PARAGRAFTA ANA DÜŞÜNCE - Test 5

1.       

70'li yılların çocukları olan bizler, ağaçların dal­larını kırdık; ama hatıralarımızda çekirdeğiyle birlikte yediğimiz eriklerin lezzeti kaldı. Sonra buralara dozerler, iş makineleri, kamyonlar gir­di, tadını ömür boyunca unutamayacağımız erik ve meyve ağaçlarının köklerini söktü. Bura­larda, göğe başını uzatacak, kesilmiş bir kütük­ten yeniden doğacak fidanlar hiç olmadı bir daha. Onların yerinde çatısız beton binalardan uzanan ruhsuz, anlamsız demir filizleri boy verdi.

Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerin hangi­sinden yakınılmaktadır?

A)     Beton binaların şehri çirkinleştirmesinden

B)     İnsanların çevreye karşı duyarlı davranma­masından

C)    Şehirde yaşamın çok güç olmasından

D)    Eskiye ait güzelliklerin yok edilmesinden

E)     Büyük kentlerdeki kalabalığın hızla artma­sından 

2.       

Her yapıtın, her iyi yapıtın yarına kalmadığı bir gerçek. Nedenini pek bilemiyorum. Birtakım savlar yok değil; ama yarına kalmanın yasaları bulunmadığı, bulunsa bile değiştiği anlaşılıyor. Homeros'un yarına kalmasının nedeni ile Bau­delaire'nin yarına kalmasının nedeni aynı olma­sa gerek. Belki de ölümsüz yapıt yok, kısa ömürlü veya uzun ömürlü yapıt var sadece. Bence ölümsüz olan yapıtlar, her çağın ve her yerin gerçeklerini yansıtmakta, her dönemin ve yerin insanınca kolayca benimsenmektedir. On­ları ölümsüz ya da uzun ömürlü kılan bu olmalı.

Bu parçaya göre bir yapıtın ölümsüz olması aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

A)     Evrensel olmaya

B)     Özgünlüğü yakalamaya

C)    Toplumu tüm yönleriyle yansıtmaya

D)    Akıcı bir anlatıma sahip olmaya

E)     İnsanlığı ilgilendiren sorunlara değinmeye 

3.

Edebiyata sanat olarak baktığımızda, onun bil­gi zenginliğini sunmasından daha önemli bir iş­levi olduğunu görmemiz gerekir. Bu, estetik iş­levdir. Masalın, şiirin, romanın, öykünün esas önemi buradan gelir. Öteki bilgiler öğretici kay­naklarda zaten yer almaktadır. Ama insanı de­rinden etkileyen, ruh yönünde değiştirip gelişti­ren, onu insanlaşma yolunda yücelten, edebi­yatın estetik yönüdür.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerin­de durulmuştur?

A)     Edebiyatın diğer türlerinden farkı

B)     Edebiyatın estetikle ilişkisi

C)    Edebiyatın sanat olup olmadığı

D)    Edebiyatın sanatla çelişen yönleri

E)     Edebiyatın ne ölçüde beğenildiği 

4.

Geçenlerde ilgiyle okuduğum bir kitabın yaza­rıyla tanıştım. Ona neden bu kadar çok tutuldu­ğunu sordum. Bana verdiği yanıt: "Bazı yazar­lar başkalarının ayak izinden gitmeyi bir marifet sayarlar ve bunu yaparlar. Bense bu tür şeyleri hiç cazip bulmuyorum." oldu. Bu parçada görüşünü böyle dile getiren ya­zar için aşağıdakilerden hangisi söylenebi­lir?

A)   Özgün olan

B)   Doğallıktan yana olan

C)   Kendinden öncekilerden etkilenen

D)   Başka yazarları beğenen

E)   Yazılarını yalnız kendi için yazan

 5.

Hayat, sıradanlık üzerine kurulmuştur. Dolayı­sıyla sıradan olmak kolay, sanatçı olmaksa zor­dur. Sanatçı, kolaya karşı, zorun yanındadır bu anlamda. Ama temelde seksen sanatçı, bir sı­radan adamı sanatçı yapamayacağına göre, bir sanatçı seksen sıradan insanı nasıl sanatçı ya­pacak? O zaman, nicelikle uğraşmak boş bir çabadan başka bir anlam taşımıyor. Sanatçı, için­de nitelik özü taşımayan, sanat ruhuna dair her­hangi bir ışık görmediği hiç kimseyle uğraşmaz.

