10. Sınıf Dil ve Anlatım Dersi Destansı (Epik) Anlatım Konusu

Destansı anlatım; tarihe dayanan, tarihten ilham alan, milletlerin başından geçen çeşitli olayları, felâketleri, sevinçleri ve bu olaylarda önemli roller oynayan kahramanları, olağanüstülükler temelinde aktaran; evrenin oluşumunu, insanın yaratılışını; milletlerin ortaya çıkışlarını ve ölüm hakkındaki düşüncelerini heyecan ve coşku uyandıracak biçimde anlatan hikâyelerdir.

Destansı Anlatımın Özellikleri:

- Aklın ve bilimin yerini doğaüstü güçlerin ve efsanelerin egemen olduğu dönemlerde meydana gelen ve destanlara konu olan “olaylar”, kaynağını toplumun vicdanından alır. Olaylar, belgelere dayandırılamasa bile ait oldukları kavmin ya da toplumun dünya görüşünü, felsefesini ortaya koyması bakımından önemlidir.

- Destanlardaki “olay kahramanları” insanüstü özelliklere sahiptir. Destan kahramanlarının hemen hemen hepsi erkektir; sahip olduğu insanüstü güçle halkını yok olmanın eşiğinden kurtarıp çoğu zaman kendini ulusu için feda eder ve çok zor bir sorunu çözer.

Destan kahramanı, ya halkını büyük bir beladan (canavar, ejder gibi doğaüstü güçlerden veya doğa güçlerinden) ya da kendinden sayıca çok, kuvvetçe üstün düşmandan kurtararak insana özgü değerlerin (erdemin, cesaretin, ahlakın, özgürlüğün, bağımsızlığın, yiğitliğin…) simgesi hâline gelir.

Destansı anlatımda kahramanlar anlatılırken yiğitçe bir söyleyişle okuyucunun etkilenmesi sağlanır yani “hareket” ögesi ön plana çıkarılır. Bu nedenle bu anlatımda “fiiller”in kullanılması çok önemlidir. Fiillerden yararlanılarak hareketlilik sağlanır.

- Destanlar, tarih öncesi dönemlere ait toplumları idare eden güçlerin serüvenlerini anlatan, anlatma esasına bağlı metinlerdir. Bu özellikleriyle roman, öykü, tiyatro, şiir gibi edebi türlere ve tarihsel metinlere kaynaklık etmiştir. Bu metinlerin bazı bölümlerinde destansı anlatım kullanılabilirken bazı bölümlerinde de başka anlatım türleri kullanılabilir.

- Destansı anlatımın özelliklerini her ne kadar roman, öykü, tiyatro, şiir gibi edebi türlerde rastlayabilsek de bu anlatımın en güzel örneklerini doğal ve yapma destanlarda görmekteyiz.

Doğal destanlar, milletlerin ortak ürünü olan ve büyük olaylar sonucunda, tarihin bilinmeyen bir evresinde oluşan, uzun, manzum eserlerdir. Yapma destanlar ise yeni ve yakın çağlarda toplumu etkileyen bir olayın belli bir sanatçı tarafından söylenmesiyle oluşan eserlerdir. Diyebiliriz ki yapma destanlar, doğal destanların özellikleri dikkate alınıp benzetilmesiyle oluşturulmuş metinlerdir. Yani destansı anlatımın çıkış noktası doğal destanlardır.

Doğal destanlarda anlatılan olayların gerçekleşip gerçekleşmediği ya da gerçekleşmişse bile kesin olarak ne zaman gerçekleştiği, destanların yayılma dönemi olan kuşaktan kuşağa aktarım sırasında ne kadar değişikliğe uğradığını belirleyebilmemiz mümkün değildir. Çünkü bu destanlarda tarih ve mitoloji iç içedir. Ancak yapma destanlarda olağanüstülükler ve abartmalar olmasına rağmen anlatılan olaylar, olayın oluşum zamanı, yeri ve kahramanları daha gerçek ve kesindir.

Doğal destanlardaki mitolojik ögelerin, tanrıların, ilahi birtakım özellikler gösterenlerin yerini yapma destanlarda insanüstü güçleri ve zekâlarıyla toplumu yok oluştan kurtaran gerçek tarihsel kahramanlar yer alır. 

