ANLATIM BİÇİMLERİ - Test 3

1.        

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,
Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafifletir, inceden inceden.

Bu dizelerde aşağıdakilerin  hangisinden yararlanılmamıştır?

A) Kişileştirmeden               B) Benzetmeden

C) Niteleyici sözcükten      D) Yinelemeden E) İşitsel öğelerden

2.      

Aşağıdakilerden hangisi öyküleyici anlatıma örnek gösterilemez?

A)       Ağır bir bulut yığınının kenarından görünen açık sarı ışın demeti, sonsuzluğa uzanan bir el gibiydi.

B)       Evden çıkacağı sırada ayaklarının boyasız olduğunu gördü, sonra da saçının bozuldu­ğunu düşünerek aynanın karşısına geçti.

C)       Şehrin dar sokaklarından hiç konuşmadan ilerlediler; birden bastıran yağmur, taş dö­şeli sokaklarda gölcükler oluşturmaya baş­lamıştı bile.

D)      Müdür bey, gidip bir duvarı boydan boya örten perdeyi "şangırt" diye çekti, perde bir anda açılıverdi.

E)       Aheste adımlarla tasasız, iki saat kadar do­laşıp durdum, derken dar orman patikaları­nın karmaşasında yolumu yitirdim.

3.       

Ölüme karşı olan duyarsızlığı, pek çok yerde gözlüyoruz. Banka kuyruğunda can vermiş bir emeklinin üzerine rastgele örtülen bir gazete parçasında... Çoğuna görev savmak için gidi­len ve eş dostla havadan sudan sohbet edilen cenaze törenlerinde... Her geçen yıl şehrin bi­raz daha uzağına sürülen mezarlıklarda... Ölüm, modern insanın göz önünden kaldırarak tamamıyla unutmaya çalıştığı devasız bir dert sanki... Hayat; görmezden gelerek, ölümü hem şehirlerden hem zihinlerden kovuyor.

Bu parçanın anlatımında  aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

A)       Karşılaştırma 

B)       Tanımlama

C)       Betimleme        

D)      Örnekleme

E)       Öyküleme

4.       

Realizm, bir estetik kavram olarak 19. yüzyıl or­talarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki ro­mantizm klasisizme bir başkaldırı niteliğinde ise gerçekçilik yani realizm, hem klasisizme hem de romantizme bir başkaldırıdır. Amaç, sanatı kla­sik ve romantik akımların yapaylığından kurtar­mak, çağdaş eserler üretmek ve konularını ön­celikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seç­mekti. Realizmin gayesi, günlük yaşamın önyar­gısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve edebi eserlerin bir bilim adamının klinik bulgularına benzer bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır. Yukarıdaki paragrafın anlatım biçimi aşağı­dakilerden hangisidir?

A)       Açıklama  

B)       Betimleme

C)       Tartışma  

D)      Öyküleme

E)       Karşılaştırma

5.       

Şair, devamlı bir araştırma ve deneme içerisin­de olan, mısralardaki duygu, düşünce ve hayal­lerin nasıl daha etkileyici anlatılabileceği endi­şesi içinde hareket eden adamdır. Unutmayınız ki, Türk edebiyatı içinde şair diye tanınmış ve şiirleriyle hafızamızda yer etmiş sanatçılardan hiçbirisi kendisini tam olarak "şair" kabul etme­miştir. Sanatın ne olduğunu anlamış, onu özümsemiş ve doğasını öğrenmiş bir sanatkâr için, "Ben şairim." diyebilmek cesaret ister. Yukarıdaki parçada düşünceyi geliştirme yollarından hangisinden yararlanılmıştır?

A)       Tanımlama 

B)       Açıklama

C)       Karşılaştırma   

D)      Tanık gösterme

E)       Örnekleme

6.       

Öncelikli olarak şiir karşısındaki duruşumuzun belirlenmesinde fayda vardır. Doğrusu bana göre okur, şiirin karşısında bir buluta, bir ağaca veya bir dağa bakan insanın durumuyla aynı kaderi yaşamaktadır. Peki bir ağaç, bir bulut, bir dağ insana neler söyler ya da bir şey söyler mi? Bu durum, kişinin o varlıklara verdiği, yüklediği anlamla ilgilidir elbette. Yani biz onlara bir an­lam yüklemekteyiz ki onlarda bizi çeken şey de aslında bizim onlara yüklediğimiz bu anlamdır. Şiir karşısında böyle bir duruş sergilemeyenler, doğrusu hüsrana uğrayacaktır. Yukarıdaki parçanın anlatım biçimi aşağıda­kilerden hangisidir?

