1950'Lİ YILLARDA CUMHURİYET EDEBİYATINDA HİKAYECİLİĞİN GELİŞİMİ
1950'den sonra öykü yazarlarımızın sayısında büyük bir artış görülüyor. Gerçekçiliği sürdüren, arada eleştirel gerçekliğe kayan öykü yazarları dikkati çekiyor. 1950-1960 yılları arasında öykü yazarı olarak tanınan yazarların en çok bilinenleri, Haldun Taner (1915-1986), Samet Ağaoğlu (1909-1982), Naim Tirali (1925- ), Ziya Osman Saba (1910-1957), Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993), Muzaffer Buyrukçu (1930), Vüsat Bener (1922), Onat Kutlar (1938-1993), Zeyyat Selimoğlu (1922)'dir.

Aynı yıllarda Aziz Nesin, İlhan Tarus, Necati Cumalı, Fakir Baykurt, Tahsin Yücel, Tarık Dursun K., Oktay Akbal, Tarık Buğra roman yazarlıklarıyla, öykü yazarlığını bir arada sürdüren yazarlardır.

Yazının genel olarak toplum sorunlarıyla ilgilenmesi gerektiği düşüncesinde olan Haldun Taner, ayrıca toplum aksaklıklarının sanat değeri taşıyan gülmeceyle verilmesinden yanadır. Bu anlayışla yazdığı öykülerinde daha çok toplumun aksayan, çürük yanlarını yansıtmıştır. Öykülerinde toplumdaki bozuklukların, dengesizliklerin, kaynağını, düzensizlikler karşısında insanların davranışlarını, düzeltmek için ellerinde bir şey gelmeyişini okuyucularına aktarmakla birlikte çözüm yolları gösterme gibi bir tutumda görünmez. Öykülerinde içinde yaşadıkları toplum kesiminin özelliklerini yansıtan kişiler buluruz. Yazar öykülerinde maddi olanaklar bakımından değişik düzeyde kişiler vermiştir. Maddi olanakları yerinde ancak kültür düzeyleri yüksek olmayan, kişiliklerini bulamamış, bir arada oldukları halkla bütünleşemeyen insanların karşısında, memur, emekli memur, kapıcı, bekçi ve öğrencileri buluruz. Maddi düzeylerinde olduğu gibi, saf ve temiz oluşlarıyla da ötekilerin karşısındadırlar. Kimi öykülerinde ise hayvanlar baş kişidir. Hayvanlardan, insanın ne ölçüde aşağılık bir yaratık olduğunu vurgulamak, onların kimi zaman insanlardan daha dürüst davrandıklarını ortaya koymak için yararlanmıştır.

Haldun Taner, öykülerinde dolaylı olarak insanların zayıf yanlarını ortaya koymaya çalışmış, bencil, kaba bayağı insanlara karşı savaşını ortaya koymuştur. Öyküleri; Yaşasın Demokrasi, Tuş, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, ay Işığında Çalışkan, On İkiye Bir Var, Konçinalar, Saraçko'nun Sokak Yürüyüşü, Yalıda Sabah adlı kitaplarında, bir araya toplanmıştır.

Öyküde ve romanda konunun yalnızca insan olması gerektiği görüşünde olan Samet Ağaoğlu ilk öykülerini Strassbourg'daki öğrencilik yıllarının izlenimleriyle yazmıştır. Bu öykülerde İkinci Dünya Savaşı'nın verdiği tedirginlik içinde olan, çeşitli üniversitelerden gelmiş öğrencilerin yaşayışı verilir. Psikolojik çözümlemeleri yapılan bu kişiler genellikle hasta ruhludurlar ve sık sık ölüm düşüncesine kapılırlar.Giderek ölüm düşüncesinin temel öğe durumuna geldiği öykülerinde, psikolojik çözümlemelerinin yapıldığı, yaşamdan kopmuş, aşağılık duygusu içinde, en mutlu olayları bile felaket durumuna getiren insanlarla karşılaşırız. Zürriyet, Öğretmen Gafur, Büyük Aile adlı kitaplarında topladığı psikolojik konulu öykülerinde sonra, kendi yaşayışına, aile ve dost çevresine dönen Ağaoğlu, Babamın Arkadaşları adlı kitabında, yakın tarihimizde yer alan yirmi üç kişiyi tanıtmıştır. Öykülerinde, gerçekten aldıklarıyla kendi ekledikleri arasında dengeyi kuramamış bir yazar olarak görünür.

