SERVET-İ FÜNUN (EDEBİYAT-I CEDİDE) DÖNEMİNDE EDEBÎ TENKİT (ELEŞTİRİ)

Türk edebiyatında Tanzimat sanatçılarıyla başlayan edebi tenkit örnekleri, Servet-i Fünûn Edebiyatı Dönemi'nde iyice yaygınlaşır.

- Tanzimat yazarları şu konular üzerinde tenkit (eleştiri) lerde bulunmuşlardır:

Dil konusunda: Türkçenin, Arapça ve Farsçanın etkisinde kalmasına, aydınların bu dillerde yazmayı, Türkçe yazmaya tercih etmelerine tepki göstermişler, Osmanlıcanın yapay bir dil olduğunu savunmuşlardır.

İmlâ konusunda: İmlâ konusu sürekli tartışılmıştır. Namık Kemal, Arapça ve Farsçadan alınan sözcüklerin yazılışları ve söylenişleri arasındaki farka dikkat çekmiş, bunun ortadan

kaldırılması gerektiğini öne sürmüştür.

Yazı dilinin sadeleştirilmesi konusunda: Bu konuda büyük tartışmalar yapılmış, çok sayıda eleştiri örneği verilmiştir. Halkın anlamadığı bir dille eser vermenin yanlışlığı öne sürülmüş, konuşma dilinin yazı dili haline getirilmesi gerektiği savunulmuştur.

Divan edebiyatı konusunda: Namık Kemal başta olmak üzere hemen hemen bütün Tanzimat sanatçıları divan edebiyatını eleştiri bombardımanına tutmuş, onun yerine Batı edebiyatını yerleştirmeye çalışmışlardır.

"Tenkit" türünün ne anlama geldiği, nasıl yapılması gerektiği ve içeriğinin ne olduğu üzerinde en çok çalışan ve bunun önemini kavrayan kuşak Servet-i Fünûncular olmuştur.

Servet-i Fünûnculara göre tenkit "yeni bir edebî şube"dir. Eleştirmenin görevi bir eserin bölümlerini tanıtmak, eksik ve kusurlu yanlarını ortaya koymak değil; edebiyat açısından değerini ve önemini göstermektedir.

Onlara göre tenkit, şiir veya roman gibi bir sanattır. "Eleştirmen denilen sanatçı", yazarlarla değil, okurlarla yakınlık kurmalıdır. Tenkit, bir çeşit eseri açıklama, yorumlama, genişletme

ve aydınlatma işidir.

- Servet-i Fünûn edebiyatçıları "Hayat için edebiyat ne ise, edebiyat için de tenkit odur." diyerek bu türün önemine dikkat çekmişlerdir. Sanatçılar tenkit türünün değişmez kurallara bağlı olamayacağını savunarak, ulaşılan tüm sonuçların kişisel olduğunu, ancak samimi de olması gerektiğini söylemişlerdir.

- Tenkit türünü edebiyatın ruhu olarak görmüşler, görevinin edebiyatın ne olduğunu, ne olması gerektiğini araştırmak ve açıklamak olarak ortaya koymuşlardır.

- Servet-i Fünûncular Batı tenkitini bilmek gerektiğini savunmuşlardır. Tenkit alanındaki çalışmalarında, çağdaş edebiyat tenkitinin kurucuları ve temsilcileri olan H. Taine, Faguet ve

Lemaitie gibi sanatçılardan yararlanmışlardır.

- Halit Ziya (Uşaklıgil), Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit (Yalçın) modern tenkitin ne olduğunu, yapıcı bir tenkitte nelere dikkat etmek gerektiğini belirten birçok deneme yazmışlardır.

- Servet-i Fünûn Dönemi'nde edebiyat alanında çok ateşli tartışmalar yapılmış, taraflar birbirlerine ağır eleştiriler yöneltmişlerdir. Bu tartışmaların başında da "eski-yeni" çatışması yer alır. "Malûmat" dergisi tarafında toplanan eski edebiyat yanlıları, yenilik yanlısı sanatçılara hakarete varacak derecede eleştiriler yöneltmiş, onlarla "Yeni edebiyat-ı cediceliler" (yeni, yeni edebiyatçılar demektir.) diyerek alay etmişlerdir. Servet-i Fünûncuların bunlara verdikleri cevaplar daha ölçülü ve objektif olmuştur.

- Ayrıca Ahmet Mithat'ın "Dekadanlar" (çökmüş, gerilemiş anlamındadır.) adlı makalesinde edebiyatı geriye götürmekle, dillerinin ağır olmasıyla suçlanmışlar, Servet-i Fünûnculardan

Hüseyin Cahit "Biraz Daha Hakikat" adlı yazısıyla Cenap Şehabettin ise "Dekadanizm Nedir?" makalesiyle bu eleştiriye cevap vermiştir.

- Görüldüğü gibi Servet-i Fünûn döneminde tenkit, daha çok kendilerine, edebiyat ve dil anlayışlarına karşı yöneltilen eleştirilere karşı cevap olarak kullanılmış, daha çok dil ve edebiyat anlayışlarını duyurmak, tanıtmak ve savunmak üzerinde olmuştur.