Destansı anlatımının diğer anlatım türleriyle benzerlik ve farkları :

- Olay örgüsüne sahip olmaları nedeniyle “destansı anlatım”la “öyküleyici anlatım” arasında büyük benzerlikler vardır. Ancak öyküleyici anlatımla oluşturulan roman, öykü gibi edebi

metinlerde estetik bir kaygıyla “kurmaca” bir dünya yaratılırken destansı anlatımda önemli olan şey, toplumun zihninde derin izler bırakmış “tarihi bir olay ya da kişi”nin olağanüstülüklerinin anlatılmasıdır.

Öyküleyici anlatımla oluşturulan eserlerde yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olan her türlü kurmaca olay ve kişi anlatılırken destansı anlatımda yalnızca tarihe mal olmuş kişi ve olaylar anlatılır.

- Destansı anlatımda anlatılan olay ve kişiler az ya da çok mutlaka olağanüstü motiflerle süslenerek anlatılır. Bu durum destansı anlatımla olayları nesnel bir bakış açısıyla aktararak tarihi birer belge özelliği gösteren tarihsel metinler ve konusunu gerçek yaşamdan alan öğretici metinler (anı, günlük, gezi yazısı, biyografi, mektup) arasındaki önemli bir farktır. Bu metinlerde yaşananların gerçek yaşamla örtüşmesi bakımından dilin “göndergesel işlevi”; destansı anlatımda dilin “şiirsel (yazınsal) işlevi” kullanılır. Okuyucunun millî duygularına seslenerek onda heyecan ve coşku uyandırması destansı anlatımı “coşku ve heyecana bağlı anlatım”a daha da yaklaştırmaktadır.

- Konularını ve konu etrafındaki kahramanları hatta kahramanların maceraları milletin ortak hayal gücü temeline dayandırılan destansı anlatımda “biz” merkezli bir anlatımla “toplumsallık” söz konusuyken her türlü duygunun okuyucuda hissettirilmesi amacında olan coşku ve heyecana bağlı anlatımda “ben” merkezli bir anlatımla “bireysellik” söz konusudur.

Destansı anlatım, ulusların ortak ülküsü ortaya konularak millî bilincin gelişmesine yardımcı olması sebebiyle “millî” değerler yüceltilmeye çalışılıp okuyucu bu yönüyle coşkulandırılır. Coşku ve heyecana bağlı (lirik) anlatımda bu şekilde tek yönlü olma zorunluluğu yoktur.

Destanlarda “olaylar ve kişiler” anlatılır. Şiirde şairin bir şey anlatma zorunluluğu değil kendi “ben”inden yola çıkarak imgelerle yarattığı düşsel dünyasında duygularını okuyucuya “hissettirme” kaygısı vardır. Yani destansı anlatımda "yaşananlar" anlatılırken coşku ve heyecana bağlı anlatımda şair, "hissettiklerini" dile getirir.

Destansı anlatımın, coşku ve heyecana bağlı anlatımla farklılıklar göstermesine rağmen destansı anlatımda şiirsel birtakım ögelerden yararlanılabilir. Dizelerden oluşan bu metinlerde ölçü, uyak gibi ahenk ögelerinden, mübalağa, benzetme ve istiare (eğretileme) gibi anlam sanatlarından yararlanma bunun en belirgin örneğidir.

Destansı Anlatımla Oluşmuş Metinlerin Özellikleri:

- Koçaklamalar, destanlar, millî marşlar ve kahramanlık şiirleri destansı anlatımdan yararlanılarak oluşturulur.

- Destan, şiir, hikâye, roman ve tiyatro gibi edebi metinlerde destansı anlatımdan yararlanılabilir.

- Tarihi olaylar, kahramanlıklar, olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.

- Sözcükler yan ve mecaz anlamlarıyla kullanılır.

- Anlatımda abartıya (mübalağa) başvurulur.

- Eserlerde yiğitçe bir söyleyiş vardır.

- Yapıp etmeler yani fiiller ön plandadır.

- Sürekli bir hareket vardır.

- Etkileyici bir özellik taşır.

 

Oğuz Kağan Destanı’ndan

Ey oğullar ben çok yaşadım

Çok savaşlar gördüm

Çıta ile çok ok attım

Aygır ile çok yürüdüm

Düşmanlarımı ağlattım

Dostlarımı güldürdüm

Gök tanrıya (borcumu) ödedim.

Sizlere yurdumu veriyorum. 

