YAZI YAZMA SANATI (İyi Bir Yazı Yazmak İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz?)

GİRİŞ

Uzun zamandır yazı yazma teknikleri ve kompozisyon dersi veren biri olarak şunu gözlemledim: Edebiyat fakültelerinde kompozisyon dersi veren öğretmenler sürekli olarak yazı yazmayı öğretmenin çok zor ve sıkıntılı bir iş olduğunu dile getiriyorlar. Bu konuyla ilgili eğitim almalarına rağmen birçok öğretmen yazı yazmıyor, etkili yazı yazma tekniklerini ve her şeyden önemlisi öğrencilerine yazı yazmayı nasıl öğreteceğini bilmiyor. Dolayısıyla da sonuç başarısızlık oluyor. 

İşte bu durum son yıllarda yazı yazma derslerinin daha profesyonel biçimde ele alınması, teori ve pratiğin kaynaştırılması, felsefi ve eğitimle ilgili boyutun işin içine katılması, teknolojinin gelişmesiyle birlikte değişti. Kompozisyonla ilgili kitaplar ve dergiler daha çok alıcı bulmaya başladı. Bu konuyla ilgili doktora programları açıldı; üniversitelerde, öğretmenlere, öğrencilerine yazı yazmayı en etkili biçimde nasıl öğretebilecekleri konusunda dersler verilmeye başlandı. 

Yeni kompozisyon anlayışı henüz bütün sorulara cevap bulmuş değildir, hala gelişimini sürdürmektedir. Artık eski inanışın tersine, yazı yazmayı öğretmek öğretmenler için bir işkence olmaktan çıkmış, eğlenceli bir iş haline dönüşmüştür: 

YAZMAYLA İLGİLİ BAZI TEMEL FİKİRLER

YAZMAK, DÜŞÜNMEKTİR: Yazma eylemi, bir düşünme eylemidir. “Yazma, düşünme tamamlandıktan sonra başlar” inanışı yanlıştır. Bir yazı ödevini değerlendirirken sadece dili değil dille temsil edilen düşünceyi de göz önünde bulundurmak gerekir. 

Yazmak, entelektüel hayatın tam merkezindedir. Ayrıca anlamlandırma yollarının ve kendi düşüncelerimizi izlemenin en etkili yöntemlerindendir. Bizler, düşünmek için, dünyamızı dille ifade etmek için, anlamı keşfetmek için yazarız. Ne söylemek istediğimizi, onu söylemeden önce bilmeyiz; ne söylemek istediğimizi öğrenmek için yazarız. 

YAZMAK, BİR SÜREÇTİR: Yazmak, bir sanat olmaktan önce bir hüner, yani marifettir. Yazmak, bir sihir gibi görülebilir ancak bizim görevimiz öğrencilerimizi, sihirbazın gömlek kolunun içine sıkıştırdığı güvercini görmeleri için sahne arkasına götürmektir.

Yazma süreci çizgisel (lineer) değil, yinelemeli (recursive) bir süreçtir. Yazar, süreci bir ya da birkaç kez geçirir. Tek bir süreç değil, birçok süreç vardır. Bu süreç, yazarın kişiliğine, tecrübesine ve yazının tabiatına göre çeşitlilik gösterir. 

YAZMAK, BÜTÜNÜN/GENELİN ve PARÇANIN/ÖZELİN ETKİLEŞİMİDİR: Geleneksel yazı eğitimi genelde şu fikri benimser: “Öğrenciler parçaları öğrenmeli ki nihayetinde anlamlı bir bütün oluşturabilsinler.” Modern kompozisyon öğretimi ise genelde bu süreci tersine çevirir ve kişisel içerikle kişisel sesi öncelikle vurgular; genel içeriklerden özele doğru gider.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Yazmak, genel ve özelin etkileşiminin bir ürünüdür.  

YAZMANIN SADECE TEK BİR YOLU YOKTUR: Biz, çocuklarımızın hepsinin aynı şekilde yazmasını istemiyoruz. Öğretim verilecek tek bir insan tipi, yazmanın tek bir sebebi, verilecek tek bir mesaj, yazmanın tek bir yolu… yoktur. 

