ŞİİR VE GELENEK

Gelenek, bir toplumda kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel miras, alışkanlıklar, ilgi, töre ve davranışlar bütünüdür. Edebiyattaki gelenek ise geçmişten günümüze aktarılan ve oradan da gelecek kuşaklara iletilecek olan yazılmış, yaratılmış tüm eserler ile o eserlerde belirlenen ortak zevk ve kültür mirasıdır.

Şiirde bir gelenekten söz edebilmek için o şiir geleneğinin bir geçmişinin, o şiir anlayışıyla ortaya çıkan ortak zevklerin, temaların, ahenk unsurlarının, şekil özelliklerinin, imgelerin, dili kullanma alışkanlığının var olması gerekir.

Kültürel farklılaşma ve farklı kültürlerle etkileşim, dil anlayışının değişmesi gibi unsurlar, farklı şiir geleneklerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından bir ortaklık vardır. Dil, tema, yapı bakımından birbirleriyle benzer şiirler yazan şairler, bir geleneği başlatırlar. Sonraki dönemlerde de bazı şairler, önceki şairlerin başlattığı bu şiir geleneğine bağlı olarak eserlerini yazarlar. Böylece halk şiiri geleneği, divan şiiri geleneği gibi gelenekler ortaya çıkar.

Şairler kendilerinden önceki şairlerden ve şiir geleneklerinden az ya da çok etkilenirler. Her şiir, kendi özgün değerini ve kimliğini öteki şiirlerle olan benzerlik ve farklılıklarına göre kazanır. Bir şiir, kendisinden önce bir şiirler dünyası olduğu için vardır. Her şairin elinde, kendinden önceki şairlerin eserlerinden oluşan bir malzeme bulunur. Şair, bu malzemeden kendine uygun olanı yeni bir bağlam içinde, kendi çağının çizdiği çerçeveye uygun olarak kullanır. Gelenekten yararlanmak, taklitçilik demek değildir.

Örnek

Fani ölüm biter, bir uzun sonbahar olur

Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, sonbahar olur

               Yahya Kemal BEYATLI

 

Her ısırdığım meyveyle bitiyor

Neşe mevsimi… Gönlüm! Yaz gidiyor

Güneşle, denizle ve yaprak yaprak

                       Ahmet Muhip DIRANAS

Bu iki şiirin de teması "sonbahar"dır. Sonbaharla birlikte doğanın solması, çözülmesi, ikisinde de görülmektedir. Hatta Yahya Kemal (1884) de Ahmet Muhip Dıranas (1908) da bu dağılmayı anlatmak için aynı imgeyi, "yaprak dökümü" imgesini kullanmıştır. Ancak şairlerin ifade ediş tarzları farklıdır. Yahya Kemal'in şiirine, bu çözülmeye karşı konulamayacağını anlamış ve süreci kabullenmiş olmanın getirdiği bir huzur egemendir. Dıranas'ın şiirinde ise zamanın geçişinden duyulan acı bütün keskinliğiyle dile getirilmiştir. Burada önemli olan nokta şudur: Dıranas'ın şiiri, değerini ve farklılığını, Yahya Kemal'in şiiriyle olan benzerlik ve farklılığına borçludur. Yahya Kemal'in şiiri de sonraki şairlerin kendisine hem benzeyen hem de farklı olan yeni bir şiir yazdıkları için yeni bir anlam, yeni bir tazelik kazanmıştır.

Edebiyatımızda genel olarak üç şiir geleneği görülür:

* Halk şiiri geleneği

* Divan şiiri geleneği

* Modern şiir geleneği

1. Halk Şiiri Geleneği

Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinden sonra, halk arasında gelişen edebiyat geleneğidir. Halk kültürünü, değerlerini, halkın duyuş ve düşünüşünü yansıtan, halkın ruhundan doğmuş bir edebiyattır.

İslâmiyetten önceki sözlü edebiyatın devamı niteliğindedir ve hâlâ varlığını sürdürmektedir. Bu gelenekte şiir ön plandadır.

Halk Şiirinin Genel Özellikleri:

- İslamiyetten önceki şiirin bir devamı niteliğindedir, bu anlamda da halk şiiri geleneği, bizim en eski şiir geleneğimizdir.

- Toplum için sanat anlayışını taşır.