A)       Tartışma  

B)       Açıklama

C)       Karşılaştırma  

D)      Betimleme

E)       Öyküleme

7.

(I) Şair, şiirin peşinde yılmadan, yorulmadan koşan adamdır. (II) Yazdığı hem ses hem de mana itibarıyla kulağa ve akla hoş gelen insan­dır; ancak bunları yapabilmek için şairin belli bir bilgi birikimine sahip olması icap eder. (III) Yok­sa şairlik ne aşkımızın serenadı ne de aklımıza o an gelenlerin ardı ardına sıralanmasıdır. (IV) Unutmayınız ki, dili ve kültürü kullanan sa­nat dallarıyla uğraşanlar, tam yeterliliğe sahip olmadan eser vermeye kalkarsa, iyi niyetle ya­pılan bu iş, dil açısından ağır sonuçlar doğura­bilir. (V) Şiirde malzeme olarak kullanılan güzel Türkçemiz hususunda dikkatli olunması gerek­tiğini herkese hatırlatıyorum. Yukarıdaki paragraf için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A)       I. cümle tanım cümlesidir.

B)       II. cümlede amaç söz konusudur.

C)       lll. cümle şekilce olumlu anlamca olumsuzdur.

D)      IV. cümlede koşul anlamı vardır.

E)       V. cümlede doğrudan anlatım yapılmıştır.

8.

Bir zamanlar, ayrıldığımda dünya başıma yıkılır sandığım annem, geçen yaz gittiğimde sözü bir yerlerden dolaştırıp ayrılığa, hasretliğe getirdi. O gönül zengini kadın, bütün filozofları ve şair­leri kıskandıracak dokunaklı bir söz söyledi: "Birbirimizi görmeden yaşlanıyoruz oğlum." Çarpıldım, sarsıldım... Bu söz kurşun gibi sap­landı içime. Boğazıma bir şey düğümlendi, yut­kunamadım. O da ben de biliriz ki, bunları ko­nuşmaya yüreğimiz dayanmaz. Yalnızca susar ve için için ağlarız.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağı­dakilerden hangisi söylenemez?

A)       Karşılaştırmalara başvurulmuştur.

B)       Öykülemeye başvurulmuştur.

C)       Benzetmeye yer verilmiştir.

D)      Olaylar, oluş sırasına göre verilmiştir.

E)       Sözcüklerin duygusal çağrışımlarından ya­rarlanılmıştır.

9.       

İnsan, bir şiir karşısında bir eşyanın karşısında durduğu gibi duramaz. Neticede insan, eşyayı beş duyusuyla algılar. Beş duyu ise eşyayı in­sana dışardan ulaştırabilir. Mesela göz, göste­rir, el tutar o kadar. Şiir ise beş duyu ile başla­yan yolculuktan öteye, esrarlı bir alana yolcu­luktur. Aslında böyle bir duyarlılığı geliştirenler, eşya karşısında da şiir karşısında durdukları gi­bi dururlar. Eşya da böylesi yaklaşan birisi için bir şiire dönüşür. Bu ise kainat ve varlık kitabı­nı en azından hecelemeye başlamak demektir. Y

ukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki­lerden hangisi yoktur?

A)       Olasılık cümlesi  

B)       Benzetme

C)       Tanımlama 

D)      Somutlama

E)       Deyim

10.     

Gerçek şiir iyiliğin şiiridir, der Aragon ve insan ruhunun ışığı olarak gördüğü bu şiiri, yoğunlu­ğun doruğuna çıkarılmış insani düşünce olarak niteler. Bizse, şiirin insani düşüncenin bizzat kendisi olduğunu söylüyoruz. Platon, trajediler-deki iğrenç dizelere bakarak, şiirin ahlak bozu­cu bir şey olduğuna karar verir. Oysa şiir çalış­masının ahlak bozucu olması, şiir işçisinin, ah­laksız olmasından başka bir şeyi açıklamaz. Yüreğinin çirkinliğini sunmaktadır ahlaksız şiir işçisi, duygularının çirkinliğine ortaklar aramak­tadır.

Yukarıdaki paragrafta düşünceyi geliştirme yollarından hangilerinden yararlanılmıştır?