YAZMA SÜRECİ TEORİSİ 

Neden yazarız? Şaşırmak için! Bir şey düşünürsünüz ve yazmak için masaya oturursunuz. Söylemek istediğinizi nasıl söyleyeceğinizi düşünürsünüz ve yavaş yavaş yazarsınız. Sonuçta ortaya çıkan şey sizi şaşırtabilir. 

Keşfetmek için yazmak:Yazmak, yazara çok şey öğretir. Yazar, bir şey söylemek niyetiyle masaya oturur ve görür ki yazdığı şey ya daha fazlasını söylüyor ya daha azını ya da tamamen başka bir şey söylüyor. 

Yazı; şaşırtır, yönlendirir, sorgular, kendi öyküsünü anlatır ve böylece yazar, daha sonra ne olacağını merak eden bir okura dönüşür. 

Yazarız çünkü kendi kendimizi şaşırtırız, eğitiriz ve eğlendiririz. Yazarak daha fazlasını görür, hisseder, düşünür ve anlarız.

Başarısızlığı cesaretlendirin: Yazdığınız şeye dönüp bir bakın. Muhtemelen başarısız! Henüz bir şeye benzemiyor… Zaten öyle olması da gerekmiyor. Unutmayın ki biz, bitmiş, yayınlanmış bir yazıdan ziyade taslak halindeki yazıdan ve hatalarımızdan daha çok şey öğreniriz. Başlangıçtaki yazı çalışmalarımız deneyseldir. 

BİR YAZMA SÜRECİ MODELİ:

TOPLA-PLANLA-GELİŞTİR 

Size önereceğim bu model, mantıksaldır ve sadece nasıl yazıldığını anlamamıza yardım eden bir modeldir. Bu model tabii ki yazılan şeyin özelliğine göre değişebilir. Mesela bir ödev; planlama, toplama, yeniden planlama ve sonra geliştirme gerektirebilir. Ayrıca bu model yazarın bilişsel (cognitive) tarzına/üslubuna göre de değişebilir. Mesela bazı öğrenciler diğerlerinden daha hızlı yazabilirler. Şunu da eklemek gerekir ki bu model, yazarın tecrübelerine göre de değişebilir.

TOPLA

Etkili yazmak, çeşitli bilgilerin bolluğundan ileri gelir. Yazar; olguların, gözlemlerin, ayrıntıların, imajların, alıntıların, istatistiklerin dökümüne ya da listesine ihtiyaç duyar ki yazarken bunlardan bazılarını seçebilsin. 

Fikirler bu bilgilerden doğar. Yazarda çağrışım ve fikirler uyandırır. Bir fikir başka bir fikri ya da fikirleri doğurur. Kısacası yazma söz konusu olduğunda ikiyle ikinin toplamı yedi eder! 

Yazarlar nereden bilgi edinirler?  Birçok yazar, yazmak için çeşitli fikirler aramaya gerek duymaz; fikirler zaten gelir. Problem, dikkat gerektiren fikirlerle nasıl başa çıkacağımızdır. 

Bazı fikirler, yazarın en derin psikolojik ilgilerinden kaynaklanır. Mesela ben, günah, suç ve cehennem tehdidiyle dolu bir geçmişe sahibim. Felçli bir babaanneyle büyüdüm ve her sabah uyandığımda gidip onun yaşayıp yaşamadığına bakmak benim görevimdi. Çocukken hep hastalık ve ölüm korkusuyla doluydum. İşte benim yazmamın en büyük sebebi psikolojik bir ihtiyaçtır. 

Benim bu durumumu kıskanmayın. Bir yazar olmak için mutlaka bir nevrotik olmak gerekmez. Birçok yazar, çevrelerinde olup biten şeylerden fikir alırlar. Ben de öyle… Yazma ve yazmayı öğretmekle ilgili fikirler benim yazma tecrübelerimden, başkalarının tecrübeleriyle ilgili okumalarımdan, öğrencilerimden ve kitaplardan gelir. 

Gördüğümüz ve duyduğumuz her şey başka bir şeyle bağlantılıdır; yazılacak bir konu haline gelene kadar bilinç ve bilinçaltımızdan geçer. 

Bazı yazarlar -mesela şairler- çevrelerindeki dünyadan habersizdir. Kendi iç dünyalarına kapanmışlardır. 

