TÜM YÖNLERİYLE NAMIK KEMAL
Tanzimat Edebiyatı Dönemi şairlerimizden olan Namık Kemal, hürriyet, vatan, millet konularındaki eserleriyle Tanzimat Devrinin en gür sesli şairi olur, toplum için sanat ilkesine bağlanır, Türklüğün ve Osmanlı Devleti’nin düşmanlarına karşı maneviyatın yükseltilmesi yolunda didinir, böylece vatan şairlerimizin en büyüğü sayılır, diktaya karşı siyasi hürriyetleri elde etmek uğrundaki mücadelesiyle hürriyet kahramanı olur, her çağda vatanseverliğin ve hürriyetçiliğin sembolü ve bayrağı haline gelir.

HAYATI

21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da dünyaya gelen Namık Kemal, Müneccimbaşı Mustafa Asım Efendi’nin oğludur. İki yaşındayken annesini kaybeden Namık Kemal, çocukluğunu annesinin babası Abdüllatif Paşa’nın yanında geçirir. Bu arada, dedesi Abdüllatif Paşayla birlikte Kars ve Sofya’ya gider, aynı zamanda özel öğrenim görerek hem genel bilgisini attırır, hem de Fransızcayı öğrenir. 18562’da evlendikten sonra, 1857’de İstanbul’a gelen Namık Kemal, daha o zaman küçük bir divanı dolduracak kadar şiir yazmış bulunur.

1860 yılında Babıâli Tercüme Odası’na memur olarak giren Namık Kemal, bu sırada Şinasi ile tanışır, onun teşvikiyle Tasvir-i Efkâr gazetesinde yazmaya başlar; Şinasi’nin iki yıl sonra Paris’e gitmesi üzerine gazeteyi tek başına yönetmeye başlar. Ama gazetedeki yazılan hürriyet fikirlerini canlandırıcı nitelikte ve “istipdat”a karşı halkta tepki uyandırıcı mahiyette görülür ve Tasvir-i Efkâr gazetesi kapatılır, Gazetenin yazarlarından yakalananlar sürgün edilir, diğerleri de yabancı memleketlere kaçmak zorunda kalır. Bu arada Namık Kemal de, Ziya Paşayla birlikte Paris’e kaçar.

1867’de Paris’e geldikten bir yıl sonra Londra’da Hürriyet gazetesini çıkararak Meşrutiyet kurmak için çalışan Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin amaçlarını yansıtmaya başlar. İstanbul’dan siyasi hükümlülere af çıktığı haberleri gelince, 1870 yılında yurda dönen Namık Kemal, aynı yıl, arkadaşlarıyla birlikte İbret gazetesini yayınlar. Ama on dokuz sayı sonra İbret gazetesi de kapatılır ve Namık Kemal Gelibolu Mutasarrıflığına atanarak İstanbul’dan uzaklaştırılır. Bir süre sonra Gelibolu Mutasarrıflığından da azledilen Namık Kemal, tekrar İstanbul’a döner. 1873’de, Vatan Yahut Silistre adındaki piyesinin Gedikpaşa Tiyatrosu’nda oynayışı halkı coşturunca, yakalanır ve Kıbrıs’taki Magosa Zindanı’na sürülür. Zindana girerken, bileklerine takılmış zincirlerin çıkardığı sesler için “Bu ses, milletimin hürriyet sesidir!” der.

