ŞİİRDE AHENK (SES VE RİTİM)

Coşku ve heyecanı dile getiren metinleri incelemenin beşinci aşamasında, metnin ahenk özelliklerinin ortaya çıkarılması vardır.

Ahenk, kelimelerin ses özelliklerine dikkat edilerek sıralanması sonucunda şiirde ortaya çıkan uyumdur.

Ahenkli olmayan bir metne şiir denemez. Ahenk unsurlarına dikkat edilerek oluşturulan bir şiir, okuyucuya bir müzik parçasını dinliyormuş hissi verir.

Şiir; tonlama, vurgu, ritim, ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle ahenkli bir bütünlük kazanır. Aslında şiirdeki ahenk unsurlarının bir kısmı günlük konuşma dilinde de vardır. Vurgu ve tonlama, bu unsurlardandır.

Vurgu ve tonlamanın ahengin oluşmasına yaptığı katkı, bir robotun konuşmasıyla bir insanın konuşması arasındaki farka dikkat edildiğinde belirgin biçimde hissedilir. Ses akışındaki düzen ve insan sesindeki duygusal değer, bir robotun konuşmasında olmaz. Konuşmanın insana özgü bir eylem olmasını sağlayan ve sese insana özgü duygusal bir değer katan bu durum, şiirlerin de ahenkli ve etkili olmasını sağlar.

 1.VURGU VE TONLAMA

Vurgu, bir kelimedeki hecelerden birinin ya da bir cümledeki kelimelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı, daha kuvvetli söylenmesidir. Her dilin kendine özgü bir vurgu sistemi vardır.

İnsan ya da çalgı sesinin yükseklik-alçaklık derecesine ton; bir konuşmada sesin duyguları belirtecek şekilde alçaltılıp yükseltilmesine tonlama denir. Şiir açısından tonlama, sesin, şiirde dile getirilen coşku, heyecan, hayal ve imgelere bağlı olarak yükseltilip alçaltılması, yani sesin temaya bağlı olarak düzenlenmesi ve değer kazanmasıdır.

Bir kişinin mutlu olduğu andaki ses tonuyla kızgın olduğu andaki ses tonunun birbirinden farklı olması gibi farklı temalara sahip şiirlerin okunma tonları da birbirinden farklı olur. Söz gelimi kahramanlık temalı bir şiirle bir aşk şiiri aynı ses tonuyla okunmaz. Bununla birlikte bir şiirdeki her dize de aynı ses tonuyla okunmayabilir.

Aşağıdaki şiirlerin okunuşundaki tonlama farklılıklarına dikkat ediniz.


 2. ŞİİRDE RİTİM

Şiirlerin ve müzik parçalarının ahenkli olmasını sağlayan unsurlardan biri de ritimdir. Ritim (dizem), şiirdeki ses tekrarlarından doğan uyumdur. Bir şiirdeki dizelerin ses bakımından uyumlu olmasını sağlayan bütün özel­liklerin (ölçü, durak, kafiye, redif, asonans, aliterasyon vb.nin) tekrarı, o şiirin ritimli, dolayısıyla da ahenkli olma­sını sağlar.

A. ÖLÇÜ (VEZİN)

Ölçü, şiirdeki dizelerin belli bir ölçüte göre birbirleriyle eşit olmasını sağlayan ses özelliğidir. Bir şiirin bütün dizelerinin, belli bir ölçüte göre birbirlerine eşit olması, yani aynı ölçünün bir şiirin bütün dizelerinde tekrarlanması, o şiirin ses bakımından düzenli ve uyumlu olmasını sağlar.

Başlangıcından 20. yüzyıla kadar Türk edebiyatında şiirler ya hece ya da aruz ölçüsüyle oluşturulmuştur.

a. Hece Ölçüsü: Hece ölçüsüyle oluşturulan şiirlerde, bütün dizelerinin hece sayıları birbirine eşittir. Temeli İslamiyet öncesi Türk şiirine dayanan bu ölçü, İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı Dönemi'nde daha çok halk şairleri tarafından kullanılmıştır.

