9. Sınıf Dil ve Anlatım Dersi Kalıplaşmış Kelime Grupları Konusu

A. İKİLEMELER

Bir kavramın anlamını pekiştirmek, anlatım gücünü arttırıp zen­ginleştirmek amacıyla anlamları birbirine yakın veya karşıt olan, sesleri birbirini çağrıştıran iki sözcüğün art arda kullanılmasıyla oluşmuş sözcük gruplarına ikileme denir.

 

İkilemeler anlama çabukluk, yaklaşıklık, kesinlik, belirsizlik ve abartma özellikleri katan söz gruplarıdır.

 

Babası ona dayalı döşeli bir ev almış. (pekiştirme)

Lokmaları hızlı hızlı atıyordu ağzına. (çabukluk)

Aşağı yukarı bir saatlik yolumuz kaldı. (yaklaşıklılık)

Bir gün er geç çıkacaksın karşıma. (kesinlik)

Her kış çuval çuval un alırdık eve. (abartma)

Paramız ay sonuna kadar az çok yeter bize. (yaklaşıklık)

İkilemelerin Anlamsal Kuruluşları:

 

a) Aynı sözcüğün tekrarı yoluyla oluşan ikilemeler:

Renk renk çiçekler vardı bahçesinde.

Aralarında gizli gizli bir şeyler konuşuyorlardı.

Oyalanmayın, çorbanızı sıcak sıcak için.

 

b) Eş / yakın anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılmasıyla olu­şan ikilemeler:

Kendi halinde akıllı uslu bir çocuktu.

Ben mal mülk peşinde değilim.

Bizim senden gizli saklı neyimiz olabilir ki!

 

c)Karşıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılmasıyla oluşan ikilemeler:

Her çocuk düşe kalka büyür.

Elimizdeki ekmek az çok herkese yeter.

Durmadan ileri geri konuşup canımı sıkar.

 

d) Bir sözcüğü anlamlı, diğeri anlamsız olan ikilemeler:

Yaz bitmiş, dallarda kalan tek tük meyveleri de kuşlar yemişti.

Bölük pörçük uyudum, uykumu tam alamadım.

Odaya baktığınızda eski püskü eşyalar içinizi karartırdı.

 

e) Her iki sözcüğü de anlamsız olan ikilemeler:

Bu evin hali ne, her şey karman çorman olmuş.

Haberi alınca gece vakti apar topar çıktık yola.

Olanları duyunca allak bullak oldu, adamın yüzü.

 

f) Yansıma sözcüklerden oluşan ikilemeler:

Arabalar vızır vızır işliyor, karşıya geçemedik.

Geceleri şırıl şırıl akan derenin sesiyle uykuya dalardım.

Şuna bak horul horul uyuyor, hiçbir şey umurunda değil.

 

g) Aynı sözcüğün başına "m"nin getirilmesiyle oluşan ikilemeler:

Sizden para mara isteyen mi oldu!

Şaka maka bu yılı da bitirdik!

Çocuk mocuk dinlemem, işine zamanında gel!

 

İkilemelerin Özellikleri:

- Aynı sözcüğün yan yana kullanılmasıyla oluşan her ifade iki­leme değildir.

Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur  (ikileme değil)

Bol bol yiyen, bel bel bakar. (ikileme)

 

- İkilemeyi oluşturan sözcükler yapım eki alabilir.

irili ufaklı, delik deşik, yerli yersjz, kırık dökük

 

- İkilemeler bir deyim grubu içinde yer alabilir.

Abuk sabuk konuş (mak), Ağzına basa basa, içli dışlı ol(mak), Günü gününe, apar topar, el ele ver(mek)

 

- İkilemeler daima ayrı yazılır, ikilemelerin arasına herhangi bir noktalama işareti (virgül, kısa çizgi gibi) konmaz, konması halinde yazım yanlışı ortaya çıkar.

 

- Aynı sözcüğün tekrarı yoluyla oluşan ikilemeler (ağır ağır, di­dik didik, buram buram gibi) dışında kalan ikilemelerin büyük bir bölümü deyim olarak da kabul edilmektedir.

 

B. DEYİMLER

Anlamı güçlendirip pekiştirmek, anlatıma canlılık, akıcılık, somutluk kazandırmak; anlatım güçlüğünü ortadan kaldırmak gibi amaçlarla birden çok sözcüğün kalıplaşmasıyla oluşan söz gruplarına deyim denir.

