeli, duraklar belirgin olmalı, uyaklar sıklıkla kullanılmalıdır. Hayaller açık ve anlaşılır olmalıdır. 

Tevfik Fikret, Şermin(1914) ile Türk çocuk şiirinin kurucuları arasına girer. Yazar, Şermin’de çocuklar için anlaşılır bir dil kullanır. Hece ölçüsünün 7’li 8’li kalıplarını tercih eder. Çocuğun sembolle örülü dünyasına uygun imgeler yaratır. Kitapta alfabe, oyun, oyuncak, doğa ve hayvan sevgisi, acıma duygusu, okulun işlevi, çalışmanın erdemi gibi konularla ilgili, şiir değeri yüksek otuz bir örnek yer alır. Kitapta yer alan benzetmeler, karşılaştırmalar, muzip yaklaşımlar ve çıkarımlar Tevfik Fikret’in çocuk duygularına yaklaşımının göstergeleridir. 

Ziya Gökalp, çocuklara bilgi vermek için edebî metinlerin kullanılması gerektiğini savunur. Ahlaki ve milli duyguları şiir arcılığıyla çocuğa aktarma çabasındadır. Eserleri şunlardır: Kızıl Elma(1915): İçinde masal, destan, koşma tarzında manzumeler yer alır. Yeni Hayat(1918): Yurt, ulus, dil, din, ahlak, sanat, aile gibi konular işlenir. Altın Işık(1923): Yedisi mensur, beşi manzum on iki masal yer alır. Manzum metinlerden ikisi Dede Kokut hikâyelerinden, biri de Malazgirt Savaşı’ndan alınmıştır. 

Bu dönem çocuk şiirinin dikkate değer diğer örnekleri şunlardır: Mehmet Emin Yurdakul’un yurt ve ulus sevgisi içeren, yalın anlatımlı şiirleri; Ali Ekrem Bolayır’ın Çocuk Şiirleri(1917) ve Şiir Demeti(1923); Fuad Köprülü’nün Mektep Şiirleri(1918) ve Nasrettin Hoca(1918); Sabri Cemil (Yalkut)’un Çocuklara Mahsus Küçük Şiirler; İbrahim Aşki Tanık’ın Çocukların Şiir Defteri. 

Milli edebiyattan cumhuriyete geçiş döneminde çocuklara yönelik şiir yazan şairler şunlardır: Osman Fahri, Suat Fahir, Ruşen Eşref, Siracettin Hasırcıoğlu, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç... Çocuklara yönelik metin yazan yazarlar da şunlardır: Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Mahmut Yesari, Aka Gündüz... 

ÇOCUKLARA YÖNELİK SÜRELİ YAYINLAR 

Mümeyyiz(1869–1870): Osmanlı Döneminde çocuklara yönelik ilk süreli yayın 1869’da yayımlanan Mümeyyiz adlı gazetedir. Gazetede, şiir, bilmece, haber, ansiklopedik bilgiler ve yazı dizilerine yer verilir. Anlatım ve dil, çocukların anlayabileceği şekilde yalındır. 

Daha sonra sırasıyla Sadakat(1875), Arkadaş(1876), Çocuklara Arkadaş(1882) gazeteleri yayımlanır. Bu gazeteler görsel olarak ilgi çekicidir; dizi yazıları, öyküleri ve ödüllü yarışmalarıyla da çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmaya çalışır. Sonraki yayınlar: Vasıta-yı Terakki(1883) Çocuklara Kıraat(1883), Çocuklara Talim(1887), Çocuklara Rehber(1897–1901), Çocuklara Mahsus Gazete(1896–1908); Çocuk Bahçesi(1904), Musavver Küçük Osmanlı(1909) ve Arkadaş(1909) dergileri. 

Tedrisat-ı İptidaiye Mecmuası(1910)[4]: Dönemin iz bırakan dergilerindendir. Derginin bir sayısında tanınmış eğitimcilerden Sâtı Bey, küçük okul çocuklarının kendileri için yazılmış şiir ve şarkılardan yoksun olduklarını belirterek zamanın şair ve bestecilerini göreve çağırıyordu. Dergi, 19. sayısından itibaren Tedrisat Mecmuası adıyla yayınını sürdürür ve 1926’ya kadar 69 sayı çıkar. Dergi, eğitim ve öğretimin kuramsal çerçevesini çizen yazılar yanında, edebî metinlere de yer verir. 