Tamamen yazarın haricinden gelen fikirler de olabilir. Editörlerden gelen dış fikirlere bağlı yazarlar vardır ve bunların arasında sanıldığının aksine üretkenliğini yitirmemiş yazarlar vardır. Bütün yazarların fikir aldıkları bazı kişiler editörler vs. vardır. Hatta bazı yazarlar sadece dışardan feyz alırlar. 

Okulda bu durum ne yazık ki normaldir çünkü birçok fikir öğrenciye verilir, bu fikirlerden yola çıkmaları istenir. Bazen bana da belirli konular verilir ve bununla ilgili yazmam ya da konuşma yapmam istenir. 

Yazarlar her zaman yazarlar; gelecekte işlerine yarayacak bilgiler toplarlar. Öğrencilere de nasıl bilgi toplayacaklarını ve bunları nasıl ilişkilendireceklerini öğretmek gerekir. Çünkü bilgi toplamak, yazma sürecinin esasıdır. Bütün yazı bu bilgiler üzerine inşa edilir. Yazar başka birinden bir bilgi aldığında, o bilgiyi dönüştürür ve içselleştirir, yani kendine mal eder. 

Sonuç olarak yazar, belli bir konu üzerinde yazacaksa, işe önce bilgi toplamakla başlar.

Yazarların bilgi toplarken başvurdukları altı yol vardır:

1. FARKINDALIK: Yazar, bilgi alıcıdır. Her zaman tetikte olmalıdır ki ne olduğundan haberdar olabilsin. Kısaca yazar, casus gibi olmalıdır. Yazmak, bizim görmediğimiz, duymadığımız, hissetmediğimiz ya da dokunmadığımız, tatmadığımız şeyleri bize yaşatır. 

2. GÖZLEM: Yazar, sadece bilgi almamalı, aynı zamanda onu aramalı da. Yazıda betimleme önemli olduğundan yaşamdaki detayları gözlemlemek gerekir, tıpkı bir mikroskop gibi!

3. HATIRLAMA: Zihnimiz, tahmin ettiğimizden daha çok şey kaydeder. Yazarlar bunun bilincindedir. Bu bilgileri su üstüne çıkarır, işler ve kullanırlar. Hatırlamak için kullanılacak en önemli yollar şunlardır: 

-Beyinfırtınası: Beyninizde depolananları hatırlamanın iyi bir yolu, eleştirel yargıları yavaşlatmak/durdurmak ve aklınıza gelen her şeyi basitçe listelemektir. Bunların düzgün cümleler olması gerekmez, kodlar kullanabilirsiniz. Ciddi olmayın! Bitince listeye geri dönün ve sizi şaşırtan her şeyi işaretleyin. Listedeki ilişkili maddeleri birbirine bağlayın. Bu çalışma hafızanızı canlandıracak ve yazarken daha birçok şey hatırlayacaksınız. 

-Haritalama: Sayfanın ortasına bir çember çizin ve onun çağrışım alanına giren kelimeler için çizgiler çıkarın. Böylece bir kelime yazdığınızda onunla ilişkili detaylar aklınıza gelir. Böylece sizi şaşırtan ve birbiriyle ilişkili olan şeyleri de fark edebilirsiniz. 

-Keşif Taslağ: Kısa bir zaman diliminde çok hızlı yazdığımız zaman, bildiğimizden daha fazla yazarız, aklımızdaki her şey akar gider. Aslında kelimelerin kontrolden çıkmış şekilde işlemesi tuhaf bir tecrübedir; beklemediğimiz şeyleri söylemeniz sizi şaşırtabilir. Ama buna takılmadan yazmaya devam edin! Bitince sizi şaşırtan şeylere bakın! 


4. EMPATİ: Yazarların, başkalarının hüviyetine bürünme yeteneği vardır. Bu, bilgi toplamada çok işe yarar.

5. GÖRÜŞME YAPMAK: Yazarlar, canlı kaynaklardan nasıl bilgi toplayacaklarını bilmelidirler. Yazarlığa yeni başlayanlar, bu konuda genelde çekingen olurlar. Aslında görüşme yapılan kişinin egosunun şişirildiği söylenebilir. Bu kişiye verilen mesaj şudur: “Siz bu konuda otoritesiniz, sizin konuyla ilgili bilgilerinize ihtiyacım var.” 