Namık Kemal, Magosa sürgününde otuz sekiz ay kalır. Hürriyet aşkı ve vatan sevgisi daha da kuvvetlenir, ama ömrü boyunca sürgünlerde geçen vücudu zayıflar. Ağızdan ağıza dolaşan şiirleri, memlekette hürriyet ve Meşrutiyet yolundaki çalışmalara hız verir. 1876’da Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve Anayasayı ilan edeceğine, Meşrutiyet kuracağına söz veren 2. Abdülhamit’in Padişah olması üzerine, Namık Kemal, Magosa Zindanı’ndan, kendisini hürriyet kahramanı olarak karşılayan İstanbul’a mutlulukla döner. Ülküsü gerçekleşir, millet Anayasa’lı idareye kavuşacaktır, bu hürriyet düzeni sayesinde Türk gücü tekrar canlanacak ve imparatorluğu yükseltecektir… Bu umutlarla, Anayasa’nın hızlanması işinde Ziya Paşayla birlikte çalışır. Kısa zamanda Anayasa ilan edilir, 1. Meşrutiyet İdaresi kurulur… Ama 2. Abdülhamit, 1877’de Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca Meclis-i Mebusan’ı kapatır ve uzun yılların çalışmalarıyla, mücadeleleriyle ulaşılan devlet yönetimi son bulur. Namık Kemal, aynı yıl, yakalanarak Midilli adası’na sürülür… Bir süre sonra 1879’da Midilli Mutasarrıflığına atanan Namık Kemal, 1884’de Rodos, 1887’de Sakız Adası Mutasarrıflığına getirilir. Sakız Adası Mutasarrıfı iken, zatürreeye tutulur. Sürgünlerde sarsılan vücudu hastalığı yenemez, hürriyetçiliğin, vatanseverliğin bu dev temsilcisi 2 Aralık 1888’de henüz kırk sekiz yaşındayken, hayata gözlerini yumar. Cenazesi Sakız’dan Balayır’a nakledilir ve vasiyeti gereğince, Rumeli’ye ilk geçen Türklerin Serdarı Süleyman Paşanın Türbesinin yanına gömülür.

EDEBİ KİŞİLİĞİ

Namık Kemal, Tanzimat Döneminde Avrupai Türk Edebiyatının nazımda ve nesirde en büyük isimlerinden biridir. Tanzimat Edebiyatının vatan ve hürriyet şairidir. Vatanseverliğe güç kazandıran şiirleri ve piyesleri, Osmanlı İmparatorluğu’na canlılık, hamlecilik, savaşçılık yolunda yeni bir ruh kazandırır. Namık Kemal, vatan aşkıyla hayatını o kadar doldurmuştu ki bir gün kendisinden bir şiir rica eden kızı Feride’ye bile şu satırları yazdırmıştır:
Nine koynundan uyurken çıktım,
Geldim amma bu cihana, bıktım.
Bir kızım var sana kurban olsun,
Oğlumun merkodi al kan olsun,
Bu da Osmanlılara şan olsun!
Sen gidersen yine gitmez şerefin,
A vatan, Kâbe midir her tarafın?

Namık Kemal’in hürriyetçiliği işleyen, hürriyet sesini getiren şiirleri, dikta idaresine karşı, kişi hürriyetlerini, toplum hürriyetlerini savunur; ama bütün kişilerin ayrı ayrı hür olmalarını ister. Türk milletinin, hür Türkler sayesinde doğrulacağına, yükseleceğine ve zafer kazanacağına inanır. Uzun yıllar sonra Atatürk, Namık Kemal’in bu ilkesi yolunda, Kurtuluş Savaşı’nı, Türk milletinin egemenliğini temsil eden T.B.M.M sayesinde ve bu düzeni yaratan bir lider olarak kazanır.

ŞAİR NAMIK KEMAL

Namık Kemal ilk şiirlerini çocuk denecek yaşlarda yazmaya başlar. İstanbul’a geldikten sonra eski ve yeni kuşaktan şairlerin bir araya gelerek kurdukları Ercümen-i Şuara’ya ve kimi divan şairlerine nazireler yazar. Şinasi’yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilenmiştir. Şinasi’yle tanışmasından sonra şiirlerindeki içerik de değişir. Günlük konuşma dilinden alıntıların yanı sıra, o zamana değin geleneksel Türk şiirinde görülmemiş olan “hürriyet kavgası”, “esaret zinciri”, “vatan”, kalb-i millet” gibi yepyeni kavramlarla birlikte, doğrudan doğruya düşüncenin aktarılmasını amaçlayan bir tür “manzum nesir” oluşturur. Bosna Hersek Savaşları, 93 Harbi gibi olayların yarattığı sonuçlar, onun yazdığı vatan şiirlerini etkiler. Bu şiirlerin en tanınmışları arasında “Vaveyla”, “Vatan Mersiyesi”, “Vatan Şarkısı” ve “Hürriyet Kasidesi” yer alır.