- Dili sade, halk dilidir; ancak İslâmiyetin etkisiyle özellikle tasavvuf şairlerinde Arapça ve Farsça sözcüklere de yer verilmiştir.

- İnsanla ilgili her konu aşk, doğa, ayrılık, özlem, yiğitlik, tasavvuf... bu edebiyatın da konusu olmuştur.

- Şiirlerin nazım birimi dörtlüktür.

- Ritim hece ölçüsüyle sağlanır. Hece ölçüsünün de en çok 7'li, 8'li, 11'li kalıpları kullanılmıştır.

- Halk şiirinde genellikle yarım uyak kullanılmıştır.

- Gözleme dayalıdır. Benzetmeler somut kavramlardan yapılır.

- Söylenenler gerçek yaşamdan alınmadır. Bu nedenle de gerçekliğe yaslanan bir edebiyattır.

- Biçimden çok, konu önemlidir.

- Şiirlerde başlık yoktur. Şiirler nazım biçimlerine ve türlerine göre adlandırılır: koşma, semai, varsağı, koçaklama gibi.

- Söz sanatlarına, kalıplaşmış söyleyişlere (mazmun) aşırıya kaçılmadan yer verilmiştir. Örneğin kalem kaş, inci diş, selvi boy gibi ifadeler kalıplaşmış sözlerdir.

- Şiirler "bağlama" adı verilen saz eşliğinde doğaçlama olarak söylenmiştir.

- Anlatım yalın, içten, canlı ve akıcıdır.

- Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı ya da mahlası geçer. Halk edebiyatında takma ada "tapşırma" denir.

- Köroğlu, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Âşık Veysel, Yunus Emre bu edebiyatın başlıca temsilcileridir.

- Halk şiiri geleneğine Milli Edebiyat dönemi şairleri, Beş Hececiler bağlı kalmışlardır. Cumhuriyet döneminde de bu anlayışla şiir yazan şairler olmuştur.

- Halk şiiri üç koldan gelişmiştir: Anonim, Âşık ve Tekke (Tasavvuf).

a. Anonim Halk Şiiri: Söyleyeni belli olmayan, halkın ortak yaratımıyla oluşan ürünlerdir. Başlıca verimleri; mani, türkü, destan, bulmaca, tekerleme, ninnidir.

b. Âşık Tarzı Halk Şiiri: Din dışı konuları işleyen ve "âşık" denen saz şairleri tarafından söylenen şiirlerdir. Bu edebiyatta koşma, semaî, varsağı, destan, nazım biçimleri; güzelleme, koçaklama,

taşlama ve ağıt gibi nazım türleri kullanılmıştır.

c. Tekke (Tasavvuf) Şiiri: Tasavvuf anlayışına bağlı şairlerce söylenen, dini konuların işlendiği şiirlerdir. Bu geleneğin en önemli ürünü ilahidir. Ayrıca nefes, nutuk, şathiye, devriye, deme adı verilen ürünleri de vardır.

Bu şiirle ilgili olarak şunları söyleyebiliriz:

• Şiirin ritmi 11'li hece ölçüsüyle sağlanmıştır.

• Nazım birimi dörtlüktür, birim sayısı üçtür.

• Birimler "aşk" teması etrafında birleşmiştir.

• Son dörtlükte şairin mahlası vardır.

• Nazım şekli koşma, türü güzellemedir.

• Dili sadedir.

• "Madem meylin yoğudu, uğrun uğrun bakıp gülmeyeyidin, kaşla göz edersin beni mi kestin" gibi halk diline ve söyleşine ait ifadeler kullanılmıştır.

Bütün bu özelliklerden, bu şiirin halk geleneğine bağlı olarak yazıldığını söyleyebiliriz.






Bu şiirle ilgili şunları söyleyebiliriz:

• Şiirin ritmi 8'li hece ölçüsüyle sağlanmıştır.

• Nazım birimi dörtlüktür, birim sayısı dörttür.

• Birimler "sevgiliye ulaşma arzusu" teması etrafında birleşmiştir.

• Son dörtlükte şairin mahlası vardır.

• Nazım şekli semaidir.

• Dili sadedir. Halk söyleyişine ve diline özgü ifadeler kullanılmıştır.

• "Selvi boy, yay kaş, ok kirpik, keman kaş" gibi kalıplaşmış mazmunlara yer verilmiştir.

