1902 Nobel Edebiyat Ödülü - Theodor Mommsen

Alman, tarihçi ve hukukçu Theodor Mommsen, Roma uygarlığı ve tarihi konusundaki çalışmalarıyla ünlüdür.

30 Kasım 1817’de Schleswig’de Garding’de (bugün FAC’de) doğdu, 1 Kasım 1903’te Charlotten-burg’ta öldü. Babası papazdı, önce Yunan ve Latin dilleriyle eğitim yapılan Gymnasium’da ortaöğrenimini bitirdi, 1838-1843 döneminde Kiel Üniversitesi’ nde hukuk, filoloji ve tarih okudu. 1844’te Roma devlet hukukunu eleştirici bir yöntemle inceleyen ilk kitabı çıkınca ilgi uyandırdı. 1845’te, dönemin ünlü hukuk tarihçisi Savigny’nin yardımıyla bilimsel çalışmalarını sürdürmek için İtalya’ya gitti. Bir süre politikayla ilgilendi, Alman Aydınlanma çağını konu edinen çalışmalara katıldı. 1848’de Leipzig Üniversitesi’nde Roma hukuku profesörü olarak görevlendi-Anıtlar, fildi. Saksonya yönetimini eleştirmesi nedeniyle göre-yazıtlar, vine son verildi. 1852’de Kiel, 1854’te Breslau Üniver-belgeler sitelerinde Roma Hukuku, 1858’de Berlin Üniversite-si’nde İlk Çağ tarihi profesörü oldu. 1863-1866 ve 1873-1879 dönemlerinde Prusya Diyeti’ne (meclis), 1881-1884 arasında Alman Parlamentosu’na üye seçildi. Özellikle Bismarck’ın politikasına, Yahudiler’e karşı uygulanan baskılara karşı çıkarak ağır eleştiriler yöneltti. Muhafazakâr yönetimler karşısında sol eğilimli bir görüşü savunduğu gibi radikal demokrasi akımlarına karşı çıkanları da eleştirdi. 1902’de Nobel Edebiyat Ödülü alan ilk Alman bilgini oldu.

Tarih, toplum ve uygarlık

Mommsen’in benimsediği anlayışa göre, tarihin toplum özünü öğretici, eğitici ve geliştirici düşünce öğeleri ve oluşturur. Tarih belli süreler içinde geçen olayları uygarlık konu edinen yorumlayıcı, anlatıcı, durağan bir bilim değildir. Onun amacı uygarlığı yaratan kültür odaklarını insanlığın gelişmesine yararlı duruma getirecek bir öğreti olmaktır. Bu özelliği dolayısıyla tarih statik değil dinamik bir bilimdir, yaşamın akışı içinde sürekli bir ilerlemenin olanaklarını açıklayıcı niteliktedir. Tarih için önemli olan dışa dönük olaylar değil, yaşamı biçimlendiren içsel oluşumlardır. Bu oluşumların sağladığı birikimlerle uygarlık denen bütün ortaya çıkar. Bu bütünün hukuk, gelenek, sanat, ahlak, anıt, yazın, felsefe, para, devlet, bilim gibi kurumlan vardır. Tarihin bunları birbirinden soyutlamaksızın incelemesi, aralarındaki içten bağlantıyı açıklaması, yaşamı biçimlendiren öğeleri aydınlığa kavuşturması gerekir. Bunu başarmanın yolu da toplumu bütünleştiren kurumlan konu edinmektir. Her toplum kurumu bir gelişmenin ürünüdür, her gelişme süreci de başka oluşumlarla bağlantılıdır. Mommsen, bu düşüncelerini sergilerken Roma Devleti’ni örnek alır. Ona göre Roma tarihi, özellikle yönetim konusunda, başlıca öğreticidir. 