Hece ölçüsüyle oluşturulan şiirler okunurken dize sonlarında durulduğu gibi dize içlerindeki bazı yerlerde de durulur. Mısra içlerindeki bu yerlere durak denir. Bir şiirin hem dizelerindeki hece sayılarının birbirine eşit olması hem de bu dizelerin içinde aynı yerlerde durulması şiirin ritim bakımından zenginleşmesini sağlar. Şiir inceleme­lerinde duraklar + işareti ile gösterilir.

b. Aruz Ölçüsü: Aruz, hecelerin açıklık-kapalılığına (kısalık-uzunluğuna) dayanan şiir ölçüsüdür. Bu ölçü, İslamiyet'in kabulüyle birlikte Arap ve İran edebiyatlarından Türk edebiyatı­na geçmiş ve daha çok divan edebiyatı şiir geleneğinde kullanılmıştır.

Hece ölçüsü, dizelerdeki hece sayılarının eşitliğine dayanıyordu. Aruz ölçüsü ise hecelerin sayılarının değil, biçim ve değerlerinin eşitliğine dayanır. Bu ölçüye göre heceler açık (kısa) ve kapalı (uzun) hece olmak üzere iki­ye ayrılır. Birkaç özel durum dışında aruzda ünlü ile biten heceler açık, ünsüzle biten heceler ise kapalıdır.

Açık ve kapalı heceyi birkaç örnek üzerinde gösterelim:

- "Seni ve onu burada aradı." cümlesindeki bütün heceler açıktır. Çünkü bu heceler

ya bir tek ünlüden (Se-ni ve o-nu bu-ra-da a-ra-dı.)

ya da bir ünsüz ile bir ünlüden (Se-ni ve o-nu bu-ra-da a-ra-dı.) oluşmuştur. Yani bu hecelerin tümü ün­lü ile bitmiştir.

- "Bundan on beş gün evvel İstanbul'dan ayrıldım." cümlesindeki bütün heceler kapalıdır. Çünkü bu hece­lerin tümü ünsüzle bitmiştir.

Nasıl ki hece ölçüsünde yedili, sekizli, on birli vb. ka­lıplar varsa aruzda da belli kalıplar vardır. Aruz kalıpların­da geçen ve tef'ile olarak adlandırılan fâilâtün, mefâilün gibi kelimeler, hecelerin ses değerlerinin kodlanmasını sağlar. Bunu bir örnekle açıklayalım:

- Bakmasaydın kelimesi dört heceden oluşmakta­dır: Bu hecelerden üçü (bak, say, dın) ünsüzle bittiği için kapalı, biri (ma) ünlüyle bittiği için açıktır. Aruz kalıpları bu­lunurken açık heceler (.) kapalı heceler (_) ile gösterilir.

Buna göre "bakmasaydın" kelimesindeki hecelerin

ses değerleri şu şekilde gösterilebilir:__ . _ _

Aynı durum fâilâtün kelimesi için de söz konudur. Çünkü bu kelimedeki

fâ: Uzun ünlü ile bittiği için kapalı hece (_)

 i: Bir tek ünlüden oluştuğu (ünlüyle bittiği) için açık hece (.)

lâ: Uzun ünlü ile bittiği için kapalı hece (_)

tün:Ünsüzle bittiği için kapalı hece (_)dir.

Görüldüğü gibi "bakmasaydın" ile "fâilâtün" kelimeleri ses değerleri bakımından birbirine denktir. O hâlde "bakmasaydın" kelimesini kodlamak için "fâilâtün" kelimesinden yararlanılabilir. 

Dikkat 1: Bir tek uzun ünlüden olu­şan hecelerle başında, ortasında ya da sonunda uzun ünlü bulunan heceler de kapalı hece kabul edilir. Aslın­da Türkçe kökenli kelimelerde uzun ünlü bu­lunmaz. İçinde uzun ünlünün bulunduğu bü­tün kelimeler, Türkçeye İslam kültür ve me­deniyetinin etkisiyle Arapça ya da Farsça'dan geçmiştir. (â-dil, lâle, şîrîn, pîr, tû-fân)

Aruz kalıplarının "fâilâtün, mefâilün" gibi kelimelerin (tef ilelerin) yan yana getirilmesiyle oluşturulduğunu söy­lemiştik. Bu kalıpların birkaçını şöyle gösterebiliriz: 


Dikkat 2:

- Aruz ölçüsüyle oluşturulan şiirlerde her mısranın son hecesi -açık bile olsa- kapalı hece kabul edilir.