Bütün bu özellikler, bu şiirin halk geleneğini yansıttığını gösterir.


2. Divan Şiiri Geleneği

X. yüzyıldan sonra Türkler arasında yayılan ve yerleşen İslâmiyet, Arap ve İranlılarla her alanda bağların kurulmasını, edebiyat alanında da ortak bir düşünce ve zevkin doğmasını sağlamıştır.

Medrese kültürüyle yetişen aydın şairler, Arap ve İran edebiyatının etkisinde kalarak ve onları örnek alarak eserler yazdılar. Böylece divan edebiyatı doğmuş oldu. Divan edebiyatına "yüksek zümre edebiyatı", "klasik edebiyat", "saray edebiyatı" gibi adlar da verilmiştir. Divan edebiyatında da şiir ön plandadır.

Divan Şiirinin Genel Özellikleri:

- Dili, Arapça, Farsça, Türkçe sözcüklerin karması olan Osmanlıcadır.

- Dil, bu nedenle oldukça ağırdır.

- Ölçü, uyak, nazım birimi, nazım şekli kesin kurallara bağlanmış; biçime çok önem verilmiştir. Ses akışı ve ritim son derece güçlüdür.

- Aşk, kadın, şarap, din ve tasavvuf konuları ağırlıklı olarak işlenmiştir.

- Allah'a duyulan "ilahi aşk" ve sevgiliye duyulan "beşeri aşk" en çok işlenen konudur. Aşkta işlenen sevgili ise tek tiptir. Sevgili selvi gibi uzun boylu, ince belli, siyah ve uzun saçlı, gül yanaklı, ayva tüylü, ok kiprikli, gamzeleri yaralayıcıdır. Âşığına eziyet, cefa çektirmek, naz yapmak, kahredici ilgisizlik ve vefasızlık göstermek sevgilinin değişmez özellikleridir. Divan şiirinde ayrıca gül (sevilen), bülbül (seven), diken (rakip) mazmunları da çokça kullanılmıştır.

- Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınır. Günlük hayatın

gerçeklerinden pek söz edilmez.

- Sevgili, doğa gibi unsurlar hep hayalidir.

- Şiirlerin başlığı yoktur. Şiirler nazım biçimlerine göre adlandırılır.

- Şiirlerin ritmi aruz ölçüsüyle sağlanmıştır.

- Nazım birimi ağırlıklı olarak beyittir. Bentlerle yazılan nazım şekilleri de vardır. Her beyit kendi içinde bir anlam bütünlüğü oluşturacak biçimde yaratılır.

- Divan şiirinde konu değil, biçim güzelliği önemlidir. Aynı konu birçok şair tarafından ele alınır.

- Toplumsal konulara değinilmemiş, "sanat için sanat" anlayışı benimsenmiştir.

- Divan şiirinde sanatlı anlatım, ustalığın ölçüsü sayıldığından söz sanatlarına çok yer verilmiş, mazmunlar da bolca kullanılmıştır.

- Daha çok tam ve zengin uyak kullanılmıştır.

- Arap ve İran edebiyatından alınan gazel, kaside, mesnevi, rubai, murabba, muhammes gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.

- Şarkı ve tuyuğ ise Türklerin geliştirdiği şekillerdir.

- Şiirler işlenen konulara göre tevhit (Allah'ın birliği), münacaat (Allah'a yakarış), naat (peygambere övgü), methiye (devrin büyüklere övgü), hicviye (eleştiri), mersiye (ağıt) gibi adlar alır.

- 13. yüzyılda gelişmeye başlamış, 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19. yüzyılın sonlarında ise biçimsel olarak sona ermiştir. Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı gibi ünlü şairlerimiz divan şiiri geleneğinden beslenerek yepyeni bir şiir tarzı yaratmışlardır.

- Fuzuli, Baki, Nedim, Nef'i, Nabi, Şeyh Galip en önemli temsilcilerindendir.














Bu şiirle ilgili şunları söyleyebiliriz:

• Şiirin ritmi aruz ölçüsüyle sağlanmıştır.

• aa ba ca da biçiminde uyaklanmıştır.

• -û: tam uyak, -larla sen: redif

• Beyitlerle yazılmıştır.

• Nazım biçimi gazeldir.

