PARAGRAFTA YAN DÜŞÜNCE - Test 4

1.

Iran sineması, kendi kültürüne yaslanma ve bu kültürü modern araçlarla yeniden üretme iddia­sını taşıyor. Bu nedenle ilkeler ve hedefler ileri sürüyor. Bu sinemanın özellikleri estetik, feda­kârlık, mükemmelleşme ve hakikat arayışı ola­rak ifade edilmektedir. Filmlerde işlenen konu­lar; genellikle sade, tanıdık gelen, gündelik ha­yattan seçilme konulardır. Filmlerin büyük kıs­mı, çoğu zaman bir kahraman üzerine kurulmu­yor.

Yukarıdaki parçada İran sinemasıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinil­mem iştir?

A)     Kendi değerlerinden yararlandığına

B)     Yenilikleri takip ettiğine

C)    Biçim güzelliğine önem verdiğine

D)    Sade bir dil kullandığına

E)     Gündelik konuları işlediğine 

2.

O, tiyatroyu "güzel sanatlar içinde bir zirve" olarak algılar. Yazarın, yazdıklarıyla halkı yüz yü­ze getirişini, tiyatronun en önemli, en çekici özelliği kabul eder. Aslında bir anlatma, duyur­ma, gösterme aracı olarak bize yabancı olan, dahası bizim öz malımız olmayan tiyatroyu o, "toprak üstüne tebeşirle çizilen sırlarla dolu bir dört köşe" diye tanımlar. Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A)     Tiyatronun sadece gerçekleri yansıtan bir ayna olduğuna

B)     Bizim kültürümüze tiyatronun sonradan gir­diğine

C)    Tiyatronun göze ve kulağa hitap ettiğine

D)    Tiyatro yazarının yazdıklarıyla halkı yüzleştirdiğine

E)     Tiyatronun diğer sanatlardan üstün olduğuna 

3.

Sesini tüm çağlara ve insanlara duyurmak iste­yen sanatçı, özellikle eskiyle olan göbek bağla­rını koparmak, akıl ve duygu dengesini sağla­mak, kendini her türlü sınırlamanın dışında tut­mak, bir sözle dünyaları anlatmak zorundadır.

Aşağıdakilerden hangisi bu parçada sözü edilen sanatçıda olması gereken özellikler­den biri değildir?

A)     Özlülük          

B)     Yenilikçilik       

C)    Yerellik

D)    Tutarlılık          

E)     Özgürlük 

4.

Araştırmalar, okul çağındaki her on çocuktan üçünün okula giderken sorun yaşadığını ve git­mek istemediğini gösteriyor. Bu araştırmalara göre okulu reddeden öğrenciler, anne ve baba­larıyla yakın ilişki içinde olan çocuklar. Okul fo­bisi, müdahale edilmediği takdirde kronik okulu reddetme sorununa dönüşebiliyor. Kronik okulu reddetme sorunu ise, aile içinde huzursuzluğun yanı sıra, akademik başarısızlığa, okulda uyumsuzluğa, yetersiz akran ilişkilerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Yetişkin dönemlerde de bu çocuklarda okul veya iş ortamına uyum sağlayamama, panik atak gibi sorunlara yol açabiliyor.

Aşağıdakilerden hangisi "okulu reddetme fo­bisinin yol açabileceği sorunlardan biri değildir?

A)     Çevreyle uyum sorunu yaşama

B)     Kişinin özgüvenini yitirmesine neden olma

C)    Psikolojik sorunlar doğurma

D)    Yaşıtlarıyla yeterli düzeyde iletişim kuramama

E)     Eğitim hayatında başarıyı engelleme

5.

İnsanların yüzü kalplerinin aynasıdır. Yüzü gü­zel görünen, güleç, hoş edalı kişilerin huyu da çoğunlukla güzeldir. Kişilerin yüzüne bakarak konuştuğumuz içindir ki yüzünden ferahlık du­yulan kişilere çabuk ısınır ve onların güzel kişi­ler olduklarına inanırız. Nitekim yüzü düzgün olan insanların çoğu iyi huylu, samimi fedakâr olur. İçinde, yüreğinde kötülük bulunan kişi iste­se de sempatik olamaz. Yaptığı tüm hareketler gözümüze batar.

Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangi­si çıkarılamaz?

A) Dil, kalbin kepçesidir, kişinin samimiyetini dışarıya yansıtır.

B) Kalbinde fenalık olan insan, ne yaparsa yapsın şirin görünemez.

C)    İyi huylu insan, güler yüzlü olur.

D) Dış görünüşü, kişinin karakterinin düzgün olup olmadığının göstergesidir.

E)     Yüzü güzel olanın, gönlü de güzeldir. 

6.

O, hiç eskimeyen bir tiyatro sanatçısıdır. Sana­tına, seyircisine duyduğu saygıyı, sevgiyi hiçbir zaman elden bırakmamıştır. Sanatını büyük bir özveriyle, ondan Ödün vermeden, kararlı biçim­de sürdürmüştür. Sahne ve salon arasında ku­rulan bu sıcak diyalog, kuşkusuz sanatçının bi­rikiminden kaynaklanmaktadır.

Yukarıdaki parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A)     Rolünü oynarken seyirciden etkilendiğine

B)     Seyircisine karşı sorumluluklarını hep yeri­ne getirdiğine

C)    Sanatından taviz vermeden sanatını sür­dürdüğe

D)    Sanatçının birikimlerinden yararlanarak sa­lonla sıcak bir diyalog kurduğuna

E)     Çizgisinden yıllardır ödün vermediğine 

7.

Milletler için verilen hüküm, sanat ve fikir adam­ları için de geçerlidir. Böylece büyük sanatkâr­lar, dilini en iyi bilen, en çok kelime ve kavram kullanan sanatkârlardır. Nitekim dünya edebi­yatının dört büyük zirvesi Shakespeare, Hugo, Tolstoy ve Dostoyevski eserlerinde çeşitlilik iti­barı ile en çok kelime kullanan yazarlardır.

Yukarıdaki parçada aşağıdakilerden hangi­sine değinilmemiştir?

A)     Büyük sanatkârların birçok kavram ve keli­me bildiğine

B)     Dilini iyi bilen sanatkârların büyük sanatkâr olduğuna

C)    Milletler için verilen kararların sanatçıları da kapsadığına

D)    Dünya edebiyatının dört büyük zirvesinin en çok okunan yazarlar olduğuna

E)  Tolstoy'un en çok kelime kullanan yazarlar­dan biri olduğuna 

8.

Türk basını, teknolojik üstünlüğüne rağmen bir türlü dünya standartlarını yakalayamıyor. Bilgi­sayara, matbaaya, modern binalara önem ver­diği kadar insan unsuruna önem vermiyor. Tipik bir doğulu refleksiyle işin görüntüsü, artistik ya­nı, şov kısmıyla ilgileniyor. Oysa bu mesleğin doğru yapılabilmesi için gazetecilerin doğru bir süreçten geçmesi gerekiyor.

Bu parçadan Türk basınıyla ilgili olarak aşğıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A)     Dünyadaki gazetecilik standartlarına yetişe­mediği

B)     Teknolojiyi çok iyi kullandığı

C)    Kaliteye değil, görünüşe önem verdiği

D)    Gazetecilerin doğru bir süreçten geçtiği

E)    İnsan yetiştirmeye gerek duymadığı

9.

Şiir, ne zaman bir gerileme içine girse, bir sal­dırıyla yüz yüze geliyor. Bu saldırı, şiirin can da­marı olan yaşamı yansıtmasını kısıtlamaya yö­nelik oluyor her zaman. Elbette bu saldırı açık açık dile getirilmiyor. Daha çok yaşamla şiirin arasındaki bağın dayanakları budanarak yapılı­yor. Şiirle yaşam arasındaki bağ, onun hem ta­rihi hem coğrafyasıyla ilişkilidir. O yüzden de şi­irin tarihle coğrafyayla ilişkisi koparılmak, en azından gevşetilmek isteniyor.

Bu parçadan şiirle ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A)     Yaşamı ele almayan şiir yaşayamaz.

B)     Şiir, edebiyatın can damarıdır.

C)    Şiirin yaşamla ilişkisi geçmişe dayanır.

