9. Sınıf Dil ve Anlatım Dersi Kelimede Anlam Çeşitleri Konusu

A. Temel (İlk - Esas) Anlam

Bir sözcüğün zihinde yarattığı ilk çağrışım, akla getirdiği ilk anlama temel anlam denir. Konuluş anlamı da denilen temel anlam, sözcüklerin başlangıçta yansıttıkları ilk ve asıl anlamlarıdır.

Belirli bir gereksinim sonucu ortaya çıkan her sözcük, başlangıçta bir tek anlama sahiptir. Bu anlam, sözcüğün zamanla kazanacağı diğer anlamların başında yer alır; yeni anlamların ortaya çıkmasına kaynaklık eder.

Aşağıdaki parçada temel anlamlarıyla kullanılan bazı sözcükleri belirleyelim:

ÇÖPÇÜ

Tramvayın yağmur damlaları ile yol yol çizik buğulu camından bakıyorum. Birden, orada tarhların ıslak yolları üstünde gözüme bir adam ilişti. Çisenti içinde kaybolmuş çehresiyle bir hayal adam! Elinde süpürge, bulutların yıkadığı asfaltı süpürüyor. 

İskeletine yapışık keten ceketinin etekleri ve keten pantolonunun paçaları, çırpıntıdan ıslak, kazaya uğramış bir yelken parçası gibi rüzgârda uçuyordu....  Şimdi kurtardığı memleketin sokaklarında, kurtardığı insanların geçeceği yolu süpürüyordu.

Yusuf Ziya OrtaçParçada geçen altı çizili sözcükler, sözlükteki ilk anlamlarıyla, yani temel anlamlarıyla kullanılmıştır. Bu sözcükler, temel anlamlarının dışında, farklı bir anlam çağrıştırmamaktadır. Buna göre sözcüklerin sözlükteki ilk anlamına, o sözcüğün temel (gerçek) anlamı da diyebiliriz.

Sözcükler bir metinde ilk anlamlarıyla kullanıldığında duygusal ve çağırışımsal bir nitelik taşımaz. Dolayısıyla bu tür sözcüklerle oluşturulmuş metinlerde anlam çeşitliliği görülmez. Bu metinleri okuyan ve dinleyen aynı şeyleri anlar. Temel anlamlı sözcüklerle oluşturulmuş metinlerin farklı yorumlara uygun bir yapıları yoktur.

Makale, eleştiri, köşe yazısı, gezi yazısı, biyografi, otobiyografi, röportaj gibi düşünce yazılarında, sözcükler, genellikle ilk anlamlarıyla kullanılır.

Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler temel anlamlarıyla kullanılmıştır.

• Vahşi hayvanların sesleri bize kadar ulaşıyordu.

• Babasının verdiği parayı da harcayıp bitirmiş.

• Senelerden beri aynı şeyleri söyler durur.

• Yüzüne baktıkça içimden gülmek geliyor.

• Gizli işler yapmaktan bir türlü vazgeçmedi bu adam.

• Gençlere anlayışlı ve hoşgörülü olmak gerekiyor.

• Uçurumdan baktığımızda denizin dibi görünüyordu.

• Ayakkabısının bağı çözülünce yarışı bıraktı.

• Yazıma bu kadar çabuk cevap geleceğini ummuyordum.

• Gemiciler ağları dikkatle çekiyorlardı.

• Sobaya dokunmayınız, elleriniz yanar.

• Kıyıda önce büyük bir fırtına koptu, sonra yağmur başladı.

• Savcı,kumandanın kulağına birkaç kelime fısıldadı.

• Güzellik de uçar gider, zenginlik de erir biter.

• Bu yaştaki çocuk bu kadar ağır çuvalları taşıyamaz ki!

• İki eli pantolonunun ceplerinde gülümseyerek ilerliyordu.

• Bu havada denize girenler kendini şanslı saymalı. 