 

Her dilde kalıplaşmış yapılar olarak deyimler bulunur. Deyimler iki ya da daha fazla sözcükten oluşmuş ve kalıplaşmış ifadelerdir.

 

Deyimlerin Özellikleri

 

- Deyimler en az iki sözcükten oluşur, seyrek de olsa tek sözcüklü deyimlere rastlanır.

Eli maşalı, püf noktası, ağır başlı, yüzü ak, kara gün... gözde, akşamcı, gedikli, şakşakçı.

 

- Bazı deyimler cümle halinde olabilir:

Dostlar alışverişte görsün.

Armut piş, ağzıma düş.

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.

 

- Bazı deyimler karşılıklı konuşma biçiminde yapılanmıştır.

Tencere dibin kara

Seninki benden kara

 

- Deyimlerde öykü, öykücük özelliği de olabilir

Deveye "Boynun eğri" demişler, "Nerem doğru ki!" demiş.

 

- Bazen deyimler ikilemelerden de oluşabilir.

paldır küldür, abur cubur, delik deşik, apar topar, cümbür cema­at.

 

- Somutlaştırmanın en yaygın türünü, belli bir durumu, dav­ranışı, tutumu gözle görülür bir biçimde canlandırmak, bir sahnede izlenircesine dile getirmek amacıyla oluşturulmuş deyimler de çoktur.

ele avuca sığmamak, kazdığı çukura kendi düşmek, arabasını düze çıkarmak, ipin ucunu kaçırmak.

 

- Bazı deyimler alışılmış bağdaştırmalardan, bazıları da alışıl­mamış bağdaştırmalardan kurulan tamlama biçimindedir.

Çıban başı, bit yeniği, çocuk oyuncağı, kuyruk acısı (alışılmış bağdaştırmalardır.)

Ömür törpüsü, demir leblebi (alışılmamış bağdaştırmalardır.)

 

- Deyimler bir dili konuşan toplumun dünya görüşünü, yaşam biçimini, gelenek görenek ve inançlarını; kısaca maddi ve manevi kültürünü yansıtır.

Cinleri başına çıkmak, günahına girmek, şeytan kulağına kurşun, vebali boynuna, yemin etsem başım ağrımaz.

 

- Bazı deyimler, aktarmalar yoluyla mecaz anlam kazanır.

çam yarması, fındık kurdu, yağ tulumu, pişmiş kelle, yerden bitme, çöpsüz üzüm...

 

- Bazı deyimler, ahenkli bir söyleyiş yaratmak, anlatım güzelli­ği sağlamak için birbiriyle uyaklı sözlerden oluşmuştur.

Akşam kavil, sabah savul.

Allah'tan sıska, ne yapsın muska.

Ayvaz kasap, hep bir hesap.

Besledik büyüttük danayı, tanımaz oldu anayı.

Ele verir talkını, kendi yutar salkımı.

Karadeniz fırtına, al pırtını sırtına.

 

- Kimi terimler ortak dilde sık sık kullanıldıklarıdan deyimleş­mektedir. Bazı sözler hem terim, hem deyim listesinde yer alır.

aşağılık duygusu, mat etmek, yumuşak iniş, hava parası, devreye girmek

 

- Deyimler kalıplaşmış sözlerdir, deyimi oluşturan sözcüklerin yeri değiştirilemez ve bir sözcüğün yerine eş anlamlısı getiri­lemez.

Çocuk, gözle kaş arasında kaybolmuştu. (Yanlış)

Çocuk, kaşla göz arasında kaybolmuştu. (Doğru)

 

- Bir deyimin cümlede anlam inceliğine dikkat edilmeden kul­lanılması, anlamına uygun düşmemesi, anlatım bozukluğu­na yol açar.

"Ev sahibi, konuklara bu ne şıklık böyle, deyince Ayşe üstüne alındı." cümlesinde "üstüne alınmak" deyimi anlamına uygun kul­lanılmamıştır. Çünkü bu deyim "bir davranış karşısında tedirgin olmak, alınmak" anlamında kullanılır, oysa bu cümlede "tedirgin

edecek, sıkıntı verecek bir durumdan" söz edilmiyor. ?

