TÜRKÇÜLÜK AKIMI NEDİR? TÜRKÇÜLÜK AKIMININ ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
Tanzimat döneminde, Türk toplumu hızlı bir batılılaşma hareketi içine girmiştir. İmparatorluk dağılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu tehlike "Osmanlıcılık" düşüncesinin gelişmesine yol açmıştır. Bu düşünce devlet yönetimince, özellikle II. Abdülhamit tarafından da desteklenmiştir.

Öte yandan 1856'da Islahat Fermanının Hiristiyanlara yeni haklar tanıması, müslümanlararasında tepkiye yol açmıştır. Böylece İmparatorluk içindeki müslümanları gözeten "İslamcılık" düşüncesi ortaya çıkmıştır. İslamcılık, II. Meşrutiyet döneminde daha da gelişmiş ve Mehmet Akif'in temsilciliğiyle edebiyata yansımıştır.

Ali Suari, Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa gibi kimi aydınlar ise başka bir düşünceyi işlemeye başlamışlardır. "Türkçülük, başka bir deyişle "Milliyetçilik".

Türkçülük (Milliyetçilik) Düşüncesi

Tanzimat'tan önce, Türk deyince Osmanlı İmparatorluğundaki Türkler anlışılmıştır. Tanzimat döneminde ise sözcüğün anlamı genişlemiş; dünyada yaşayan bütün Türkler için kullanılmaya başlanmıştır. Pek çok aydın, edebiyatçı, dildeki Arapça ve Farsça etkisinden yakınmıştır. Türk dili üzerine sesini ilk yükselten aydınlardan biri Ali Suavi'dir. Ali Suavi, Türkçenin dünyanın en eski ve en zengin dillerinden biri olduğunu öne sürmüştür. Arapça, Farsça kuralların dilden çıkarılmasını, yazılarda kısa cümleler kullanılmasını; ezanın, hutbelerin, namaz surelerinin Türkçeleştirilmesini istemiştir.

1876'da Abdülhamit'in tahta çıkması, ardından Meclis-i Mebusan'ı kapatması ile başlayan istibdat yönetimi, Türkçülük akımının uzun bir durgunluk dönemine girmesineyol açar. 1896'dan sonra Türkçülük düşüncesi gelişmesini sürdüren AhmetCevdet'in çıkardığı İkdam gazetesinde başlığın altına "Türk gazetesidir" sözü eklenir. İkdam'da bu düşünceyi destekleyen yazıların yanı sıra Osmanlıca-Türkçe tartışmalarına yer verilir. Selânikte çıkan Çocuk Bahçesi adlı dergide de Mehmet Emin, Rıza Tevfik gibi şairler yalın bir Türkçeyi ve hece ölçüsünü savunurlar. Onların karşısında ise Osmanlıcayı ve aruzu savunan Hüseyin Cahit, Ömer Naci gibi edebiyatçılar vardır.

Bunlar üzerine hükümet dil tartışmalarını yasaklar. Fakat bilginler, aydınlar Türk tarihi ve dili üzerine çalışmalarını sürdürürler. Özellikle Abdülhamit istibdatı yüzünden yurt dışına giden aydınlar, oralarda yayınlar yaparak bu düşünceyi işlemekten geri durmazlar. Akçuralı Yusuf (1879-1935), Kahire'de Üç Tarz-ı siyaset (Osmancılık-İslamcılık-Türkçülük) adıyla önemli
bir kitap yayımları. (1907)

Türkçülük düşüncesi, Balkan Savaşına dek, daha çok kültürel alanda etkili olmuş; edebiyatçılar ve fikir adamlarınca işlenmişti. Ancak 1912'de Balkan Savaşının yenilgiyle sonuçlanması üzerine siyasal alanda da kendini göstermiştir. Balkan yenilgisiyle İmparatorluktaki hristiyanların milliyetlerinin farkına vararak teker teker kopmaya başlamaları Osmancılık düşüncesinin yanlışlığını ortaya koydu. Öte yandan Arnavutlar ve Araplar arasındaki ayaklanmalar İslamcılığın da kurtuluş için çözüm olmadığını gösterdi. 19. yüzyılda Avrupa'ya egemen olan milliyetçilik düşüncesine koşut olarak, Osmanlı İmparatorluğunda Türkçülük akımı ivme kazanmaya başladı.

Türkçüler, ilk olarak 1908'de "Türk Derneği" adında bir dernek kurdular. Kurucuları arasında Akçuraoğlu Yusuf, Ahmet Mithat, Necip Asım, Rıza Tevfik gibi adların bulunduğu dernek, 1911'de aynı adla bir dergi çıkardı. Bu derginin ilk sayısında "Türk Derneği Beyannamesi" başlığı altında, dilin yalınlaştırılması için yapılması gerekenleri madde madde açıkladılar. 

Bunlardan kısa şu noktalar vurgulanıyordu:

1. Osmanlı Türkçesinin bütün Osmanlılar arasında kullanılan ulusal bir dil olabilmesi için, Türk dilinin nitelikleri ortaya konacak, geçirdiği değişme evreleri araştırılacaktır.
2. Dildeki Arapça ve Farsça sözcükler atılmayacak; ancak Türkçe karşılıkları bulunanlar kullanılmayacaktır.
3. Derneğin yayınlarında en yalın Osmanlı Türkçesi kullanılacaktır.
4. Resmi yazışmalarda, ilân ve levhalarda halkın kolaylıkla anlayabileceği bir Türkçenin kullanılması hükümetten istenecektir.

Bu düşünceler uygulanabildi mi?

Bu düşünceler istenen biçimde uygulamaya geçirilememiştir. Ancak daha sonraki dilde yalınlaşma için bir adım olduğu açıktır. 1911'de Mehmet Emin'in başkanlığında "Türk Yurdu" derneği kuruldu. Bu dernek de kendi adıyla bir dergi çıkardı. Daha sonra da en uzun süre yaşayan, Türkiye'de milliyetçiliğin gelişmesinde en etkili dernek olan "Türk Ocağı" kurulur. Ayrıca halkın düzeyine inmeyi amaçlayan bir dergi çıkarılır: Halka Doğru (1913). İktidardaki İttihat ve Terakki Partisi de bu hareketi desteklemektedir. Böylece milliyetçilik hareketi hızla gelişir.

MODERN EDEBİYAT

Milli Edebiyat

Genel Özellikler

Bağımsız Akımlar