B. Yan Anlam

Bir sözcüğün biçim ve işlev benzerliğinden dolayı bir başka nes­ne ya da kavrama ad olarak verilmesiyle, kazandığı yeni anlam­lara yan anlam denir. Hangi dilde olursa olsun, bir sözlüğü karıştıracak olursak onun içinde yer alan sözcüklerin pek çoğuna birden fazla anlam veril­diğini, bu anlamların sözlükte numaralanarak açıklandığını görü­rüz. "Çokanlamlılık" da dediğimiz bu durum, insanın kavramları daha etkili, daha somut, daha kolay biçimde dile getirebilmek için, aralarında biçim, işlev, amaç ilişkisi ve yakınlığı bulunan başka kavramlara dayanarak açıklamak istemesinden kaynaklanır. Başta organ adları, vücut bölümleri ve çok kullanılan eylemler olmak üzere, doğadaki nesnelere, doğadaki nesnelerin de insan­lara aktarılması sözcükleri çok anlamlı duruma getirir. 

Örnek

Türkçedeki "dil", ağzımızdaki organı anlatan bir temel anlam öğe­sine, dolayısıyla bir temel anlama sahiptir. Biçim ilişkisine, yakın­lığına dayanılarak bu ad, doğadaki, çevremizdeki nesnelere de aktarılmıştır. Bunu örneklersek: "nefesli çalgılardaki ince metal yaprak", "terazi, kilit gibi araçlarda yassı, hareketli bölüm", "de­nize uzanan dar ve alçak kara parçası", "makara içindeki oluklu, küçük tekerlek" gibi somut nesneleri de anlatır duruma gelmiştir. Aynı sözcük "iletişimi sağlayan dizge", "konuşma yeteneği" gibi soyut kavramları da karşılar durumdadır. 

Örnek

"Geçmek" eylemini ele alacak olursak "belli bir yerden ilerleyerek onu arkasında bırakmak" biçimindeki temel anlamının yanında "hastalığın bulaşması", "okulda sınıfını başarıyla bitirmek," "bir şeye gücün yetmemesi", "bir olayı geride bırakmak", "müzik par­çasını icra etmek" gibi yeni anlamlar kazanmış olduğunu görürüz.

 

Yukarıda verdiğimiz örneklerden hareketle şöyle bir sonuca ula­şabiliriz: Bir dildeki sözcüklerin büyük çoğunluğu , temel anlamla­rı dışında yeni anlamlar ve kullanımlar kazanmıştır. Her dilde, her göstergenin (sözcüğün) başlangıçta bir kavramın simgesi olduğu düşünülürse öteki kavramların sonradan eklendiği, sözcüklerin kullanıla kullanıla çok anlamlı duruma geldiği düşünülür.

Dillerde çok anlamlılık genellikle dört doğrultuda oluşur:

-   Somut bir anlama yeni somut anlamlar yüklenmesi

-   Somut anlama yeni soyut anlamlar yüklenmesi

-   Soyuta yeni soyut anlamlar eklenmesi

-   Soyuta yeni somut anlamlar eklenmesi 

Örnek

Mermi kolumu sıyırdı, birkaç gün hastanede kaldım, (ilk anlam)

Boyaları mermerin üzerinden bıçakla sıyırdım günlerce. (Somut anlama yeni bir somut anlam)

Bütün varlığını kaybedince kafayı sıyırdı adamcağız. (Somut an­lama yeni bir soyut anlam)

Sende bu akıl varken bu işten de sıyırırsın, (somut anlama yeni bir soyut anlam)

Böyle bir buluşu, ancak böyle bir zekâ yapabilir, (soyut anlama yeni bir somut anlam)

Vatan ve millet aşkıyla yanıp tutuşuyordu yürekler, (soyut anlama yeni bir soyut anlam)


C. Mecaz Anlam

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir sözcüğün herkesçe bilinen an­lamına "gerçek anlam" denir. Sözcüklerin bu gerçek anlamının dışında, özel bir anlamda kullanılmasına da mecaz anlam adı verilir.

 

Mecazda sözcükler günlük konuşma dilinin dışında farklı anlam­lara gelecek şekilde kullanılır. Mecazların, insana özgü duyguyu, düşünceyi, buluşu, bildiriyi yoğunlaştırıp kaynaştırmada, daha özgün bir anlatım yaratmada önemli işlevleri vardır.

Mecaz, bir bakıma söz sanatlarıyla yapılan tüm dil kullanımları­nın ortak adıdır. Bu yüzden de mecaz anlam özel kullanımlara bağlı olarak ortaya çıkan ve gelişen bir anlam olayı olarak de­ğerlendirilmiştir.