- Hüseyin Cahit (Yalçın), Servet-i Fünûn topluluğunun sözcüsü ve savunmacısıdır. Sık sık kendilerini eleştirenlerle polemiğe girmiştir. Ayrıca H. Taine'den çeviriler yaparak modern tenkit anlayışını yerleştirmeye çalışmıştır.

- Servet-i Fünûn içinde tenkit türünde sürekli yazılar yazan bir başka sanatçı da Tevfik Fikret'tir. Onun "Muhasebe-i Edebiyye" başlığı altında yazdığı şiir eleştirileri önemlidir.

- Cenap Şehabettin, Halil Ziya (Uşaklıgil), Süleyman Nazif, Ahmet Hikmet'in Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan tenkit türünde yazıları vardır, ancak azdır.

- Ahmet Şuayp yalnızca tenkit türünde yazmış, Batı'daki tenkit türlerini incelemiş ve topluluğun tenkit tarzını oluşturmuş bir sanatçıdır.

Servet-i Fünûncuların Türk tenkit anlayışına getirdikleri yenilikler.

- Tenkit "edebi bir tür" hâline getirildi.

- Batılı tenkit yazarları yakından izlenerek Batı tenkit yöntemleri tanıtıldı.

- Edebiyata bakış açısı değiştirildi; edebiyat, sosyal fayda ilkesine göre değil, estetik yönüyle ele alındı.

- Batılı bir şiir ve roman estetiği yaratıldı, kendilerinden sonraki kuşakları etkilediler.
Örnek Metin

Aşağıdaki makalede Cenap Şahabettin Edebiyat-ı Cedide'ye yapılan saldırıları yanıtlayarak edebiyata getirdikleri yenilikleri anlatmaktadır.

SÂL-İ EDEBÎ

… Yeni kelimeler kullanılmasını uygun bulmayanlar, bugünkü edebiyatın yeni kelimelerle ifade ettiği fikirleri bilinen kelimelerle ifade etmeye çalışmalı, muvaffak olmalı da ondan sonra lüzumsuzluğunu iddia etmeli. Daha geçenlerde büyük bir yazarımız yeni kelime kullanılmasını tenkid ettiği sırada şifahen [— sözle, ağızdan] bana dedi ki:

— Biz yazı dilini indirmek, konuşma dilini yükseltmek ve bu suretle dil ve kalemi aynı seviyeye getirmek (birleştirmek) isterken siz, öyle kelimeler, öyle terkipler çıkarıyorsunuz ki Veysî'lerin Nerkisî'lerin eserlerinde bile görülmemiş.

Gerçi yeni kelimeleri Veysî'lerin, Nerkisî'lerin eserlerinde bulmak zordur; çünkü onlar seci ve kafiye yaratmak için yeni kelimeler arıyorlardı, bugünkü yazarlar ise yeni fikirleri, yeni hayalleri, yeni şiirleri anlatabilmek için ararlar ki, inançlarına göre, bu da dile bir hizmettir.

… Terkiplerin yeniliğine gelince: bir terkip dil bilgisinin bilinen kurallarına aykırı olmadığı, isterse garip olsun ve anlamı da olduğu halde yalnız yeniliği affı mümkünsüz bir kusur

gibi gösterilmek pek açık bir haksızlıktır… Şimdi bu sâât-ı semen-fâm terkibinin lâfzan [kelime yapısı bakımından] ve mânaca ne olduğunu düşünelim: Bu bir terkip ki söz bozukluğu yok; anlamı: semen [yasemin] renginde beyaz saatler…

Lâfzan diyecek yok; anlamı söz götürebilir: Beyaz saatler! Gerçekten bu, birdenbire garip görünür; fakat biraz düşünme o garipliği giderebilir: "Saat, bir zaman parçasıdır, zaman renk ile sıfatlanmayı kabul etmez ki beyaz saatler, siyah saatler diyebilelim." Öyle ama gece nedir? O da zamanın bir parçası değil mi? O hâlde nasıl olup da "karanlık geceye" leyl-i siyah [siyah gece] diyebiliyorsunuz? Eğer zamanın renklerle sıfatlanmayı kabul edemeyeceği iddiâsında ısrar ediyorsanız sâât-ı semen-fâm terkibini anlamsızlıkla suçlamayınız. Çünkü "karanlık gece"ye leyl-i siyah [=siyah gece"] dediğimiz hâlde kıyas yoluyla "aydınlık gece"ye de leyl-i sefîd [=beyaz gece] demekte sakınca olmaz; saatler ise gecenin parçalarından başka bir şey değildir; malûmdur ki bütünün kabul ettiği hâli parça da kabul edebilir; öyle olunca, leyl-i siyâh – leyl-i sefîd dediğimiz gibi sâât-ı sefîd terkibi anlamlı olunca, açıkladığımız sâât-ı semen-fâm terkibi gibi anlamsız zannolunan lerze-i rûşen [parlak titreyiş], bûse-i gül-gûn [gül rengi-buse], âtî-i edebî [edebiyatın geleceği] ve benzeri terkipler de anlamlıdır; fakat bunların hepsinde hakiki anlam aramamalı, bazısında da mecazî anlam arayacak kadar yumuşak davranmalıdır.

(Nevsâl-i Servet-i Fünûn, 1897)

MODERN EDEBİYAT