- Uzun bir heceyi, ölçü gereği kısa okumaya zihaf; kısa bir heceyi uzun okumaya imâle denir. İmâle ve zihaf, aruzda kusur kabul edilir.

- İki kapalı hece arasında ölçü gereği bir açık hece bulunması gerekiyorsa sonu bir uzun ünlü ve bir ün­süzle biten heceyi imâleye göre biraz daha uzun (bir buçuk hece değennde: - -) okumaya med denir. Med, iki ünsüzle biten hecelerde de yapılabilir.

- Kelime sonunda bulunup ölçü gereği açık olması gereken ama ünsüzle bittiği için kapalı olan bir hece­nin, kendinden sonraki kelimenin ilk harfinin ünlü olması durumunda bu kelimeyle birleştirilerek okunmasına ulama denir. Ulama, günlük konuşma dilinde de var olan ve hece ölçüsüyle oluşturulan şiirlerde de uygulanabilen bir ses olayıdır.

c. Serbest Ölçü: Serbest ölçü dediğimiz edebiyat terimi, aslında şiirin herhangi bir ölçüye bağlı kalınmadan oluşturulduğunu ifade eder. Yani, serbest ölçüyle yazılmış şiir, aslın­da ölçüsüz yazılmış şiirdir. Türk şiirinde yirminci yüzyılın başlarından itibaren kullanılmaya başlanan bu ölçü günümüzde de varlığını ve önemini korumaktadır. Aşağıdaki şiirler serbest ölçüyle yazılmıştır.


B. KAFİYE (UYAK) VE REDİF

Ses, hece, ek ve kelimelerin, dizelerin belli yerlerinde özellikle de sonlarında, belli bir düzene göre tekrarlan­ması, şiirin ritmini sağlar. Dizelerin başında, ortasında, çoğunlukla da sonunda tekrarlanan bu unsurların (ses, he­ce, ek, kelime) görev ve anlamları birbirinden farklıysa ortaya çıkan ses uyumuna kafiye (uyak) denir. Bu unsur­ların anlam ve görevleri aynıysa ortaya çıkan ses uyumu redif olarak adlandırılır. Kafiye ile redif arasındaki farkı belirginleştirmek için bir örnek verelim:

Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı

Kerem etmeyen beyin fakirden nedir farkı

Bu dizelerin sonunda yer alan "ı" sesi, rediftir. Çünkü iki kelimede de aynı görevde (üçüncü tekil kişi iyelik eki) kullanılmıştır. Bunlardan önceki "ark'" sesleri ise kelimelerin köklerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla bunlar ay­nı anlam ve görevde kullanılmış olamaz. O hâlde bunlar redif değil, kafiyedir.

a. Yarım Kafiye: Bir tek sesin benzeşmesiyle oluşan kafiyelerdir.

Dikkat 1:Kafiyeyi oluşturan seslerden biri kelimenin kökünde, diğer ekte bulunabilir.


Bursa'da bir eski cami avlusu

Küçük şadırvanda şakırdıyan su

Ahmet Hamdi Tanpınar Yukarıdaki dizelerde benzeşen sesler "su"dur. Birinci dizedeki "su", "avlu" kelimesi­ne getirilen iyelik eki (-u) ile kaynaştırma ün­süzünden (s) oluşmaktadır yani bir ektir. İkin­ci dizedeki ise başlı başına bir kelimedir yani kelimenin kökünde bulunmaktadır. Bu durum, bu seslerin kafiye oluşturmasına engel değil­dir. Bir sesin kafiye oluşturmasında önemli olan tek nokta, benzeşen seslerin görevleri­nin aynı olup olmadığıdır. Biri kelime kökün­de bulunan diğeri ek olan iki unsurun görev­leri aynı olamaz.


b. Tam Kafiye: İki sesin benzeşmesiyle oluşan kafiyelerdir.













