PARAGRAFTA ANA DÜŞÜNCE - Test 4

1.       

Üç boğa çok iyi dosttur ve her zaman birlikte ot­lamaktadır. Aslanın biri günlerdir onları gözlem­lemekte; fakat boğalar birbirlerinden hiç ayrıl­madıkları için onlara saldırmaya cesaret ede­memektedir. Bunun üzerine aslan, onları birbi­rine düşürmek için tüm ormanda dedikodular yayar. Boğaların arasına kıskançlık ve güven­sizlik sokar. Sonunda amacına ulaşır ve boğa­ları birbirine düşürür. Birbirinden kopan boğa­lar, birer birer aslanın yemi olur. Aslan da ama­cına ulaşır.

Bu paragrafta asıl anlatılmak istenen aşağı-dakilerden hangisidir?

A)     Kıskançlık, her felaketin başı olarak görül­melidir.

B)  Ancak birlikte hareket edenler, güçlü düş­manlarının zararlarından korunabilir.

C)    Arkadaşlarına ihanet eden, sonuçta kendisi de ihanet bulur.

D)   Güçlü  dostluklardan   kaçınmak  gerekir; çünkü dostluk bir gün bitebilir.

D)    Sıradan ama güvenli bir hayat, büyük ama tehlikeli bir hayattan iyidir. 

2.       

İnsanın yaşamında, mutsuz olduğu anlar mutlu olduğu anlardan daha çoktur. Genel olarak ba­kıldığında mutluluğun kendiliğinden gelmesini bekleriz. İnsan, hangi yaşta olursa olsun çocuk gibidir; bayramları beklerken heyecan duyar, bayramlarda mutlu edecek olaylar arar. Mutlu­luk için yaşamdan keyif almak yetmez mi, mut­luluğun gelmesini beklemektense mutluluk or­tamlarını kendimizce yaratmak bizi hayata daha çok bağlamaz mı?

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A)   İnsanlar, mutluluğu tesadüflerde arar.

B)   Mutlu olmak için, belirli bir yaşta olmak ge­rekmez.

C)   Mutluluğu yakalamak için çaba göstermek yeterli değildir.

D)   Mutluluğu bir yerlerden beklemek yanlıştır; çünkü mutluluk hayatın içindedir.

E)   Mutsuz anlarımız, mutlu anlarımıza göre daha çoktur. 

3.

Sanatçıya gerçekleri olduğu gibi yansıtacaksın diye bir şart öne sürülmemiştir. O da bunun far­kındadır. Sanatçı, eserini kendi kabında yoğu­rarak, gerçek yaşamdan ayrı bir şekle sokarak okuyucunun karşısına koymalıdır. Zaten okuyu­cu da sanatçılardan bunu beklemektedir. Böyle olduğu için de sanat eserlerinin insanlar üzerin­de büyük bir etkisi vardır. Bu parçada anlatılanlar aşağıdaki soruların hangisine karşılık söylenmiş olabilir?

A)     Sizce sanatçı gerçekleri yansıtmalı mıdır?

B)     Sanatı, sanat yapan nedir?

C)    Sanatçının halka anlatmaya çalıştığı nedir?

D)    Sanatın kendine özgü bir dili olmalı mıdır?

E)     Sanatta insanın kendini göstermesi, sanatı­nın gücünü mü ortaya koyar? 

4.

Geçenlerde arkadaşımın verdiği bir seminere katıldım. Arkadaşım, seminerde insanların bir konuya nasıl odaklandığını anlatıyordu. Bize bir test yaptı, sınıfı ikiye böldü. Bir tarafa genç ve güzel bir kız resmi gösterdi, bizim bulunduğu­muz tarafa da yaşlı ve çirkin bir kadın gösterdi. Sonra her iki tarafa da başka bir resmi göster­di. Bu resimde ne gördüğümüzü sordu. Birinci taraf güzel bir genç kız, bizim grup ise yaşlı ve çirkin bir kadın gördüğünü söyledi. Halbuki ar­kadaşım, her iki tarafa da farklı algılamaya mü­sait olan aynı resmi göstermişti, ne kadar ilginç değil mi?

Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Ortaya çıkan sonuçlan, önceden koşullan­dığımız durumlar belirler.

B)     Her insanın bakış açısı zamana göre farklı­lık gösterir.

C)    İnsan, neyi görmek isterse onu görür.

D)    Seminerler, kişinin gelişmesi açısından çok büyük önem taşır.

E)  Bir konuya odaklanmak, o konuyu iyi algıla­mak için gereklidir.

5.

