KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA DİNİ METİNLER

Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra ortaya koydukları ilk mensur eserler dini metinlerdir. İslam dini bireyin bütün davranışlarını ve toplumun her türlü faaliyetini düzenlediği için, bu dinin ilke ve kurallarının geniş halk kitlelerine ulaştırılmasında nesir en büyük görevi yüklenmiştir. Nesre ait diğer türler gelişinceye kadar, uzun süre nesir, sadece dinî konularda başvurulan bir araç olmuştur. Kur’an tefsirleri, hadis kitapları,  dinin inanç sistemini konu alan akaid kitapları, toplum ve bireyin hayatını düzenleyen fıkıh, ahlâk ve tasavvuf kitapları dinî metinleri oluşturan mensur ürünlerdir.

 

a. Tefsir

Türkler Müslüman olduktan sonra yeni dinlerinin kutsal kitabı olan Kur’an’ı Türkçeye çevirmeye başlamışlar, daha sonraları da İslam dünyasındaki geleneğe uyarak onun yorumu olan tefsirler yazmışlardır. Çoğu Arapça veya Farsça’dan tercüme olan bu tefsirlerden, kimi metnin Türkçe karşılığını kısaca vermekle yetinir, kimi de uzun açıklamalarla ve hikâyelerle konuyu işler. Bu tür eserlerde Farsça ve Arapça cümle yapısı kendisini güçlü bir şekilde göstermektedir.

 

İnançoğullarından’ndan Murat Arslan Bey, oğlu İshak Bey adına yazılan Tebâreke (Mülk) suresinin tefsiri ve bu tefsirle birlikte ciltlenmiş yazma mecmuanın başında yer alan Yasin tefsiri Anadolu’da yazılan ilk eserlerdir. Her iki eserin de yazarı bilinmemektedir. Ayrıca Hızır b. Gölbeyi adına XIV. yüzyılda yazılmış olan yine yazarı belli olmayan bir Mülk suresi tefsiri de bulunmaktadır.

 

İbni Arapşah (ö.1450)’ın Semerkandlı Ebu’lleys Nâsır’ın çok tutulan ve pek çok yazma nüshası bulunan Arapça tefsirinin Tercüme-i Tefsir-i Ebu’lleys diye bilinen çevirisi; Candaroğlu İsfendiyar Bey’in oğlu İbrahim Bey için kaleme alınmış olan Cevâhirü’l-esdâf adlı muhtasar tefsir XV. yüzyılın ilk yarısında yazılan önemli eserlerdir.

 

b. Hadis

İslam dininin Kur’an’dan sonra ikinci derecede gelen temel kaynağı olan hadis, Hz. Muhammed’in sözlerini, hareket ve davranışlarını, takrir diye adlandırılan, peygamberin görüp de onayladığından dolayı müdahale etmediği durumları konu alan bir bilim dalıdır. Özellikle İslamiyet’in birinci ve ikinci yüzyılında titizlikle toplanan bu hadisler, eski edebiyatımızda önemli yer tutmaktadır. Hadislerin etrafında bir edebiyat oluştuğu, Kırk Hadis ve Yüz Hadis adı altında hadis mecmualarının oluşturulduğu bilinmektedir. Erzurumlu Kadı Darir’in Yüz Hadis Tercümesi ve bir Anonim hadis kitabı XIV. Yüzyıldan günümüze ulaşmış mensur hadis kitaplarıdır.

 

c. Akaid

Akaid, İslam dininin temel ilkeleri; imanın şartları olan Allah’a, peygamberlere, kitaplara, meleklere, ahrete, kaza ve kadere iman konusundaki kurallardır. Bu akideyi oluşturan temel prensiplerden bahseden ilme de akaid ilmi denir. Dinin itikadî hükümleri ve dine girmenin birinci şartı olan akaid konusunda pek çok kitap yazılmıştır. Mutasavvıfların müritleri için yazdıkları ahlâk ve öğüt kitaplarında da akaid konuları işlenmiştir. Ezberciliği önemseyen klasik eğitim sisteminin etkisiyle ezberleme kolaylığı sağlayan ve uzun süre hafızada kalabilen Arapça, Farsça ve Türkçe manzum akaid kitapları da kaleme alınmıştır. Bu eserlerin şerhleri ve şerhlerinin Türkçe tercümeleri yapılmıştır.

 

Ahmed-i Dâî (ö.1421)’nin Miftâhü’l-cenne ve yine ona ait olduğu söylenen Sirâcü’l-kulûb; Birgivî (ö.1572)’nin Vasiyet-nâme’si; anonim İlm-i Hâl ve daha başkaları akaid konusunda yazılmış mensur eserlerden birkaçıdır. 

d. Fıkıh

Fıkıh, İslam hukuku teorileri ve uygulamaları ile ilgili meseleleri ele alan ilim dalıdır. Fıkıh konusunda tercüme ve telif pek çok eser yazılmıştır. Bunların Türk nesri açısından en önemlileri fetvalardır. Şeyhülislamların kendilerine hukukî konularda sorulan sorulara verdikleri cevaplardan ibaret olan fetvalar, sadece edebî özellikleriyle değil, dönemin hayat anlayışını göstermesi bakımından da önem arz etmektedir.

