PARAGRAFTA ANA DÜŞÜNCE - Test 3

1.

Aç kalan köpekler, bir dereye atılan inek derile­rini almaya çalışırlar. Tüm uğraşılara rağmen suyun dibine ulaşmayı bir türlü başaramazlar. Bunun üzerine toplanıp ne yapmaları gerektiği­ni tartışırlar. Sonunda bir karara varırlar. Dere­nin suyunu içip suyun altındaki derilere ulaşma kararıdır bu. Dereden su içmeye başlarlar ve çatlayana kadar içerler. Sonunda hepsi ölür. 

Bu paragrafta anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A)  Ömrünü yararsız işlerin peşinde geçirenler, bir gün mutlaka hüsrana uğrarlar.

B)       İnsan, yaptığı iyilik veya kötülüklerin karşı­lığını bulur.

C)   Başkalarını   umursamayanlar,   hayatlarını anlamsız hedefler peşinde koşarak geçirir.

C)       Aç kalan kişiler, her türlü kötülüğü yapmayı göze alır.

D)      İmkânsız şeyleri deneyenler, kendi sonları­nı hazırlarlar. 

2.

Romanlar ve şiirler birer iç yaşayıştan doğmuş­tur. Onları yaşayarak okumamız da bundandır. Her okuyucunun aynı davranışta olduğu elbet­te söylenemez. Yaratılış ve yetişme tarzının verdiği farklılıklar vardır. Bu bakımdan aynı ki­tapta herkes biraz da kendi romanını, kendi şii­rini okur. Gerçek sanat eserinin özelliklerinden biri de bu değil midir?

Bu parçada aşağıdakilerden hangisi anlatıl­mak istenmiştir?

A)       Her okuyucu aynı kitaptan aynı tatları alır.

B)       Şiir bir iç yaşayıştan doğmuştur.

C)       Romanlar ve şiirler insanların ortak yönleri­ni yansıtır.

D)      Roman, yazması zahmetli; ama bir o kadar da etkileyici bir türdür.

E)   Her okuyucu, aynı kitapta kendi yaşamın­dan izler bulur. 

3.       

Edebiyat tarihimizle ilgili incelemelerde birtakım ortak kusurlar buluyoruz ki bu çok acıdır. Bun­ların hiçbiri Türk kültür ve edebiyatını toplu ve derin bir şekilde kavrayamamıştır. Hatta Türk ruhunun en büyük temsilcisi olan birçok şahsi­yet ve eser henüz edebiyat tarihimize geçme­miştir. Mesela Nasrettin Hoca'nın Türk kültü­ründe Fuzulî'den daha büyük bir yeri vardır. Halbuki, Fuzulî'yle ilgili en küçük ayrıntıyı bile kitaplarına sokmaya çalışan yazarlar, Nasrettin Hoca'nın adını bile anmazlar. Divan ve Halk edebiyatlarında birçok değersiz ve alelade şair adı sayıldığı halde Karagöz'den ve orta oyu­nundan hiç bahsedilmez.

Bu parçada yazarın yakındığı durum aşağı­dakilerden hangisidir?

A)  Edebiyat tarihimizde bazı türlere ve şahıs­lara gereken önemin verilmemesinden

B)       Nasrettin Hoca'yı gereği gibi tanımayışı­mızdan

C)       Edebiyat tarihimizde Fuzulî'ye çok yer veril­mesinden

D) Halkın kabullendiği birçok değersiz şairin bulunmasından

E)   Divan   edebiyatına   Halk   edebiyatından daha çok önem verilmesinden 

4.       

O gün eve geldiğimde içim ürpermişti. Evde bir ölüm sessizliği vardı. Kimse konuşmuyordu. Bir şeylerin değiştiğini anlamıştım. Peki bizi bu ha­le getiren olay neydi? Kimse bana bir şey anlat­mıyordu. Geçmiş güzel günlerin şimdi nerede olduğunu düşünüyorum içim burkularak; ama cevabını da bulamıyorum. Eski günlerin gelme­yeceğini biliyorum artık.

Bu sözleri söyleyen kişinin ruh hali aşağıda­kilerin hangisiyle nitelendirilebilir?

A)       Eski günleri bir daha düşünmek istemez.

B)       Daha önceden önüne gelen fırsatı teptiği için üzgündür.

C)       İnsanların onu dışlamasından dolayı sıkın­tılıdır.

D)    Eski günleri özlemekte, şimdiki durumuna bir anlam verememektedir.

E)       Yaptıklarından dolayı pişmandır.

5.