Şiirin yaşamla ilişkisinin daralmasından rahat­sızlık duymayanların yaşamla ilişkisi ortada. Onlar, bu ilişkiyi daraltmakta, sanatçının iç dün­yasıyla sınırlamakta, bu iç dünyayı belirleyen dış koşullan eksik veya yanlış algılamakta. Bunların en uç noktasında, yaşamın yerine sa­natı koyanlar ve bir şiirde yaşamsal olanı o şiir­deki sözcüklere, imgelere, çağrışımlara indirge­yenler bulunuyor. Böylelerinin duyabileceği tek rahatsızlık, olsa olsa durumu kabullenmek yeri­ne ondan yakınan, bu yakınmayı gündeme ge­tirmekte hâlâ direnen bizim gibilerin bulunması olabilir.

Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisin­den yakınmaktadır?

A)     Yaşamla şiir arasında kararsız kalanlardan

B)     Şiirin sahipsizliğe itilmesinden

C) Şiirde sözcüklere, imgelere, çağrışımlara değer verilmeyişinden

D)    Diğer sanatları şiirin yerine koyanlardan

E)     Şiiri yaşamdan kopartmaya çalışanlardan

6.

Nazikliği ezici, övgüsü utandırıcıydı. İnce ince konuştuğu halde, onu dinleyenler sınav oluyor­larmış gibi terleten bir heyecana kapılırlardı. Servet-i Fünun şairleri arasında "aşkın kahra­manı" olarak tanınmıştı. Doğu'nun en romantik şairi olduğuna inananlar vardı. Her hafta başka bir maceranın ateşiyle tutuşan kalemi, zekâ ışı­ğında ısıtılmış şiirler yazıyordu; fakat duygulu bir gönül, bu ateşte, havai fişek kıvılcımlarını andıran abartılı bir parıltıdan başka bir şey bu­lunmadığını rahatça anlayabilirdi. Bu parçada sözü edilen kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A)     Aşırılık ve gösterişi hayatına ve şiirlerine sindirmiş bir şairdir.

B)     Şiirlerindeki derinlik, hiçbir şairin ulaşama­yacağı boyuttadır.

C)    Konuşurken takındığı  içtenlikle,   herkesi kendine hayran bırakan biridir.

D)    Servet-i Fünun şairleri içinde şiirin her tü­ründe zirveye oturmuştur.

E)     Kalemini ve zekâsını şiir dışındaki alanlar­da da ustalıkla konuşturmuştur.

 7.

Dünyada herkes mutlu olmak ister ve mutlulu­ğun peşinde koşar. Sizi mutlu eden yaptığınız iş değildir. İşinizi beğenmiyor, işten zevk almı­yorsanız mutlu olamazsınız. Aynı işi yapan iki kişiden birinin mutlu diğerinin mutsuz olmasının sebebi kanaatlerindeki farklılıktır. Zengin çevre­lerde çok kederli, bıkkın çehreler gördüğüm gi­bi boğaz tokluğuna çalışan nice neşeli, güler yüzlü hamallar gördüm. İnsan, zenginlikte ken­disini geçmiş olanlara bakıp üzüleceği yerde imkân olarak kendisine yetişemeyenlere bakıp rahatlarsa mutlu olur.

Parçaya göre mutlu olabilmenin şartı aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

A)     Olumsuzlukların güzel taraflarını görmeye

B)     Zenginliğin gönülde olduğunu anlamaya

C)    Zorluklara erinmeden katlanmaya

D)    Yaşamın güzelliklerinden yararlanmaya

E)     Kimseyi küçük görmemeye

8.

Benimle benzer şeyleri yaşayan çok sayıda in­san olduğunu biliyorum. Örneğin, kısa bir süre sonra yayımlanacak olan ikinci romanımda ül­kemizin büyük acılar yaşadığı yetmişli yılları ve o yılların çalkantılı, iç burkucu günlerini anlatı­yorum. O günleri ve olayları yaşamış ve hâlâ da unutamamış olan çok insan var. Bu romanı, on­ların dertlerine ortak olmak; bir nebze de olsun onların sıkıntılarını paylaşmak için yazdım. Kendisinden böyle söz eden biri aşağıdaki­lerin hangisiyle nitelendirilebilir?

A)    İnsanları mutlu etmek için yazar.

B)   Okuyucuyla bir şeyleri paylaşması gerekti­ğine inanır.

C)   Toplumun sorunlarına çare arar.

D)   Eserlerinde kendi duygu ve düşüncelerine önem verir.

E)   İnsanlara geçmişi hatırlatmayı görev bilir.

 9.