 

Aşağıda mecazlı ve mecazsız anlatımları karşılaştırarak incele­yelim.

 

Metin 1

Yeşil pencereden bir gül at bana

Işıklarla dolsun kalbimin içi

Geldim işte mevsim gibi kapma

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ

 

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak

Ben aşkımla bahar getirdim sana

Tozlu yollarından geçtiğim uzak

İklimlerden şarkılar getirdim sana

Ahmet Muhip Dıranas

Metin 2

Kim birikmiş derede

Vefasız yâr nerede

Geçersin belki dedim

Bekledim pencerede

Anonim-Mani

 

1.    metinde sözcükler genel olarak mecaz anlamlarıyla kullanıl­mıştır. Bu yüzden yorum farklılığı ve çağrışım zenginliği yarat­mıştır. Anlatımda bir incelik, güzellik ve yoğunluk oluşmuştur. Bir de mecazlarda şaire özgü bir kullanım gerçekleşmiş, sözcükler şairin öznel bir bakış açısıyla gündelik anlamlarının dışında yeni anlamlar kazanmıştır.

 

2.  metinde ise sözcükler ilk ve somut anlamlarıyla kullanılmış, bu yüzden de herkesin aynı şekilde anlayabileceği, çağrışım yarata­mayan bir anlam oluşmuştur.

Bu karşılaştırmadan sonra, mecaz anlamla ilgili olarak şunları söyleyebiliriz:

• Mecaz, bir anlatımı daha güçlü, daha güzel ve canlı kılar.

• Mecazlar sayesinde bir duygu ya da düşünce çok daha kısa yoldan, yoğun bir biçimde ifade edilir.

Mecaz, daha çok kişisel bir söyleyişte ortaya çıkar, özgün bir anlatım yaratır, çünkü bir başkası aynı duygu ya da düşün­ceyi daha farklı sözcükler kullanarak ifade edebilir.

Mecaz, bir dilde, daha çok söz ve anlam sanatlarından ya­rarlanarak oluşturulur.

 

Örnek

Hastaymışım. Hekimler aradılar, şeker buldular bende. Elbette olacak, ben yaştaki insanın bir yanı bozulur elbette. Tanıdıklar arasında benden dört beş yaş küçük olanlar bile var, yıllardır çe­kiyorlar. Dediklerine göre bendeki şeker çok değilmiş, korkulacak kadar değilmiş. Ama dikkat etmeliymişim kendime.... Anlaşılıyor, sıkacaklar beni bundan sonra. 

                                          Nurullah Ataç (Günce)

Kelime

Kelimenin gerçek anlamı

Kelimenin metindeki anlamı

bul(mak)

Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimseyle kar­şılaşmak

teşhis etmek

bozul(mak)

Bozmak işine konu olmak

hastalanmak

çek(mek)

Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru sürüklemek

hastalığa uğramak

sık(mak)

Bir şeyin çevresini sararak basınç altına almak

kontrol altında tut­mak

Mecaz Anlam Kazanma Yolları

1. Benzetme (Teşbih):

Aralarında çeşitli yönlerden benzerlik ilişkisi olan iki varlık, nesne ya da kavramın ortak bir nitelikte karşılaştırılıp zayıf olanın güçlü olana eş gösterilmesidir.

Örnek

Kar, bir örtü gibi kaplamış şehri.

Benzeyen: Kar

Kendisine Benzetilen: Örtü

Örnek

Sen, kaçan bir ürkek ceylansın dağda

Ben, peşine düşmüş bir canavarım

Yukarıdaki dizelerde şair sevgilisini (sen) "ceylan"a; kendisini (ben) "canavar"a benzetmiştir.

Örnek

Şiir bir emekçidir.

Hep güzel şeyler üretir

Bir yerde rastlarsan ona

Gir koluna bize getir

Yukarıdaki dörtlükte “şiir”, “güzel şeyler üreten emekçi bir insana” benzetilmiştir.

Örnek

Ne yıldızlar kaynaşır gökyüzünde

Ne sevdayla dolar taşar gönüller

Bir rüzgâr eser ki bıçak gibi

El ayak şişer

Dizelerinde rüzgârın sertliği, bıçağa benzetilerek nasıl şiddetli estiği göz önünde canlandırılmak istenmiştir.

