DİVAN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ
10. yüzyıldan sonra Türkler arasında hızla yayılan ve yerleşen İslam dinin etkisiyle Türkler, Araplar ve İranlılar arasında, her alanda bağlar kurulmuş; özellikle bilim, kültür, sanat ve edebiyat alanlarında ortak bir düşünce ve beğeni anlayışı oluşmuştur.
Türk aydınları, Türkçede yetersiz buldukları, din,bilim,sanat kavramlarının karşılıkları olan söz ve terimler için Arapça ve Farsçaya başvurmuşlar; bunun sonucu olarak Türkler arasında bilim dili, Arapçanın; edebiyat dili de Farsçanın etkisiyle gelişmiştir. Divan edebiyatı ortak bir düşünce ve beğeninin ürünü olarak bu şartlar altında doğmuştur.
Medrese öğrenimi gören aydın kişilerin İslamiyet'in rtkisiyle ortaya koydukları ilk ürünler Anadolu dışında verilmiştir. Dolayısıyla Divan edebiyatının ilk ürünleri XI. yüzyılda Hakaniye ve Çağatay lehçeleriyle yazılmış, bu ürünler günümüze ulaşmıştır. XIII. yüzyılda Anadolu'da Divan edebiyatı adını alarak XIX. yüzyıl ortalarına, Yani Tanzimat'a kadar sürmüştür. Genel anlamada Hoca Dehhani ile başlayıp Şeyh Galib'le sona erdiği söylenebilir.
Divan edebiyatının tarihsel gelişmesi dört dönemde incelenebilir:
KURULUŞ DÖNEMİ (XIII. yy.-XV. yy'ın ilk yarısı): Bu dönemde Sadi, Feridettin Attar, Nizami gibi İranlı şairlerin yapıtları Türkçeye çevrildi. Bu çeviriler, biçim ve öz bakımından yeni bir edebiyat geleneğinin kurulmasına ön ayak oldu.Gülşehri, Hoca Dehhani, Nesimi, Ahmet Dai, Kadı Burhanettin, Şeyhi gibi şairler, bazen din dışı konuları, çoğunlukla da, çeviri yapıtların etkisiyle, tasavvuf konularını işlediler.
GEÇİŞ DÖNEMİ (XV. yy'ın ikinci yanst-XVI. yy'ın başlangıcı): Saray ve çevresinde oluşan divan edebiyatı, bu dönemde özellikle belirli bir sınıfın (saray ve çevresi) edebiyatı olma niteliği aldı. Seçtikleri konular, genel eğilimleri, dilleri ve dünya görüşleri, şairleri bu sınıfın hizmetine soktu. Saray ve çevresinden yakın ilgi ve destek gören, ama topluma açılmayan divan edebiyatı, resmi bir edebiyat, daha doğrusu bürokratik bir edebiyat kimliğine büründü. Ahmet Paşa, Necati şiir alanında, Mercimek Ahmet, Âşıkpaşazade ve Sinan Paşa düzyazı alanında başarılı yapıtlar ortaya koydular.
OLGUNLUK DÖNEMİ (XVI. yy'ın başları-XVIII. yy'ın ikinci yarısı): Bu dönem, Fars edebiyatı etkilerinin en aza indiği, divan şairlerinin ve yazarlarının kendi kişiliklerini, yaratıcılıklarını en iyi biçimde gösterdikleri dönem olarak kabul edilebilir. Divan şair ve yazarları bu dönemde, etkilenme ve esinlenme yerine, özgün yapıya yöneldiler; biçim ve içerikte bazı yerli öğeler oluşturdular. Şairlerin bazıları (özellikle Şeyh Galip), "Sebk-i Hindi" akımını tanıttılar ve bu akıma uygun şiirler yazdılar. Sabit ve Nabi'nin başlattığı "yerlileşme"yse, Nedim'de ve onu izleyenlerde belirli bir bütünlük kazandı. Bu dönemin şairleri arasında Fuzuli, Hayali, Baki, Bağdatlı Ruhi, Taşlıcalı Yahya, Naili, Nabi, Nef'i, Nedim, Şeyh Galip, Koca Ragıp Paşa, yazarları arasındaysa Sehi Bey, Âşık Çelebi, EvliyaÇelebi, Kâtip Çelebi, Peçevi, Naima, Koçi Bey, Veysi, Nergisi, Yirmisekiz Mehmet Çelebi, vb. sayılabilir.
XVI. yüzyılın sonunda, önce duraklayan sonra da hızla çöküş dönemine giren Osmanlı Devleti'nin çöküşüne paralel olarak edebiyat da çöker. Vefasızlığından yakınılan, uğrunda acı çekilip göz yaşı dökülen hayalî sevgili tipi, mecaz, mezmun ve istiarelere dayalı kuralcı anlatımı, güncel ve gerçek yaşamdan uzak, yapay ve abartmalı kurgusuyla Divan Edebiyatı,Batıya yönelmeyi hedefleyen yeni edebiyat anlayışına ve esaslarına ters düşer. Nitekim, toplumun eğitimini ve medenileşmesini esas alan, halkın gerçeklerine dayanan somut eserler vermeyi amaçlayan Tanzimat Döneminin büyük şairleri Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Ai Suavi eski edebiyat yerine yeni edebiyat tarzını benimserler |