Geçmişine çok bağlı olan, geçmişiyle yaşayan bir yazar olan Ziya Osman Saba anı öyküsü örnekleri vermiştir denebilir. Öykülerinde yazarın çocukluk, okul, gençlik ve çalışma yıllarıyla ilgili anılarını buluruz. Kimi öykülerinde de ondaki o aşırı İstanbul sevgisi, geçim sıkıntısının insanları etkileyişi vardır. Öykülerinde kendisi, yakınlarından seçtiği kimseler kişileri oluşturur. Anılarını yaşamaktan duyduğu tadı okuyucularına da tattırabilmek, İstanbul'u okuyucularına da sevdirebilmek için canlı betimlemelerden yararlanmıştır. Hiçbir toplumsal kaygı duymadan yalnızca yaşantısını ve anılarını yansıtan Saba bu yazıyla, o yılların gerçekçi yazarlarından ayrılır. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi ve Değişen İstanbul adlı kitaplarında bir araya topladığı öykülerinde yer yer şiire kaçan bir anlatım göze çarpar.

Sabahattin Kudret Aksal, öykü yazarlığı, Gazoz Ağacı ile yaralı hayvan adlı iki kitapta topladığı öykülerinde kalmakla birlikte değişik öykü anlayışıyla dikkati çekmiştir. Ona göre önemli olan anlatı değil, gerçeğin yansıtılmasıdır. Sait Faik kuşağının etkisi ile öykü yazmaya başlamış, İstanbul dışına çıkmadığı öykülerinde dikkatli bir gözlemci olarak gerçekleri yansıtmıştır. Daha çok halkın gündelik yaşayışını yansıtan Aksal, gündelik yaşayışın yarıntılarını, bireyin iç dünyasıyla bağlantılar kurarak, olaylara kendi yorumlarını da ekleyerek verilen bir gençlik-düş kaynaşması yapmış olur. Daha çok küçük insanların yaşayışlarını verdiği öykülerinde bu insanları mutluluk içinde görmeye çalışmıştır. Bu insanların mutluluklarını yansıtırken de okuyucuları katı gerçeklerden uzaklaştırmış olur.

Zeyyat Selimoğlu, konularını denize yönelten yazarlar arasında, gemideki yaşama, gemi insanlarına eğilmesi ile değişik bir yer alır. Öykülerinde gerçekçi bir yaklaşımla, gemide yaşanan olaylar gemiciler arasındaki iş bölümü, onların iç dünyaları, umutları, özlemleri verilmiştir. Az sayıda köy konulu öyküleri, Karadeniz'in kıyı köylerinde geçer. Olaylardan çok kişilere önem veren yazarın öykülerinde, gemilerde çeşitli görevlerde çalışanlarla birlikte, köy ve kasaba insanlarıyla karşılaşırız. Bu insanlara sevecenlikle yaklaşan yazar, deniz insanlarıyla, genel olarak insanı ele alınmıştır.

Deniz insanlarıyla birlikte değişik konuları ele aldığı öykülerini topladığı ilk kitabı Kavganın Sonu ve Başı'dır. Onu izleyerek öyküleri Direğin Tepesinde Bir Adam, Kıç Üstünde Toplantı, Koca Denizde İki Nokta, Karaya Vurdu Deniz, Deprek, Soyunanlar, Çiçekli Dağ Sokağı, Gemi Adamları, Bir Şarkı Gibiydi kitaplarında bir araya toplanmıştır.