Ben görüşmeye giderken okurların öğrenmek isteyeceği 4-5 soru hazırlarım. Cevabı “evet-hayır” olan sorular pek sormam. Soruları her zaman sırayla da soramam. Mesela bir milletvekili “Karımı silahla vurdum” dediğinde, sonraki soruda bütçeden bahsedemem!   

Akıllı bir görüşmeci iyi dinler ve iyi not alır.

6. KÜTÜPHANE ARAŞTIRMASI: En güvenilir ve spesifik bilgi için kütüphaneleri kullanmak gerekir. Bu yüzden her yazarın kütüphanelerle bağlantısı olmalıdır. 

PLANLA 

Yazarlar, yazmadan önce yazarlar. Planlama, yazmadan daha çok zaman alır. Ancak yeni başlayanlara hemen bir konu verilip yazdırılır ki bu işin nasıl olduğunu kavrasınlar. Yazmak bir hüner, beceridir; öğrenciler önce başarısızlık yaşayacak sonra öğreneceklerdir. 

Etkili planlama, açık uçlu ve deneysel olduğu zaman keşfetmeyi cesaretlendirir. 

ODAKLANMA: “Bir hikayeye, aksiyonu ilerletmeyen hiçbir şey koymayınız.” Aynı şey ikna edici yazı, dilekçe, teknik yazı ve şiir için de geçerlidir. Metindeki her unsur, ana noktayı destekler ve geliştirir. Planlama bu baskın anlamı araştırmakla başlar. 

Odağı bulmanın teknikleri vardır ancak aslında yazı eylemi bir keşif eylemidir. Yazar, seyahati yapmadan varış yerine ulaşamaz ama yazar, başlamadan önce varış yeri hakkında bir fikre sahip olmalıdır. Yazar, bir yazıda odağı bulmak için çeşitli yollar kullanır: 

-Odak Noktası: Kelimelerle ne yapacağımızı bulmak için resim ve fotoğrafları incelemek iyi olacaktır. Yazar tek bir noktanın gücünü öğrenmelidir. Bir kavram, bir istatistik, bir sahne vs. bir bütünün özel hali oldukları için bütün materyali de gösterirler. Böylece detaydan hareketle yazı biçimlenebilir. W. Faulkner, “Ses ve Öfke” kitabının zihinsel bir resimle başladığını belirtir. Aslında bu imaj bütün öyküyü içerir. 

Bir şey yazarken hangi kelimeler veya tümceler benim için özel anlam ifade eder? Hayatımızda böyle anahtar kelimeler vardır: Ailemizdeki isimler, memleketimizin adı, özel bir şarkının adı… 

-Çerçeveleme: Odak noktası geliştirmenin bir yolu da konuyu çerçeve içine almaktır. Bu, başka bir deyişle yazıda bütünlüğü sağlayan bir yöntemdir. Yazınıza bir sınır çizerek fazlalıkları atmak en iyisidir! Zaman harcayarak topladığınız bilgilerin bir kısmını dışarda bırakmak zor olacak ama bunu yapmak zorundasınız! 

-Uzaklaşma (Distancing): Yazacağımız şeye belli bir mesafeden bakmak, en etkili planlama aktivitelerinden biridir. “Uzaklaşma” kavramını daha iyi anlamak için fotoğrafçılığı ele alalım. Fotoğrafçılar bütün dağ silsilesini kapsayacak geniş açılı mercekler kullanırlar ve zirveye ya da bir dağ çiçeğine odaklanmak istedikleri zaman da açıyı daraltarak o noktaya yakınlaştırırlar. Yazar da fotoğrafçının seçeneklerine sahiptir. Bir yazar, spesifik bir konu ele alacaksa önce bütünü görmeli, sonra konuyu daraltmalıdır. 

“Uzaklaşma” deyince insanın aklına taraflı ya da tarafsız olma yani konuya dahil olma ya da olmama gelir. Yazar ve konu arasında yaratılacak birçok mesafe seçeneği vardır. Mesela bir yazar çevre kirliliği sorununu bilimsel bir tarafsızlıkla ele alabilir ve bu sayede oldukça ikna edici olabilir. Ancak yazar, aynı konuyu daha yakından ele alabilir ve çevre kirliliğinin etkisiyle her gün ölüme biraz daha yaklaşan bir temizlik işçisiyle geçirdiği bir günü anlatabilir. Bu yöntem, okuru empati kurmaya sevkettiği için oldukça etkili olur. 

