UYGUR EDEBİYATINDA ŞİİR

745 yılında Uygur kağanlığının kurulmasıyla birlikte Köktürkler dönemindeki Bengütaş edebiyatı yerini öncelikle bir tercüme edebiyatına bırakmıştır. Tercüme edebiyatı olarak adlandırdığımız bu edebiyat henüz İslamiyet ile tanışmamış olan Türklerin Maniheizm ve Budizmin etkisinde oluşturdukları bir edebiyattır. Uygur edebiyatındaki şiir parçaları Türklerin en eski manzum eserleridir. Uygurlar 762’de Bögü Kağan’ın mani dinini kabul edişiyle birlikte bu dine girmişler; ancak Maniheizm halk arasında fazla rağbet bulmamıştır. 840 yılındaki göçten önce Doğu Uygurlarının bir bölümünün Burkan dinine girdiği düşünülmekle birlikte Budizm Uygurlar arasında 9. yüzyıldan  itibaren yayılmaya başlamıştır. 8.-14. yüzyıllar arasında Uygurların oluşturduğu edebiyat daha çok manzum metinlerden meydana gelmektedir. Bu metinlerin büyük bir çoğunluğu da dini içeriklidir.  

 

Uygur şiirinin bir bölümü Maniheist çevreye ait eserler meydana getirse de daha büyük bir bölümünü Budizm çevresine ait manzumeler oluşturur. Uygurlar manzum edebiyatta kendilerine ait ölçü biçimleri, ahenk unsurları, nazım birimleri oluşturmuşlardır. Örneğin Mani edebiyatında "nazım, manzume, şiir" için Hintçeden geçen şlok ve Türkçe takşut kelimeleri kullanılmıştır. Küg kelimesi de şiir ve nazım için kullanılan terimlerden biridir ve bu terim aynı zamanda ezgiyi de ifade eder. Soğdakça kökenli baş ve başik kelimeleri de Manici edebiyatta ilâhî anlamına gelmektedir. Mani çevresi edebiyatından ancak sekiz şiir bulunmaktadır.   

Mani şiirinde dörtlük şeklindeki nazım biriminin yanı sıra manzum hikâyelerde beşlikler de görülmektedir; ayrıca bağlantı maksadıyla iki veya üç mısralı birlikler de kullanılmaktadır. Uygur şiirinin en küçük nazım birimi ise beyitlerdir. Bu dönem şiirinde Türk atasözleri de kaynak olarak kullanılmıştır. "Kıt'a aliterasyonu", "Altay aliterasyonu" veya “Söz Başı Aliterasyonu” da denilen mısra başı kafiyesi, Mani şiirinin en belirgin özelliğidir. Mısra sonlarında kafiye çok azdır. Ek ve kelime tekrarlarıyla redife başvurulduğu da olur. Kelimelerin ve mısraların tekrarı da ahenk unsuru olarak kullanılmıştır. “Ölüm”, “Hakana Arz”, “Sevgili” ve “Tan Tanrı” şiirleri Mani şiirinin en güzel örnekleridir. Maniheist ilahiler de bu dönem şiriinin önemli birer parçasıdır.  

 

Burkancı edebiyatta  "nazım, manzume, şiir" kavramı için takşut ile birlikte Türkçe koşug kelimesi; ayrıca Sanskritçe şlok ve padak tabirleri kullanılmıştır, Ir kelimesi ise daha çok "şarkı" anlamına gelmektedir. Burkancı edebiyatta da yine tercüme eserler dikkat çekmektedir. Bu dönem eserlerine dinî inanışlar ve motifler hâkimdir. Nazım birimi genellikle dörtlük olmakla beraber sekizliklerden meydana gelen şiirler de görülür. Burkancı şiirde de en önemli ahenk unsuru mısra başı kafıyesidir. Mısra sonu ahenk unsurları, Burkancı şiirde daha ileri bir derecededir. "Gramer aliterasyonu" denilen eklerle yapılan redif Burkancı şiirde çok kullanılmıştır; ayrıca mısra sonu kafiyesine de rastlanmaktadır.  

 

Burkancı şiirde hece sayısı kimi zaman 7 kimi zaman 20 olabilmektedir.  Kısa mısralı şiirlerde 4 + 3 duraklı hece vezni kullanılmıştır. “Öyle Yerlerde”, “Alfabe”, “Aklın özünün Öğretimi Sutrası” şiirleri Burkancı şiirin önemli örnekleridir. Bu dönem şiirlerinin içeriklerinde tövbe ve övgü unsurları bulunmaktadır. Ayrıca bu dönem şiirinde tercüme ile oluşturulmuş şiirlerin sonlarında yer alan Uygurlar tarafından yazılmış olan parçalar mevcuttur. Bu şiir parçaları, çevirisi yapılan dinî metinlerin kopyalanmasının veya basılmasının amacını; çevirinin yerini ve zamanını; çevirmenin, yazarın veya baskıyı yapanların adlarını, bu metinleri çevirmenin, kopyalamanın, yazmanın ve basmanın ödülünü yüklenen kişilerin adlarını göstermeleri açısından oldukça önemlidir.

 

İSLAMİYET ÖNCESİ

Göktürk Yazıtları