Yukarıdaki paragrafta vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Hiçbir sanatçı sıradan bir hayat yaşamak istemez.

B)  Sanatçı olmak isteyen kişi, zorluklarla mü­cedele etmelidir.

C)    Sanatçının, sanatı insanlara sevdirmesi ol­dukça zordur.

D)    Sanatçı ruhu taşımayan hiç kimseyle sa­natçı ilgilenmez.

E)     Her insanın özünde sanatçı kimliği vardır. 

6.

Şairi, "şiir yazan bir birey" olarak görmek ve bu­radan yola çıkarak ona değer biçmeye çalış­mak, büyük bir yanlıştır. Şairin "şiir yazıyor olu­şu" sadece onun bir şair olduğunu fark edişimi­ze yardım edebilir. Ama, onu şair yapan şeyin ne olduğuna ilişkin temel bir görüş vermiş ol­maz. Şairin farkının "şiir yazıyor oluşu" olarak değerlendirilmesi, şairi de şiiri de azaltan bir de­ğerlendirme olacaktır. Sadece şiir yazıyor diye bir kişiye şair denmemen. Çünkü şiir "yazılan" değil, "kendini yazdıran" bir şeydir. Diğer bir ifa­deyle şiir, şairin emrinde değil; şair, şiirin emrin­dedir.

Yukarıdaki paragrafta yazar aşağıdakilerden hangisine karşı çıkmaktadır?

A)     Şiir yazan herkesin şair olarak kabul edil­mesine

B)     Şairin, şiiri küçük görmesine

C)    İnsanların şiirin gerçek önemini anlayama­masına

D)    Şairlik için sadece yeteneğin yeterli görül­mesine

E)     Çalışarak gerçek  bir şair olunabileceği İnancına 

7.

Her tür ilişki, kum taneleri gibidir. Avucumuzu sıkmadan gevşekçe tutarsak kum taneleri kay­maz, durur. Avucumuzu kapatıp sıkmaya baş­ladığımız an, kum taneleri parmaklarımızın ara­sında akmaya başlar. Kum tanelerinin bir kıs­mını tutmayı başarsanız da çoğu akıp gider. İlişkiler de böyledir. Esneklik varsa, diğer insa­na saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa iliş­kiler bozulmaz sürüp gider. Ama diğer insanı çok bunaltırsınız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter.

Bu parçada yazılanlar, aşağıdaki sorulardan hangisine verilmiş bir cevap olabilir?

A)     Arkadaşlığı neye benzetebiliriz?

B)     Arkadaşlığı bozan şeyler nelerdir?

C)    İyi ilişkiler kurmanın formülü nedir?

D)    Arkadaşlarımızı seçerken nelere dikkat et­meliyiz.

E)     Bir insanı çevresinden soğutan nedir? 

8.

Artık tamamen değişmişti. Suratsız, somurtkan bir adam olmuştu. Eski günlerdeki o neşeli, o sevimli adam gitmiş, yerine bambaşka biri gel­mişti. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şeyden umudu kalmamış, gördüğü her şeyi kötüye yo­ran bir adam olarak görülüyordu. Hayatın rengi­ni, canlılığını, güzelliğini yitirmişti âdeta. 

Bu parçada anlatılan kişiyle ilgili olarak aşğıdakilerden hangisi söylenebilir?

A)     Karamsar - asık suratlı

B)     Sinirli - anlayışlı

C)    Hırçın - karamsar

D)    Terbiyeli – kötümser

E)     Yalnız – karamsar

 9.       

Çektikleri filmlerden hareket edilerek Hollywood yönetmenlerinin ruh çözümlemeleri yapılsa, so­nuçta herhalde bütün dünyayı rahatsız edecek bir tablo çıkardı. "Hollywood yönetmenleri" sö­zünü geniş anlamda kullanıyorum; bu sözle ya­ni Amerikan hayat tarzını dramatize ederek si­nema ve televizyon diline aktaran sektörü kas­tediyorum. Sadece kendi vatandaşlarına değil, gezegenimizde yaşayan bütün insanlara kendi ruh dehlizlerinde besleyip büyüttükleri amansız kâbusları, kanlı hikâyeleri ve şiddet gösterilerini satarak egemenliğini sürdüren bir sektör. Bu anlamsız ve tek taraflı alışverişin daha nereye kadar sürüp gideceğini kimse kestiremez. Avru­pa sineması bile bütün göz kamaştırıcı gelene­ğine rağmen Hollywood yanında ne kadar müş­terisiz ve unutulmuş görünüyor.