Hukuk devleti

Roma Devleti, başta hukuk olmak üzere, bütün m toplum kurumlarınm en gelişmiş, en tutarlı örneğini vermiştir. Toplum yönetimiyle ilgili düşüncelerin doğuşunda, dizgeleşmesinde Roma tarihi çağdaş uluslar için de öncüdür. Çünkü Roma yönetim anlayışı hukuk ilkelerine dayanır. Mommsen, bu konuyla ilgili görüşlerini Römische Geschichte (“Roma Tarihi”) ve Römische Forschungen (“Roma ile İlgili Araştırmalar”) adlı yapıtlarında değişik örnekler vererek, açıklamalar yaparak sergiledi. Devletin bütünlüğünü sağlayan örgütlerin, Roma yönetiminde, birer hukuk kurumu niteliği kazandığını ileri sürdü. Roma Devleti’nin kuruluşundan başlayarak, geçirdiği gelişim aşamalarını, toplum kurumlarınm düzenlenişini, hukuk devleti anlayışının doğuşunu U:rer tarih sorunu olarak açıklamaya çalıştı. Öte yandan Roma’da yürürlüğe konan para dizgesini, alışveriş ilişkilerinin yasal bir düzene bağlanmasını, paranın toplumdaki yerini ve etkisini araştırdı. Bu konuları içeren Geschichte der römischen Münzwesen (“Roma Para Biriminin Tarihi”) sorunlara paranın değerine dayanan bir yöntemle çözüm arar. Mommsen’e göre paranın yapımı, yürürlüğe konması, para yapımında kullanılan maddenin işlenişi, karışım oranı yalnız toplumsal ve alışverişle ilgili değişmeleri göstermekle kalmaz, yönetim biçimini, uygarlığın gelişimini ve yöneticilerin egemenlik gücünü de anlamaya yarar.

Anıtlar, yazıtlar, belgeler

Mommsen uygarlık alanındaki gelişmelerin araştırılmasında, öğrenilmesinde yazılı kaynaklardan sayılan yazıtların, taş ve tuğla gibi gereçler üzerine kazılmış yazıların, özellikle epikrafi kapsamına giren belgelerin önemini vurgular. Corpus Inscriptiotum Latinarum (“Latin Yazıtları Derlemesi”) adlı kitabını bu konuyu, belgelere dayanarak, gösterme amacıyla düzenledi. Burada yer alan yazılı belgeler Roma tarihinin, Roma uygarlığının hangi gelişim aşamalarından geçtiğini öğrenmeyi sağlayan ürünlerdir.

Devlet hukuku konusundaki çalışmalarını Römisches Staatsrecht (“Roma Devlet Hukuku”) adlı yapıtında sergileyen Mommsen’e göre yönetimin ve egemenliğin temeli hukuktur. Roma insanı, uygarlık tarihinde, devleti bir hukuk kurumu olarak görmenin öncüsü olmuştur. Öte yandan ceza hukukunun kurucusu da Roma’dır. Römisches Strafrecht (“Roma Ceza Hukuku”) bu konuyu içerir, ceza hukukunun özelliklerini, düzenlenişini, yaptırım gücünü, uygulanış biçimini karşılaştırmalı örneklerle açıklamaya yönelik görüşleri kapsar. Bu yapıtta ceza hukuku bir toplumsal kurum olarak sergilenir, cezanın yöneticinin istencine bağlı bir uygulama değil de bir devlet yaptırımı olduğu görüşü açıklanır.

Mommsen’in kuramına göre devlet çok eskiden başlayan bir toplumsal gelişmenin son ve en olgun biçimidir, uygarlığın somutlaşan örneğidir. Bu gelişme sürecinde değişik kurumlar oluşur, karşılıklı bağlantılar kurulur, hukuk anlayışı doğar ve devletin temelini sağlayan ilkeler biçimlenir. Devletin son aşaması yönetimin ulusun bütününe dayanmasıdır. Bu aşamada ulusal istenç tek egemen güçtür. Bu gücün oluşmasında başlıca etken de hukuk anlayışını yaratan düşüncedir. Bu nedenle devletin eğitim ve öğretimi özgür düşüncenin gelişmesine elverişli bir nitelikte yasallaştırması gerekir. Düşünce ilkelerine dayanmayan, hukuk kurallarından kaynaklanmayan bir toplum kurumunun yaşama olanağı da azdır.

Mommsen, hukuk tarihinin bir bilim niteliği kazanmasına, Roma Hukuku’nun bağımsız bir araştırma alanı olmasına, devlet hukukunun Roma Hukuku’ndan kaynaklandığı görüşünü benimsemesine öncülük etmiş, bu alanda yeni hukuk çalışmalarının gelişmesine olanak sağlamıştır. Öte yandan Roma tarihinin uygarlık alanındaki önemini vurgulayan, tarihin olaylarla değil de düşünce ürünleriyle ilgilenmesi gereğini ileri süren de odur.

YAPITLAR (başlıca): Römische Geschichte, 3 cilt, 1854-1856, (“Roma Tarihi”); Geschichte der römischen Münz-wesen, 1860, (“Roma Para Birimi Tarihi”); Corpus Ins-criptiorum La.tina.rum, 1863, (“Latin Yazıtları Derlemesi”); Römische Forschungen, 2 cilt, 1864-1879, (“Roma İle ilgili Araştırmalar”); Römisches Staatsrecht, 1887, 3. basım, (“Roma Devlet Hukuku”); Römisches Strafrecht, 1899, (“Roma Ceza Hukuku”).