İki romanı olmakla birlikte öykü yazarlığı ağır bazen Muzaffer Buyrukçu, gelişmekte olan toplumsal konuları ele almıştır. Duygusallığın egemen olduğu ilk öykülerinden sonra daha çok gözleme dayanan gerçekçiliğin egemen olduğu öyküler yazmıştır. İlk öykü kitabı Katran'da bir araya toplanan bu öykülerinden sonra, kişilerin içi dünyalarını da yansıtan öyküler yazmaya başlamıştır. Acı'da toplanan ve yoksul insanların yaşamlarıyla ilgili özlemlerini yansıtan öyküleri bu niteliği taşırlar. Acı'dan sonra yayımlanan Kamburun Parmakları'ndaki öykülerde değişik konular, ekonomik güçsüzlüğün yarattığı sıkıntıyla birlikte kişilerin iç dünyalarının daha geniş ölçüde yer aldığı görülüyor. Kişilerin iç dünyalarına eğilmeyi gittikçe derinleştirirken uzun öyküye geçen Buyrukcu Bulanık Resimler, Kuyalarda, Cehennem adlı kitaplarda uzun öykülerini yayımlamıştır. Öykülerini yazarken daha çok memurluk günlerinin izlenimlerini yayımlamıştır. Öykülerini yazarken daha çok memurluk günlerinin izlenimlerinden yararlanan dış gerçeklere önem vermemeyi gittikçe artıran yazar, bürokrasi-kişi ilişkilerini, cinsellik sorununu da ele almış, iç dünya ile dış gerçekler arasındaki ilişkiyi belirlemiştir. Mağara, Şarkılar Seni Söyler, Günlerden Bir Gün, Hüzünlü Kan Çiçekleri, Her Yer Karanlık bu nitelikleri taşıyan öykülerinin toplandığı kitaplarıdır. Muzaffer Buyrukçu'nun başarılı bir yanı da kişilerin içinde yaşadıkları çevre ve doğayı onların iç dünyalarıyla bütünleştirmesidir. Son öykü kitabı Yüzün Yarısı Gece'de fanteziyle karışık öyküleri toplanmıştır.

Tek öykü kitabı İshak'la bu yılların öykü yazarları arasına katılan Onat Kutlan, öykülerinde olaylardan çok kişilerin ruhsal durumlarıyla ilgilenen bir yazar olarak tanınır. Öykülerinin çoğunda toplum koşullarının, törelerin baskısı altında ruhsal bunalıma düşen insanlar bunların bunalım sonucu gösterdikleri tepkiler işlenir. Baskıya gösterilen tepkinin ortak yanı kişinin kendinden ve toplumun kendisi biçtiği kalıplardan sıyrılmak çabasıdır. Bireyin ruh dünyasındaki sapmalar üzerinde duran yazar, öykülerinde masal öğesinden, rüyadan gerçek üstü öğelerden yararlanmıştır.

Başından geçen olayların öyküsünü yazmaktan tat alan bir yazar olarak Naim Tirali, öykülerinde genellikle yakın çevresini verir. Gözlemler sonucu ortaya çıkan öykülerinde açık ya da kapalı bir bildiri vermeyi yeğlemiştir. Anlatım bakımından sürmüştür. Birbirini izleyerek yayımlanan Park, Yirmi Beş Kuruşa Amerika, Aşka Kitabe'den sonra bu üç kitaba 1980 yılların ortalarında Piraziz Nere Berlin Nere, Aşk Dediğin ve Çılgınca Şeyler eklenmiştir.

Romanla birlikte öykü yazan İlhan Tarus, toplumcu görüşleriyle II. Dünya Savaşı yazarları arasında yer alır. Öykülerinin konularını daha çok, kendisinin aralarında yaşadığı, yakından tanıdığı insanların yaşayışından almıştır. Öykülerinin bir özelliği olayların ve kalabalık kentleri, kenar semti insanlarının çokluğudur. Memurluk yıllarını Ankara'da geçiren Tarus, öykülerinin çoğunun konusunu Altındağ'da gecekondu bölgesinden almıştır. Ayrıca gözlemlerine dayanarak, memur aristokrasisini, bürokrat yönetimin eleştirmeyi de öykülerine konu yapmıştır. Savcılık ve hakimlik yaptığı sıradaki gözlemlerine dayanarak da cezaevlerine ve mahkemelere eğilmiştir. Gittikçe eleştirel gerçekçiliğe dönen yazar, ilk öykülerini yazdığı yıllarda halkın çoğunluğunun okuma yazma bilmediğini göz önüne alarak geniş halk kitlelerine
yayılmıştır. Bu nitelikleri taşıyan öykülerine, Doktor Moma'nın Mektubu, Tarus'un Hikayeleri, Karınca Yuvası (uzun öykü), Ekin İti, Köle Hanım, Apartman adlı kitaplarında toplamıştır.

