ŞİİRDE GERÇEKLİK VE ANLAM

Şiirde Gerçeklik ve Anlam

Gerçeklik, nesnel olarak var olan her şeydir. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve bütün maddi evren gerçekliği oluşturur. Buna doğal gerçeklik denir.

Şiirlerde de anlatılanların gerçeklikle bağı vardır. Eseri oluşturan şair, belli bir toplumsal gerçeklik içinde yaşamaktadır ve eserinde gerçekliği şöyle ya da böyle yansıtacaktır. Ancak şair, doğal gerçekliği olduğu gibi değil, edebiyatın kuralları içinde yeniden şekillendirerek, dönüştürerek ortaya koyar. Buna şiir gerçekliği denir.

- Edebî metinlerde dış dünya, insan ve insana özgü özellikler kurmaca yoluyla dile getirilir. Ancak bu dünya tümüyle hayali de değildir.

- Şiirin gerçekliği de kendine özgüdür. Şair bu dünyanın gerçeklerini anlatacaktır; ama o her şeyi açıkça anlatmayı değil, sezdirmeyi ister. Ayrıca dilin olanakları sınırlı, buna karşın şairin hayalleri, duyguları, düşünceleri sınırsızdır. Böylece şair özgün imgeler yaratarak, çağrışıma açık ifadeler kullanarak, sözcüklere gerçek anlam dışında yeni anlamlar yükleyerek oluşturur şiirini. Şairin ele aldığı konu dilde ve hayatın içinde mutlaka vardır; ancak gerçek dünya şairin öznel tasarımıyla ortaya konmuştur şiirlerinde.

Örnek

Benim doğduğum köylerde

Buğday tarlaları yoktu

Dağıt saçlarını bebek

Savur biraz

Bu dörtlükte anlatılanlar doğal gerçeklikle ilişkilidir. Ancak şair, sevilen kadının sarı saçlı olduğunu açıkça değil, buğday tarlalarının çağrışım gücünden yararlanarak ortaya koymuştur.

Örnek

ey uçurum gözlü sevgilim

ne zaman baksam

aşkların büyük yarlarıyla

kuşatılmış görüyorum kendimi

Bu dizelerde şair, sevgilinin gözlerinin derinliğini "uçurum" sözcüğüyle, aşkın kendisini çaresiz bırakışını ise "aşkların büyük yarlarıyla kuşatılmak" sözüyle ifade ederek sözcüklere gerçek anlamlarından farklı bir anlam yüklemiş, böylece var olan gerçekliği değiştirmiştir.

- Dönüşen ve değişen gerçeklik her okuru farklı etkiler. Bu etki okurun yaşına, eğitim ve kültür seviyesine, bilgisine, deneyimine, hayallerine, izlenimlere, içinde bulunduğu duruma göre değişir.

İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı

Serin serin Kapalıçarşı

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa

Güvercin dolu avlular

Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları

Bu şiirin, İstanbul'a hiç gitmemiş bir kişiye etkisi, İstanbul'da yaşayan veya orada anıları olan kişiye göre farklıdır. İstanbul'u bilen kişi için bu şiirin gerçekliği de etkisi de daha yüksektir.

- Günlük dil ile şiir dili arasındaki temel fark, şiirde sözcüklerin değişik, yeni anlamlar yüklenmesi ve gerçekliğin dönüştürülmesidir.

"Gelinciklere zarar vermemek için hafifçe dokundum." cümlesinde günlük dilin kullanımı söz konusudur ve gerçeklik de olduğu gibi, doğrudan doğruya yansıtılmıştır.

"Yaramı sever gibi sevdim gelincikleri" cümlesinde ise şair, gelinciklere gösterdiği hassasiyeti, "yaramı sever gibi" ifadesini kullanarak imgeleştirmiştir. İnsan, yarasına canı acımasın diye çok hafif dokunur. Şair de gelinciği zihninde oluşturduğu bir tasarımla anlatarak gerçekliği dönüştürmüştür.

- Aynı gerçeklik farklı sanatçıların elinde farklı şekillere dönüşür. Gerçekliğin dönüştürülmesinde şairin yaşadıkları, sezgileri, tasarıları, anlayış ve algılayışındaki farklılıklar etkilidir.

Örnek

I. Aynalar dolaşıyor, bu şehrin aynaları

Sözlerim sisli, sözler ve aşklar kırılmada

                                    Hilmi YAVUZ

II. Ayna ki

Konuşturur tüm gizemleri

Düğümleri çözülür tüm dillerin

                                 Ali BOYLU

III. Aynalar bakmayın yüzüme dik dik

İşte yakalandık, işte kelepçelendik

                   Necip Fazıl KISAKÜREK

"Ayna" doğal gerçekliği, üç şairin kaleminde bambaşka şekillere bürünerek şiirsel gerçeklik haline gelmiştir.

Akşam Çıkmazı

Düşmüş içime gölgesi

Alacakaranlıkların

Bakmaktan korkuyorum

Aynasına suların

Sıkışıp kalmış gibiyim

Güz hüzünlerinin dar sokağında

Şimdi uzak denizlerde aşkın yelkenlileri

Hatıralar tütüyor gönlümün ocağında

Acıya dönüşmüş gülüşü yıldızların

Kumrular uçup gitmiş saçaklarından

Yaşantımın yorgun tuvalinden

Silmiş çarpıcı renkleri zaman

Yosun tutmuş sevda havuzundaki taşlar

Sonunda tükenmiş peteğin balı

Şimdi akşam çıkmazında bir yorgun ağaç

Menekşeli bahçelerin haşarı dalı

                                  İlhan GEÇER


Sana gitme demeyeceğim

Üşüyorsun ceketimi al

Günün en güzel saatleri bunlar

Yanımda kal

                             Özdemir ASAF

Yukarıdaki şiirde şair, doğal gerçeği hiç değiştirmeden, sözcüklere de yeni ve farklı anlamlar yüklemeden şiirini oluşturmuş; çağrışıma ve imgeye yer vermemiş. Buradan da anlaşılıyor ki bütün şiirler doğal gerçekliği değiştirip dönüştürmez. Zaten şiirin etkileme gücü de yalnızca imgeye dayanmasından gelmez.