Namık Kemal şiirleriyle şiir tekniğine büyük bir katkıda bulunmuş sayılmazsa da o günler için alışılmamış diri bir sesle konuşmuş olması ve yapıtlarına kattığı yeni kavramlarla Türk şiirini Divan şiirinin edilgen edasından kurtarır. Bütün bu nitelikler onun Vatan Şairi olarak anılmasına yol açar.

TİYATRO VE NAMIK KEMAL

Tiyatro türüne özellikle önem veren Namık Kemal, Hadika gazetesindeki bir yazısında tiyatronun her şeyden evvel faydalı bir eğlence olduğunu söyler. Namık Kemal tiyatrolarında yaymak istediği fikirleri ele alır. Oyunlarında Fransız romantiklerinin özellikle Victor Hugo’nun tesiri görülür. Tiyatroları, romantik tiyatronun bizdeki ilk örnekleridir. Namık Kemal’in altı tiyatro eseri vardır.

Vatan Yahut Silistre: Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan bu eserini otuz üç yaşında kaleme alan Namık Kemal bu eserini 18733 yılında Güllü Agop Efendinin Gedikpaşa’daki tiyatrosunda temsil ettirir. 4 perdedir. Namık Kemal’in Türk sahnesi için yazdığı ilk tiyatro eseridir. Tiyatro tekniği bakımından zayıftır. Konu 2. Mahmut Devrindeki Şumnu Kuşatmasındaki bir olaydan alınır, 1854 Kırım Savaşı’ndaki Silistre Muharebesi’ne uygulanır. Eserde bir Osmanlı kahramanı olan İslam Beyin, kendisiyle beraber kıyafet savaşa katılan Zeynep isimli kızla, savaş sırasındaki vatanseverlikleri canlandırılır. Namık Kemal’in hayattayken oynanan tek piyesi budur. Bu eserin Namık Kemal’in hayatında büyük bir rolü vardır. Onun İstanbul’da küçük bir zümre arasında bile olsa uyandırdığı heyecan, şaire otuz sekiz aylık bir mahpusluk hayatına son vermesine sebep olur. Abdülaziz devrinin yenilik karşısındaki tereddütüne de son vermesine sebep olur. Bu eser yalnız ülke için değil, Avrupa’da da ilgi uyandırır ve beş dile çevrilir.

Zavallı Çocuk: Vatan Yahut Silistre ile aynı yıl yayınlanan bu eserde anneleri ve babaları tarafından sevemeyecekleri kimselerle evlenmek zorunda bırakılan gençlerin mutsuzlukları canlandırılır. Namık Kemal’in Magosa’da yazdığı bu eser üç perdeliktir.

Akif Bey: 1874’te yayınlana bu eserde vatan fikri hakimdir, daha olgun bir tiyatro ve insan anlayışıyla karşılaşılmaktadır. Namık Kemal’in Magosa’ya giderken tasarladığı, zindana konulduğu gece yazmaya başladığı beş perdelik bir eserdir. Eserde yurtsever bir deniz subayının göreve koştuğu sırada karısının kendisine bağlılık göstermeyişini anlatırken, ahlaksal bir yorum da getirir.