İnsanın en önemli özelliği olan kişilik gelişimi, ai­le içi eğitim ile kazanılır. Mükemmel kişiliklerin oluşumunda, başarı aile eğitimine aittir; yaşama bakış, yaşamı sevmek, insanlara gereken değe­ri vermek, toplum bilincine göre hareket etmek, yaratıcı olmak, başarılı iletişim kurmak, trafik ku­rallarına uymak, dürüst olmak, üretken olmak ve daha birçok şey aile içi eğitimle kazanılır.

Bu parçada aile ile ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Çocuklar, birçok kötü davranışı ailelerinden öğrenir.

B)     Aile, okuldan daha iyi bir eğitim kurumudur.

C)    Halk, birçok insanın bir araya gelip oluştur­duğu bir ailedir.

D)    Eğitimin temelini, aile ortamında kazanılan davranışlar oluşturur.

E)     Başarılı olmak için mutlaka iyi bir ailenin ol­ması şarttır.

 10.

Einstein, bir gün sokakta bulduğu bir kediyi evi­ne getirir. Kedi, bir odadan diğer odaya geçmek isteyince daha rahat geçmesi için duvara kedi­nin boyunda bir delik açar. Kedi, büyüdükten sonra yavruları olur ve Einstein, yavrular için de daha küçük bir delik açar. Bir gün Einstein'i zi­yarete gelen arkadaşı, duvardaki delikleri sorar. Einstein, kedilerin geçmesi için yaptığını söyler. Arkadaşı hayretle küçük deliğin gereksiz oldu­ğunu zaten büyük kedinin geçtiği delikten kü­çüklerin de rahatça geçebileceğini söyler. Bu­nun üzerine Einstein düşünür ve yaptığına çok şaşırarak: "Doğru ya!" cevabını verir.

Bu parçadan çıkarılabilecek en doğru yargı aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Bazı insanlar, yanlışını kabul etmeyebilir.

B)     İnsanlar, yaptıkları hataları kolayca kabul­lenir.

C)    Bazı insanlar, yaptıkları yanlışları kabul et­me erdemine sahiptir.

D)    Kimi insanlar, gereksiz şeylerin peşinde ko­şarlar.

E)     Merhametli insanlar, her türlü zorluğu sırt­layabilirler.

11.

Bu konu için evet diyemem. Ben asla böyle bir şey düşünmedim. Herkesin elinde kalemi var­dır. Kimin eli, bu işlere yatkınsa onlar yazarlar. Kimi güzel, kimi kötü yazar. Ama sadece yaş­lılar, iyi yazacak diye bir şey yok. Kötü yazıları da sadece gençler yazacak diye de bir şey yok. Bu, birikim isteyen bir şey değil, insan sadece hayal gücünü kullanacak ve önüne gelen keli­meleri kuralına göre yan yana getirecek o kadar.

Bu parça aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir cevap niteliği taşımaktadır?

A)     Yazı yazmak için edebiyat eğitimi almak mı gerekiyor?

B)  Güzel yazıları sadece yıllardır edebiyatın içinde olan yazarlar mı yazar?

C)    Edebiyat hayatın içine mi giriyor?

D) Hayal gücünü belli kurallara göre mi kullan­mak gerekiyor?

E)     Genç edebiyatçılar için ne düşünüyorsu­nuz?

12.

Sözcüklerin gücü kendi içlerinde değil, kullanı­lışlarında, uygulanışlarındadır. Bir sözcük tek başına iken kulağımıza hoş gelebilir ya da söz­cüğün anlamı çok güçlü olabilir; ama bakarsınız aynı sözcük cümle içinde yersiz ve anlamsız düşmüştür. Çünkü bu bir gösteriş, süs konusu değildir; anlatımın düşünceye uydurulması ko­nusudur. Kullanılan araçların parlaklığı ya da büyüklüğü ile değil, onların kullanıldıkları yere uygunluğu ile ilgilidir bu; edebiyat eserinin sağ­lamlığı buradan gelir.

Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarı­labilir?

A)     Bir sözcük, cümle içerisinde kullanıldığında onun anlamı çok güçlü olur.

B)  Sözcüklerin gösterişi değil; nerede, nasıl kullanıldığı önemlidir.

C)    Sözcükleri gösteriş ve süs için kullanmak doğru değildir.

D)    Önemli olan sözcüklerin bize ne anlatmak istediğidir.

E)     Edebiyat eserinin kalıcılığı, kullanılan söz­cüğün anlamlı olmasına bağlıdır.

 13.

