PEYAMİ SAFA'NIN HAYATI, EDEBİ KİŞİLİĞİ, ESERLERİ
HAYATI: (1899 -1961 )

Türk edebiyatında psikolojik roman tarzının kudretli üstadı olan Peyami Safa, 2 Nisan 1899'da İstanbul'da doğmuştur. Babası, Servet-i Fünûn şairlerinden İsmail Safa; annesi Server Bedîa Hanım'dır. 

Sultan Abdülhamit döneminde Sivas'a sürgün olarak gönderilen babasını, iki yaşında kaybetti. Annesi Server Bedia Hanım, kocasının ölümünden sonra İstanbul'a taşındı. Büyük maddi sıkıntılar içinde yaşamaya çalıştılar. Tüm bu sıkıntılara, Peyami Safa'nın 9 yaşındayken yakalandığı ve bütün ömrünce etkilerini gördüğü kemik hastalığı da eklendi. Doktorlar tarafından kolunun kesilmesine karar verilmesine rağmen, Safa buna izin vermedi. 17 yaşına kadar hastane koridorlarında zor bir hayat geçirdi. Çocukluk yıllarına ait izlenimlerini daha sonra "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" adlı eserinde romanlaştırdı. 

Hem sağ el eklemindeki bu kemik hastalığı hem de ailesini geçindirmek zorunda olması onun düzenli bir okul öğrenimi görmesini de engellemişti. Bu yüzden yazar kendi kendini yetiştirdi. Hastalığın ve savaş yıllarının yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, o sıralar Maarif Nazırı olan Recaizade Ekrem Bey, bu görevinden ayrılınca onu Galatasaray Lisesi'nde okutma vaadini yerine getirememiş, Peyami Safa da hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Keteon Matbaasında bir süre çalışan Peyami Safa, açılan sınavı kazanarak Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Edebiyat, felsefe, tarih ve psikoloji alanlarında o yaş için olağanüstü sayılacak bilgiler edindi. Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebinde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızcasını ilerletmiştir. Onun Fransızca öğrenmesini sağlayan kişi Abdullah Cevdet'tir. Sünnet hediyesi olan Petit Larousse sözlüğü sayesinde Fransızca öğrenen Peyami Safa (1905), hayatının sonuna kadar Abdullah Cevdet'e minnettar kalmıştır. 

19 yaşında iken ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış (1918) ve birlikte çıkardıkları "Yirminci Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri” başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız yazdığı bu öykülerin tutulması üzerine adını kullanmaya başlamıştır. Hikayeleri, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ömer Seyfettin, Yahya Kemal Beyatlı gibi edebiyatçılar tarafından da beğenilmiştir. "Yirminci Asır" ile başlayan basın hayatını ölümüne kadar sırasıyla: Son Telgraf, Tasvir-i Efkâr, Akşam, Cumhuriyet, Tasvir, Tan, Ulus, Zafer, Milliyet, Son Havadis gibi devrin önde gelen gazetelerinde sürdürdü. Hafta, Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak- 3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953 -1960) adlarında üç tane de dergi çıkardı. Fıkra, makale, roman yazan olarak büyük üne kavuştu. 

Türk Dil Kurumu ve Türk Ocağı'nda aktif rol aldı. 1950 seçimlerinde CHP'den milletvekili adayı olduysa da seçimi kazanamadı. Bunun üzerine CHP'ye küstü ve bu tarihten sonra -ölünceye kadar- Demokrat Partî'yi destekledi. 

Eşi Nebahat Safa'dan olan tek oğlu Merve'nin askerlik yaptığı Erzincan'da ölmesi, ona büyük bir darbe oldu. Oğlunun ölümünden 3 ay sonra (15 Haziran 1961) beyin kanaması sonucunda hayatını kaybetti. Öldüğü zaman Son Havadis gazetesi başyazarı idi. Peyami Safa, Edirnekapı mezarlığında gömülüdür. 

Peyami Safa, tam 43 yıl, hemen hiç ara vermeden Türkiye' de yayımlanan hemen hemen tüm gazete ve dergilerde çeşitli zamanlarda fıkra, makale ve romanlarını yayımlamış, son derece verimli bir yazar olmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş bir kişi olan Peyami Safa, çağın düşünce akımlarıyla ilgilenmiş, siyasal sorunlar karşısında tavır almış, bu yüzden Türk basınında derin izler bırakan söz dalaşlarına girmiştir. Bunlar arasında en ünlüleri Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin'le yaptığı kalem kavgalarıdır. 