-Bakış Açısı: Bir fotoğrafçı belli bir konuya odaklandığı zaman, fotoğraf makinesi o noktada sabitlenir ve makine başka bir yere yönlendiği zaman konu da değişir. Yazar, konuyu nereden, hangi noktadan ele alacağını/çözümleyeceğini/tartışacağını/açıklayacağını bilmek zorundadır. 

Yazarlar, planlama süreci esnasında, konularının etrafında dönerler, ona değişik açılardan bakarlar. Bakış açısı, fotoğraf makinesinin konumlandırılması gibi sadece fiziksel bir mesele değil aynı zamanda duygusal bir meseledir. Bakış açısı, fikrimizi söylemenin başka bir yoludur. Etkili yazarlar, genellikle konu hakkındaki fikirlerini keşfederek konunun odak noktasını bulurlar. Buldukları fikir; mantık, duygu ya da her ikisine dayanabilir. 

-Sorun: Yazacağımız yazıdaki odak noktasını bulmanın bir diğer yolu da yazarken karşılaşacağımız sorunu ya da sorunları tesbit etmektir. Yaratıcı insanlar, diğerlerinin göremediği sorunları görebilirler. Biz, bira şişelerinden oluşmuş bir yığın görürüz, bir ressam ışığın şişeler üzerindeki yansımasıyla ilgili sorunları görür, bir yazar aynı bira şişelerinde bir hikaye görür… 

SES: Ses sayesinde okuyucu sayfalardan konuşan birini duyar. İyi bir yazıda güçlü ve özgün bir ses vardır. Bizler, ses sayesinde yazarın potansiyelini fark ederiz. Sesi duyduğumuz zaman ona karşılık veririz. Ses bir metne özgünlük, güç ve heyecan verir. Bir şey yazmaya başlamadan önce ne yazacağımızı ve nasıl yazacağımızı düşünürüz. Bu bir anlamda “prova” sürecidir. Yazımızı nasıl yazacağımız “ses”le ilgilidir. Evde, caddede, sınıfta, arkadaşlarımızla eğlenirken vs. farklı konuşuruz. Ses kavramı anlaşılması zor, soyut ve teorik olsa da, hemen herkes bunu ayırt eder. Ses aynı zamanda yazarın konuyu belirlemesini de sağlar. Konuyu yazış tarzımız, o konu hakkında ne hissetttiğimizi ya da düşündüğümüzü yani bizim için önemli ya da daha az önemli olanı açığa çıkarır. 

TASLAK: Yazma süreci organiktir; yazma eylemi esnasında gelişir ve değişir. Yazıyı tasarlamanın tek bir yolu yoktur. Bu daha çok yazarın kişiliğine bağlıdır. Bazı yazarlar düzenli, bazılarıysa dağınık çalışır. Mesela benim bu kitaba başlamadan yazdığım akademik makale belli bir plan dahilinde yazılmamıştı; ilk paragraftan itibaren gayet doğal bir biçimde gelişmişti. Belki de zihnimde bir taslak geliştirmiştim ve yazımı zihnimdeki taslak yardımıyla doğal biçimde yazmıştım. Böyle bir şeye kim karşı çıkabilir? Ancak şunu da eklemem gerekiyor; bu kitabı yazarken şimdiye kadarki en detaylı taslağımı hazırladım. Böyle bir taslak gerekli ve faydalıydı. Tabii ki taslağı aynen takip etmedim; bazı yerleri çıkardım, değiştirdim. Bir değil birçok taslak hazırladım. Nasıl ki bir kaşifin haritaya ihtiyacı varsa, yazarın da plana ihtiyacı vardır. 

TÜR: Tecrübesiz yazarlar genelde türün, ihtiyaçtan doğan bir şey olmaktan ziyade yazıya empoze edilen bir şey olduğunu düşünürler. İşte bu düşünce, kötü bir yazının sebeplerindendir. Öğretmen, verdiği ödevde öğrenciden belirli bir biçime uygun yazı yazmasını ister ve öğrenci de konuyu zorlayarak o biçime uygun yazmaya çalışır. Verilen konu o biçime uygun olmasa bile öğrenci bunu yapmak zorundadır. 

