DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

1. İnsan - İletişim ve Dil

Dil, insanlar arasında anlaşma aracı olarak kullanılan, duygu, düşünce ve istekleri doğrudan ya da dolaylı olarak bildirmeye yarayan sesli işaretler sistemidir. Dili, kullanım alanlarına bakarak konuşma dili, bilim dili, felsefi ve edebi dil olarak sınıflandırabiliriz. Konuşma dili, günlük ihtiyaçlarımıza yönelik olarak sokakta, evde, okulda kullandığımız dildir. Bilim dünyasının kendine özgü terimlerini içeren, mesleki yaşantımızda kullandığımız dil, bilim dilidir. Felsefi dil, düşünceyi kavramlarla dile getiren ve felsefeye özgü terimlerin, kavramların yer aldığı bir dildir, bilgi vermekten çok okuru düşündürmeyi amaçlar. Edebi dil ise, günlük konuşma

dilindeki sözcüklere yeni ve farklı anlamlar yüklediğimiz, söz sanatlarıyla örülü bir dildir.

Her sanat dalının kendini ifade etme tarzı farklıdır. Ressam renkleri, müzisyen sesleri, mimar da toprak ve taş gibi malzemeleri kullanarak sanatını ortaya koyar. Edebiyatın ana malzemesi dildir, duygular ve düşünceler dil aracılığıyla anlatılır. Bu açıdan bakıldığında “dil”le gerçekleşen iletişimden, güzel sanatlar içinde en çok edebiyat yararlanır. Dil edebiyatı besler, edebiyat da dili geliştirip zenginleştirir.

Dil ve konuşabilme insanoğlunun en büyük yeteneği, onu diğer canlılardan üstün kılan en önemli özelliğidir. İnsan düşünen bir varlıktır; ancak düşünce dille oluşur ve yine dil sayesinde dış dünyaya aktarılır. Dil, insana düşünce üretme, düşüncelerini dışa vurma, bilgi edinme, geçmişini hatırlama, gününü yaşama, geleceğine yön verme, kişiliğini kazanma, hayatını sürdürme gibi pek çok açıdan yardımcı olur. Bu yönüyle dil, daha çok bireyseldir. Çünkü insan, kişiliğini biraz da dille kazanır.

İnsanlar toplu halde yaşamak zorunda olan canlılardır. Hiçbir insan tek başına yaşamaz. İnsanların bir arada yaşayabilmesi için, aralarında birtakım ortak özelliklerin bulunması gerekir. İnsanların bir araya gelmesini, aralarında ortak bir bağ kurmasını sağlayan araçlardan biri de dildir. Dil, toplumdaki bireyleri bir arada

tutan, insanlar arasında duygusal ve düşünsel bağ kuran en önemli iletişim aracıdır. Dil sayesinde insan toplulukları bir araya gelerek “millet” denen sosyal yapıyı oluşturur. Dil sayesinde ortak duygu, düşünce ve ideallere sahip olan bireyler arasında, ortak bir bilinç oluşur. Dilin bu toplumsal işlevi, çoğu zaman bireysel işlevinin önüne geçer.

2. Dil - Kültür İlişkisi

Kültür, bir toplumun tarihi gelişim sürecinde oluşturduğu maddi ve manevi değerlerdir. Dil, kültürün taşıyıcısıdır; dil olmadan kültür oluşmaz. Kültürün temelini dil oluşturur; çünkü dil, kültür olarak kabul ettiğimiz birçok ögenin oluşmasını sağladığı gibi, birçoğunun da taşıyıcısı durumundadır.

Dil ve kültür arasındaki etkileşimi şöyle sıralayabiliriz:

- İnsanoğlunun yaptığı buluşlar, keşifler, yaşadığı olaylar, ona belli bir birikim sağlar, kazanılan bu birikim dile de yansır, dili geliştirip zenginleştirir.

- Dil, kültürün zenginleşmesine katkıda bulunur, çünkü insanlığın dille oluşturduğu birçok kültürel değer vardır. Örneğin türkü, masal, halk hikâyeleri ve efsane gibi folklorik ürünler, kültürel değerler dille yaratılmıştır.

- Dil, kültürel değerlerin birçoğunu kayıt altına alır, bunların korunmasını sağlar.

- Her toplumun kültürel birikimi, dil aracılığıyla yeni kuşaklara aktarılır. Yani dilin, kültürün taşıyıcısı olma gibi önemli bir görevi vardır. Milletlerin kültürel değerleri arasında en ön sıralarda olan müzik, sanat, edebiyat, tarih gibi türler dil yoluyla aktarılabilmektedir. O halde dilin, kuşakları birbirine bağlayan, millet olma bilincini sürekli kılan bir yanı vardır.

- Bir duygunun ya da düşüncenin tam olarak anlatılabilmesi dilin kullanım gücüne ve zenginliğine bağlıdır, bir toplumun bilim ve sanatta gelişebilmesi, dilinin gelişmesiyle mümkün olur. Bu yüzden de gelişmiş bir dile sahip olan toplumların kültürü de gelişmiştir.

- Bir toplumun manevi değerleri dil vasıtasıyla oluşur. Soyut olan bu değerler, ancak dille ortaya konur ve somutlaşır, yine dil aracılığıyla gelecek kuşaklara aktarılır.