Örnek

Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri

Titreyen kenar mahalle çocukları

Bir sıcak somun için yalın kat bir don için

Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi

Bu dizelerde şair; aç, fakir, sıcak bir ekmeğe ve giyecek elbiseye muhtaç olan mahalle çocuklarını görüyor, bu duruma duygulanıp üzülüyor. Duygularını daha etkili ve somut kılmak için de onların bu halini sonbaharda dökülen yapraklara benzetiyor. 

Benzetmede sözcükler tek tek gerçek anlamını korur, ancak sözcüklerin oluşturduğu anlam bütünlüğü mecazî bir anlam kazanır.

2. Eğretileme (İstiare):

Eğretileme, benzetmeye yakınlık gösteren bir sanattır. Ancak benzetmede iki temel ögenin (benzeyen ve kendisine benzetilen) kullanımı varken eğretilemede ya benzeyen ya da kendisine benzetilen

kullanılır. O halde eğretileme, bir sözün benzetme amacıyla başka bir söz yerine kullanılması biçiminde tanımlanabilir.

Örnek

Fırtına gibi dalgalı ve düzensiz bir yaşam - Benzetme

Bir çocuk misali inatçı ve suskun deniz - Benzetme

Fırtınalı bir yaşam - Eğretileme

İnatçı ve suskun deniz - Eğretileme

Örnek

Yeşil pencereden bir gül at bana

Işıklarla dolsun kalbimin içi

dizelerinde “mutluluk” , “ışık” a benzetilmiş, ancak “mutluluk” söylenmemiştir.

Mutluluğun güzelliğini, ferahlığını daha iyi anlatabilmek için şair “ışık” sözcüğünü kullanmıştır.

Örnek

Gece örtülüyor üstüme

Uyutmak için zannederim

Kim yaşatıyor beni hâlâ

Cevap isterim

Bu dizelerde “gece”, şairin üstüne örtülmesi yönüyle yorgana benzetilmiş, “yorgan” söylenmemiştir. 

Eğretileme türleri, edebiyat bölümünde “şiirde ahenk unsurları” başlığı altında ayrıntılı olarak verilmiştir.

3. Aktarmalar:

Bir dilde çok anlamlılığı yaratan etkenlerin başında gelen anlam olayı, aktarmalardır. Değişik türleri bulunan aktarmalarda, benzetmede olduğu gibi, anlatılmak istenen kavram, onunla bir açıdan ilişkisi, benzerliği, yakınlığı olan başka bir kavramla anlatılmaya çalışılır.

Bir dilde neden yaygın olarak aktarmalara başvurulur, sorusuna, aktarmalar anlatımı daha güçlü ve etkileyici kılar cevabını verebiliriz. Aktarmalar dilde, anlam değişmelerine yol açan, çok anlamlılığı

sağlayan etkenlerin başında gelir.

 

a. Deyim aktarması: Aktarmaların bir dilde en yaygın türü, değişik şekillerde yapılan deyim aktarmalardır. Deyim aktarmalarını eğretileme olarak da değerlendirebiliriz. Deyim aktarmaları etkili

ve sanatlı bir anlatım yaratırlar.

Örnek

Bir Sarıkamış uğruna

Yetmiş bin fidan kırıldı

dizelerinde “genç askerler” “fidan”a benzetilmiş, bu sayede anlatım daha güçlü ve etkili kılınmıştır.

Başlıca deyim aktarmaları şunlardır:

• İnsandan doğaya aktarma: İnsandan doğaya aktarma yapılırken öncelikle vücut bölümleri ve organ adlarının doğadaki nesnelere aktarılarak yeni yeni anlamlar kazandıklarını söyleyebiliriz.

Bunlar dile yerleşerek kalıplaşmıştır. Bu yüzden bu aktarmalara “ölü deyim aktarması” da denmiştir.

Örnek

Dağın başı, kapının ağzı, çarkın dişleri, masanın gözü, geminin

burnu, yorganın yüzü, bilgisayarın beyni, şişenin boğazı gibi ifadeler kalıplaşmış deyim aktarmalarıdır.

İnsandan doğaya aktarmanın bir türü de insana ait fiziksel ve ruhsal özelliklerin doğadaki varlıklara aktarılmasıyla gerçekleşir. Özellikle edebiyat ve şiir dilinde kullanılan bu aktarmalarda doğadaki

varlıklar bir bakıma kişileştirilmiştir. Bu yüzden bu tür deyim aktarmaları kişileştirme (teşhis) olarak da anılır.