 

Aşağıdaki cümlelerde deyim yanlış anlamda kullanılmış ve anlatım bozukluğuna yol açmıştır.

Kendini iyice kaybettin, son günlerde kılık kıyafetine hiç dikkat etmiyorsun.

Bütün öğrenciler kulak kabartmış, öğretmenin okuduğu şiiri din­liyordu.

Bu durum, daha öncekilerden uzun uzadıya farklı bir özellik ta­şımaz.

Maç boyunca öyle güzel oynadı ki bütün futbol otoritelerinin gö­züne battı.

Bu tarihi yapı mimarisiyle, süslemeleriyle gelen turistlerin gözünü döndürüyordu, adeta.

 

- Deyim olarak kullanılan sözlerde, kalıplaşmış ifadelerde kesinlik yoktur, bunlar kesin bir yargı belirtmez, yol gösterip öğüt vermez, yapılması veya yapılmaması gereken bir dav­ranışı belirlemez. Deyimler, yalnızca bir durumu en kısa ve en etkili biçimde ortaya koyar.

"Etle tırnak gibi" bir deyimdir ve belli bir durumu ortaya koyar. An­cak "Et tırnaktan ayrılmaz." bir atasözüdür, bir yargı ortaya koyup öğüt verme niteliği taşır.

"Bel bel bakmak" bir deyimdir, ancak "Bol bol yiyen, bel bel ba­kar." bir atasözüdür.

 

- Deyimler genel olarak mecaz anlamlıdır, deyimi oluşturan sözcüklerin anlamları ile deyimin belirttiği durum arasında hiçbir anlam ilgisi yoktur.

Saçını süpürge et(mek)-(birileri uğruna özverili çalışmak)

Kantarın topunu kaçır (mak)-(aşırılığa varmak)

Burnunun yeli harman savur(mak)-(böbürlenmek ya da öfkelenmek)

Cebi delik-(para tutamayan, parasız)

Burnu yere düşse alma(mak)-(kendini beğenmiş / kibirli)

 

- Az da olsa bazı deyimler gerçek anlamlıdır.

Hem suçlu hem güçlü

Ağzına bir şey koyma(mak)

Parayla değil sırayla

İsmi var cismi yok

Yükte hafif pahada ağır

 

- Mecaz anlamlı bir deyim cümlede gerçek anlamıyla kullanıl­dığında, deyim olarak düşünülemez.

"Benim bu işlerden ağzım yandı, bir daha bu işlere girmem." cümlesinde "ağzı yanmak" bir deyimdir.

"Çorba sıcakmış galiba, çocuğun ağzı yandı." cümlesinde ger­çek anlamıyla kullanıldığı için "ağzı yanmak" sözü deyim değildir.

 

- Gerçek anlamı dışında kullanılan deyimler, başka dile çevri­lemez. Ancak vermek istediği durumdan söz edilebilir.

 

- Sözdizimsel özellikleri açısından deyimler, genellikle çekim­siz haldedir. Ancak eylem çekimlerine girerler, değişik kip ve kişi eki alabilirler.

"kafa yor(mak) deyimi, "kafa yoruyoruz, kafa yordular, kafa yorar­sanız, kafa yormadım" biçimlerinde çekimlenebilir.

 

- Bir cümlede deyim, açıklamasıyla birlikte yer alabilir. Aşağı­daki örneklerde deyimin açıklaması verilmiştir.

Verdiği sözü tutmadığı için çok öfkelendi, küplere bindi babası.

Bize açık kapı bırakmıyorsun, önerilerimizi geri dönüşü olmaya­cak şekilde reddediyorsun.

Merak etme, açıkta kalmazsın, mutlaka bir işe yerleştirilirsin.

Polis, şüphelinin bir açığını yakalamaya, hatasını bulmaya çalı­şıyor.

Yazılarında çok titizlenen, en ince ayrıntıyı dikkate alan, ince ele­yip sık dokuyan biriydi.


ATI ALAN ÜSKÜDAR'I GEÇTİ

Bolu dağlarında anlatılan Köroğlu efsanesini duymayanımız yok­tur. Bir sabah Köroğlu kalktığında atını bağladığı yerde bulama­mış. Düşünsenize Köroğlu gibi biri için attan mühim ne olabilir ki!