Romanları gibi, gülmece öyküleri yazan Aziz Nesin, öykülerinde Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinin ekonomi, kültür ve yönetim alanlarındaki durumunu ele almıştır. En üst düzeyden en alt düzeye kadar yönetimdeki bozukluklar, yergilerinden kurtulamadığı gibi, devrimler sonucu toplum düzeninde, hukukta ve günlük yaşayışta Batı'dan gelen yeniliklere bağlı değişmeler onların yanında ulusal kültüre yönelme, halkla bütünleşmeye çalışma, iki ayrı durumun benimseyenler arasında ortaya çıkan ayrılıklar, kuşaklar arasındaki çelişkiler de öykülerine konu olmuştur. Ayrıca köyden kente göç, kente gelen köylülerin dar gelirlilerinin ve işsizlerin yaşantıları da öykülerine konu olmuştur. Eğitimimizin sorunlarına eğilmekten de kendini alamayan Aziz Nesin, toplumun sorumlarını, dertlerini gözler önüne sermiş, çözümünü okuyucuya bırakmıştır. Öykülerine ele aldığı sorunları yaşayan kişileri yerleştiren Aziz Nesin, konuya, kişinin durumuna göre dil kullanmaya özen göstermiştir. Kendi söylemek istediklerini, çok kez öykülerinin kişilerine söyletip, dolaylı, simgeli bir anlatım kullanarak kara gülmeceyi sağlamıştır. Öykü kitapları, romanlarından çok olan yazar, öykülerini otuz altı kitapta bir araya toplamıştır.

Yarın Diye Bir Şey Yoktur ve İki Uyku Arasında adlı iki öykü kitabını yayımladıktan sonra romana geçen Tarık Buğra, ilk öykülerinden başlayarak başlıca üç konu üzerinde durmuştur. öykülerinin bir bölüğünde taşra yaşayışına eğilen Buğra, sorunları ele alış yönünden gerçekçi yazarlardan ayrılır. Sorunları gözlem yoluyla aktarmak yerine, değişen yaşam koşullarını, toplum düzenindeki değişikliğin bireyi etkileyişinden hareket ederek, sorunu bireyin ahlakındaki değişme yönünden ele alır. Bir başka konu orta halli ailelerin yaşayışı, aşkı tatmak isteyen geçlerin düş kırıklıklarıdır. Bir kısım öykülerinin konuları da günlük yaşamdan alınmıştır. Öykülerinde daha çok toplunda yerini bulamamış, duygu, düşünce ve yaşayışına belli bir yön verememiş aydın insanla, aşk ve yalnızlık içinde yaşayan kişilerle karşılaşırlar. Yeni bir teknik denemesine girişmediği öykülerinin bir kaçında da gözlemci gerçekçiliğin izleri görülür.

Köy gerçeklerini önce öykülerinde vermeye başlayan Fakir Baykurt, roman ve öykü yazarlığını birlikte sürdüren yazarlarımızdandır. Köy gerçeklerini, köyün değişik kesimlerinden portreleri, köylerde yaşayan çocukların, gençlerin, acıları, dertleri ve bunalımlarını yansıtarak vermeye başlayan yazar, giderek değindiği sorunları genişletmiştir. Köyle ilgili sorunları ele aldığı öykülerinde, parasızlığından başlayarak köylülerin çektikleri sıkıntılar dile getirilmiştir. Ayrıca, Anadolu'ya gönderilen öğretmenlerin terk edilmişliği, kasabada çalışan memurların arasındaki çatışmalar, köyden kente göç, Almanya'ya gidenlerin geride bıraktıkları, orada çalışanların karşılaştıkları sıkıntılar da öykülerindeki değişik konulardır. On Binlerce Kağnı ve İçerdeki Oğul kitaplarında topladığı öyküleri ise konuları bakımından daha dikkat çekicidir. On Binlerce Kağnı'daki öykülerinde halkın ne ölçüde sabırlı, zaman zaman davranışlarıyla bilge kişiler olduğunu kanıtlamaya çalışırken, doğanın bitkileri, hayvanları, insanları da birbirini tamamlayan öğeler olarak verilirler. İçerdeki Oğul'da da, askeri ve sivil cezaevlerinin durumunu, araya düşenleri anlatan öyküler toplanmıştır. Ele aldığı konulara uygun olarak öykülerinde en çok köylülerle karşılaşırız. Adı geçen iki kitabıyla birlikte, Çili, Efendilik Savaşı, Karın Ağrısı, Cüce Muhammed, Anadolu Garajı, Can Pazarı, Sınırdaki Ölü, Gece Vardiyası, Barış Çöreği, Duisburg Treni öykülerini topladığı öteki kitaplarıdır.