Örnek

Tanıdığım bir ağaç var

Etlik bağlarına yakın

Saadetin adını bile duymamış

Tanrının işine bakın

Geceyi gündüzü biliyor

Dört mevsimi, rüzgârı, karı

Ay ışığına bayılıyor

Ama kötülemiyor karanlığı

Ona bir kitap vereceğim

Rahatını kaçırmak için

Bir öğrenegörsün aşkı

Ağacı o vakit seyredin

Melih Cevdet Anday

Bu şiirde insana ait kimi özellikler “ağaç” a aktarılmış, “ağaç” insan kimliği kazanarak kişileştirilmiştir.

Örnek

Dişli rüzgârlara karşı büyüttüm

Düşman gecenin içinde seni

Bir damlacık aydınlığım

Kalemime kağıdıma şavkı vuran

Avucumda koruduğum bugüne

Oktay Rifat

Yukarıdaki şiirde “rüzgâr” ve “gece” kişileştirilmiştir.

• Doğadan insana aktarma: Doğadaki nesne adlarının, bunlarla ilgili sıfatların insanlar için kullanılmasıyla oluşan deyim aktamalarıdır.

Örnek

Sen tane tanesin sevgilim

Denizim ben batık aşklarla dolu

Bu dizelerde “tane tane olmak” doğadaki nesnelere ait bir özelliktir. (üzüm tane tane olur, pirinç tane tane olur) “denizde batık” olabilmek yüzen cisimlerin özelliğidir. (batık tekne, batık gemi) her iki örnek de doğadan insana aktarma biçiminde yorumlanabilir.

Örnekler

hain, inatçı, aksi insan - domuz

kurnaz insan - tilki

kaba insan - odun, kereste, kalas

inatçı insan - keçi

ara bozucu, soğuk, sinsi insan - yılan, akrep

bir işte garanti ve istikrarın olmaması hali - kaygan zemin

kişiliği gelişmemiş, oturmamış olan biri - ham

deneyimli , görgülü, bilgili biri - olgun

öfke hali - köpürmek, kudurmak

• Doğadaki nesneler arasında aktarma: Doğadaki varlıklar arasında benzerlikler kurularak yapılan bir aktarma türüdür. Hayvandan bitkiye, bitkiden hayvana veya cansız bir nesneden hayvan

ve bitkilere aktarmalar yapılabilir.

Örnek

Köpürerek koşuyordu atlarımız: Köpürmek - suyun özelliği

Durgun denize doğru: köpürmek - “at” a aktarılmış

Örnek

Yüce dağların başında: salkım - üzümün özelliği

Salkım salkım duran bulut: salkım - buluta aktarılmış

• Somutlaştırma: Soyut kavramların, çeşitli durum, davranış ve duyguların somut sözcüklerle ifade edilmesidir. Böylelikle daha canlı, elle tutulur, güçlü bir anlatım yaratılır.

Örnek

“Bir kimseye sıkıntı ve bıkkınlık vermek” gibi soyut bir durumu  “Bizi iş yerinde çok sıkıyor, eziyor” gibi göstergelerle somut kılarız.

Örnekler

Bu kafa değişmedikçe, bu yapılanların hepsi boşa gider. (Kafa: zihniyet, bakış açısı)

Genç şairler, yeni akımların etkisiyle şiirde anlama sırt çeviriyor. (Sırt çevirmek : önemsememek değer vermemek)

Bu medeniyetin aydınlığı, yüzyıllarca çevresindeki uluslara da yetmiştir. (Aydınlık: etki)

 

Onun şiirlerinin kapısı sıradan okurlara açık değildir. (Kapısı açık olmamak: anlamamak, yorumlayamamak)

Somutlaştırmanın en yaygın olarak görüldüğü dil ögeleri “deyim”lerdir. Deyimlerde soyut kavramların ve durumların anlatımı için somutlamaya başvurularak çok canlı, etkili bir anlatım gerçekleştirilir.

Aşağıdaki deyimler, somutlaştırmaya örnektir. Bunların hangi soyut kavram ve durumları belirttiğini yanlarına yazınız.