Dikkat 2: Çıkakları (boğumlanma noktaları, mah­reçleri) birbirine yakın seslerle (c-ç, d-t, s-ş, g-k, z-s, g-y...) de kafiye ve redif oluşturulabilir.

Erkenden çağırır ya deniz ya bahçe

Her yerde tükenmez kahkaha eğlence

Ahmet Kutsi Tecer

Yukarıdaki dizelerde "çe" ve "ce" sesleriyle kafiye oluşturulmuştur.

c. Zengin Kafiye: En az üç sesin benzeşmesiyle oluşan kafiyedir.










ç. Cinaslı Kafiye: Sesteş kelimelerle yapılan kafiyedir. Cinaslı kafiyede kafiyeyi oluşturan kelimelerin sesleri aynı, anlamları farklıdır. 

Örnek 1

Niçin kondun a bülbül

Dalımdaki asmaya (Dalları çardak üzerine yayılan üzüm vb. bitkiler)

Ben yârimden vazgeçmem

Götürseler asmaya (Bir kimseyi boğazından ip vb. geçirip sallandırarak öldürme, idam etme)

Anonim 

Örnek 2

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç

Yahya Kemal Beyatlı 

Örnek 3

Gül yârim

Şad ol yârim gül yârim

Ben olurum bülbülün

Sen olursan gül yârim

Ben ateşe yanayım

Sen karşımda gül yârim 

Anonim 

Dikkat: Mısra başlarında ve ortalarında da Kafiye Kullanılabilir. Mısra başlarındaki kafiyeye ön kafiye, mısra ortalarındaki kafiyeye ise iç kafiye denir. Bu tür Kafiyeler, daha çok divan edebiyatı şiir geleneğinde kullanılmıştır. Aşağıdaki rubaide ön kafiye olarak b sesi kullanılmıştır.

Bu fettana gönül gözüyle bakma

Benim diye buna gönül bırakma

Bunun sihri tuzağına tutulup

Bunu yapıp varacak yeri yıkma

Eşrefoglu Rûmî

 

Fuzûlî'nin yazdığı bir gazelden alınan aşağıdaki beyitte iç kafiye kullanılmıştır.

C. ALİTERASYON VE ASONANS

Şiirin ritimli olması için mısra içlerinde yapılan ünsüz tekrarlarına aliterasyon, ünlü tekrarlarına asonans denir. Aliterasyonun olduğu hemen her yerde asonans da vardır.


Örnek 1

Mânânın meclisinde maddeyi, meyi

Dervişin dergâhında döv divâneyi

Serseri serpuşundan sor serhâneyi

Neyzen sen, nefes sen, neylersin neyi

Neyzensen nefessen neylersin neyi

                                       Zehra Birsen Yamak

 


Örnek 2

Gül dedim gülmedi, gül derde düştü.

Giderken görmedim, gül nerde düştü,

Güzelden güzele gezerken gönül,

Girdiğim gülşende güller de düştü.

                                                Serdar Öncül





Ç. TEKRİR (YİNELEME)


Bir ya da birden çok kelimenin dizelerin baş ya da ortaalrında tekrarlanmasıyla sağlanan ses uyumuna tekrir denir. Tekrarlanan kelimeler düzenli olarak mısra sonlarında yer alıyorsa bunlar redif adını alır.


Örnek

 

Dedim dilber yanakların kızarmış

Dedi çiçek taktım gül yarasıdır

Dedim tane tane olmuş benlerin

Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır

 

Dedim dilber sana yazıldı kanım

Dedi niçin dersin benim sultanım

Dedim kimler sarmış ince miyânın

Dedi kendin sardın kol yarasıdır

 

Dedim bu Ömer'in aklını aldın

Dedi sevdiğine pişman mı oldun

Dedim dilber niçin sararıp soldun

Dedi hep çektiğim dil yarasıdır

 

Âşık Ömer