Gülnihal: 1875’te yayımlanan bu eserde, zalim bir Sancak Beyine karşı halkın isyanı yansıtılır. Namık Kemal’in “Celaleddin Harzemşah” la beraber siyasi ve ahlaki kanaatlerini en çok anlattığı, en çok kendisi olduğu eserlerden bir sayılır. Piyesin asıl adı Raz-ı Dil’dir; fakat Namık Kemal sonradan hem birçok yerlerini kaldırmış, hem de adını değiştirmiştir. Namık Kemal’in tiyatroları içinde en başarılı olanı kabul edilir. Sahneler canlı, bağlantılar ustalıklıdır ve olaylar birbirine girmemiştir. Eserde Victor Hugo ve Şekspir’in tesiri vardır. Beş perde olan bu oyunun sahnelenmesinde pek çok bölüm sansür tarafından çıkarılır.

Celaleddin Harzemşah: Bu eser 1865’te yayınlanır. Eserin konusu, Harzemşahlar Devri Türk tarihinden alınır. On beş perdelik olan bu eser, daha çok, bir tarihi sahne romanı şeklinde yazılır. “Celal” Namık Kemal’in en şahsi eserlerindendir. İslam birliği düşüncesini kapsamlı bir biçimde sergiler. Namık Kemal bu oyunu oynanması için değil okunması için yazar.

Kara Bela: Konu Babür Sarayından alınmış bu eser Namık Kemal’in belki üslup ve kurtuluş itibariyle en zayıf eseridir. 

ROMANCI NAMIK KEMAL

Namık Kemal’in ilk romanı olan İntibah 1876’da yayımlanır. Ruhsal çözümlemelerin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemesiyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılabilir. Eleştirmenler Namık Kemal’in bu romanda yüksek bir edebi düzey tutturamadığı görüşünde birleşirler. Dört yıl sonra yayımladığı Cezmi, tarihsel bir romandır. Kırım Şehzadesi Adil Günay’ın yaşadığı aşk ve Cezmi’nin onu kurtarmak isterken geçirdiği serüvenlerle gelişen romanda Namık Kemal’in tam anlamıyla Avrupa Romantizmi’nin etkisinde olduğu izlenir.

ELEŞTİRİLERİYLE NAMIK KEMAL

Namık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri olur. En önemli eleştiri yapıtları Tahrib-i Harabat ile Takip’tir. Eleştirilerinde canlı, dolaysız bir üslup kullanılır. Tahrib-i Harabat Ziya Paşa’nın Harabat adlı güldestesinde karşı yazılmış sert bir eleştiri niteliğindedir. Takip de yine aynı güldestenin ikinci cildini eleştirir.

Mukaddeme-i Celal eleştirisinde Namık Kemal, Batı edebiyatıyla ile Doğu edebiyatını karşılaştırır, tiyatro roman türleri arasına durur.

TARİHÇİ NAMIK KEMAL

Namık Kemal’in ilgi duyduğu alanlardan birisi de tarihtir. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş dönemlerini anlattığı Devr-i İstila yayımlandığında büyük ilgi görür. 1872’de çıkan Evrak-ı Perişan’da, Selahaddin Eyyubi, Fatih gibi tarihi kişilikleri, Barika-i Zafer’de İstanbul’un alınışını anlatır.

Ahmed Nafiz takma adıyla yayımladığı Silistre Muhasarası ve Kanije, yine Osmanlı tarihine ilişkin kahramanlık olaylarını ele alan kitaplardır. Namık Kemal’in tarih konusunda en kapsamlı çalışması olan Osmanlı Tarihi’nde, Hammer’in etkisinde kaldığı, yapıtın bilimsel olmaktan çok, eğitici değer taşıdığı konusunda görüşler ileri sürülür. Yarım kalan bu yapıtın ilk basımı 2. Abdülhamid tarafından yasaklanır.

1975’te yayımlanan Büyük İslam Tarihi adlı yapıtındaysa Namık Kemal, İbn Haldun, İbn Rüşd gibi yazarlardan yararlanmış olduğunu belirtir.