 

Ebu’s-su’ûd Efendi (ö.1574)’nin Kitâb-ı Fetâvây-ı Ebu’s-su’ûd’u; fıkıh kitaplarından başka eserlerin de basılmasına fetva vermesiyle ünlenen Yenişehirli Abdullah Efendi (ö.1743)’nin Behçetü’l-fetâvâ’sı; Şeyhülislam Yahya (ö.1644)’nın Fetvâlar’ı ve Risâlet-i Elfâz-ı Küfr gibi bu konuda yazılmış daha nice eser saymak mümkündür.

 

e. Tasavvuf Metinleri

Tasavvuf, Allah sevgisi temeline dayanan; Allah’ın sıfatlarını, evrenin oluşumunu vahdet-i vücut anlayışı içinde açıklamaya çalışılan; Kur’an’ın öğretilerini ve peygamberin hayat tarzını yaşama gayreti şeklinde kendini gösteren dinî ve felsefî akımdır. Türk dünyasında tasavvuf anlayışının gelişip yayılması ve türlü tarikatların kurulması, zengin bir tasavvuf edebiyatının teşekkül etmesine sebep olmuştur. Tasavvuf felsefesi, tarikat adabı vb. hakkında pek çok eser yazılmıştır. Bunların arasında yüzyıllarca halk tarafından sevilmiş ve büyük edebî değer taşıyan pek çok eser bulunmaktadır.

 

Meselâ, Eşrefiye tarikatının kurucusu Eflrefoğlu Abdullah Rûmî (ö.1469)’nin tasavvufla ilgili Müzekkî’n -nüfûs adlı eseri ile Gelibolulu Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân (ö.1465)’nın, kardeşi Mehmed’in Arapça Meğâribü’z-zaman adlı kitabını esas tutarak, 1451’de tamamladığı Envârü’l-âşıkîn adlı eseri Anadolu’da halk tarafından en çok beğenilen ve okunan eserlerdir.

 

Yine nesir dalında güzel örnekler vermiş yazarlarımızdan biri de XV. yüzyıl tasavvufî halk şiirinin büyük temsilcilerinden olan Kaygusuz Abdal (ö.1444)’dır. Budalâ-nâme, Kitâb-ı Mağlata ve Vücûdnâme onun tabiî bir Türkçe’yle kaleme aldığı mensur eserlerdir. Kültür ve eğitim düzeyi düşük takipçileri tarafından özensiz bir şekilde istinsah edilen bu eserler ne yazık ki birçok yanlışlıklarla doludur.

 

Ayrıca Vahidî’nin çeşitli tarikatlar ve mensupları hakkında ilginç bilgiler içeren Hace-i Cihân’ı; Sinan Paşa (ö.1480)’nın Tazarru-nâme’si ile Tezkiretü’l-Evliyâ tercümesi de unutulmaması gereken önemli tasavvufî mensur eserlerdir.

 

f. Mesnevî Şerhleri

Tasavvuf felsefesini sistemleştirerek İslam düşüncesine ve edebiyatına bir canlılık kazandıran Muhyiddin Arabî (ö.1240)’nin Arap dilinde yaptığı işin aynısını Mevlana Celaleddin Rûmî (ö.1273) Fars dilinde yapmış ve divanı ile mesnevisi, yüzyıllarca, bütün sufî şairlere ilham kaynağı olmuştur. Geleneksel şerh tekniklerine göre, Rûmî’nin bu ölümsüz eseri de ele alınmış ve çağımıza kadar pek çok yazar ve şair tarafından yorumlanmıştır.

 

Türk edebiyatında çok rağbet gören Mesnevî şerhlerinin en ünlüleri, Ankaravî diye tanınan Ankaralı İsmail Rüsûhî Dede (ö.1631)’nin Fâtihü’l-ebyât; Sarı Abdullah (ö.1661)’ın Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî ve Bursalı İsmail Hakkı (ö.1724)’nın Rûhu’l-mesnevî adlı şerhleridir.

 

g. Fütüvvet-nâmeler

Fütüvvet, VIII. yüzyıldan sonra ortaya çıkan, kısa bir süre içerisinde birçok İslam ülkesinde benimsenip yayılan, Anadolu’da Ahilik diye bilinen dinî ve tasavvufî nitelikli lonca kuruluşudur. Fütüvvetin adap ve erkânını anlatan el kitabı niteliğindeki eserlere Fütüvvet-nâme denir. Bu konuda Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî (ö.1021)’nin Arapça Kütâbü’l-Fütüvve’si ve Hacı Abdullah-ı Ensârî (ö.1089)’nin Farsça Fütüvvet-nâme’si gibi pek çok eser kaleme alınmıştır. Anadolu’da XIII. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar büyük etkinliklerde bulunan Ahiler için fütüvvet adâb ve erkânını halk diliyle anlatan Türkçe telif ve tercüme fütüvvet-nâmeler de yazılmıştır. Bu türün en ünlüsü, Haliloğlu Yahya’nın çok tutulan ve kütüphanelerde pek çok nüshası bulunan Fütüvvet-nâme’sidir.

DİVAN EDEBİYATI

Divan Şiiri

Divan Nesri

Genel Özellikler