Peyami Safa'nın dış görünüşü ise :" İnce, cılız bir boyun üstünde kocaman bir baş. Yorgun çizgili bir yüz, solgun bir ten, ağır kımıldanışlı, azıcık şiş kapaklar altında, henüz yeni uyanmış hissini veren dalgın, derin fakat boş bakan gözler. Bu boşluk duygusu, belki de onlardaki maviliğin tesiridir. Keskin bir çizgiyle düşen alında bakışlarınız, tutunamadan kayar ve kemerli mağrur burnuna takılıp kalır. Peyami Safa'yı en çok galiba bu mağrur burun ve acı manalı ağız anlatıyor. Boyuna göre sesi gürdür. Tok tok konuştuğunu işitince, arkasında daha gürbüz bir adam arayacak olursunuz."

SANAT ANLAYIŞI 

Peyamî Safa'nın ilk görünen vasfı, kendi kendini yetiştirmiş, kültürlü, çok yanlı bir yazar olmasıdır. Bu niteliği dolayısıyla birçok bilim dalında yazabilmiş, tartışmalarda ağır basmıştır. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Estetik ve sosyal bilimlerin hemen her kolunda (resim, musiki, edebiyat...) bilgi ve görüş sahibidir. Bu ilimlerin Doğu ve Batı'daki gelişmelerini izleyerek fıkra ve makalelerinde, hatta (biraz kusur sayılacak genişlikte) romanlarında kullanmıştır. Hele tıp, sosyoloji ve psikolojideki malumatı bu ilimlerin uzmanlarını imrendirecek kıvamdadır. Romancılıktaki kudreti ölçüsünde roman nazariyelerini de bildiği görülmektedir. Batı yayınlarından okuduğu şeyleri aynen tekrarlamayıp kendince bir senteze kavuşturması, seçkin ve aydın kişiliğini belirtmektedir. Kendi kendini yetiştirmiş bulunması, çok eser vermesi (150 ye yakın) Server Bedi imzasıyla yazdığı eserlerde halka hitap etmesi, malumatını yer yer ciddi romanlarına da geçirmesi sanatını az çok zedelemiştir. Ancak çağdaş fikir konularındaki derinliği, ona benzersiz bir kişilik kazandırmıştır. 

1940 ta Cahit Sıtkı Tarancı'ya:

"Benim şuurum bir facia içinde doğdu Dokuz yaşımda başlayan bir hastalık ve on üç yaşımda hayatımı kazanmak zarureti beni edebiyattan önce kendimi anlamaya ve yetiştirmeye mecbur bir küçük insanı, tamamıyla hayati zorluklardan doğma bir terbiye, psikoloji, felsefe tecessüsü (araştırmasıyla) ile doldurdu. Belki bütün kitaplarımı dolduran bir facia beklemek vehmi bunun neticesidir.”  diyerek sanatının kaynağı hakkında bilgi verir. 

Kendi görüşlerini ve bilhassa milletimizin manevî değerlerini, inançla, bilgi ve şiddetle savunmuştur. Bu mücadele adamının özel hayatında, dostları arasında yumuşak, temkinli ve hoş sohbet olduğu yazılmıştır. 

Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem vermiştir. 

FİKİRLERİ 

Peyami Safa, birçok makale ve fıkranın, 150'ye yakın basılı esrin sahibi olarak siyasi, iktisadi, edebi, felsefi... Hemen her alanda fikirler savunmuş, görüşler ileri sürmüştür. Bu fikirlerle hareket yaratıp uygun veya karşıt tezlerin doğuşlarını görmüştür. 1936'da çıkan Kültür Haftası ve 1953'ten 1960'a kadar yayınladığı Türk Düşüncesi dergilerinde bazı fikirlerini sistem haline koymuştur. Ayrıca, Türk devrimlerini tarafsız ilim usulüyle inceleyen ve milliyetçilik, insanlık, felsefe, dil, sanat, millet ve doktrinler üzerinde görüşlerini açıklayan Türk İnkılâbı'na Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Mîllet ve İnsan (1943), Mahutlar, Sosyalizm (1961), Nasyonalizm (1961), Mistisizm (1961) adlı eserleri de vardır. 

Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirmiştir. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işlemiştir. Peyami Safa milliyetçidir. Bunu Türkler için bir varlık şartı olarak görür. Ona göre milliyetçilik kanda değil ortaklasa bir soya ve ülküye bağlılık şuurundadır. 

Türk İnkılâbı'na Bakışlar' da iki farklı milliyetçilik anlayışı üzerinde durur. Bunlardan biri sosyalist anlayıştır ki, bütün milli kavgaları ve kalkınmaları sadece emperyalizm baskısından bir kurtuluş hareketi şeklinde gösterir. Böylece yarı esir halinde yaşayan milletlerde, burjuva ve kapitalist nizamına karşı bir direniş uyandırmak ister. Bu sosyalist görüşe göre; bir Çinli'nin, bir Kamboçyalının veya bir Türk'ün hiç farkı yoktur. 

Milliyetçiliği ikinci bir tarzda anlayanlar vardır ki, onlar öz milliyetçilerdir. Bunlar için milliyetçilik geniş bir ırk, dil ve tarih hareketidir. İnsanın ihtiyaçlarından ve haklarından önce mitli zaruretleri kabul eder. Nitekim Anadolu kurtuluşu da Kuva-yı Milliye'ye dayanır.

Peyami Safa, bu fikirlere bağlılığını 1960'ta şu şekilde anlatmıştır: "Şüpheci zamanlar da dahil daima milliyetçi ve insaniyetçi oldum. Allah'tan şüphe ettiğim zamanlarda bile onun varlığını reddetmedim... İnsanın kendi kendisi kalmak şartıyla değişmesi, bütün eşyaya şamil bir zarurettir. Bunun için hem muhafazakâr hem de inkılâpçıyım." 

Peyami Safa Batıcı ve devrimcidir, fakat geçmişle lüzumlu bağların kopmasını istemez. Çünkü bu Doğu-Batı sentezi fikrine aykırıdır. Yazar bilhassa Avrupa karşısında düşülen aşağılık duygusunu milli onurumuz için zararlı görür. Fertlerin şahsiyet sahibi olduğu ölçüde toplumun yükseleceğine inanır. "Ferdiyeti bir ata, şahsiyeti bir süvariye benzetebiliriz. İnsanın varlığından bu at, tabiatı temsil eder; süvari, cemiyeti temsil eder." diyerek, şahsiyetin ancak milli ortamdan çıkacağı fikrini özetler. Hemen bütün romanlarında bir mesele ortaya atar. Bilhassa Türk toplumundaki Doğu-Batı çekişmelerini ve bunların çözüm tarzlarını; 1. ve 2. Dünya Savaşlarının getirdiği buhranları, bu buhranlarda aydınların ve maddi olayların payını ruh-madde, akıl-his, inanç-inançsızlık konularını tartışır. Romancı, bu meseleler karşısında kesin bir cephe tutmaz. Hepsini bazı tartışmalar halinde önümüze serer. 

Peyami Safa dinin ancak laiklikle mümkün olacağını söyleyerek hem dindar hem de filozof olunması gerektiğini belirtir. 1945'ten sonra Türkiye'de de meraklısı oldukça artmış olan ruh tecrübeleri ile yakından ilgileniyordu. Bu yolda fıkralar, makaleler yazıyor, romanlarına da öyle bir doğrultu vermiş görünüyordu. Özetle şunu düşünmekteydi: 

" 19. yüzyılda tekniğin gelişmesiyle manevi değerlerin çökmesi arasında gittikçe artan bir münasebet oldu. 20. yüzyılda Batı'nın kültür buhranını doğuran ve onu Doğu'nun eski manevi değerlerinde yeni kaynaklar aramaya koşturan sebep budur. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra 19. yüzyılın kapalı ilim zihniyetinin yıkılması ve tabiat bilgilerinin bile yepyeni metafizik imkanlar açması üzerine, kuvvetini yalnız felsefeden ve metafizikten değil, tabiat bilgilerinden de alan bir manevileşme havası doğdu."