Yazmak öğretilemez, buna inanıyorum. "Bir kurs ver ve yazmayı öğret" deseler böyle bir şe­yi öğretebileceğimi hiç sanmıyorum. Kimsenin de bunu yapabileceğini sanmıyorum. Yani imla veya mektup yazmayı öğretmek gibi öğretile­mez yazı yazma. Kişinin içindekileri analiz edip kâğıda dökmesi, aynı insan ruhu gibi çok karı­şık ve anlaşılmaz bir olay bence. Bilgisayarımın basma oturduğum zaman nasıl olup da sayfa­larca yazdığımı, nasıl olup da birtakım kahra­manlar yaratıp sanki bunların içindeki benmi­şim gibi onları özümsediğimi anlayamıyorum. 

Yukarıdaki parçada yazar aşağıdaki sorular­dan hangisine cevap vermiş olabilir?

A)       Yazı yazmak için hangi şartlar gereklidir?

B)       Birtakım çalışmalar yapılarak yazmak öğre­tilebilir mi?

C)       Eserlerinizi nasıl yazarsınız?

D)      Yazı yazmayı herkes başarabilir mi?

E)       Yazmak sizce insanın içinden mi gelmelidir? 

6.

Maksim Gorki, Tolstoy'un bir hikâyesini okur­ken, öylesine kendinden geçer ki, acaba kâğı­dın içinde büyülü bir şey mi var diye havaya kaldırır bakar. Tabi beyaz sahife üzerinde siyah harflerden başka bir şey göremez. Bütün oku­yucuları büyüleyen şey, o ak sayfa üzerinde ya­zılı kara harflerden başka bir şey değildir. Harfler, seslerin işaretleridir. Kelimeler ise ses­lerden oluşur. Yazılı veya sözlü işaretlerle, göz önünde bulunmayan her şeyi göz önüne getire­bilir, ölüleri diriltebilir, ağaçları konuşturabilirsi­niz. Bu büyü değil de nedir? 

Yukarıdaki paragrafta asıl vurgulanmak iste­nen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Her okuyucunun edebi eserlerden etkilen­mesi normaldir.

B) Bir yazının etkileme gücü, her türlü olayı ve hayali aktarmasıyla ilgilidir.

C) Sözcükler, olmadan herhangi bir düşünceyi anlatamayız.

D) Harfler ve sesler kelimeyi  oluşturan en önemli unsurlardır.

E) Ancak imkânsız olayları anlatan eserler bü­yüleyici olur.

 7.

Bilgilerimizi, öğrenimimizi, başkalarının düşün­celerini dil yoluyla elde ederiz. Kendi düşünce­lerimiz de kafamızın içinde çalışan dilin yardı­mıyla oluşur, olgunlaşır. Sanki içimizden konu­şarak sessiz bir dil kullanarak yeni yeni düşün­celere ulaşırız. Ulaştığımız yeni düşünceleri yi­ne dil biçiminde ortaya koyar, onları başkaları­na ulaştırırız. Böyle sürekli olarak düşünce dili, dil de düşünceyi etkiler durur. 

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakiler­den hangisidir?

A)   Düşüncelerimiz dilin yardımıyla geniş kitle­lere yayılır.

B) Kafamızdaki düşünceleri açığa çıkarmak için dili kullanmak zorundayız.

C)       Birtakım eksikliklerimizi dil yoluyla kapatırız.

D)      Dil, insanlara yeni yeni imkânlar sunan bir unsurdur.

E)       Dille düşünce arasında sürekli bir etkileşim vardır. 

8.

Kitap adamı beslemezse şişirir, bilgilerin yağıy­la şişmanlatır. Ayaklı kütüphane denen adam­lar, manevi bünyelerinde fikirden ziyade saman bulunan yaratıklardır, ilmin şişkolarıdır. Bunun için düşünen bir kafa, bilgiyle dolu bir kafadan üstündür. Kitapların en güzelleri, düşündürücü eserlerdir, bilgiyle yüklü olanlar değil. 

Bu paragrafta asıl anlatılmak istenen aşağı­dakilerden hangisidir?

A)  Önemli olan çok bilgiye sahip olmak değil işlevi olan bilgiye sahip olmaktır.

B)  Kitaplarda bulunan bütün bilgileri öğren­mek, okuyucunun yararınadır.

C)  Kötü bilgi diye bir şey yoktur; sahiplenilme­miş bilgi vardır.

D) Bilgi bakımından zengin olmak insanı doğ­ru yola götürmez.

E)    En iyi kitap, bilgi bakımından doyurucu olan kitaptır.

9.