Biçim ya da tür, düşünmenin önemli unsurlarından biridir. Yazma eylemi esnasında bulduğumuz biçim, konumuzu anlamamızda ve tabii ki başkalarının da konuyu anlamasında esastır. 

Yazmaya başlarken elimizde işlenmemiş bir sürü malzeme vardır; anılar, tahminler, alıntılar, düşünceler, teoriler, söylentiler, olaylar… Yazı yazarken yapmamız gereken şey bütün bunların ne ifade ettiğini anlamaya çalışmak ve bunun için de bu bilgi yığınını zihnimizde ya da defterimizde düzene sokmaktır. Unutmamalıyız ki biçim, malzemeden doğar. Dolayısıyla elimizdeki malzemeye bakarken onun hangi biçime ya da biçimlere uygun düşeceğini ve bilginin anlaşılmasına en iyi şekilde yardım edeceğini sezmemiz gerekir. 

Biçim ya da tür dediğimiz şey aslında “anlam”dır. Elimizdeki malzemeyi işlemeden önce kullanacağımız biçimi seçtiysek (ya da öğretmenimiz bize hangi biçimi kullanacağımızı empoze ettiyse) zaten nasıl ve ne düşüneceğimiz de belirlenmiş olur. Mesela bir öykü yazacaksak bir başlangıç ve son, birbiriyle bağlantılı olayların mantıksal bir sıra gözetilerek verilmesi vs. söz konusu olacaktır. Bir eleştiri yazısı doğal olarak eleştiriyi gerekli kılar. Hiçbir biçim yanlış değildir. Bir motorsiklette ya da yük kamyonunda hiçbir sorun yoktur ancak taşınırken ev eşyalarınızı motorsikletle taşımaya kalkarsanız sorun çıkar. 

Sonuç olarak yapmamız gereken şey elimizdeki malzemeye bakıp, amacımıza uygun düşen biçimi bulmaktır. 

YAPI: Genç yazarların, “tür”ün yazıyı inşa ederken karşılaşacakları sorunları nasıl çözecekleri konusunda pek yardımı olamayacağını bilmeleri gerekir. Tür, sizin ne inşa ettiğinizi –bir süpermarket mi, villa mı?…- belirtir. Ancak her şey bir yana, siz özgün bir yapı oluşturmak zorundasınız! Tecrübeli yazarlar, yazılarının yapısını tasarlamak için çok zaman harcarlar. 

- Başlık: Başlık; konuyu belirlemesi, sınırlaması, yazara bir yön çizmesi ve okuyucunun ilgisini çekmesi açısından önemlidir. Etkili bir başlık, yazının konusunu belirlemenin çok ötesindedir. Etkili bir başlık: 

* Dürüsttür: Yazar, başlıkta vaadettiğine sadık kalmalıdır.

* Kısadır.

* Özgündür.

* Konuyla bağlantılı bir bakış açısı veya fikir içerir.

* Enerjiktir. (Bu özellik çoğullukla fiil kullanımıyla sağlanır.) 

İyi bir başlık için şu teknikler kullanılabilir:

-Önce uzun başlıklar yazın, sonra bunları kısaltın.

-Tek kelimelik başlıklar bulmayı deneyin, bunlar en azından yazınızın anahtar kelimelerine odaklanmanızı sağlayacaktır.

-İsim ve fiilleri kullanarak başlıklar yaratın.

-İsim ve fiillleri olabildiği kadar spesifik hale getirin.

-Fiilleri basit, dolaysız ve aktif biçimleriyle kullanın.

-Yazıda birbiriyle uyuşan unsurları bulun ve bunları başlıkta kullanın.

-Yazıda birbiriyle uyuşmayan-zıt unsurları başlıkta biraraya getirin; böylece bir gerilim oluşacaktır.

-Aliterasyon bulmaya çalışın.

-En kısa başlığı bulana kadar kısaltmalar yapmaya devam edin.

-Başlığı ararken konunuzu hep aklınızda tutun. Dürüst olmaya dikkat edin. Başlık, sizin ve okurun konuyu anlamasına yardım etmelidir.  

- Giriş: Bildiğiniz gibi bir okur, bir yazıyı okuyup okumayacağına 4-5 saniyede karar verir. Profesyonel yazarlar okuru nasıl yakalayacaklarını bilirler. Giriş kısmı bu açıdan en az başlık kadar önemlidir. Yazının ilk cümlesi ya da paragrafı, bir fener gibi yazıyı aydınlatır. Bu açıdan belki de iyi bir yazının ya da kitabın en önemli cümlesi ilk cümlesidir. 