Yazlar gittikçe kısalıyor. Bunu yeni yeni fark ediyorum birkaç yıldır. Sanki mevsimler kendi­lerini adamakıllı hissettirmeden uçuveriyor avuçlarımızdan. Eskiden uzun olurdu yazlar, geldi mi bitmek bilmezdi. Öncesini ve sonrasını unuttururdu. Bıkardık tatilden, yaz gezmelerin­den, yaz meyvelerinden, güzü özlerdik, insan­ları, arkadaşları kalabalığı... Şimdiyse özleme­ye vakit bulamadan gelip geçiyor yazlar, durdu­rulamaz önüne alınamaz büyük bir hızla.

Bu paragrafta yazarın yakındığı aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Tadına varılmadan yaz aylarının çabucak geçmesinden

B)     İnsanların yaz mevsiminin kıymetini bilme­mesinden

C) Eski dostlukların da artık yazlar gibi geç­mişte kalmasından

D) Günümüz insanının yaz aylarını iyi değer­lendirememesinden

E) Yaz aylarındaki  arkadaşlıkların  zamanla unutulmasından

14.

İçimden geliyor onun için yazıyorum diyenlere sık sık rastlanır. Bu bağlamda "iç" kavramı, yaz­ma eyleminin yapmacıklıkla bir alışverişi olma­dığını belirtmeye yarar. Yazmada bir kendiliğin­denlik görenler böyle düşünür. Yazarın kendin­de bulunan bir yaratma uyarısına dayatmak de­mektir bu yazıyı, yazma eylemini. Yaratmaya iteleyen bir şey sarmış yazarın benliğini, öyle bir şey ki yazarın kendisinden kaynayıp fışkırı­yor! Yazar da bırakıyor kendini bu akışa. Bu saçmalıklara inananlara bunu dile getirenlere sadece gülüp geçiyorum.

Bu parçada yazarın eleştirdiği tutum aşağıdakilerden hangisidir?

A)  Yazı yazmanın doğuştan gelen bir özellik olarak algılanması

B)     Edebi eserlerde yazarın kendilerini sınır­landırması

C)    Yazmanın sadece içten gelen bir eylem olarak görülmesi

D) Çok yazmanın kişinin yaratıcılığını artırdı­ğının düşünülmesi

E)     Yapmacılıktan uzak yazılar kaleme aldığını düşünenlerin çoğalması

15.

Tek tek sanatları, özellikle de edebiyatı aşağıla­mak isteyenler, sözü uzun uzadıya dolaştırma­dan karın doyurmaya getirirler; edebiyat karın doyurmaz onlara göre? Benzetmeli bir anlamı olduğu apaçık bu savın. Yadırgamamak elde değil gene de. Ona bakarsanız ne felsefe karın doyurur ne de tarih. Edebiyatmış, felsefeymiş, tarihmiş boş mu vereceğiz öyleyse hepsine? Olacak şey mi bu? Yalnızca edebiyatı ele ala­lım; karın doyurmuyor diye önemi, değeri yok mu edebiyatın? Böyle bir düşünceyi dile getir­mek veya kabul etmek olacak şey mi?

Bu paragrafta yazarın karşı çıktığı tutum aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Sanata gereken önemin verilmemesi

B)     Karın doyuruyor olmanın edebiyat için ge­rekli görülmesi

C)    Edebiyatın sadece belli amaçlara hizmet etmesi

D)  Hayat şartları yüzünden edebiyatın gerek­siz bir uğraş olarak algılanması

E)   Edebiyatın günümüzde önemli bir ekmek kapısı olarak algılanması

16.

Yeni sanat diye bir şey bilmiyorum. Yeni sanat diye bir şey olamaz da. Nasıl olsun ki bugün ye­ni olan sanat, her yeni gibi, yarın eskimeye mahkûmdur. Evet, her devirde yeni sanat diye bir moda akım vardır. İşte sembolizm ve sem­bolistler, fütürizm ve fütüristler, sürrealizm ve sürrealistler! Bu edebi mekteplerin düşünceleri­ne uygun yazmış sanatçılardan hangileri ayak­ta kalmıştır? Dikkat edilirse, gerçek sanatkârlar hep böyle moda akımların, insan meselelerini yalnız bir pencereden gören sanat ekollerinin dışında kalmış olanlardır.

Yukarıdaki paragrafta yazar aşağıdakilerden hangisini iddia etmektedir?

A)     Yeni edebi akımların doğmasının mümkün olduğunu

B)     Edebiyattaki akımların kalıcılığı yakalaya­madığını

C)    Sanattaki yeniliklerin eskimeye mahkûm ol­duğunu

D)    Gerçek sanatın özgün sanatçılardan çıktığını

E)   Sanat anlayışının kişiden kişiye değişebile­ceğini

TÜRKÇE SORU BANKASI