Herkes, bir ağızdan çevreyi kirletmenin zararla­rından bahsediyor ve milleti bu konuda uyarı­yor. "Çevreyi kirletmeyin, gelecek nesillere ya­şanacak bir toplum bırakın!" diyor. Ama bilmi­yorlar ki her insana gerektiği gibi bir eğitim veri­lirse bunun önüne zaten geçilmiş olacak.

Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

A)  Eğitimsiz insanların bulunduğu yerde yaşa­mak çok güçtür.

B)     Çevreyle ilgili bazı olumsuzlukların önüne geçmek için topluma iyi bir eğitim vermek gerekir.

C)       Çevreyi kirletirsek gelecek nesillere yaşa­nacak iyi bir yer bırakamayız.

D)   İnsanlara çevre sorunlarıyla ilgili yeterince bilgi verilmemektedir.

E)       Ülkemizde iyi bir eğitim için gerekli alt yapı yoktur. 

10.

Grup iletişimi en zor iletişimdir, başta tüm gru­ba hitap etmek için bilgi, özel iletişim tekniği ve yetenek gerekir. Öncelikle tüm grubu kontrol al­tında tutmalısınız, birden fazla bireyin bulundu­ğu ortamda dikkatler az da olsa dağılır. Grup iletişiminde tüm bireylerin eşit oranda gözlerine bakmalı, araya espriler koymalısınız. Karşılıklı soru ve yanıtlarla katılımcıların tümüne eşit ko­nuşma imkânı vermeli ve herkesi eşit konuştur­malısınız. Çok konuşmaya meraklı insanlara fazla konuşma fırsatı vermemeli, konuşmayan­lara mutlaka söz hakkı vermelisiniz. Grup sayı­sının kontrol edilebilir oranda olmasına özen göstermelisiniz.

Bu parçada anlatılan konu aşağıdakilerden hangisidir?

A)       Grup sayısı

B)       İletişimin gücü

C)       Bireysel iletişim

D)      Grup iletişimin zararları

E)       Grup iletişimi 

11.    

Gazeteciliği önemseyen, onu bir hayat tarzı olarak seçen, meslek standartlarını iş namusu olarak görenlere sözüm yok. Söyleyeceklerim­den onlar alınmasın. Ancak şu gerçeği itiraf et­mek zorundayız. Internet gazeteciliği bir intihar sürecine girdi. Bir kere siteler araştırmadan ya­zıyor pek çok konuyu. Dedikodular, yalan yan­lış bilgiler, çarpıtılmış haberler gırla gidiyor web sitelerinde.

Bu parçada yazar aşağıdakilerin hangisin­den yakınmaktadır?

A)  Gazetecilik standartlarını iş namusu olarak görenlerin araştırmadan yazı yazmasından

B)   Gazetecilerin hepsinin "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" anlayışında olmasından

C)  Internet gazetecileri ile geleneksel gazete­cilerin çekişmelerinden

D)      Internet gazetecilerinin kulaktan dolma bil­gileri haber yaparak gazeteciliğe zarar ver­mesinden

E)       Dedikodu, yalan yanlış bilgi ve çarpılmış haberlerin istisnasız bütün gazetelere ya­yılmasından 

12.    

Yeni yıla girmek, her zaman umut dolu duygu­lar uyandırır. Yeni olanın eski olanı silip süpüre­ceğine dair inancımız vardır. İçimizde gizli gizli şakıyan bülbül yeni olanın, geleceğin tertemiz bir sayfa olduğuna inanır. Bu, doğru değildir. Yeni, geçmişi gömerek ya da yok ederek elde edilemez. Yeni olan, geçmişi bilerek ve onunla barışarak var edilebilir. Yeni günleri, geleceği elde etmenin yolu geçmişi unutmaktan geç­mez, kabullenmekten ve onun bir basamak üs­tüne yükselebilmekten geçer.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıda­kilerden hangisidir?

A) Yeni yılla birlikte mutlu olacağını düşün­mek, sadece bir yanılsamadır.

B)Mutlu olmak istiyorsak geçmişin tozlu say­falarını karıştırmamalıyız.

C)   Önemli olan geçmişle geleceği bir potada eritip bunun üstüne çıkabilmektir.

D)   Geçen yılların değerini bildiğimizde gelece­ği daha iyi anlarız.

E)   Zaman içinde, yeninin eskiden ne kadar değerli olduğunu öğreniriz.

13.    