• Teması aşktır.

• Sevgili soyuttur ve mazmunlarla anlatılmıştır.

• Nedim 18. yüzyıl sanatçısı olup dili diğer divan şairlerine göre

sade olmasına karşın gazelin dili yine de halk şiirlerine göre

oldukça ağırdır.

• Son beyitte şair mahlasını söylemiştir.

3. Modern Şiir Geleneği

Cumhuriyet döneminin ilk elli yılı, her alanda olduğu gibi sanat ve edebiyat alanında da büyük yenilik, zenginlik ve çeşitlilik gösterir. Denilebilir ki "yenilik" bu dönemin başlıca özelliğidir.

Gelenekle ilgilerini kesen Cumhuriyet devri Türk şairleri, dünyadaki yeni akımları izleyerek ülkemizde de onların benzerlerini yaratmaya çalışmışlardır. Bu dönemin bazı şairleri halk ve divan edebiyatındaki bazı unsurları kullanarak yeni bir şiir tarzı yaratmıştır.

Modern Şiir Geleneğinin Özellikleri:

- Uyak, ölçü gibi unsurları kullanmak gerekli görülmez.

- Ses akışı ve ritmi sağlayan unsurlar; dizelerin sıralanışı, sözcük tekrarları, sözcüklerin dizilişi ve ses tekrarlarıdır. - Şiirlerde iç ahenk ön plandadır.

- Birim zorunluluğu yoktur. Şiirler genelde tek birimden oluştuğu için nazım birimi dizedir.

- Modern şiirler hem imgeye hem sese dayanır.

- Dilin anlam yönü, imgeyle ortaya çıkar. Bu bakımdan anlam geriye itilmiştir.

- Modern şiir, geleneği özümseyerek yeniden yaratma yolunu seçmiştir.

- Bireysel duygular ön plandadır.

- Sözcükler çağrışım yönünden zengindir.

- Somuttan çok, soyut duygu ve düşüncelere yaslanır.

- Genellikle serbest nazım kullanılır.

- Dili sadedir. Alışılmamış bağdaştırmalar zaman zaman anlamayı güçleştirir.

- Konu yönünden belli bir sınırlaması yoktur.

- Bazı şairler modern şiir geleneğine bağlı olmakla birlikte halk veya divan şiirinden de yararlanmayı sürdürmüşlerdir. Örneğin Ahmet Kutsi Tecer, halk şiirinden; Atilla İlhan, divan şiirinden yararlanmıştır.

- Her şiirin bir başlığı vardır.

- Şairler şiirlerinde mahlas kullanmaz.

- Anlam yönünden birimler arasında belli bir akış ilişkisi vardır.

- Bu nedenle birimlerin yerleri değiştirilemez.

Aşk Merdiveni

Dişli rüzgârlara karşı büyüttüm

Düşman gecenin içinde seni

Bir damlacık aydınlığım

Kalemime kağıdıma şavkı vuran

Avucumda koruduğum bugüne

                Oktay Rifat HOROZCU

Bu şiirle ilgili şunları söyleyebiliriz:

• Dili sadedir.

• Bu şiirde ölçü, uyak gibi unsurlar kullanılmamıştır.

• Çağrışıma açık, imgelerle yüklü bir anlatımı vardır.

• Tek birimden oluşmuştur. Dizeler arasında anlam ilgisi vardır.

• Aliterasyon ve asonanstan yararlanılmıştır.

Bütün bu özelliklerden bu şiirin modern şiir geleneğiyle yazıldığını anlıyoruz.


Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım

Üç kez seni seviyorum diye uyandım

Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim

Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

 

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim

Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum

– Taflanım, diyordu bir ses duyuyordum

 

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün

 

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım

Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim

Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

 

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun

                                                                 İlhan BERK

Bu şiirle ilgili şunları söyleyebiliriz:

• Şiirin dili yalındır.

• Şiir üçlük ve teklik birimlerden oluşmuştur.

• Ölçü ve uyak kullanılmamıştır.

• Serbest nazımdır.

• Bireysel duygular, imgeler aracılığıyla ortaya konmuştur.

• İç ahenkten yararlanılmıştır.

• Sözcük tekrarlarına yer verilmiştir.

Tüm bunlar, modern şiirin özellikleriyle bağdaşmaktadır.