EDEBİ AKIMLARIN TEMEL ÖZELLİKLERİ


Yazın akımlarını incelerken, her bir akımın yaşandığı zaman diliminin değişik olaylar ve bu olayların nedenleriyle dolu olduğu görülür. Hiçbir akım, kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Toplumların sosyal, siyasal ve ekonomik yapıları, beklenti ve beğenileri bu durumu doğrudan etkilemiştir.

Toplum içinde oluşup geliştiği göz önüne alındığında, sanatın da farklı olay ve düşüncelerden etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca her bir yazın akımının ortaya çıktığı dönemde, diğer sanat türleriyle ilişkisi, onları etkilemesi ya da onlardan etkilenmesi söz konusudur. Bütün bunlar toplumsal gelişim ve değişimden ayrı düşünülemez.

19. yüzyılın sonlarında, özellikle gerçekçilik akımının etkisinde ya da ona tepki olarak ortaya çıkan akımları görürüz. Bunlar çok kısa süreli olmuş ve çok belirgin olmayan zaman dilimlerinde etkin olmuşlardır. Öyle ki bazıları birbirleriyle ortak düşünceleri savunmuş; ancak küçük ayrıntılarda ayrılmışlardır.

Bu akımlar Türk yazınında da etkili olmuşlardır; fakat akımların çıktığı toplum ile Türk toplumunun gerçekleri farklı olduğundan, akımların etkisi de kısa sürmüştür. Özellikle Tanzimat ve Servet-i Fünun yazar ve şairleri Fransızca bildiklerinden, Fransız yazınını yakından izlemişlerdir. O dönemin Türk şair ve yazarlarının yapıtlarında akımların etkilerini görmek olasıdır. Yine de bu durum, bir etkilenme olarak kalmıştır. Araştırmacılar, yazarları farklı akımların etkisinde gösterebilmişlerdir. Bu nedenle, ünitede akımlara Türk yazınından örnek verilen şair ve yazarlar, üzerinde hemen hemen görüş birliği sağlananlardan seçilmiştir.

Toplumlardaki değişimler, sanatta da kendini gösterir. Sanatın bir kolu olan yazın alanında da bu değişimi görürüz. Şair ve yazarların yapıtlarında ortak özelliklere rastlanır. Ortak özellikler, birçok sanat alanındaki sanatçılar tarafından kullanıldığında bir akımı oluşturur.

Klâsisizm bunların başlangıç noktası gibi kabul edilse de bu akımdan önce de akımlar vardır. Gerek antik düşüncenin yeniden değerlendirilmesi, gerek yazın türlerinin gelişme süreci ve diğer sanatlarla ilişkileri, gerekse Rönesansla birlikte değişen değerlerin anlam kazanmaya başladıkları dönem olduğundan klâsisizmden başlanması uygun görülmüştür.

Klâsisizm, 17. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkmıştır. Antik Yunan ve Roma sanatının etkileri görülür. Bu akımda amaç, ideal bir güzellik duygusu yaratmak, herkes için geçerli olan değer ölçüleri oluşturmaktır. 20. yüzyılda neoklâsizm olarak tekrar kendini göstermiştir.

Romantizm (Coşumculuk), 19. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkmıştır. Yalnızca klâsik anlayışa tepki değil, aynı zamanda insan yaşamının bütün olanaklarını kapsayan bir bilinç değişimidir.Coşumculuk akla karşı duyguyu, seçkin sınıfa karşı halkı, süslülüğe karşı doğallığı, kurallara karşı kuralsızlığı işler.

Parnasizm, 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransız şiirinde ortaya çıkmıştır. "Sanat sanat içindir" görüşünü benimseyen parnasizmde, anlatımın nesnelliği önemlidir. İçerik kadar biçim de önemlidir.

Realizm (Gerçekçilik), 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa'da coşumculuğa tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu akımda sanatçıya bazı sorumluluklar yüklenilmiştir. Doğaya ve insana özgü olup bitenleri tüm gerçekliği ile olduğu gibi anlatmak sanatçının en önemli sorumluluğudur. Bu dönemde eleştirel doğalcı ve toplumcu gerçekçilik oluşmuştur. Eleştirel, gerçekçilikte, kentsoylu yaşam eleştirilmiş ve bu yaşamın insanı nasıl körelttiği vurgulanmıştır. Doğalcı gerçekçilikle, doğa olaylarındaki "aynı nedenler, aynı sonuçlar doğurur" ilkesi yaşama aktarılmıştır.

Toplumcu gerçekçilik ise insan ve doğayı Marksist dünya görüşü ile açıklar. Buna göre, toplumsal çatışmayı ve bu çatışmanın insan üzerindeki etkilerini yansıtır.

19. yüzyılın sonlarında özellikle gerçekçilik akımının etkisinde ya da ona tepki olarak ortaya çıkan akımları görürüz. Bunlar çok kısa süreli olmuş ve çok belirgin olmayan zaman dilimlerinde etkin olmaya çalışmışlardır.

Sembolizm (Simgecilik), 19. yüzyılın sonlarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Özellikle şiir türünden örnekler sunan bir akımdır. Simgecilikte görünen değil, görünenin gerisindeki önemlidir. Şiir dilinin müzikle bütünleşmesi gereği savunulmuştur.

Kübizm
, bir resim akımı olarak ortaya çıkmıştır. Sonradan yazın alanında da görülmüştür. Kübistlere göre dünyadaki küçük olayları ve anlamları yakalamak gerekir. Söylenmemiş olanı, görülmemiş olanı gün ışığına çıkarmak aklın değil, düş gücünün işidir.

I. Dünya Savaşı başlamadan ortaya çıkan gelecekçilik akımında yazarlar, var olan biçimleri ve işlenen temaları terk edip çağdaş anlayışta bir tekniğin sağlayacağı bolluğu, huzuru ve varlığı savunmuşlardır.

Dadaizm hareketi, geleneksel değerlere ve inançlara us ve usa dayalı değerlere karşı çıkıştır. Onları yıkmayı amaçlar.

Sürrealizm (Gerçeküstücülük), kendisinden öncekilerce umursanmayan çağrışım biçimlerine, rüyanın gücüne, çıkarsız düşünceye dayanır. Usun dışında kendiliğinden ortaya çıkan ruhsal durum ve olaylar bilinçaltının ürünüdür.

Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk), önceleri bir felsefe akımı olarak ortaya çıkmıştır. Sonradan yazın alanında da görülmeye başlanmıştır. Bu akıma göre, insan kendi özünü kendisi seçer. Bu dünyaya anlam vermek insana aittir ve kendi özünü yaratmada da özgürdür.

Postmodernizm, 1960 sonrası Amerika'da ortaya çıkmış bir akımdır. Düşünce olarak mimaride, plastik sanatlarda ve yazın alanında etkili olmuştur. Postmodernizm yaşam biçimi olarak da benimsenmiştir. Modernizme karşı çıkış değil, modernizmin bir sonraki sürecidir.