A)       Tanık gösterme - karşılaştırma

B)       Örnekleme - karşılaştırma

C)       Örnekleme - tanık gösterme

D)      Tartışma - tanımlama

E)       Açıklama - betimleme

 

11.     

(I) Sofraya taze fasulye, jöleli soğuk pirzola, ar­mut hoşafı ve pilav kondu. (II) İçecek olarak da çayla süt vardı. (III) Evin beyi bana servis yap­tı, biraz da çene çaldı benimle. (IV) Julie'nin ağ­zından pek söz çıkmıyordu; o, arada bir kuş­kuyla bana bakıyordu. (V) Buraya gelişimin ger­çek nedenini sanki halimden çıkarmak istiyor gibiydi.

Yukarıda numaralanmış cümlelerin hangi­sinde "dokunma ve görme" duyularına yer ve­rilmiştir?

A) I.           B)ll.          C)lll.         D) IV.        E) V.

12.

Yönetim, elde bulunan insan ve madde kaynak­larını en verimli şekilde kullanma sanat ve bilimi­dir. Bu genel tanım çerçevesinde yönetim, uygu­landığı alanlara göre adlandırılmaktadır. Askeri yönetim, siyasi yönetim, eğitim yönetimi vb. Etki­lediği ve hedeflediği alanlara göre kendi kural ve yasalarına dayanarak verimliliği ve başarıyı he­defleyen, kurumu için vizyon belirleyen ve kuru­mun misyonu doğrultusunda faaliyetleri planlayan, yürüten, denetleyen ve bireyler tarafından yürütü­len kurumsal görevlere de yönetim adı verilir.

Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden han­gisinden yararlanılmıştır?

A)       Açıklama - tanımlama

B)       Tartışma - örnekleme

C)       Öyküleme - karşılaştırma

D)      Açıklama - tanık gösterme

E)       Tartışma - tanımlama

13.

Suskun kimseler, lafın zulmünü işittikçe hepten sesten kesilirler, inatçı bir çocuk gibi, kimi za­man başını öne eğerek, kimi zaman karşısında­kinin gözünde anlayış bekleyerek, ama her daim sözcükleri boğazında düğümleyerek ba­kar ve susarlar. Şişer dilleri ağızlarında; dudak­ları ısırılmaktan yara olur; yine de çözülmez çe-nelerindeki mühür. Çünkü bilirler ki, gürültü or­manında laflar kifayetsizdir ve hiçbir söz, o an susmak kadar manalı değildir. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağı­dakilerden hangisi söylenemez?

A)       Değişik yapılı cümlelere yer verildiği

B)       Devrik cümlelerle anlatımın doğallaştırıldığı

C)       Karşıt anlamlı sözcüklerin bir arada kulla­nıldığı

D)      Benzetmeden yararlanıldığı

E)       Karşılaştırmaya yer verildiği

14.

İnsanlar, paradigmalar yardımıyla düşünürler. Paradigmayla kastettiğimiz şey, zihnimizdeki kavramları çerçeveler halinde düzenleyen zihni bir modeldir. Bu modeller veya kavram çerçe­velerine "mini-inançlar" da denebilir. Zira kü­çüklüğümüzden bu yana edindiğimiz bilgi ve tecrübelerle birçok mini-inanca sahip oluruz. Meselâ sobaya dokunduğumuzda, ateşin yaktı­ğını anlar ve daha sonra bu inancı test etmeye cesaret edemeyiz.

Bu  parçanın  anlatımında  aşağıdakilerden hangileri ağır basmaktadır?

A)       Açıklama - örnekleme

B)       Açıklama - benzetme

C)       Tanımlama - tanık gösterme

D)      Örnekleme – betimleme

E)       Karşılaştırma – açıklama

15.

Güz, o narin hatırlatıcı, bulutlarını seriyor kentin üzerine. Yalnız kente mi, insanın can evine de... Hayat, tatsız bir meyve gibi dişlerinin ara­sında geziniyor. Arzular, yaprakları savrulmuş bir gül... Kenti, sokakları, sonu gelmez arzulan, patlayan kahkahaları, ince bir tül gibi sarıyor güzün ölümcül rengi. Korkunçtur, kentin akışı­na kapılmış kalabalıklar, yazdan ve güzden, gelip geçen mevsimlerden habersizdir; dudak-larındaki şarkının makamını değiştiren, ölümcül rengin ayrımında değildir. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağı­dakilerden hangisi söylenemez?