Uzun ömür, olağanın ya da size biçilmiş bir ya­şamın ötesine geçip bunu da aşan bir olgudur. Doğum olur, doğana "uzun ömür" dileğinde bu­lunurlar. "Uzun ömür", acaba dünyada olağanın dışında bir ömür sürmek, sanıldığı ve beklenil­diği kadar İnsana mutluluk verir mi, onu sevin­dirir mi? Belki imrendirir sizi, yolun ister başla­rında, ister sonlarında olsun yaşadıklarınızdan daha çoğunu yaşamak isteği yüreğinizi titrete­bilir. Bu bencilce bir duygudur, bu nedenle çok uzun ömürlü olmak isteğinden uzak durmalı, doğru olanın çok uzun yıllar yaşamak değil, ni­telikli yaşamak olduğunu bilmeliyiz.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıda­kilerden hangisidir?

A) Uzun ömürlü olmayı değil anılarımızı payla­şacak insanların bulunmasını arzulamalıyız.

B)       Yaşamın zenginliği, ömrümüzün uzunluğu ile ilgili değil arkamızda iyi bir miras bırak­makla ilgilidir.

C)       Faydasız işlerle uğraşıp uzun ömürlü ol­maktansa faydalı olana yönelip kısa ömür­lü olmayı tercih etmeliyiz.

D)  Önemli olan yaşadığımız yılların fazlalığı değil, yaşamımızı dolu dolu geçirmemizdir.

E)       Yaşadığımız yılların farkına varırsak ger­çekten o zaman ömrümüzü uzatmış oluruz. 

14.    

Eğer hiç sevilmemenin, alay konusu olmanın, hatta nefret edilmenin bir yolunu bulamazsanız ben size bir yol göstereyim: Hep kendinizden bahsedin. Karşınızdaki insanın ağzına lafı tıka­yın. Şu konuşup duran adam, sizden daha mı akıllı? Susturun gitsin. Siz boş laf dinleyecek adam mısınız? Çok ünlü bir düşünür, lafı karşı­sındakinin ağzından alıp hep kendine getiren adamlar için: "Böyleleri okumuş olabilirler, ne kadar okumuş olursa olsunlar terbiye görmüş sayılmazlar." der.

Bu parçada sözü edilen kişinin nitelikleri aşağıdakilerden hangileri olabilir?

A)       Sevimsiz, sıkıcı, yalancı

B)       Acımasız, bencil, kendini beğenmiş

C)       Görgüsüz, bencil, düşüncesiz

D)      Yalancı, vurdumduymaz, düzenbaz

E)       Çok zeki, bencil, terbiyeli 

15.    

İyi konuşan biri olmak için, iyi dinleyen biri ol­mak gerekir. Charles Northam'ın dediği gibi "İl­gi görmek için ilgileniniz." Başkalarına da ken­dinden bahsetme imkânı veriniz. Konuştuğu­nuz kişinin kendisi ile daha fazla ilgili olduğunu­zu unutmayın. Afrika'da açlıktan yüz bin kişinin ölmesi, kimse için ağrıyan bir dişten daha önemli değildir. Boynundaki çıban insanı Ame­rika'daki tayfundan daha çok ilgilendirir. Herkes tarafından sevilmek için en önemli şart: Karşınız­daki insanı dinleyerek, kendisinden bahsetme imkânı veriniz ki sevilen sayılan insan olasınız. 

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A)       Söz gümüş ise sükût altındır.

B)       Doğru söyleyeni, dokuz köyden kovarlar.

C)       Söz var dağa çıkarır, söz var dağdan indirir.

D)      Biliyorsan konuş ibret alsınlar, bilmiyorsan sus ki adam sansınlar.

E)       Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. 

16.    

Bence kitap, bir defalığına okunmak için yazı­lan ürün değildir. Bazı tanıdıklarım haftada üç dört kitap okuyor. Onlara hayret ediyorum. Ki­tap, içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gi­bi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşe­sini, bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktası­na hatıralarımızla karışmalıyız. Her vakit başka eserler okuyanlar, iki üç günde bir dostlarını, evlerini, vatanlarını değiştiren insanlara benze­mezler mi?

Yukarıdaki parçada, yazarın kitap okumayla ilgili olarak vurguladığı düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

A)       Kitap, aceleye getirilmeden sindire sindire okunmalıdır.

B)       Kitap, bir defalığına okunmak için yazılma­malıdır.

C)       Kitabı ne kadar çabuk bitirirsek o kadar çok yeni kitaplar okuma fırsatı elimize geçer.

D)      Kitap okuyanlar, kendi vatanlarını daha iyi tanırlar.

E)   Okuduğumuz eserde hatıralarımızdan izler bulmamız gayet doğaldır.

TÜRKÇE SORU BANKASI