Giriş kısmı, yazıdaki “ses”i, konuyu, anlamı, bakış açısını, yazının sınırlarını (neyin yazıya dahil olduğunu ya da olmadığını), boyutlarını, türünü, yapısını vs. belirler. Bütün bunlar bir ya da birkaç cümlede toplanabilir mi? Evet, belki de daha fazlası! Aslında giriş kısmı, yazının bütününün taslağı gibidir.

İşte iyi bir giriş için ipuçları: 

-Dolaysız ifade: Yazının neden bahsettiğini mümkün olduğunca kısa bir şekilde söylemek, iyi bir başlangıç olacaktır. Burada genellikle basit ve genel cümleler kullanılır. Yazar bu girişten sonra cümlelerini daha spesifik hale getirebilir. 

-Anekdot: Yazıya etkili bir giriş yapmanın yollarından biri de yazının temel noktasını vurgulayan/açığa çıkaran bir anekdotla yazıya başlamaktır. Ancak anekdotun doğru olması gerektiğini unutmayın! Ayrıca anekdotun konunuza uygun olması şartttır, aksi halde hedeften uzaklaşılmış olur. 

-Alıntı: Yazının konusuyla ilişkili olarak söylenmiş bir sözü alıntılamak çoğunlukla etkili bir giriş olur. Ancak tıpkı anekdottaki gibi, alıntının da konuyla ilgili olması gerekir ki hedeften uzaklaşılmasın. 

-Haber: Yazar, giriş kısmında okuyucuya konuyla ilgili ne gibi yeni haberler vereceğini söyler. Böylece okuyucu, bu yazıyı neden okuması gerektiğini anlar. Bu tür bir giriş 5N 1K sorularını içerir: Kim, ne, ne zaman, nerede, neden, nasıl. 

-Ayrıntı: Burada yazar konusuyla ilgili okurların dikkatini çekecek spesifik bir bilgiyle yazıya giriş yapar. Bu bilgi bir istatistik, bir olay, bir olgu, bir davranış vs. olabilir. Böylece okur, yazının devamını okumak ister. 

-Diyalog: Diyalog, giriş kısmında çok az kullanılır ancak aslında bir yazıdaki çatışmayı/zıt fikirleri açığa çıkarmanın en iyi yollarından biridir. Üstelik tiyatroda olduğu gibi okuyucu, bir izleyici gibi olayları yakın mesafeden takip eder. 

-Şaşırtmaca: Yazar, yazısında  yer alan alışılmadık bir bilgiyi giriş kısmında verebilir. Ancak yazarın dürüst olması ve okuyucuyu kandırmaması gerekir. 

-Tasvir: Spesifik ve ayrıntılı bir tasvir, okuyucunun ilgisini çekmek için iyi bir yoldur. Tasvir özellikle görsel detayları içermeli ayrıca işitme, tatma, dokunma ve koku alma duyularına da hitap etmelidir. 

-Ruh hali (mood): Bir atmosfer ya da durum yaratılarak yazıya başlandığında, okuyucu kendini o ruh haline kaptıracak ve yazının devamını merakla okuyacaktır. Yaratılan atmosfer ya da durum, yazıda söylenmek istenenle doğrudan ilgiliyse okur üzerinde büyük bir etki yaratır. 

-Sahne: Yazının girişinde yer, kişiler, olayın olduğu bir sahne oluşturulabilir. Ancak bu sahne giriş kısmında oldukça kısa olmalıdır. (Eğer bu sahneyi yazının iskeletini kurarken kullanırsanız tabii ki daha etkili olacaktır.) Böyle bir giriş, okuyucuyu gözlemci durumuna, bir anlamda da katılımcı durumuna sokacaktır. 

-Birinci Tekil Kişi: Akademik bir yazıda tarafsız olmak adına birinci tekil kişiyle anlatım pek tercih edilmez. Ancak yazıya dürüstçe ve dolaysız ifadelerle birinci tekil şahıs kullanarak başlamak, okurların ilgisini çekebilir. 

-Üçüncü Tekil Kişi: Konusuna mesafeli durmak isteyen yazarlar birinci tekil kişi yerine üçüncü tekil kişi kullanabilirler. 

