Servet-i Fünun Edebiyatı Döneminde Şiir ve Mensur Şiir

Servet-i Fünun Şiirinin Genel Özellikleri

1. Servet-i Fünûn şiirinin en belirgin özelliği kullanılan dildeki farklılıktır. Tanzimat Dönemi şairlerinin dilde sadeleşme çabaları yerine, daha ağır, sanatlı ve kapalı bir dili tercih etmişlerdir. Kendi estetik anlayışlarına uygun ve müzikalite yönünden ahenkli gördükleri sözcükleri kullanmışlar, yabancı sözcük ve tamlamalarla yüklü, seçkinci, yapay bir dil yaratmışlardır. 

ÖRNEK

Nakkâre önde, müteharrik cebel gibi

Geçmekte zî-vekâr u tarâb mevkib-i zafer;

Sancak, o reng-i âl ile fecr-i ezel gibi

Fark-ı mehâbetinde saçar mevce mevce fer. 

2. Türk şiirinin imge yapısında büyük değişiklikler yaratmışlar, Fransız şiirinden esinlenerek yeni bir imgelem sistemi kurmuşlardır. Bunun için de sözlüklerden o güne kadar kullanılmamış sözcükleri seçerek bunlardan yeni bir bileşim yaratmışlar, alışılmadık bağdaştırmalara yönelmişlerdir. 

ÖRNEK

Şehik-i tenhayi (yalnız hıçkırık)

İntizazat-ı leyl (gece titreyişleri)

zulmet-i ebkem (dilsiz karanlık)

saat-i semenfam (yasemin kokulu saatler)

havf-i siyah (siyah korku)

karha-ı hayat (hayat yarası) 

3. Çok kırılgan duyarlılıkları vardır. Bu özellikleri de Servet-i Fünûn şairlerinin şiirlerine yansımıştır. Üzüntü ifade eden "ah, of, vah" gibi ünlemleri sıkça kullanırlar. Bu aşırı duyarlılık giderek bir şiir üslûbuna dönüşür. Duygu ağırlıklı şiirler ortaya çıkar. 

ÖRNEK

Bir haftanın içinde, bak,

O gül yüz nasıl da sararmış;

Elde mi ah, acımamak.

Üç aycağız ömrü varmış…

Hicran oldu hâli bize;

Ölme sakın, Hazân Teyze! 

4. Servet-i Fünûn şiirinin temelini "hayal-hakikat çatışması" oluşturur. Şairler, hayali gerçeğe tercih eder, gerçeklerden kaçıp hayallere sığınırlar. Bu da sanatçıların gerçek hayatın dışına çıkmalarına, bir hayal dünyası içinde gerçeklerden kopmasına yol açar. İçe kapanık, toplumdan soyutlanmış bir şiir atmosferi ortaya çıkar. 

ÖRNEK

Ey kulubun sürud-ı şeydası

Ey kebutelerin neşideleri,

O baharın işte bu ferdası;

Kapladı bir derin sûkûta yeri

                               karlar

Ki hamuşane dem - be - dem ağlar.

Ey uçarken düşüp ölen kelebek. 

5. Eski şiirde anlam bir dize veya beyit içinde tamamlanırdı. Servet-i Fünûn şairleri bu düzeni tamamen değiştirmişlerdir. Anlamı bir dizede başlatıp bitirebildikleri gibi, dizenin ortasında da bitirmişler; hatta anlam itibariyle 7-8 dizede tamamlanan uzun cümleler kurmuşlardır. Anjambman yapmışlardır. 

ÖRNEK

Sen de gittin; senin de arkandan

ağladım, ağladım harab oldum…

Ne olurdu, gunude-i nisyan,

geçebilseydi bi-emel bir an,

diyebilseydim: "Oh kurtuldum!" 

6. Servet-i Fünûncuların şiir cümlesini bir dizeden başlatıp daha sonraki dizelere, hatta şiirin bütününe yayması (anjambman yapması) sonucunda nazmın nesre ve konuşma diline yaklaştırılması sağlanmıştır. Bu da şiirle düz yazı arasında bir tür sayılan mensur şiirin doğmasına yol açmıştır. 

ÖRNEK

Baban diyor ki: Meserret çocukların, yalnız

Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk, dinle;

                          Fakat sevincinle

Neler düşündürüyorsun, bilir misin?.. Babasız

Ümitsiz, ne kadar yavrucukların şimdi

Siyâh-ı mateme benzer terâne-i ıydi 

7. Servet-i Fünûncular şiirde ahenge çok önem vermişlerdir. Şiirde ses ögesini öne çıkarmak, yakın seslere sahip olan sözcükleri kullanmak, aliterasyondan yaralanmak onların belirgin özellikleri olmuştur. Bu yolla içerik ve biçimi ses uyumuyla kaynaştırmayı düşünmüşlerdir. 