Önce bütün Bolu'nun, sonra da civar illerin altını üstüne getirmiş Köroğlu ama atını bir türlü bulamamış. Tesadüfen İstanbul'un Avrupa yakasındaki bir at pazarını gezerken atına rastlamış. At da onu tanımış tabi ki. Köroğlu bindiği gibi yıldırım hızıyla uzak­laşmaya başlamış pazardan, satıcı da tabi peşinden. Kıyıya ulaş­tığında hemen bir tekne bulup atıyla beraber Üsküdar'a doğru yoluna devam etmiş Köroğlu. Satıcı beyimiz kıyıya vardığında Köroğlu çoktan Üsküdar'a varmış. Durumu gören biri de o ünlü sözü patlatmış: "Boşuna uğraşma beyim, atı alan Üsküdar'ı geç­ti"


İNSANOĞLU KUŞ MİSALİ

Hazır Üsküdar'a geçmişken ordan devam edelim. Zamanında Üsküdar'da bir "Miskinler Tekkesi" bulunurmuş. Adından da an­laşılacağı üzere buraya yurdun en tembel, en miskin insanları takılırmış. İşte burada iki miskin kendilerine iki sandalye bulup oturuyorlarmış. Gel zaman git zaman havalar gittikçe soğumaya başlamış. Tekkenin de penceresi açık ama kimsenin ayağa kal­kıp pencereyi kapatmaya mecali yok.

Birinci miskin:

-Yahu havalar iyice soğudu, şu pencereyi kapatmak lazım. İkinci miskin:

- Doğru söylüyorsun mirim, kapatmak lazım.

Aradan saatler geçer, haftalar geçer, hatta ay geçer, yine aynı diyalog aralarında sürer gider. Sonunda birinci miskin daha fazla dayanamaz, bütün gücünü toplayıp karşı pencereye ulaşır, camı kapatır ve hemen oracıktaki bir iskemleye kendini bırakır. Sonra öteki miskin arkadaşına şunları der: "Ya mirim gördün mü, insa­noğlu kuş misali. Dün neredeydim, bugün neredeyim."

 

C. ATASÖZLERİ

Bir toplumda uzun gözlemler ve deneyimler sonucu oluşmuş, öğüt veren, yol gösteren, çoğunlukla mecaz anlam taşıyan özlü sözlerdir. 

Atasözleri genel olarak tek cümleden oluşan yargılardır, an­cak iki cümleli olan, eksiltili anlatımdan oluşan atasözleri de vardır. 

Bu tanımı biraz daha açarsak, şunları söyleyebiliriz:

- Atasözleri, atalarımızın yaşama yönelik gözlem ve tecrübe­ler sonunda vardıkları hükümleri yansıtır. 

- Atasözlerinin yol gösterme, öğüt verme, yapılması veya ya­pılmaması gereken davranışları belirleme gibi özellikleri var­dır. 

- Atasözlerinde verilmek istenen düşünce, daha çok mecaz anlamlı sözlerle, örneklemeler yoluyla iletilir. 

- Atasözleri özlü sözlerden oluşmuştur, az sözle geniş bir dü­şünceyi ifade eder. 

- Atasözlerinin söyleyeni belli değildir, anonim ürünlerdir.

 

Atasözlerinin Genel Özellikleri 

- Atasözleri kalıplaşmış sözlerdir, her atasözü, belli bir kalıp içinde, belli sözcüklerle söylenmiş olan donmuş bir biçimdir. Sözcüklerinin yer değiştirmesi, sözdizimi biçiminin bozulma­sı, bir sözcüğün yerine aynı anlamı veren başka bir sözcü­ğün getirilmesi söz konusu değildir. Bu tip değişiklikler yapıl­dığında artık o yargı bir atasözü niteliği taşımaz.

"Ayağı yürüten baştır." atasözünü "Ayağı yürüten kafadır." ya da "Ayağa yön veren baştır." gibi değişiklikler yapılmaz.

"Çalma elin kapısını, çalarlar kapını." atasözündeki söz dizimi bozularak "Elin kapısını çalma, kapını çalarlar." söyleyişi yanlış olur.

 

- Atasözlerinin az sözle çok geniş bir düşünceyi anlatma, özlü olma özelliği vardır.

Atılan ok geri dönmez.