A)       Kişileştirmeye başvurulmuştur.

B)       Örneklerden yararlanılmıştır.

C)       Benzetmeye yer verilmiştir.

D)      Anlatıcının duygusal etkilenmesi yansıtıl­mıştır.

E)       Bitirilmemiş cümleler kullanılmıştır.

16.    

Atlı tramvayların en eğlenceli gösterisi, eski Soğukçeşme, yeni Alemdar yokuşundaydı. Burası bugünkü kadar geniş değil, yukarıya doğru or­tadaki çınarın sol tarafı genişliğindeydi. Bu dik yokuştan tramvayları iki hayvanla çıkarmak son derece zordu. Salkımsöğüt'te o günkü tramvay şirketinin ahırları vardı. Burada yedek hayvan­lar bulundurulurdu.

Bu parçanın anlatımında aşağıda verilenle­rin hangisinden yararlanılmıştır?

A) Tartışma  B) Örnekleme C) Betimleme D) Karşılaştırma E) Öyküleme

17.    

İnsanoğlunun bir eve sahip olma hırsı, oldum olası şaşırtmıştır beni. Bir eve sahip olmaktan çok, bir ev düşü kurmak daha cazip gelmiştir bana; daha masum ve daha şiirsel... Ahım şa­hım bir ev yapmayı, o evde yaşamayı da tabia­ta karşı bir haksızlık, saygısızlık olarak görü­rüm. Ormanın içine, denize bakan bir tepeye di­kilmiş bir yapının, o güzelim manzarayı incite­ceğinden korkarım. Şu üç günlük gelimli gidim-li dünyada, taş çatlasın yirmi otuz sene oturup keyif çatacağım diye tabiatın ahengini bozmaya hakkımız var mı?

Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A)       İkilemeden yararlanılmıştır.

B)       Niteleyici sözcüklere yer verilmiştir.

C)       Deyimlerle söyleyişe zenginlik katılmıştır.

D)      Örneklemelere başvurulmuştur.

E)       Sözde soru cümlesi kullanılmıştır.

18.    

Tren yolu insanları ve onların mekânları, sanki bambaşka bir hayat sürer ve bu hayatı başka­larına sezdirmemek için kendi aralarında söz-leşmiş gibi yaşarlar. Her istasyon bir öyküler denizidir ve o istasyonlar ki, güneşin bağrında, salkımsöğütlerin, kavakların gölgesine sığınıp, tren saatleri dışında ıssızlığın içinde sanki kay­bolur. Uzaklardan tren düdüğü duyulduğunda, biraz sonra gelecek trenin yolcularını karşıla­maya, önünde bekleşen tek tük yolcuyu uğurla­maya hazırlanınca yeniden hayata dönerler. Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A)       Benzetmeye başvurulduğu

B)       Öykülemeden yararlanıldığı

C)       Dolaylı anlatıma yer verildiği

D)      İnsan dışı varlıklara insan özelliği verildiği

E)       Niteleyici sözcüklerden yararlanıldığı

19.

Ahî kelimesinin kaynağı ile ilgili birbirinden ta­mamen farklı iki görüş bulunmaktadır. Birinci görüşe göre Ahî kelimesinin kaynağı Türkçe olup "akı" kelimesinin Anadolu'daki söyleniş tarzından doğmaktadır. Ahî, kelimesinin Türkçe olduğunu ileri süren araştırmacılara göre Ahî, kelimedeki "k" harfinin "h" olarak telaffuz edil­mesinden ileri gelmektedir. Nitekim, Anado­lu'da "k" harfinin "h" ve "ğ" şeklinde telaffuz edil­diği bilinmektedir. Örnek olarak, okumak, bak­mak yerine "okumah, bahmah veya okumağ, bakmağ" denmektedir. Buna göre Ahî kelimesi "cömert, eli açık" anlamlarına gelen "akı" keli­mesinin "h" sesi ile okunmasından türemiş ve terimleşmiştir.

Bu parçanın anlatımında aşağıda verilenle­rin hangisinden yararlanılmıştır?

A)       Açıklama - örnekleme

B)       Örnekleme - tanımlama

C)       Tartışma - karşılaştırma

D)      Karşılaştırma – açıklama

E)       Açıklama - tanımlama


TÜRKÇE SORU BANKASI