TÜRLER 

Peyami Safa, fıkra, makale, hikâye, roman türlerinde eserler yazmıştır. " Gün Doğuyor" adlı bir de tiyatro eseri vardır. Geçinmek endişesiyle yazdığı ve kendince değersiz bulduğu romanlarında " Server Bedi" takma adını kullandığını bilmekteyiz. Bu isimle yazdığı roman ve hikayeler 65 tanedir. Diğer eserleriyle birlikte bu külliyat Ahmet Mithat Efendi'nin eser rekorunu dahi kırmaktadır. Ne var ki bunların yanında avam işi (popüler) romanlara da bir seviye getirdiği söylenebilir. Hele bu isimle yazdığı "Cingöz Recai" serisinde öyle bir hırsız tipi ortaya koymuş ve başından öyle maceralar geçirtmiştir ki bu seri, edebiyatımızın biricik polisiye romanlarından sayılır. Peyami Safa'nın eserlerinde kullandığı diğer takma adlar: Serazad, Safiye, Peyman ve Çömez'dir. 

ROMANCILIĞI

Peyami Safa bir tahlil romancısıdır. Yani kişilere ve eşyaya psikolojik bir dikkatle bakar. Şuur ile ait şuuru araştırır. Maddi-manevi ıstırap dolu, hasta beden ve ruhları, ahlak bunalımlarını, kişi-toplum çatışmalarını, vicdan azaplarını, günah, hayasızlık, kopmuşluk, işe yaramazlık, yalnızlık duygularını, önsezileri, ruh hastalıklarını ve psikanaliz deneyişlerini konu edinir. Bu tarz tahlil romanlarında olay değil, kişilerin, eşyanın ve bizzat olayın ince bir dikkatle çözümlenmesi önemlidir. Böylece insanın iç macerasını ele alan çağdaş roman, -Batı'daki benzerleri gibi-sinemaya benzemekten, yani sırf bir olay etrafında dönmekten kurtulmaktadır. Peyami Safa, iç maceraların yanı sıra kişilerin sosyal çatışmalarını da ele alarak psiko-sosyal türde romanlar vermiştir. 

Toplumumuzdaki ahlak çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirmiştir. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustalıkla işlemiştir. Eserlerinde sosyal olayların insan ruhu üstündeki etkilerini araştırmıştır. 

"Sanatkâr ister istemez sosyal bîr görüşün temsilcisidir... Romanda kahramanlardan biri, romancının sosyal görüşünü açıklayabilir." diyen Peyami Safa, her eserinde kendi sosyal görüşlerini savunan bir kahraman bulundurur. Fakat romanın açıktan açığa bir dava tutmasını, bir iddiayı ispat, bir görüşü telkin için yazılmasını uygun görmez. 

Roman kuruluşları çok ustaca olan Peyami Safa her romanında farklı bir teknik denemiştir. Vakaları pek güzel sıralamış veya iç içe koymuş, anlatacağı ruh ve fikir zeminlerini dikkatle hazırlamıştır. Her tesadüfü, her sonucu, her intiharı, her cinneti veya kayboluşu önceden hesaplamıştır. 

Olayların gerçek hayattan alınmasını pek önemsemez. Ona göre bir vakanın yaşanmış olması değil, yaşanırken belirecek ruh ve düşünce hallerinin ifade edilmesi önemlidir. 

Peyami Safa, gerek romanlarındaki, gerek fıkralarındaki üslubun kudreti ile tanınmış, sevilmiş bîr yazardır. Türkçe üzerine sayısız makaleleri, bir de dilbilgisi kitabı olan yazar, cümle ve kelime kurmada, Türkçe'nin bütün imkanlarını kullanmıştır. Üslup tasasını, günlük fıkralarından Cingöz Recai maceralarına kadar hiçbir yerde elden bırakmamıştır. 

Cümleleri çok defa uzun ve karmaşık, ama yerine göre kesik, kısa hatta devrik de olur. Bir düşünce veya duyguyu en kestirmeden anlatma gücüne sahiptir.  Kişileri kendi ağızlarıyla konuşturan Peyami Safa, söyleşme ve hitaplarda, her kahramanı, kültür seviyesine, ruh haline, mizacına ve zevkine göre söyletmek hüneri gösterir. Arada bir şive tespitleri de yapar. Fakat bunu meddah ağzı denecek kadar aşırıya götürmez. 

Tahkiye, tasvir ve tahlil bölümlerinde konuşur gibi yazmaya karşıdır. Konuşur gibi yazmanın, özel üslubu yok edeceğini düşünür. Romana çirkin, bayağı sözler sokulmasını da şiddetle kınar. Ona göre; gerçek halk şiirinde ve halis folklor örneklerinde öyle çirkin kelimelere de rastlanmamaktadır. Peyami Safa, çok kelimeli, yeni bileşimlerle dolu, incelikleri bol sıfatlarla ve zarflarla ayrı ayrı dile getiren, canlı, bol imajlı, teşbihti, istiareli bir üslubun sahibidir. 