Talebe(1911), Çocuk Bahçesi(1911), Türk Yavrusu(1911),Çocuk Yurdu(1911), Çocuk Duygusu(1911), Mektepli(1911), Çocuk Dünyası(1913), Çocuk Dostu(1914), Hür Çocuk(1918) adlı dergiler kayda değer ürünlerdir. 

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte süreli yayınların sayısı da artar. Çocuk Postası(1923), Yeni Yol(1923), Talebe Mecmuası(1923), Haftalık Resimli Gazetemiz(1924), Sevimli Mecmua(1925), Çocuk Dünyası(1926), Çocuk Yıldızı(1927). 

1940’lı ve 50’li yıllarda Çocuk Haftası, Yavrutürk, Çocuk Sesi adlı dergiler çıkar ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından Çocuk(1932–1948) adlı dergi yayımlanır. 

Doğan Kardeş(Nisan 1945), Mavi Kırlangıç(1970, Yeşilay), Elma Şekeri(1980, Kültür Bakanlığı), Şeker Çocuk(Şekerbank), Kumbara(İş Bankası), Başak Çocuk(Ziraat Bankası), Pamuk Çocuk(Pamukbank), Can Kardeş(1981, Niyazi Birinci), Tercüman Çocuk, Milliyet Kardeş, Türkiye Çocuk, Mavi Kuş, Kırmızı Bisiklet, Kervan, Bando da adları anılması gereken diğer dergilerdir. 

Son dönemde çıkan dergiler şunlardır: Miço(Yalvaç Ural), Gonca, Ebe-Sobe, Kırmızı Fare(Fatih Erdoğan), Mobidik(2002–2003), Bilim Çocuk(TÜBİTAK). 

*************************** 

KAYNAKÇA: 
Talât Sait Hamlan v.d, Türk Edebiyatı Tarihi, Kültür ve Turizm Bakanlığı: Ankara, 2007, C. 4, s.s. 546–553. 
Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, Cem Yayınevi, C. 2, s.s. 327–333 
Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, Cem Yayınevi, C. 3, s.s. 799. 

[1] Recaizade Mahmut Ekrem, 1879’da çıkan Hazine-i Evrak dergisinde La Fontaine’den hikâyeler tercüme etme arzusunun nasıl ortaya çıktığını anlatır. ‘‘Söz mucidi Hazreti Şinasi’’nin bu alanda bir çığır açtığını kaydeder. La Fontaine’in üslubu hakkındaki görüşlerini dile getirir. Buna göre Ekrem Bey, La Fontaine’in söyleyişini ‘‘akıcı’’ ve ‘‘doğal’’ bulur. Ahengini, ‘‘suyun akışı’’na benzetir. 

[2] Ön sözünde, Türkçe dışında neredeyse bütün dillere çevrilen bu eserin Türkçeye kazandırılmasının bir ihtiyaç olduğu kaydedilir. Dönemin dili göz önünde bulundurulduğunda tercümenin oldukça sade bir Türkçe ile yapıldığı görülür. 

[3] Elöven’in şiirlerinden örnekler: 

‘‘Her Şeyi Allah Yarattı’’ 
‘‘Anne! Söyle, bu çiçekler yerden nasıl uyandı 
Yaprakları türlü türlü renkle nasıl boyandı?’’ 
‘‘Yaz’’ 
‘‘Yaprak, çiçek, meyve dal, ot yeşerir 
Yer Yüzüne hayat taşar, duramaz 
Yaşa, yaz!’’ 
‘‘Vatana Dönerken’’ 
Sevgili vatanım sevimli vatanım 
Fedadır uğruna hem canım, hem kanım!’’ 
‘‘Gizli Sesler’’ 
Arı durmaz, rahat etmez, hep çalışır yaz ve kış 
Sen de durma, git çalış.’’ 

[4] Tedrisat-ı İptidaiye Mecmuası (İlköğretim Dergisi)’nin bir sayısında da tanınmış eğitimcilerden Sâtı Bey küçük okul çocuklarının kendileri için yazılmış şiir ve şarkılardan yoksun olduklarını belirterek zamanın şair ve bestecilerini göreve çağırıyordu.