-Problem: Yazının girişinde bir problem ortaya atmak, okurun ilgisini çekecek ve problemin çözümüne dahil olmasını sağlayacaktır. 

-Sonuç (End): İtiraf etmek gerekirse birkaç sene öncesine kadar sonuç kısmını planlamanın önemini kavrayamamıştım. John McPee bana ilk önce sonuç kısmını yazmak gerektiğini söylediğinde ona pek inanmamıştım. Ama onun dışındaki birçok yazar da sonuç kısmının önemini vurguluyordu: 

“Eğer bir öykünün sonunu bilmiyorsam, onu yazmaya başlamam” K. Anne Porter

“Kitabımın sonunda ne olacağını her zaman bilirim. Kitaplarımın sonunda ne olacağını, hep giriş kısmında sezdiririm. Ancak gelişme kısmı hakkında kesin bir fikrim yoktur; oraya nasıl ulaşacağımı pek bilmem” William Gibson 

“Sonuç kısmına ne kadar kaldığını bilmem ama öykünün sonunda ne olacağını bilirim”  John Irving 

“Son cümlenin ne olacağını bilirim ama oraya nasıl ulaşacağımı bilmem” Eudora Welty 

Sonuç kısmının önemini ancak Boston Globe’da ders verirken anlayabildim. Tecrübeli yazarlara, yazılarını planlama aşamasında sonuç kısmı hakkında fikirleri olup olmadığını sordum ve “evet” yanıtını aldım. Bu yazarlar tabii ki sonuç kısmını değiştirebilirler ancak her ne olursa olsun nereye gittiklerini biliyorlar! 

Aslında sonuç kısmı, yazar için olduğu kadar okur için de önemlidir. Birçok araştırmaya göre okurlar, okuduklarının en çok sonunu hatırlıyorlar. Dolayısıyla bir yazının etkili olabilmesi için sonuç kısmının tamamlanmış ve tatmin edici olması gerekir. 

Yazarlar, sonuç kısmında klasik özetleme tekniğini pek kullanmıyorlar. Bunun yerine daha etkili olabilecek -mesela okuru,  yazarın istediği noktaya çekebilecek spesifik bir şeyler söylemek gibi- teknikler kullanıyorlar. Bunun için de genel olarak “giriş” kısmı için önerdiğimiz tekniklere başvuruyorlar.  

GELİŞTİR

Yazar, bütün malzemeleri topladıktan, planlamayı yaptıktan sonra asıl zorluk başlar: Boş sayfalarla karşı karşıyadır! Şimdi yapılması gereken şey metnin gerçekçi olmasını sağlarken, okuyucunun güvenini de kazanmaya çalışmaktır. Yazmak, kişinin kendine inanması, ele aldığı konuya inanması, kullandığı biçime ve sese inanması demektir. Güven telkin eden bir yazı yazmak çok zor ancak aynı zamanda çok gerekli ve esastır. 

Boş bir sayfayla karşı karşıya olmak demek, sık sık lavaboyu ziyaret etmek, acıkmak, susamak, kahve ve çay içmek, konuyla ilgili daha fazla araştırma yapmak istemek vs. demektir. Aslında hemen her yazar bunları yaşar ve yaşamalıdır. İlk sayfa birçok yazarı korkutur çünkü bu yazarlar yazmaya hazır değillerdir. Yazar her şeyden önce yazmaya istekli ve hazır olmalıdır. Aksi halde güven telkin edemez. 

Bir yazar yazmaya başlamadan önce aşağıdaki sorulara cevap verebiliyorsa yazmaya hazır demektir:

1. Bu yazıyı yazmak için okuru tatmin edebilecek spesifik ve güvenilir bilgiye sahip miyim?

2. Bu bilgi, yazının özünü ifade eden tek bir anlam üzerinde odaklanıyor mu?

3. Yazımda kullanacağım malzemede bir ”düzen” görebiliyor muyum?

4. Nasıl bir okuyucu kitlesine hitap edeceğimi biliyor muyum? 

Yazımı yazarken okuyucuya doğrudan hitap edebileceğim güçlü bir “ses” oluşturabileceğime inanıyor muyum?

Donald M. Murray

Çeviren: Bahar Dervişcemaloğlu

METİN BİLGİSİ