Felsefeye, ruhbilimine ve sosyal konulara düşkünlüğü dolayısıyla tıbbi tabirleri, soyut kavramları, yabancı terimleri ve Frenkçe kelimeleri çok sık kullanmıştır. Peyami Safa: "Nesirde konuşur gibiliğin felaketlerinden biri de, genç yazarlarda özel ifade kabiliyetini, şahsi üslubunu ve yaratma imkanlarını yok etmesidir." demiştir. 

Eserin edebi özellik kazanması için nelere dikkat edilmesi gerektiğini şüpheye mahal bırakmayacak tarzda anlatıyor: "Üsluba ait bir vasıf gibi görünen sadelik, hakikatte mananın emrindedir ve plastik değerini ifade ettiği fikir veya ruh halinden alır. Sade olarak ifade edilmesi mümkün bir fikrin dolambaçlı ve çetrefil ifadesi nasıl beceriksizlik sayılabilirse, girift bir cümle yapısına muhtaç bir düşüncenin ve heyecanın sade bir şekilde ifadesiyle, incelikler feda edilerek kabalığa düşülür. Yerine göre sadelik bir meziyet, yerine göre bir kusurdur."

 ESERLERİ 

Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kızın Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959) 

Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz Derledi, 1980 ), Bir Mekteplinin Hatıtarı: Karanlıklar Kralı (1913), Gençliğimiz (1922), Siyah Beyaz Hikâyeler (1923), Ateşböcekleri (1925), İstanbul Hikâyeleri, Aşk Oyunları.

Tiyatro: Gün Doğuyor (1932)

 İnceleme - Denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat-Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe-Uydurmaca (1970),  Sosyalizm-Marksizm-Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica(1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar-Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır-Avrupa ve Biz (1976), 

Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Numuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dilbilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948), 

BAZI ESERLERİ: 

Biz İnsanlar: Mütefekkir romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzlülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâi hayanı verilmektedir. Harb yıllarının ahlâkı ve içtimâî hayatı perişan eden havası iinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, materyalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır. 

Yalnızız: Peyami Safa, bu eserinde insanlığı materyalizmin kör çenberini kırmağa, kendini kaybettiği ruhunu bulmaya çağırmaktadır. Asrımızda insanın bütün problemleri bu noktada düğümlenmektedir. Ve Allah'ı bilmedikçe, insanlık buhrandan buhrana yuvarlanacak, huzur ve sükun bulamayacaktır.  

Fatih-Harbiye: Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir.  

Matmazel Noraliya'nın Koltuğu: Peyami Safa'nın mizac ve ruh yapısına uygun düşen bir konuyu ihtiva etmektedir. Ruhçu ve akılcı dünya görüşünün yazarın anlayışı çerçevesinde birleştirilmesi esasına dayanır.  

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu: Roman, yalnız ve hasta bir çocuğun ızdırabını, çocukça aşkını ve kıskançlığını; mes'ud olmak isteyen bir genç kızın temiz sevgisini; inanmak arzusu bütün benliğini saran bir insaın kuruntularını ve çıplak hastahane duvarı gerisindeki hıçkırıklarını anlatır.  

Mahşer: Yazarın görüşlerini değişik bir tarzda işlediği bir romandır.  

Şimşek: Yazarın ilk romanlarındandır. Yazar bunda da bütün eserlerinde işlediği konuları, bir başka tarzda yeniden işlemektedir.  

Canan: Peyami Safa'nın "Şimşek", "Bir Akşamdı", "Mahşer" romanları tarzında bir diğer eseridir.  

Sözde Kızlar: Günümüzün kızlarını, onları mesud yahud bedbaht edebilecek hususları birer ibret levhası gibi yansıtmaktadır.  

Türk İnkılabına Bakışlar: Atatürk İnkılâpları öncesindeki fikir cereyanlarını en gerçek kaynaklarıyla ortaya koymaya çalışmıştır.

MODERN EDEBİYAT

Cumhuriyet Edebiyatı

Genel Özellikler
Cumhuriyet Sanatçıları