ÖRNEK

Sokaklarda seylabeler ağlaşır

Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır;

Bulutlar karardıkça zerrata bir

Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir 

Yukarıdaki metinde "k", "s", "y", "r" sesleri kulakta bir ahenk, bir ritim yaratmaktadır. 

7. Servet-i Fünûn şiirinde tasvirler geniş yer tutar. Bu tasvirlerin bir kısmı gözleme dayalı gerçekçi tasvirlerdir. Bir kısmı da tabloya dayalı doğa manzarası biçimindedir. Tablo altına şiir yazma eğilimi de bu dönem şiirlerinde görülmüştür. Bu şiirlere "pitoresk" şiir de denir. 

ÖRNEK

Papatya

Bahar olsun da seyredin

Nasıl süsler bayırları,

Zümrüt gibi çayırları

Yüze gülen o nazenin

Gelin yüzlü papatyalar

Altın gözlü papatyalar

 

Rüzgâr eser kâh o yana

Kâh bu yana, hep beraber,

Dalga dalga eğilirler

Ferah verirler insana

Güler yüzlü papatyalar

Altın gözlü papatyalar 

8. Küçük şeyler ve eşya üzerine şiir yazma modası, Servet-i Fünûn şairlerini büyük ve önemli konularda eser vermekten uzaklaştırmıştır. Şiirler genellikle bir ad taşır. Topyekün gazel, kaside, mesnevi gibi adlar yerine şiirlere bir ad, bir başlık konmuştur. Şairler bu yollada Divan şiir anlayışının etkisini yok etmeye çalışmışlardır. 

ÖRNEK

Ömr -i Muhayyel

Bir ömr-i muhayyel… hani gülbünler içinde

Bir kuşcağızın ömr-i bahârisi kadar hoş

Bir ömr-i muhayyel!.. hani göllerde, yeşil, boş

Göllerde, o safiyyet-i vecdâver içinde 

9. Aruz ölçüsü, Servet-i Fünûn şiirinin temel ölçüsüdür. Özellikle Tevfik Fikret aruzu çok ustalıkla kullanmıştır. Hece ölçüsüyle yazılan şiirler yok denecek kadar azdır. Tevfik Fikret çocuklar için yazdığı "Şermin" adlı kitabındaki şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır. 

10. Divan şiirinde aruzun tek kalıbıyla yazılan "müstezat" biçimini "serbest müstezat"a çevirmişler, aruzun hemen hemen her kalıbını kullanarak serbest nazım örneği vermişlerdir. Ölçü, ritm, ses, uyak ve diğer ahenk ögelerini önemsemişler, şiirin iç yapısını oluşturan unsurları ihmal etmemişlerdir. 

11. Servet-i Fünûn şairleri parnasizm ve sembolizm akımından etkilenmiştir. Fransız sembolistlerinden Valery, Mallerme ve Verlaine gibi şairlerin bunların şiirleri üzerinde büyük etkileri olmuştur. 

12. Batı edebiyatında yaygın olarak kullanılan sonne, terza-rima ve triyole gibi nazım biçimlerini kullanmışlar, özellikle gazele benzeyen biçimiyle sonneyi yaygın olarak kullanmışlardır.

BİLGİ:

Sonnet: Önceleri İtalyan edebiyatında kullanılmış, oradan Fransız edebiyatına geçmiştir. 14 dizeden oluşur. Uyak düzeni: abba-abba-ccd-ede

Terza-Rima: İlk kez İtalyan edebiyatında kullanılmıştır. Fransız edebiyatında da yaygın olarak kullanılan biçimler arasındadır. Bizde Servet-i Fünûn edebiyatı döneminde denenmiş, yaygınlaşmadan bırakılmıştır. Uyak düzeni: aba-bcb-cdc-ded-efe..

Triyole: On dizeden oluşan bir nazım biçimdir. Triyole, başta iki dizeden oluşan bir bölüm ve ardından gelen dörder dizelik iki bentten oluşur. Baştaki iki dize arasında uyak yoktur. Ancak tekrarlandıkları dörtlüklerin sonundaki dizeyle uyak oluşturur. Buna göre uyak düzeni: ab-ccca-dddb... 

Mensur Şiirin Özellikleri 

Duygu ve hayâllerin ölçü ve uyak gibi biçimsel ögelere bağlı kalınmadan şiirin ses ahengi, söyleyiş özelliklerini yansıtacak şekilde kaleme alınmış kısa ve yoğun yazılara "mensur" denir.