3. Edebiyat - Dil - Kültür İlişkisi

Dil, kültürün taşıyıcısıdır; edebiyat da malzemesi dil olan, dille oluşturulan güzel sanatlar dalıdır. Ayrıca edebiyat ürünleri de kültürel değerleri oluşturan unsurlardan biridir. Tüm bunlar göz önüne alındığında dil, kültür ve edebiyat arasında güçlü bir bağ olduğu görülür.

Bir milletin benliğini ve kimliğini sahip olduğu kültürü belirler, milletin yaşama biçimi, aynı zamanda onun kültürü demektir. Her edebiyat eseri de ait olduğu toplumun duyuş, düşünüş, gelenek, görenek ve inançlarını, yani yaşama biçimi olan kültürünü yansıtır. Bu nedenle bir milletin edebi eserlerini okumak, o milletin kültürel değerlerini öğrenmek anlamına gelir. Edebiyat milletlerin kültürünü sonraki kuşaklara aktarma, onu koruma özelliğine sahiptir, bunu da dil aracıyla gerçekleştirir. Ayrıca edebiyatın toplumu etkileme, yönlendirme gücü de vardır, bu açıdan bakıldığında her ne kadar edebiyat kültürü yansıtsa da yeni kültürel değerlerin oluşmasına bilim kadar katkıda bulunmuş olur. Tüm bunlara bakılarak da edebiyat, dil ve kültürün birbirini tamamlayan, değiştiren ve geliştiren; birbirinden ayrılmaz bir bütünlük oluşturan kavramlar olduğu söylenebilir.

4. Dilin Önemi ve Özellikleri

Dil, insanı insan yapan niteliklerin en önemlisidir, başka bir deyişle insanın ve insanlığın belirleyici ögesidir. İnsanın kişisel duygu, düşünce ve isteklerini anlatmaya yarayan bir araç olduğu gibi, toplumu oluşturur ve insanın toplumsal yapıya uyumunu sağlar. Dil olmadan ruhumuzun derinliklerinde yatan bir duyguyu nasıl

şiire dökeriz, dünyayı değiştirecek büyük bir buluşu insanlara nasıl duyururuz, bir fizik ya da kimya olayını nasıl anlatabiliriz?

Dil, yalnızca bireysel değil, toplumsal açıdan da vazgeçilmez bir iletişim aracıdır. Dilin işlevini yerine getiremez hale düşmesi, o toplumda iletişimin aksaması sonucunu doğurur. Toplumu oluşturan bireyler arasındaki uzlaşma zeminini dil oluşturur. Ünlü Çin bilgesi Konfiçyüs’e bir toplumu yıkmanın en kolay yolunun ne olduğu sorulduğunda, bilge hiç düşünmeden şu yanıtı verir: "Ben olsam, o toplumun dilini yozlaştırırdım. Zira bozuk bir dil yapısıyla insanlar birbirini anlayamaz hale gelir, böylelikle toplum içi çatışma artar. Sonuçta herkes herkese düşman kesilir ve toplumsal yapı çöker.”

Görüldüğü gibi insanların bir araya gelerek toplumu oluşturması ve toplumun ayakta kalmasının en güçlü dinamiklerinden biri de dildir.

Dilin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

- Dil, doğal bir varlıktır.

- Dil, öğrenilen ve edinilen bir yetenektir.

- Dil tarihseldir ve süreklilik gösterir.

- Dil, hem bireysel hem toplumsal bir varlıktır.

- Dil, değişir ve gelişir.

- Seslerden örülü doğal ve canlı bir yapıya sahiptir.

- Dilin günlük yaşamdaki kullanımıyla felsefe, bilim ve edebiyat eserlerindeki kullanımları birbirinden farklılıklar gösterir.

5. Edebî Metinlerde Dilin Gücü

Edebî eserlerde kullanılan dil, insanların duygularını harekete geçirir, onları derinden etkiler, hayal dünyalarını geliştirip zenginleştirir. Çünkü edebi eserlerde dil, iyi işlenir, en sistemli ve en planlı şekilde kullanılır. Okurda coşku, heyecan ve hayranlık yaratır.

Yüzyıllarca önce Arşiment şöyle demiş: “Bana güçlü bir kaldıraçla güçlü bir dayanma noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım.” Arşimet’in bu sözünü ünlü İngiliz yazarı Joseph Conrad sözcükler (dil) için kullanmış: “Bana sözcükleri yerli yerinde, güzel ve etkili bir biçimde kullanma gücünü verin, dünyayı yerinden oynatayım.” Abartılı da olsa, dilin ve anlatımın insanlar üzerindeki etkisini vurgulayan bir söz bu. Ancak bu sözün bir bakıma doğru olduğunu da bize edebiyatçılar, yazarlar, şairler gösterir. Kimi yazarları okurken, kimi şiirleri dinlerken yüreğimizde bir titreşim duyarız, anlatımlarında bizi büyüleyen bir tat ve hava olduğunu fark ederiz. Bu da bize edebi eserlerde dilin doğru, güzel, ahenkli ve yetkin bir biçimde kullanıldığını gösterir.