D)    Şiire zarar vermek isteyenler, bunu açıkça yapmazlar.

E)     Şiirin zayıflaması, saldırıya uğramasına yol açar. 

10.

Genel olarak insanlar, suçu bir sorun olarak be­lirlemiş ve bir gizem düşüncesi etrafında örül-mekle birlikte, suçun psikolojik arka planına ışık tutmaya çalışan bir roman olarak görüyorlar "Bir Gölgenin lntikamı"nı. İçinde derin sorgular olmasına rağmen kolay okunabileceğinin belir­tilmesi de benim açımdan bir başka önemli so­nuç. Karakteri seviyorlar, hatta kimileri "Filanca kahramanınızı kendime benzettim." diyor. Ger­çi kitap henüz çok yeni; ancak böyle değerlen­dirmeler yapan bir dizi okurla karşılaştım. Bun­lar iyi işaretler sanırım.

Yukarıda sözü edilen romanla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A)     Psikolojik özelliği olduğuna

B)     Akıcı özlü ve özgün bir dili olduğuna

C)    Sorgulayıcı bir anlatımının olduğuna

D)    Okuyucunun romanda kendisinden bir şey­ler bulduğuna

E)     Romandaki karakterlerin sevildiğine 

11.

Şairlerin şiire bakış açısının, sosyal ve siyasi yönleri, toplumu göz ardı etmeden doğrudan sanatla ilgili olmalıdır. Şiir, hiçbir kurumun, hiç­bir ideolojinin ve hiçbir grubun bir propaganda aracı olmamalıdır. Yetenek kavramı, şairlik için önemli olması yanında tek başına da yeterli de­ğildir. Çevremdeki çoğu yetenekli gencin veya insanın, duygu ve düşüncelerini belli bir kompo­zisyon ve biçim içine oturtmadan hatta hiçbir estetik kaygı gütmeden şiir yazdığını gördükçe, şiirin ve şairliğin insanlarımıza iyi öğretilmediğini, eğitim ve öğretim kurumlarının bu konuda yetersiz kaldığını, toplum bilincinin çok zayıf ol­duğunu söyleyebilirim.

Yukarıdaki    paragraftan   aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A)     Şiir, belirli bir görüşün, düşüncenin sözcüsü olmamalıdır.

B)     Yetenek, şairlik için tek başına yeterli değildir.

C)  Bazı insanlar, biçim güzelliğine önem ver­meden şiir yazmaktadır.

D)    Toplumdaki insanlara şiir yazma konusun­da yeterli bilinç verilmemiştir.

E) Şair, şiirlerinde kendi duygu ve gözlemleri­ne yer vermemelidir. 

12.

Edebiyat, yalnız bir yaşama biçimi değil, bir kur­tuluş alanıdır onun için. Biri çıkıp: "Herkes için öyle." diyecek. Ama bizimki için biraz daha faz­la öyle. Ayrıca, yalnız bir gereksinim, vazgeçil­mez bir şey değil edebiyat, bir görünme yeri, sı­ğınma köşesi, kimi zaman pusu, kimi zaman ağlama duvarı! Bunların hepsidir onun için yazı yazmak. Yine de o, şansızlığı, yoksulluğu hiçe saymış, şansızlığından nice mizahlar, pırıltılar çıkarmıştır.

Parçada sözü edilen sanatçı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

A)     Edebiyatı bir koruyucu olarak gördüğüne

B)     Güçlüklere boyun eğmediğine

C)    Yaşam sorunlarına alaycı yaklaştığına

D)    Yazarlık işine çok önem verdiğine

E)     Yazılarında eskiye sırt çevirdiğine

13.

Yeni yetişen insanımıza düşünmeyi öğretemi­yoruz. Oysa "lise" sözcüğü bile, Yunanlı filozof­ların çevredekilere düşünmeyi öğrettikleri yer­den geliyor. Biz, bugün liselerde ne yazık ki dü­şünmeyi öğretemiyoruz. Unutmamalı ki düşün­mek de diğer eylemler gibi öğrenilen, geliştirilen bir yetenektir.

Yukarıdaki parçada, aşağıdakilerden hangi­sine değinilmemiştir?

