OĞUZ TÜRKÇESİNİN ANADOLU’DAKİ İLK ÜRÜNLERİ (XIII - XIV. YÜZYILLAR)

1. 13.-14. Yüzyıllarda Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiirler)

2. 13.-14. Yüzyıllarda Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler

3. 13.-14. Yüzyıllarda Öğretici Metinler

4. 13.-14. Yüzyıllarda Diğer Şair ve Yazarlar


Türkçenin yakın zamanlardaki temelleri Oğuzcaya (Oğuz Türkçesine); Oğuzcanın bir yazı dili ola­rak ilk ürünlerini vermesi ise Anadolu Selçuklu Devleti'nin son zamanlarına ve Beylikler Dönemi'ne rast­lar. Oğuzların bu dönem öncesi tarihleriyle ilgili ola­rak şunlar söylenebilir:

Oğuzlar, 6-11. yüzyıllar arasında varlıklarını Köktürk (552-745), Uygur (745-840) ve Karahanlı (912-1212) devletlerine bağlı olarak devam ettir­mişlerdir.

7. yüzyılın ilk yarısında Yenisey bölgesindeki Barlık Irmağı civarında, daha sonra ise Tula Irmağı boylarında ve Ötüken yöresinde yaşadıkları anlaşı­lan Oğuzların Köktürklerle ilişkileri, kimi zaman ger­gin ve çatışmalı olmuş; kimi zaman da Köktürklerin sadık bağlıları olarak devam etmiştir.

Köktürklerin yerini alan Uygurlar döneminde Or­hun Irmağı bölgesinde yaşayan Oğuzlar, Uygurlarla da kimi zaman dost, kimi zaman düşman olmuşlardır.

Oğuz Türklerinin Oğuzcaya dayalı bir yazı di­li oluşturamamalarında, 1040-1157 tarihleri arasında büyük bir devlet kuran Selçukluların bilim dili olarak Arapçayı, edebiyat ve devlet dili olarak da Farsçayı benimsemesinin önemli etkisi olmuştur. Bu dönemde Türkçe daha çok saray çevresinde ve orduda asker­ler arasında konuşulmuştur.

Oğuzlar, Büyük Selçuklu Devleti'nde çoğunluk­la göçebe yaşam tarzını devam ettirmiş, geçimlerini hayvancılıkla sağlamış, otlak bulmak için mevsimlere göre yer değiştirmişlerdir. Yerleşik nüfus ise çiftçilik, zanaatkârlık ve ticaretle uğraşmış; kentlerdeki tüccar ve esnaflar, iş kollarına göre loncalar biçiminde örgüt­lenmiştir. Bu dönemde devletin yönetici-memur kad­roları, Nizamülmülk'ün kuruluşuna öncülük ettiği Ni­zamiye Medreselerinde yetiştirilmiştir.

Alparslan'ın 1071'de Malazgirt Savaşı'nı kazan­ması, Büyük Selçuklu Devleti'ndeki göçebe Oğuzla­rın ve diğer Türk boylarının Anadolu'ya yerleşip bu­rayı yurt edinme süreçlerini hızlandırmıştır. Malazgirt Savaşı'na, ardından da Anadolu'nun fethine katılan Türk beyleri fethettikleri yerlerde çeşitli beylikler kur­muşlardır. Bu beyliklerin en önemlileri şunlardır: Danişmentliler, Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular, Çaka Beyliği.

Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'yu fethet­mekle görevlendirilen Selçuklu komutanlarından biri olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075'te İznik'i Bi­zans'tan alarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Anadolu Selçuklu Devleti'nin ilk hükümdarıdır.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılma nedeni Mo­ğol İstilası'dır. Önlerine çıkan her orduyu bozguna uğratan, yüzlerce yıllık geçmişe sahip İslam kentle­rini harabeye çeviren, bu kentlerde yaşayan herkesi kılıçtan geçiren; kütüphaneleri, kültür ve sanat eser­lerini tahrip eden Moğolların önünde Anadolu Selçuklu Devleti fazla dayanamamıştır. Moğollar, Kösedağ Savaşı (1243) sonunda Anadolu'daki Selçuklu hâki­miyetini sona erdirmiştir. Bu savaştan sonra Moğolla­rın (İlhanlı Devleti) sömürgesi durumuna düşen Ana­dolu Selçuklu Devleti, Moğolların son Anadolu Selçuklu sultanını tahttan indirdikleri 1308 tarihi itibariyle tamamen ortadan kalkmıştır. Bu devletin yıkılma sü­recinde kendi hâkimiyet alanlarını genişletme fırsatı bulan Türk beyleri devletin yıkılmasından sonra daha rahat haraket etmiş ve kendi beyliklerini kurmuşlar­dır. Görünüşte İlhanlılara bağlı, gerçekte ise birer ba­ğımsız otorite olarak hareket eden bu beyliklerin en önemlileri şunlardır: Osmanoğulları, Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Karesioğulları, Hamitoğulları, Menteşeoğulları, Candaroğulları, Aydınoğulları, Dulkadiroğulları, Saruhanoğulları, Eretna Beyliği.

Haçlı Seferleri ve Moğol İstilası gibi önemli olay­ların yaşandığı, Türklerin akın akın Anadolu'ya göç ettiği bu dönemde bazı teşkilatlar, günümüz Türkçesiyle birer sivil toplum kuruluşu gibi çalışmıştır. Bun­ların en önemlisi olan Âhiyân-ı Rum (Anadolu Ahile­ri), bir esnaf örgütlenmesidir.

Kendilerine özgü kuralları, giysileri, toplanma yerleri, tasavvuf ayinleri olan Ahiler, aralarına kabul ettikleri ve "çırak" dedikleri kişilere mesleki eğitim ver­mekle kalmamış, onların manevi eğitimlerini de üst­lenmişlerdir. Ustalar çırakların hem mesleki eğitim al­malarından hem de ahlaklı, dürüst, çalışkan ve din­dar olmalarından sorumlu sayılmışlardır. Çıraklar, bir taraftan tasavvufi eğitim sürecinden geçerek manevi alanda olgunlaşmış, bir taraftan da esnaflığın kural­larını ve inceliklerini öğrenmişlerdir.

Gündüz ticaret akşam da eğitim ve ibadetle meşgul olan Ahiler, Türklerin yeni vatanı olan Anado­lu'daki dinî, askerî, ekonomik, sosyal vb. sorunların çözümünde etkin rol oynamış; halkın düzen ve gü­venlik içinde yaşamalarına katkı sağlamışlardır.

Gerek tarikatlar biçiminde örgütlenen tasavvu­fun gerekse içinde tasavvufu da barındıran Ahilik teşkilatının Anadolu'da Oğuz Türkçesiyle oluşturulan edebî metinlerde çok önemli yansımaları olmuştur.