Tevfik Fikret'in Hayatı, Edebî Kişiliği ve Eserleri

Asıl adı Mehmet Tevfik olan Tevfik Fikret 1867 yılında İstanbul'da doğdu. Galatasaray Sultanisi'nde aldığı eğitim, Fikret'in hayatını da yönlendirdi. Şiir ve edebiyata burada başladı. Hocaları arasında yer alan Muallim Naci, Muallim Feyzi ve Recaizâde Mahmut Ekrem'in ilgi ve yardımlarını gördü.

İlk şiirini Farsça hocası Muallim Feyzi'nin yardımıyla on beş yaşında Müntehabat-ı Tercüman-ı Ahval'de, Nazmi takma adıyla yayımladı. Çok disiplinli ve başarılı bir öğrenci olan Fikret, 1888'de Galatasaray'dan birincilikle mezun oldu. Bir süre Hariciye Nezareti'nde, daha sonra Sedaret Mektubi Kalemi'nde çalıştı.

Tevfik Fikret'in edebiyat alanındaki şöhreti 1891 yılına rastlar. Mirsad dergisinde açılan "Sitayiş-i Hazret-i Padişah" konulu şiir yarışmasında birinci oldu. 

"Medar-ı muhteşem-i iftiharımız sensin

Senin vücuduna muhtacız ey veliyy-i niam

İlelebet sana densin Halife-i âlem…" 

dizeleriyle II. Abdülhamit'e övgüler dizdiğinde 25 yaşındaydı. Servet-i Fünûn'un yönetimini alacağı 1896 yılına kadar Malûmat dergisinde, üslubunu arayan şiirlerle, şiir çevirileri yayımladı. Bu dönemde yazdığı şiirleri daha sonraları "başkalarında kendini arayan birer kalem denemeleri" olarak değerlendirmiştir.

1896'da Servet-i Fünûn'un yönetimini aldıktan sonra şiirinin özünde ve biçiminde büyük değişimler yaratan Fikret'in, zorbalıktan ve saraydan nefret; özgürlüğe ve meşrutiyete bağlanma duyguları içinde kişiliği oluşmaya başladı. Toplumun sefalet içindeki insanlarını yansıtan şiirler yazdıkça, toplumsal sorunlar üzerinde düşünmeye başladı. Daha sonra Servet-i Fünûn çevresinde bulunan bazı sanatçılarla uzlaşamayarak Âşiyân'a çekildi. II. Meşrutiyet'in ilanına kadar hiçbir harekete de katılmadı, şiir de yayımlamadı.

1908'de II. Meşrutiyet'in ilanı, Fikret'i heyecanlandırdı, yeniden umutlandırdı. Eski arkadaşı Hüseyin Cahit'le "Tanin" gazetesini çıkardı. Ancak siyasî olayların içinde mücadele etmek Fikret'in mizacına uygun değildi. Bu nedenle bir süre sonra Tanin'den de ayrıldı.

1909'da Galatasaray Sultanisi'nde müdürlük görevine başladı. Galatasaray'daki yeni okul binasını yaptırdı. Fakat inşaat sırasında çıkan birtakım dedikodular yüzünden buradan da istifa etti. Bu Fikret'in son inzivası oldu; ölümüne kadar bir daha insan içine çıkmadı.

1912'de Meclis-i Mebusan'ın kapatılması üzerine "Doksanbeşe Doğru" ve "Han-ı Yağma" şiirlerini yazdı. Birinci Dünya Savaşı'na girmemiz üzerine de "Sancak-ı Şerif Huzurunda" adlı şiirini yazdı. 1914'te çocuk şiirlerinden oluşan "Şermin"i yayımladı. Mehmet Akif'e cevap olmak üzere "Tarih-i Kadime Zeyl" adlı şiirini yazdı.

Fikret 19 Ağustos 1915'te vefat etti. Önce Eyüp mezarlığına gömüldü, yıllar sonra mezarı Aşiyân'ın bahçesine nakledildi.