A)     Düşünmenin öğretilebilir bir eylem olduğuna

B)     "Lise" sözcüğünün anlamının nereden gel­diğine

C)    Günümüzde insanımıza düşünmeyi öğrete-mediğimize

D)  Bizde liselerin düşünmeyi öğretme yönün­den yetersiz kaldığına

E)     Düşünmeyi herkesin öğrenmesi gerektiğine 

14.

Genelde şiir, ilk gençlik yıllarınırmjğraşısıdır. İlk gençlik yıllarında hemen her genç, kendini ifa­de ediş biçimi olarak şiiri seçiyor ya da kendine yakın bir şair ediniyor. Zaman içinde başka alanlara kaymazsa iyi bir şiir okuru olarak kalı­yor ya da her şeye karşın şiirin sokaklarında kendini arıyor. Hayatın içinde kaybolmayı göze alacak kadar şiire bağımlı olan, ilerlemiş yıllar­da da şiiri sürdürmeye devam ediyor.

Bu parçada şiirle ilgili olarak aşağıdakiler-den hangisine değinilmemiştir?

A) Şiirin çoğunlukla gençlik yıllarında insanla­rın ilgi alanına girdiğine

B)     Zamanla ona olan ilginin azalabileceğine

C)    Şiir yazanların ilerlemiş yaşlarda daha ba­şarılı olduğuna

D)    Bazı insanlarca şiir okurluğunun sürdürül­düğüne

E)     Şiirin, insanın kendini ifade etmesine yar­dımcı olduğuna 

15.    

Şiirlerimin hikâyemsi bir yapısı vardır. Bu, sanı­yorum şiiri hayatın bir parçası olarak düşün­memden kaynaklanıyor. Baştan sona gelişerek oluşan bir kurgu sağlamak istiyorum. Bu kurgu­nun içinde bütün öğeler (duygu, düşünce, imge, ritim vb.) birbirini bütünlemeli. Biri olmazsa öte­ki de olmaz. Bir gereklilik olmalı aralarında. An­cak bunların hiçbiri diğerinden daha önemli ol­mamalı. Olursa şiirin yapısı aksar, bozulur, o za­man da şiir, şiir olarak kendini kabul ettiremez.

Böyle düşünen bir şair, aşağıdakilerden hangisini söylerse kendi tutum ve davranış­larıyla çelişmiş olur?

A)  Şiiri oluşturan bütün öğeler, bir makinenin dişlileri gibi uyumlu çalışmalı.

B) Şiiri hayattan ayrı düşünmek, oluşturmak mümkün değildir.

C)    Sözü oluşturan  karışım  uyumlu,  dengeli olursa ona şiir denir.

D)    Şiirin kurgusu duygunun önderliğinde oluş­turulmalı.

E)     Şiir bir takım oyunudur; duygu, düşünce o takımın birer parçasıdır. 

16.    

Amerikan sineması, şiiri film yapımında geniş öçüde kullanıyor. İlginç bir durum bu. Türk filmle­rinde her türden şarkı ne ölçüde kullanılıyorsa, şiir de Amerikan filmlerinde öyle kullanılıyor. Bi­zim melodramlarda müziğin yaptığını -duygulan­dırma, neşelendirme, kederlendirme- Hollywood filmlerinde şiir yapıyor. Aziz Nesin'in deyişiyle "dört kişiden beşinin şiir yazdığı" ülkemizde şii­rin sinemadaki/senaryolardaki işlevi, yeri, kulla­nımı nedendir bilinmez oldukça sınırlı. Fahriye Abla gibi öykü-şiir kökenli filmler de bir iki örnek oluşturmanın ötesine geçemiyor.

Yukarıdaki parçada aşağıdakilerden hangi­sine değinilmemiştir?

A)     Bizde yeterince şiir yazılmadığına

B)     Bizdeki sinemalarda şiirin yerini şarkıların aldığına

C)    Amerikan sinemasında şiirin bir duygu ara­cı olduğuna

D)    Ülkemizde şiir içerikli filmlerin çok az çekil­diğine

E) Senaryolarda şiirlerden yararlanmanın biz­de sınırlı tutulduğuna 


TÜRKÇE SORU BANKASI