Öykülerini romanlarından önce yayımlayan Nezihe Meriç, toplumdaki bozukluklara, daha çok da kadınlarla ilgili sorunlara değinmiştir. En çok üzerinde durduğu, erkeğin egemen olduğu bir toplum düzeninde öğrenim görmüş ya da görmemiş, ezilen, anlamı kalmamış gelenek ve göreneklerin kurbanı olan kadının sorunlarıdır. Kadınlarla birlikte, aile ve toplum içinde, birtakım geleneklerle ezilmiş insanların yalnız kaldıklarına bu yüzden kişiliklerini bulamadıklarına ada dikkatleri çekmiştir. Ayrıca kadın-erkek ilişkilerine gösterilen tepkiler, evlilik dışı ilişkiler, köyden kente gelen geç kızların uyum sağlayabilmek için gösterdikleri çabalar gibi konular üzerinde de durmuştur. Olaydan çok kişilerin yer aldığı öykülerinde, toplumsal bozuklukları bireysel nedenlere bağlar. Olayı belli bir zaman sürecinde vermediği için, öykülerinde şimdiki zamanla geçmiş zaman, yaşanılanlarla anılar, bilinçle bilinçaltı iç içedir. Yazılışları bakımından Sait Faik çizgisinde gelişme gösteren öykülerini, Bozbulanır, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Bir Derin Karakuyu kitaplarında bir araya toplanmıştır.

Romanları gibi, öykülerini de kendi yaşantısı üzerine kuran Tarık Dursun K. Öykülerindeki konu çeşitliliği ile dikkati çeker. Çocukluk ve gençlik anılarına yer verdikleri dışında, daha çok geçim sıkıntısıyla ilgili konuları ele almıştır. Toplumcu gerçekçi yazarların seçtikleri konulara benzer konularda yazdığı öykülerinde denediği yeni yöntemlerle dikkati çekmiştir. Kimi öyküleri Tarih ile Zühre, Hurşid ile Mihrimah, Avcı Behram, Derdiyok ile Zülfüsiyah gibi halk öykülerine benzer adlar taşıdıkları gibi halk öyküsü motiflerine de rastlanır. Kimi öykülerinin de sonucu değişiktir. Olabilecek üç sonuç verip seçimi okuyucuya bırakır. Kimi öykülerinde ise beklenenden değişik bir sonuçla karşılaşılır. Daha çok birinci kişi ağzından dinlediğimiz öykülerini Hasangiller, Vezir Düşü, Güzel Avratotu, Sevmek Diye Bir Şey, Yabanın Adamları, 36 Kısım Tekmili Birden, Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep, Bahriyeli Çocuk, İmbatla Dol Kalbim, Ona Sevdiğimi Söyle, Ömrüm Ömrüm kitaplarında biraraya toplamıştır.