Tevfik Fikret'in şiiri, üç evrede incelenir:

1. "Servet-i Fünûn" hareketine kadar süren arayış yılları (1888 - 1896): Bu dönem şiirlerinde taklit ve nazireler dikkati çeker. Başlangıçta divan şiiri etkisinde gazeller yazar, Galatasaray'dan hocaları olan Muallim Feyzi ile Muallim Naci'nin etkisinde kalır. Bu dönemde Recaizâde Mahmut Ekrem'in gazellerine nazireler yazar, Abdülhak Hamit'in şiirlerinden etkilenir. Bu şiirlerinde divan şiirinin nazım tekniğini ve ahengini iyi kavradığı ve başarıyla kullandığı görülür. Genellikle aşk, şarap, güzellik, bahar gibi temaları işler, din teması da bu şiirlerinde öne çıkar.

2. Servet-i Fünûn ve II. Meşrutiyet Öncesi Yılları (1896 - 1901) ve (1901 - 1908): Servet-i Fünûn Dönemi'nde Fikret'in yeni bir şiir tekniğine yöneldiği görülür. "Hasta Çocuk", "Balıkçılar" gibi toplumun ezilen katlarındaki insanları yansıttığı şiirlerinde "öykü-şiir" tekniği kullanır, karşılıklı konuşmalara, devrik cümlelere, anlamı dizelere yaymaya, dize kırma eğilimlerine varan manzumeler yazar.

Bu dönemde yazdığı şiirlerde daha çok "merhamet, hayal, aile mutluluğu, aşk, sanat, vatan, yoksulluk, doğa" temalarını işler.

Fikret bu dönemde şiir üzerine düşünmeye de başlar. Evreni tablolar hâlinde görüp, onun şiirini yazmaya çalışarak yeni bir üslup yaratır. Böylece şiirde resimden yararlanmaya yönelir. Parnasizm akımının etkisinde kaldığı şiirler yazar.

"Yağmur", "Bir Levha İçin" gibi şiirleri ortaya çıkar. Yaşadığı dönemin sıkıntılarına karşın, temelde umudunu yitiren bir şair değildir Fikret. Çağın vazgeçilmez umudu aydınlanmadır.

Tüm kişilikleriyle geleceği kuracak olan gençler, yarının küçük güneşleridir. "Sabah Olursa" şiirinde bu umudunu gençlere bağladığını açıkça ortaya koyar. Geçmişi, silik, sönük ve karanlık olarak görürken, geleceği bolluk, ışık ve umut olarak tanımlar.

Fikret zaman zaman umutlarını yitirir, dönemin ağır ve bunaltıcı baskısı altında karamsarlığa düşer. "Doksanbeşe Doğru", "Sis", "Tarih-i Kadim" gibi şiirlerini böyle bir psikoloji içinde kaleme alır. Bu şiirlerinde yoğun bir inançsızlık ve nefret vardır.

1901'den sonra Fikret'in şiiri gittikçe yükselen bir ivme ile siyasal, sosyal ve ideolojik bir çizgiye gelir. Bu tarihten sonra Fikret, bireyci bir şiir anlayışına bağlı Servet-i Fünûn topluluğunun bir üyesi değil, milletin dertleri ve sıkıntılarıyla uğraşan sorumlu ve duyarlı bir aydın portresi çizer. "Ferda", "Millet Şarkısı", "Haluk'un Amentüsü" gibi şiirlerinde toplumcu, gerçekçi ve dili yalınlaşmış bir şair olarak karşımıza çıkar.

3. 1908 Sonrası Şiirleri: Bu dönem Fikret için bir hayal kırıklığının ifadesidir. Zira o kadar yakındıkları II. Abdülhamit tahttan indirilmiş, İttihat ve Terakki fırkası iktidara gelmiş, ülkede özgürlük rüzgârları esmeye başlamıştır. Ancak kısa zamanda iktidardakiler eski yönetimi aratmayan davranışlar ve uygulamalar içine girmişlerdir. Fikret onları eleştirmekten kendini alamaz. II. Meşrutiyet'in ilanına alkış tutan sözlerini geri aldığını belirtir. "Han-ı Yağma" şiiri bunun en güzel örneğidir. 

Tevfik Fikret'in Eserleri:

Rübab-ı Şikeste: Şairin şiirlerini topladığı kitabıdır.

Halûk'un Defteri: Kendi el yazısıyla düzenlediği bir eserdir, oğlu Halûk'un şahsında tüm Türk gençlerine seslenir.

Şermin: Çocuklara seslenen, didaktik nitelikte olan, sade dille ve hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerini topladığı kitaptır.