LÂTİFÎ VE TEZKİRESİ

1491 yılında Kastamonu’da doğmustur. Asıl adı Abdüllatif’tir. “Hatibzâdeler” diye anılan köklü bir aileye mensuptur. Kastamonu’da başladığı ilköğrenimini yarıda bırakarak İstanbul’a gelmiş ve kâtip olmuştur. 

Şiir ve inşa alanında kendisini yetiştirmiştir. Kâtiplik mesleğine girdikten sonra devrin önemli şahsiyetlerinden olan İskender Çelebi’ye “Bahariyye” adlı kasidesini sunmuş ve bu sayede hem tanınmış hem de Belgrat imaret kâtipliğine tayin edilmiştir. 

Latîfî, eserlerinde çeşitli vesilelerle kıymetinin bilinmediğinden şikayet eder. 

Latîfî Tezkiresi

Anadolu’da Sehî Bey’in Heşt Bihişt’inden sekiz yıl sonra yazılmış olan ikinci tezkire Latîfî Tezkiresi’dir. “Tezkiretü’ş-şuara” veya “Tabsıra-i Nuzemâ” olarak da bilinen eser, bir mukaddime, üç fasıl ve bir hâtimeden oluşur. Tamamlandıktan sonra devrin hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’a sunulmuştur. 

Latîfî, tezkiresinde kronolojik tasnife karşılık alfabetik tasnifi tercih etmiştir. Bu fikir daha önce Arapça biyografi kitaplarında kullanılmış olmakla birlikte Türkçede ilk kez kullanılmıştır. 

Latîfî, eserinin mukaddime bölümünde besmele, hamdele ve salvele ile başladıktan sonra şairlerin şiir söyleme sebeplerini anlatır. “Şairlerin dili cennetin anahtarıdır” sözüyle girdiği bu bölümde, aslında şairin esas görevinin güzellerin ve güzelliklerin yaratıcısını övmek olduğunu belirtir. Sonunda sözü padişaha getirerek onu övmenin bir borç olduğu vurgulanır. 

Eser, üç fasıl halinde şairlere ayrılmıştır. Birinci fasılda, Osmanlı ülkesinde yetişmiş veya buraya gelip Rûmîlikle şöhret kazanmış 13 şeyh şairi; ikinci fasılda Osmanlı ülkesinde şiir söyleyen 7 sultan şairi; üçüncü fasılda ise Osmanlı ülkesi içinde şöhret kazanan 314 şairin hayatını, eserlerini ve şiirlerini anlatır. 

Eserin hâtime, yani sonuç bölümünde ise Latîfî, tezkiresini tamamlayış süresini, 300 sairi eserine aldığını, devrinde şiir ve inşaya itibar kalmadığını, zamane halkının sanatkarın gerçek değerini anlamaktan uzak olduğunu, hırs ve dünya arzularının insanları sarhoş ettiğini, çeşitli sebeplerle tezkiresini istediği gibi yazamadığını belirtir ve okuyucunun dualarını beklediğini söyleyerek eserini tamamlar. 

Latîfî Tezkiresi, daha önce yazılan Heşt-Bihişt’ten birçok yönden üstün bir eserdir. Yazar, eserinde alfabetik usulü ilk kez kullanmakla kalmamış, her harf içinde ayrıca üç harfe kadar bir sıralama da yapmıştır. Tezkire, sairler hakkında isabetli eleştiri ve değerlendirmeler ihtiva etmesinin yanı sıra, verdiği doğru bilgiler bakımından da oldukça önemlidir. 

Tezkirenin dili sade, cümleleri kısa ve secilidir. Üslubu akıcı, ahenkli ve yer yer alaycıdır. Tezkire, Ahmed Cevdet tarafından “Tezkire-i Latîfî” adıyla İstanbul’da basılmış, ilk olarak Theodor Chabert tarafından özet şeklinde, ikinci olarak da O. Rescher tarafından Almancaya çevrilmiştir. Mustafa İsen ise eseri sadeleştirerek, Rıdvan Canım ise edisyon kritikli metin olarak yayımlamıştır.

Diğer eserleri ise şunlardır: 

Risâle-i Evsâf-ı İstanbul: İstanbul'un birçok semtini, devrin yaşayış ve düşünce hayâtını anlatan bir eserdir. Eser 1977de İstanbulda yayınlandı. 

Fusûl-i Erbaa: Dört mevsimin özelliklerinin anlatıldığı bir eser olup 1870te Münâzarâ-i Latîfî olarak yayınlandı. 

Subhat-ül-Uşşâk: Yüz hadîs-i şerîfin tercümesidir. 

Nazm-ül-Cevâhir, Ahvâl-i İbrâhim Paşa, Vasfı Âsaf-nâme, Enis-ül-Fusehâ, Esmâ-üs-Suver-il-Kurân.


DİVAN EDEBİYATI

Divan Şiiri

Divan Nesri

Genel Özellikler
Nesir Yazarları