Bu parçada Hollywood yönetmenleriyle ilgi­li olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Avrupadaki sinema sektörünü derinden et­kiledikleri

B)     Amerikan kültürünü dünyaya yaymak iste­dikleri

C)    Hastalıklı ruhlarının ürünleriyle salgın halin­de dünyayı zehirledikleri

D)    Filmlerinde her türlü konuyu işleyerek dün­yanın ilgisini çektikleri

E) Amerikalılarla diğer insanlar arasında ay­rım yapmadıkları

10.     

Modaya uygun şapka, gömlek, elbise giymekle aydın olunmaz. Aydın, halkın beyni konumun­dadır. İyi bir eğitim aldıktan sonra yüksek gelir elde eden, geceleri eğlenip gündüzleri gezen, halkı ve onun sorunlarını umursamayan kişi ay­dın olamaz. Böyleleri yozlaşmıştır. Eğitim almış olan kişi kendi kültüründen uzaksa, milletini uyandıramıyorsa yukarılara taşıyamıyorsa ona aydın denemez.

Bu parçaya göre "aydın'ı anlatan en kapsamlı yargı aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Kendini düşünen değil, birikimi ve aklıyla milletini kalkındıran insan olmak

B)     Dış görünüşü her şeyin üstünde tutmamak

C)    İşle eğlenmeyi birbirine karıştırmamak

D)    Geçmişle geleceği bir potada eritebilmek

A)     E)   Mensubu  olduğu   milletin   inançlarından uzak olmak

11.    

Medya dünyasında rekabet, özellikle televizyon kanallarında bütün hızıyla sürüyor. Her kanal, bir diğerine benim dizilerim iyi seninkiler kötü, diye saldırıyor. Senin dizilerinde kan, kanun­suzluk var, benimkilerde aşk ve güzellikler var diyen kanal, bir bakmışsın o kan ve kanunsuz­luk olan dizi filmi bilmem kaç milyon dolarla kendi kanalına transfer etmiş. Aynı rekabet, ge­lin-kaynana ve kadın programlarında kelimenin tam anlamıyla "ölümüne" devam ediyor. Oysa medyamız her fırsatta "Etik değerlere dikkat edilsin, aile yapımız bozulmasın, çocuklarımı­zın psikolojileri olumsuz etkilenmesin!" gibi tri­büne oynayan laflar ediyor, hatta bunları gaze­telerde çarşaf çarşaf ilan ediyor. Ama, ne yazık ki bunlar her seferinde lafta kalıyor, değişen bir şey olmuyor, kimse alışkanlığını değiştirmiyor. Bu parçada medya dünyamızla ilgili olarak anlatılmak istenen, aşağıdaki atasözlerin­den hangisiyle özetlenebilir?

A)     Mal, canın yongasıdır.

B)     Her derdin bir çaresi vardır.

C)    Huylu huyundan vazgeçmez.

D)    Parayı veren, düdüğü çalar,.

E)     Rüzgâra tüküren, kendi yüzüne tükürür.  

12.     

Bakıyorum da bütün sanatçılarda insanı şaşır­tan bir yan var. O da en güzel eserlerin hep bir işçiliğin ürünü olması ve hoşa gitme tutkusuna yabancı kalmasıdır. Söz gelimi Bach, her şey­den müzik çıkarabilen baş döndürücü bir sanat­çıdır. Temalarını, olduğu gibi alır; orgun ya da kemanın tekniğine göre düzenler. Usta bir tes­viyeci gibi onları, bir halkanın daracık çemberin­den geçirircesine iyice işler. Gözden kaçmayan titiz işçilik düzenleriyle yüceliğe ulaştırır. Beetho­ven, Chopin, Wagner gibi coşkulu kişiler de gü­zelliğe tıpkı Bach gibi uzun ve yorucu uğraşılar sonucunda ulaşır.

Yukarıdaki parçanın ana düşüncesi aşağı­dakilerden hangisidir?

A)     Sanatçı, işçi gibi çok çalışmalıdır.

B)     Beethoven, diğer sanatçılar içinde en titiz olanıdır.

C)    Bütün sanatlar belli bir birikim ister.

D)    İyi eserler, titiz ve verimli çalışmaların ürü­nüdür.

E)    Sanatçı olmak için, insanlara iyilikle bakmak ön koşuldur.

 13.

