DİVAN NESRİNDE HİKAYE
a. Halk Hikayeleri
Dil ve üslûp bakımından destansı ya da dinî-destanî hikâye geleneğine bağlı olan halk hikâyelerinin ne zaman yazıya geçirildiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak XVII. yüzyıldan itibaren yazmalarının arttığı görülmektedir; bu nüshalar arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bu durum XIX. Yüzyılda gerçekleştirilen Taş basması yayınlara da yansımıştır. Aşık Garip, Tahir ile Zühre, Âşık Kerem gibi hikâyeler en yaygın olanlarıdır.
 
b. Hikaye
Halk hikâyelerinden farklı olarak, kültür ve eğitim düzeyi yüksek aydın çevrelerde okunmak üzere yazılan eserleri, ayrı bir tür olarak ele almak gerekir. Bunların çoğu Arapça ve Farsça eserlerden çevrilmiş veya uyarlanmış ya da onlar model alınarak yeniden yazılmıştır. Kelile ve Dimne, Kırk Vezir, el-Ferec Ba’de’fl-Şidde, Nevâdir-i Süheylî ve Bahtiyâr-nâme (Hasan Kavruk, Malatya 1988) bunlardan birkaçıdır.

 

Bu eserler, süslü nesrin (inşâ) henüz yaygın bir moda olmadığı bir zamanda yazıldığı için dilleri halk dilinden çok ayrı değildir. Yalnız XVII.yüzyılda yazılmış olan Nevâdir-i Süheylî’de dil ağırlığını hissettirmektedir.

 

Nergisî (ö.1635)’nin Hamse’si ise, özellikle anlatım ve öyküleme teknikleri bakımından modern hikâyeciliğimizin habercisi niteliğindeki orijinal hikâyeleriyle, Nihâlistan ve Meflâkku’l-Uşşâk’ı süslü nesrin bu türdeki en uç örneğini teşkil etmektedir. Giritli Ali Aziz (ö.1798)’in sade nesre yakın bir üslûp ile kaleme aldığı Muhayyelât’ı bu türün bir şaheseridir. Eski hikâye ile Tanzimat’tan sonra gelişen roman arasında bir köprü sayılabilecek olan bu eserde ilk defa Batı ve Doğu etkileri ile yerli unsurlar başarılı bir şekilde kaynaşmıştır.

 

 c.  Destanî Eserler
Klasik Türk edebiyatında yazıya geçmiş destansı eser olarak başlıca Dede Korkut Hikâyeleri ile Köroğlu Destanı’nı görüyoruz. Aslı kaybolmuş olan Oğuz Destanı’nın elde kalan parçaları sayılan ve bugünkü şekli ile tahminen XV. yüzyılın sonu ile XVI. Yüzyılın başlarında meçhul bir sanatkar tarafından yazıya geçirilen Dede Korkut Hikâyeleri (Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul 2003) eski Türk nesrinin en güzel, her bakımdan en ilgi çekici örnekleridir.

 

Güvenilir bir yazması henüz bulunamayan Köroğlu Destanı, “kol” adıyla bilinen çeşitli rivayetleri ile çok değişik metinler halinde yaşamaktadır. Pek azı yazıya geçmiş olan bu metinler üzerindeki belirsizlik perdesi henüz kesin olarak aralanmış değildir.

d. Destanî Tarihler
Anadolu’da tarihçilik XV. yüzyılın ortalarına kadar, halk hikâyeleri, halk destanları ve Menâkıb-nâmeler havası içinde gelişmeye başlamış ve bu türün örnekleri, gerçek tarihlerin yazılmaya başladığı XVI. Yüzyıla kadar sürmüştür. Bir kumandanın veya padişahın bir veya bütün savaşlarını, destan havası içinde basit halk diliyle anlatan gazâvât-nâmeler ve fetih-nâmeler; Osmanlı tarihini konu alan Tevârih-i Âl-i Osmanlar da bu türün içinde ele alınmalıdır.

 

Yazıcıoğlu Ali’nin, İbn Bibi’nin el-Evâmiru’l-Alâiyye’si ve Râvendî’nin Râhatü’s-Sudûr’u ve daha başka eserlerden de yararlanarak kaleme aldığı Oğuz-nâme diye de bilinen Selçuk-nâme’si; Kıvâmî’nin Fetih-nâme-i Sultân Mehmed’i; Oruç Bey’in Tevârih- Âl-i Osmân’ı bu türün en önde gelen örnekleridir.

DİVAN EDEBİYATI

Divan Şiiri

Divan Nesri

Genel Özellikler