• Kaş yaparken göz çıkar(mak)

• İpin ucunu kaçır(mak)

• Baltayı taşa vur(mak)

• Kabına sığma(mak)

• İğneyle kuyu kaz(mak)

• Ayakları yere basma(mak)

• Ayağını yorganına göre uzat(mak)

• Pireyi deve yap(mak)

• Daldan dala kon(mak)

• Kol kanat ger(mek) 

• Duyular Arasında Aktarma: Deyim aktarmalarının bu türünde, farklı duyu alanlarına ait kavramların bir araya getirilmesi söz konusudur. Duyu aktarması yoluyla anlatım canlı kılınır.

Örnekler

sıcak (dokunma) - sıcak bakış (görme duyusuna aktarılmıştır.)

tatlı (tat alma) - tatlı bir ses (işitme duyusuna aktarılmıştır.)

keskin (dokunma- görme) -keskin koku (koklama duyusuna aktarılmıştır.)

yumuşak (dokunma) - yumuşak renkler (görme duyusuna aktarılmıştır.)

acı (tat alma) - acı bir fren sesi ( işitme duyusuna aktarılmıştır.)

b. Ad Aktarması: Anlatılmak istenen bir kavramı onun adını kullanmadan, onunla ilgisi, ilişkisi bulunan bir başka kavramı kullanarak anlatmaktır. Ad aktarması, anlatımı kolaylaştıran ve ona güç kazandıran aktarmalardan biridir. Türkçede ad aktarması şu yollarla yapılır:

Yer - İnsan İlişkisi:

Erzurum, Mustafa Kemal’e kucak açtı.

O gece köy meydanda toplandı.

Parça- Bütün İlişkisi

Yüreklerin kulakları sağır

Hava kurşun gibi ağır

Marmara’da her yelken

Uçar gibi neşeli

Bir gemi yanaştı

Samsun’a sabaha karşı

Eşya - İnsan İlişkisi:

Bu kalem, yıllarca ülkesinin aydınlığı için yazdı.

Bu dilekçeyi karşı masaya imzalatıp getirin.

Sanatçı - Yapıt İlişkisi:

Bu yaz Buket Uzuner’ i okudum.

Radyoda Minur Nurettin çalıyordu.

Yön - Ülke İlişkisi:

Bu savaştan hem Doğu hem Batı zararlı çıkacak.

Dış - İç İlişkisi:

Çaydanlık usul usul kaynıyor.

Annemin yaptığı reçelleri dolaba koydum.

Neden - Sonuç İlişkisi:

Yağan bereket toprağı canlandırdı.

Soyut - Somut İlişkisi:

Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı

D. Terim Anlam:

Toplumda değişik meslek, sanat ve bilim dalları vardır. Her bilim, meslek ve sanat dalı kendine özgü özel anlamlı sözcükler içerir.

Örnek

Zamir (Türkçe), üçgen (geometri), vektör(fizik), pi sayısı (matematik), bakı (coğrafya), serbest vuruş (futbol), alyuvar (biyoloji)…

Bu sözcükler genel olarak günlük konuşma dilinde yer almaz. Ancak bu alanlarla ilgili konulardan söz edilirken bu sözcüklere yer verilir. O halde bilim, sanat ve meslek alanlarıyla ilgili olarak özel bir anlam taşıyan ve bunlarla ilgili bir kavramı gösteren sözcüklere terim diyebiliriz.

Terimlerle ilgili özellikler:

Bir sözcük birden çok alanın terimi olarak kullanılabilir.

Örnek

nota: siyaset bilimi ve müzik terimi

derece: matematik, fizik ve spor terimi

Terim anlamlı bir sözcük cümle içinde terim anlamını yitirebilir.

Örnek

Üçgenin iç açıları toplamı 180° dir. (geometri terimi)

Konuya bir de bu açıdan bakalım. (terim değil)

Tamamlanmış yargıların sonuna nokta konur. (dil bilim terimi)

Bu ilişkiye bir nokta koymanın zamanı geldi. (terim değil)

Terim olmadığı halde bir sözcük cümle içinde terim anlamı kazanabilir.

Örnek

perde (terim değil)

üç perdeden oluşan bir oyun yazıyormuş. (terim)

köprü (terim değil)

Dişçi alt damağıma bir köprü yapacakmış.(terim)