GAZETECİ NAMIK KEMAL

Namık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer alır. Namık Kemal’in gazeteciliği bir zanaat değil, bir sanattır ve ilmi, hakiki, edebi manada gazetecilik… Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazar. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı beş yüz kadardır. Bunlardan düzyazıdaki üstün yeteneğini ortaya koyduğu ve çok etkili bir üslup yarattığı kabul edilir.

Namık Kemal ilgili görüşler:

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: “Vatanın kurtuluşu ve istiklali için ölmeyi bugünkü nesle Namık Kemal öğretti.”

NİHAD SAMİ BANARLI: “Namık Kemal, vatan kelimesini, Türkçede ilk defa, bugünkü manasında kullanan şairdir. Milliyet ve hürriyet kelimelerini de Türkçeye o kazandırmıştır… Başlangıçta Divan kültürüyle yetişen Namık Kemal’in şiir lisanı… His, hayal, fikir, ahenk ve kültür bakımından zengin ve doyurucu bir lisandır… Namık Kemal, şiirde olduğu kadar, nesirde de kuvvetli bir üslupçudur… Bu üslup, fikrin heyecanla birleşmesinden doğan, haykırıcı bir üsluptur ve yazmaktan çok, insan topluluklarına işittirmek için ayarlanmış bir hitabet lisanı gibidir… Namık Kemal’de milliyet fikri, ilk bakışta bir İslam ve Osmanlı milliyetçiliği gibi görünür… Bununla beraber, eserleri dikkatle incelendiği zaman, kalbinde Türkler için çarpan tarafın ağır bastığı görülür. Ve anlaşılır ki, Namık kemal’in İslam veya Osmanlı milliyetçiliği, imparatorluğun bütünlüğünü sarsmak için gözetilmiş bir tedbirdir ve aslı yine Türk milliyetçiliğidir… Namık Kemal’in hürriyet fikri… Fransız İhtilali’nin meydana koyduğu hürriyet anlayışının aynıdır… Namık Kemal, edebiyatımızın, Türk milletinin söylenen dili olması için çalışmış, halk Türkçesini anlayışla müdafaa etmiş, mühim bir kısım eserlerini, halkın konuştuğu dille yazmıştır… Bu güzel dilin, daha sade, daha tabii ve daha halk dili olabilmesi için mühim olarak şu çareleri düşünmüştür:
a) Türkçenin kaideleri mükemmel suretle tesbit ve tanzim edilmelidir,
b) Kelimelerimiz, halkın kullandığı kelimeler olmalıdır, c)Lisanı meydana getiren unsurlar, imla ve mana bakımından kuvvetle birleştirilmelidir, d) Dil, her bakımdan tabiileştirilmeli ve bu tabiiliğe engel olan külfetli sanatlardan uzaklaştırılmalıdır.”

TÜRKER ACAROĞLU: “Namık Kemal… Edebiyatın her türünden eser yazdı. Biçim ve ifade eski, ruh ve özce yenidir.”

ESERLERİ

ŞİİRLERİ: Şiirleri ilk defa “Namık Kemal, Hayatı ve Şiirleri” adını taşıyan bir kitapta toplanarak Saadettin Nüzhet Ergun tarafından yayınlamıştır.

OYUN: Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940), Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940), Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958), Gülnihal (1875), Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977), Kara Bela (1908)

ROMAN: İntibah (1876, yeni harflerle 1994), Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)

ELEŞTİRİ: Tahrib-i Harabat (1865), Takip (1885), Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1862’de Fuad Köprülü tarafından yayınlandı), İrfan Paşaya Mektup (1887), Mukaddeme-i Celal (1888)

TARİHİ KİTAPLAR: Devr-i İstila (1871), Barika-i Zafer (1872), Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973), Kanije (1874), Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946), Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974), Büyük İslam Tarihi (1975, ölümünden sonra).

MODERN EDEBİYAT

Tanzimat Edebiyatı