Doğal destanlarımızdan olan “Oğuz Kağan Destanı” ndan alınan bu şiirde Türklerin hayatında savaşların, gök tanrı inancının önemli bir yer tuttuğunu görebilmekteyiz. Oğuz Kağan, oğulları ve ulusuna seslenerek kendi ülküsünü devam ettirmeleri için onlara çağrıda bulunmaktadır. 

Oğuz Kağan, kırk gün sonra Buz Dağ adında bir dağın eteğine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü ve gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Bu kurt, Oğuz Kağan’a hitap etti ve: “Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; ey Oğuz, ben senin önünde yürümek istiyorum.” dedi. Gök tüylü ve gök yeleli bu büyük erkek kurt birkaç gün sonra durdu. Burada İtil Müren adında bir deniz ardı. Burada savaş başladı. 

Yine “Oğuz Kağan Destanı”ndan alınan bu parçada destanlarda önemli bir motif olan kurt motifi karşımıza çıkmaktadır. Olağanüstü özelliklere sahip olan kurt, Oğuz Kağan’la konuşmakta, ona ve ordusuna yol göstermektedir.

 

Ben sizlere oldum kağan,

Alalım yay ile kalkan,

Nişan olsun bize buyan,

Bozkurt olsun (bize) uran,

Demir kargı olsun orman,

Av yerinde yürüsün kulan,

Daha deniz, daha müren,

Güneş bayrak, gök kurıkan. 

Boğuşma ve vuruşma öyle yaman oldu ki İtil Müren’in suyu baştan başa kıpkırmızı oldu. Oğuz Kağan yendi ve Urum Kağan kaçtı. 

Bu parçada ise Oğuz Kağan’ın kurdun kılavuzluğunda Urum üzerine yürümesini, hakanların ve halkın hayatının seferlerle geçtiğini görebilmekteyiz.

 

KOŞMA

Mert dayanır namert kaçar

Meydan gümbür gümbürlenir

Şahlar şahı divan açar

Divan gümbür gümbürlenir

 

Yiğit kendini öğende

Toplar menzili döğende

Şeşber kalkana değende

Kalkan gümbür gümbürlenir

 

Top atılır kal’asından

Hak saklasın belasından

Köroğlunun narasından

Her yan gümbür gümbürlenir 

Köroğlu’na ait bir koçaklama olan bu dörtlüklerde yiğitlik, vuruşma,savaş temalarını görebilmekteyiz. Kahramanlık temalı budestansı şiirde yiğitlerle korkakların durumu görülebilmektedir.

 

MOHAÇ TÜRKÜSÜ

Bizdik o hücumun bütün aşkıyla kanatlı;

Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.

Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,

Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle!

Fethin daha bir ülkeyi parlattığı gündü;

Biz uğruna can verdiğimiz yerde göründü.

Gül yüzlü bir âfetti ki her busesi lale;

Girdik zaferin koynuna, kandık o visale!

Dünyaya veda ettik, atıldık dolu dizgin;

En son koşumuzdur bu! Asırlarca bilinsin!

Bir bir açılırken göğe, son defa yarıştık;

Allah’a giden yolda meleklerle karıştık.

Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;

Gördük ebedi cedleri bir anda yakından!

Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber;

Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber.

Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden

Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden!

(Yahya Kemal Beyatlı)

 

ADSIZ TEPE'NİN İLK ALINIŞI

Topçu da ateşini tepeye çevirmişti,

Havadan yağıyordu toz, duman, kelle, bacak.

Biz daha ilerdeyiz hemşerim,

Ölüm bize napacak?

İniltilerle, küfürlerle dolduk taştık, dakikalarca,

Gövdemiz geliyordu yaşamamıza dar.

Yarısı kara, yarısı al bir zaman geçti üstümüzden

Kimse bilmez ne kadar.

Genişliyordu tepenin üstü, kıpkızıl mağaralarca,

Şehit şehit, in in.

Alıyordu bileklerine, kara kuvvetini,

Herkes, yanında düşenin.

Hiç silahı yoktu ellerinden başka, boğuşuyordu.

Çevrilmişti bir süngü çemberiyle gide gide.

Nihayet devrildi beş yarayla birden,

İhtiyat mülâzım Fahri Efendi de.

Nihayet kurtarmıştı bir kâfir, boynunu.

Meçhul bir Mehmetçiğin gerilmiş parmaklarından.

Onun kaçışı hepsine bulaştı,

Kaçtılar, şahadet bayraklarından.

(Fazıl Hüsnü Dağlarcaı)