Görülüyor ki mensur şiirlerde ölçü, uyak ve redif gibi biçime dayalı ahenk ögeleri yer almaz. Ancak sözcüklerin yan yana getirildiğinde oluşan ses ahengi kullanılır. Anlatımın şiirsel olmasına özen gösterilir. Düz yazıda sanatlı bir yol izlenerek kaleme alınır.

Düz yazıda şiirsel, sanatlı bir söyleyiş olarak adlandırabileceğimiz mensur şiir, ilk kez Fransız edebiyatında kullanılmıştır. Fransız edebiyatından Türk edebiyatına alınmıştır. Mensur şiirin

beğenilmesi ve yayılmasında Charles Baudelaire ve Arthur Rimbaud gibi ünlü şairlerin büyük etkisi vardır.

Mensur şiir Türk edebiyatına Tanzimat Dönemi'nde çeviri yoluyla girmiş ve tanınmıştır. Ancak Servet-i Fünûn şairleri mensur şiirin yaygınlık kazanmasını sağlamıştır. Edebiyatımızda Batılı anlamda mensur şiirin ilk örneklerini Halit Ziya (Uşaklıgil) vermiştir. "Mensur Şiirler" ve "Mezardan Sesler" adlı yapıtları mensur şiir türünün ilk örnekleridir.

Servet-i Fünûn sanatçılarından Mehmet Rauf da mensur şiir alanında başarılı örnekler vermiştir. Bu türde olan şiirlerini "Siyah İnciler" adlı kitabında toplamıştır.

Bu dönemin şairlerinden Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Celâl Sahir, Faik Ali ve Hüseyin Cahit Yalçın da mensur şiir türünde örnekler vermişlerdir. 

Mensur Şiir ile Şiirin Karşılaştırılması 

Mensur şiir, edebiyatımızda zaman zaman "mensure" olarak da adlandırılmıştır. Mensur şiir ile şiirin şiirin özelliklerini şöyle karşılaştırıbiliriz: 

- Şiirde dize, beyit ve bent gibi nazım birimleri vardır. Mensur şiirde nazım birimi yoktur. Anlatımın temel birimi cümledir. 

- Şiir gazel, kaside, şarkı, koşma gibi nazım biçimlerini kullanır. Mensur şiir düz yazıya dayanır, bu nedenle nazım biçimleri mensur şiirlerde yer almaz. 

- Şiirde ölçü, kafiye, redif gibi biçimsel ögeler bulunur. Mensur şiirde bu unsurlar bulunmaz. 

-Mensur şiirlerde de iç ahenge, ses uyumuna, şiirselliğe ve söyleyişte güzellik yaratmaya dikkat edilir. Bu özellikleriyle mensur şiir ile şiir arasında bir benzerlik vardır. 

Mensur şiir düz yazıya da benzer. Çünkü mensur şiir, şiirin biçimsel unsurlarını kullanmaz, düz yazının anlatım birimi olan cümleyi kullanır. Ancak düz yazıda edebî bir üslup kullanma, sanat eseri yaratma kaygısı yoktur, düşünce esas alınır. Mensur şiiri düz yazıdan ayıran en belirgin özellik de buradan gelir. İç ahenge önem vermesi, sözcüklerin yan yana gelişindeki ses uyumunu dikkate alması, sanatlı ve şairane söyleyişi önemsemesi mensur şiiri düz yazıdan ayıran özelliklerdir. 

ÖRNEK

Yakarış

Ulu Tanrı!

Gün batıyor; sevgili korkun gönlümde doğuyor. Kumral akşam bana sessizlikler içinde büyüklüğünü fısıldıyor… Bu alaca karanlıklar arasında bir kulun, dilmaç kullanmadan, öz

bilgisiyle sana diller dökmek istiyor… Ödünç giyim almadan, kendi çaputlarıyla karşına çıkmak diliyor.

Onun yalvarışlarını dinlemez misin?

Kanadı incinmiş, karnı acıkmış bir serçenin ötüştüğünü anlarsın! Boynu bükük, benzi uçuk bir çiçeğin istekçiğini duyarsın… Bugün bir Türk'ün, yıpranmamış, sesini birinci olarak sana eriştirmek isteyen suçunu bağışlasan gerektir.

Ey, yüce gökleri ışıklı yıldızlarla, azgın denizleri köpüklü dalgalarla süsleyen Tanrı!.. Kullarına kendilerini tanımak, kendilerinde özünü tanıtmak üzere onlara beyin, gönül verdin.

Onlardan yüz binlerce Türk sevgili son Yalvacının doğru izinden bu us, bu duygu kanatlarıyla yüksele yüksele uçmağına ermek istediler.

                                                                                                                 Ahmet Hikmet MÜFTÜOĞLU (Çağlayanlar, Ank.)