Dikensiz gül olmaz.

Denize düşen yılana sarılır.

 

Aşağıdaki atasözleri tek cümleden oluşmuştur.

Mum dibine ışık vermez.

Son pişmanlık fayda etmez.

Adamın iyisi alışverişte belli olur.

Aşağıdaki atasözleri iki cümleden oluşmuştur.

Ana kızına taht kurmuş, baht kuramamış.

Zaman sana uymazsa, sen zamana uy.

Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl.

 

Aşağıdaki atasözleri eksiltili anlatımdadır.

Borç vermekle, düşman kırmakla...(biter)

Ata arpa, yiğide pilav          (yedir)

Atın ürkeği, yiğidin korkağı... (iyi olmaz)

 

- Atasözlerinde etkileyici, inandırıcı, akıcı ve somutlamaya dayalı bir anlatım vardır, bu da çoğunlukla birtakım söz ve anlam sanatları kullanılarak yaratılmıştır.

 

Aşağıdaki atasözlerinde "iç uyak" vardır:

Dertsiz baş mezarda taş.

Dervişin fikri neyse zikri odur.

 

Aşağıdaki atasözlerinde "aliterasyon" ve "asonans" vardır:

Akça akıl öğretir.

Kızını dövmeyen dizini döver.

Aşağıdaki atasözlerinde ise "cinas" vardır:

Dilim seni dilim dilim dileyim.

Yerine düşmeyen gelin yerine yerine eskir.

 

Aşağıdaki atasözlerinde "deyim aktarması" söz konusudur:

Ağaç yaşken eğilir.

Dikensiz gül olmaz.

 

Aşağıdaki atasözlerinde "ad aktarması" vardır:

Borçlunun dili kısa gerek

Ağız yer, yüz utanır.

 

Aşağıdaki atasözlerinde "tezat" vardır:

Ak akçe kara gün içindir. 

Yaz yalan kış gerçek.

 

Aşağıdaki atasözlerinde "akis" vardır:

Bildim bulamadım, buldum bilemedim.

Sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz.

Aşağıdaki atasözlerinde "istifham" vardır:

Sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa?

Yenice eleğim, seni nerelere asayım?

 

- Atasözleri genel olarak mecaz anlamlıdır, ancak gerçek anlamlı atasözleri de vardır.

Bugünün işini yarına bırakma. (Mecazsız)

Dost ile ye iç, alışveriş etme. (Mecazsız)

Ev yapacaksan tuğladan, kız alacaksın Muğla’dan. (Mecazsız)

Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır. (Mecazsız)

Az söyle, çok dinle. (Mecazsız)

Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu. (Mecazlı)

Çirkefe taş atma, üstüne sıçrar. (Mecazlı)

Sirkesini sarmısağını sayan paçayı yiyemez (Mecazlı)

Ak koyunun kara kuzusu da olur. (Mecazlı)

Mum dibine ışık vermez. (Mecazlı)

 

- Bazı atasözleri inanışları bildirir.

Ananın bahtı kızına.

Baykuşun kısmeti ayağına gelir.

 

- Atasözleri, ait olduğu toplumun töre ve geleneklerini de yansıtır.

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var.

Kız beşikte, çeyiz sandıkta.

 

- Atasözleri toplumsal olayların nasıl olageldiğini anlatırken, ders almamız gereken şeyi doğrudan söylemeyip dolaylı bir biçimde hatırlatır.

Ağlamayan çocuğa meme vermezler.

Mahkeme kadıya mülk değil.

 

- Bazı atasözleri arasında anlam yakınlığı varken bazıları arasında da karşıt ya da çelişik iki düşünceyi belirtme özelliği vardır.

 

Yakın anlamlı

İyilik eden iyilik bulur.

Altın eli bıçak kesmez.

İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir.

 

Yakın anlamlı

İki at bir kazığa bağlanmaz.

İki cambaz bir ipte oynamaz.

İki baş bir kazanda kaynamaz.

İki arslan bir posta sığmaz.

 

Karşıt anlamlı

Bekarlık sultanlıktır.

Bekarın yakasını bit, parasını it yer.

 

Karşıt anlamlı

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

 

Karşıt anlamlı

İnsan göre göre, hayvan süre süre alışır.

Bakmakla usta olunsa kediler kasap olurdu.