Roman yazmadan önce, öykü yazarak adını duyuran, Tahsin Yücel sanatın amacının insan olduğu düşüncesindedir. Toplumcu gerçekçiliğe dayalı öykülerinde, toplumsal konuları ele almakla birlikte, bireyden hareket ettiği dikkati çeker. İlk öykü kitabı Uçan Daireler'de topladığı öykülerinin konuları, gözleme dayandığı sezilen, geçim sıkıntısı, bilgisizlik, kızlakın kötü yola düşmeleri, evli kadınların değişik sorunlarıdır. Bu konulara, gençlerin sorunları paranın insan yaşamındaki önemi, zengin-yoksul karşılaştırması gibi toplumsal konuları ekleyen Yücel, ikinci yökü kitabı, Herşey Yaşamalı'ya bu öykülerini toplamıştır. Öykülerinde kendi yaşamından çok, gördüğü, duyduğu, okuduğu, düşündüğü, kurduğu şeyleri yazar. Tahsin Yücel'in kimi öyküleri, izlenimlerle, düşlerle geliştiği gibi, kimileri de olaylardan oluşur. Adı geçen iki öykü kitabından sonra öykülerini Düşlerin Ölümü, Yaşadıktan Sonra, Dönüşüm, Ben ave Öteki, Aykırı Öyküler adlı kitaplarında bir araya toplamıştır.

Oktay Akbal da, çocukluk, ilk gençlik ve daha sonraki yıllarının anılarına dayalı öykülerinde bireyden hareket eder. Daha çok çocukluk yıllarındaki yaşamına duyduğu özlemi dile getirdiği öykülerinde İkinci Dünya Savaşı'nın karartma geceleri de yer alır. Bireyi iç dünyasıyla yansıtmaya önem verdiği öykülerinde, geçmişle içinde bulunulan zamanı bir arada vermeyi yeğler. Kimilerinde de yalnızlık duygularına yer verdiği öykülerinde birinci kişi anlatımını kullanmıştır. Anlatıcı genelde, Cumhuriyet döneminin aydın kişisidir. Öykülerini ilk olarak Önce Ekmekler Bozuldu'da bir araya toplayan yazar, daha sonra yazdığı öykülerini Aşksız İnsanlar, Bizans Definesi, Bulutun Rengi, İkisi (İlk iki öykü kitabının bir arada basılması), Berber Aynası, Yalnızlık Bana Yasak, Tarzan Öldü, İstinye Kıyıları, Karşı Kıyılar (Tarzan Öldü ile yeni öykülerinin basımı), Hey Vapurlar Trenler, Lunapark, Akşam Kuşları (bütün öyküleri), Ey Gece Kapımı Üstüme Kapat kitaplarında bir araya toplamıştır.

Dost ve Yaşamasız adlı iki öykü kitabıyla 1950-60 yılları öykü yazarları arasında yer alan Vüsat Bener, öykülerinde genellikle küçük kentin, küçük insanlarının olaysız, basit yaşayışlarını verir. Taşra kentlerindeki günlük yaşayışı, toplumun değişik kesimlerinden alınan kişilerle verirken, kişilerin ruhsal derinliklerine de inmeye çalışmıştır. Aralarına kendisinin de katıldığı kişiler, basit yaşayışları içinde, kanmaşık bir ruhsal yapıda oluşlarıyla dikkati çekerler. Öykülerindeki kendisinin de sevdiği insanları okuyucularına da sevdiren Bener, öykü yazma yönteminde iç konuşmalardan yararlanmıştır. İki öykü kitabına günümüzde Mızıkalı Yürüyüş'ü eklemiştir.

1950-60 yılları öykü yazarları için bir genelleme yaparsak önce, bu yılların yazarlarının da gerçekçilik çizgisinden ayrılmadıkları dikkati çeker. Toplumsal konular olar, romanlardaki küçük memurların, işçilerin, köylülerin ve köyün sorunları, kasaba yaşayışı ile kenar semtlerdeki yaşayış, buralarda yaşayan halkın sorunları ağırlık kazanmıştır. Toplumsal konuları ön planda tutan yazarların yanı sıra, bireyi hareket noktası alan, kişinin değişik psikolojik durumlarını yansıtan öyküler yazan ilk yazarlarımıza da bu yıllarda rastlarız. Ziya Osman Saba'da gördüğümüz anı öyküleri yazma bir yenilik olarak kabul edilebilir. İnsanları, çevreyi ve yaşamın kendi kendisini değerlendirmesinde ise Sait Fait etkisinin başladığı göze çarpar. Bu yıllarda en çok dikkati çeken, öykünün bir yazın türü olarak değerlendirilişindeki gelişmedir.

MODERN EDEBİYAT

Cumhuriyet Edebiyatı

Genel Özellikler