Benim gözlerim, duygularım, hal ve tavırlarım her an değişebiliyor. Açken başka adamım san­ki, yemekten sonra başka. Keyfim yerindeyse, hava da güzelse mümkün değil kötü olmam; ama bir nasır canımı yakmaya görsün; asık su­ratlı, aksi, yanına yaklaşılmaz bir adam olurum. Aynı atın yürüyüşü bir rahat gelir bana, bir rahat­sız; aynı yolu bir uzun bulurum, bir kısa. Aynı ki­tap bir hoşuma gider, bir zıddıma. Bir gün her işe yatkınım, bir başka gün hiçbir şey gelmez elim­den. Bir günümün bir başka günümü tutmayaca­ğı gibi, her an farklı duyguların seline kapılabilirim. 

Bu parçada kendisinden bahseden kişinin özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

A)     Karamsar bir ruh yapısına sahiptir.

B)     Her ortamı benimseyemeyen bir kişiliği vardır.

C)    Ruh hali, içinde bulunduğu şartlara göre şekillenir.

D)    Her insanı sevmek için uğraşmaz.

E)     Yalan söylemekten hoşlanmaz. 

14.

Herhangi bir şeyi başarılı bir şekilde anlatabil­mek için iletişimin sırrı olan konuşma sanatını keşfetmek gerekir. Hangi kelimeleri, hangi cümleyi nasıl, ne zaman ve nerede kullanmak gerektiği konusunda konuşmanın gizemini ya­kalamalısınız. Cümlelerin içinde biraz duygu­sallık, biraz edebiyat, biraz da filozofluk olmalı­dır. Öyle cümleler kurmalısınız ki alışılmış cüm­lelerin dışında olsun. Ancak, mantıktan ve ger­çeklerden sakın uzaklaşmayın. 

Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir cümle kurarken mantık çerçevesinden ayrılmamalıyız.

B) Etkili konuşmak için, hem nitelik yönünden hem de her bakımdan doyurucu olmak ge­rekir.

C)    Etkili konuşmak için belli bir eğitim almak şart değildir.

D)    Gerçeklerden ayrılmamak için güzel konuş­malıyız.

E) Güzel konuşmak, dilbilgisi kurallarını iyi bil­mekle mümkündür. 

15.

Gerçek düşünce adamları sadece sağlıklarında değil, öldükten sonra da çıraklar edinmeye, do­layısıyla düşünmeye devam ederler. Her yeni çırak, onlarda açılmamış yeni kapılar bulur, ye­ni dünyalar keşfeder. Ancak çırakların asıl he­defi sonuna kadar taş yontup üstada sunmak değil, onu aşarak üstat olmak olmalıdır. Düşün­cenin en büyük düşmanı, hayran olunan düşün­ce adamlarının eserlerini mukaddes kitaplar gi­bi görüp sözlerini ayet gibi ezberlemek ve üzer­lerine bir şey ilave etmemektir. 

Bu parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı, aşağıdakilerden hangisidir?

A)  Gerçek düşünce üstatları, ölümlerinden sonra da üstat yetiştirmeye devam ederler.

B)     Çırakların asıl görevi, üstatlarının yolunu aynen devam ettirmektir.

C)    Üstatları üstat yapan, onların düşüncelerini devam ettirenlerdir.

D)    Çırakların hedefi, üstatların fikirlerini yeni ufuklara taşımak ve yeni düşünce üstatları olarak yetişmek olmalıdır.

E)     İyi bir çırak üstadının yerini almalı ve ona yeni çıraklar yetiştirme çabası içinde olma­lıdır. 

16.

(I) Aydınlanma felsefesi ve Sanayi İnkılabı, in­sanı tabiattan koparıp tabiatın efendisi olarak yeniden kurguladığında insanın tabiatla ilişkisi­ni parçalamıştır. (II) Fabrikaların güneş görmez izbelerinde, ilk önce insanlar güneş ile olan iliş­kiyi kaybeder. (III) "Gün doğmuş gün batmış ne çıkar.", her şey vardiya usulü düzenlenmiş saatlerin hükmündedir. (IV) Ayva yüklü dallar, gelecek kışın çetin geçeceğinin habercisi ol­muş kimin umrunda? (V) Yüzlere bir buse gibi değip geçen rüzgârlardan mahrum yaşamak da artık umursanmaz olmuştur. 

Yukarıdaki parçanın ana düşüncesi numara­lanmış cümlelerin hangisinde verilmiştir?

A) I.             B) ll.          C) III.        D) IV.       E) V.

TÜRKÇE SORU BANKASI