Divan Nesrinde Menkıbevî İslam Tarihleri (Siyer,Kıssas-ı Enbiya,Tezkiretü’l-Evliyâ,Maktel-i Hüseyin, Menkıbevî Tarihler)

KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA MENKIBEVÎ İSLAM TARİHLERİ
a. Siyer
Hz. Peygamberin hayatı ve kişiliği hakkındaki biyografik çalışmalar, zamanla, Arap edebiyatında “sîret” (çoğulu “siyer”) adı verilen bir türün doğmasına sebep olmuştur. Türkçede daha çok “siyer” adıyla bilinen bu eserler, temelde Kur’an, hadis ve bunların yorumlarından beslenmekle birlikte, olağanüstü unsurların gittikçe artması yüzünden menkıbevî bir karakter kazanmıştır. Türkçe siyer kitapları, Arapça bir kitaptan çeviri olmakla birlikte, daha başka kaynaklardan da yararlandıkları için salt birer çeviri sayılmazlar.

 

Edebî değeri bulunan Türkçe siyerlerin en ünlüleri şunlardır:

Terceme-i Siretü’n-Nebî, XIV. Yüzyılda yaşayan Erzurumlu Mustafa Darîr, 1388’de tamamladığı bu eserini ünlü İbn İshak (ö.769)’ın siyerini esas tutarak yazmış, kendisine ait birçok şiiri ve başka kaynaklardan derlediği menkıbeleri de ekleyerek eserini yeni bir çehreye büründürmüştür. Dil ve üslubuyla Türk nesrinin önemli örneklerinden biri kabul edilir.

 

Şevâhidü’n-nübüvve, XVI. yüzyılın çok yönlü yazarı Lamiî (ö.1532), bu eserini Câmî’nin aynı adlı kitabını esas alarak ve genişleterek kaleme almıştır.

 

Me’âlimü’l-yakîn fi-sireti seyyidi’l-mürselîn, meşhur şairimiz Bâkî (ö.1600) Sokullu Mehmed Paşa’nın emri ile Şihâbüddin Kastalânî’nin Mevâhibü’lledünniye adlı eserini esas tutarak bu eserini meydana getirmiştir. Ayrıca başka kaynaklardan da yararlanarak eserini daha da zenginleştirmiştir.

 

Dürretü’t-tâc fi-sîreti Sâhibi’l-Mi’râc, süslü nesrin ünlü temsilcilerinden olan Veysî (ö.1628)’nin yazdığı bu eser, Hz. Peygamberin hayatının Bedir savaşına kadar olan kısmını içermektedir. Tamamlanmayan bu esere Nâbî (ö.1712) ve Nazmî-zâde tarafından bir zeyl (ek) yazılmıştır.

 

Zeyl-i Siyer-i Nebî, Urfalı şair Nâbî(ö.1712), Veysî’nin ünlü Siyer’ini eksik bıraktığı yerden Mekke’nin fethine kadar devam ettirmiştir. Nâbî bu eseriyle, Veysî’nin kendine özgü süslü nesrini daha da ileri götürerek münşiyâne üslûpta ondan geri kalmayacağını göstermek istemiştir.

 

b. Kıssas-ı Enbiyâ
Peygamberlerin hayat hikâyeleri ve onların etrafında oluşan efsanevî hikâyeleri konu alan çalışmalar, İslamiyet’in erken dönemlerinden itibaren, Kur’ân tefsirlerine dayanılarak genişletilmiş ve zamanla ayrı bir edebî tür halinde ortaya çıkmıştır. Türk edebiyatındaki Kısas-ı Enbiyâ’ların başlıca iki kaynağı Kisâî ve Sa’lebî’nin Kısasu’l-Enbiyâ adlı eserleridir.

 

XIV. yüzyılın başlarında, Sa’lebî’nin asıl adı Arâyisü’l-Enbiya olan Kısasu’l-Enbiyâ’sı Aydınoğlu Mehmed Bey adına Türkçeye çevrilmiştir. Anadolu’da yazılan bu ilk Kısasu’l-Enbiyâ nesir dili bakımından önem arz etmektedir.

c. Tezkiretü’l-Evliyâ

Tasavvuf büyüklerinin hayatları, tasavvufî çizgileri, olağanüstü hal(menkıbe)leri hakkında yapılan biyografik çalışmalar zamanla bir tür haline gelmiştir. Bu türe girebilecek pek çok eser kaleme alınmıştır.

 

Bu türün ilk ve en ünlü eseri Feridüddin Attar(ö.1229)’›n Tezkiretü’l-Evliyâ’sıdır. Bu eser, bilinen ve bilinmeyen yazarlar tarafından bazen genişletilerek, bazen kısaltılarak defalarca doğu ve batı Türkçesine çevrildiği gibi, bu türdeki başka eserlere de model olmuştur.

 

1340’ta ve 1436’da Uygur harfleriyle yazılan ve yazarı bilinmeyen iki Tezkiretü’l-Evliyâ tercümesi; Anadolu sahasında yazılmış olan dil ve üslûp bakımından, XIV. yüzyılda Aydınoğlu Mehmed Bey adına yapılan tercümeyi anımsatan anonim Tezkiretü’l-Evliyâ çevirileri; Sinan Paşa(ö.1486)’nın bazı ilave ve çıkarmalarla neredeyse yeniden kaleme aldığı ve onun güçlü üslûbunun damgasını taşıyan tercümesi; İranlı büyük yazar ve mutasavvıf Câmî (ö.1492)’ye ait Nefahâtü’l-Üns adlı eserin, Lâmi’î (ö.1532) tarafından, birtakım eklemelerle yapılan çevirisi, Türk nesrine önemli katkıları olan eserlerdir.

 

d. Maktel-i Hüseyin
İran ve Türk edebiyatlarında, Hz. Peygamberin torunu ve Halife Alî’nin oğlu Hüseyin’in 680’de Kerbelâ’da şehit edilmesi olayını nazım veya nesir ile anlatan eserler, zamanla bağımsız bir edebî tür olarak gelişmiştir.

 

Fuzûlî (ö.1556) tarafından İranlı yazar Hüseyin Vâiz Kâşifî (ö. 1505)’nin Ravzatu’ş-şühedâ adlı eseri örnek alınarak yazılmış olan Hadîkatü’s-süedâ, bu türün Türk edebiyatındaki en ünlü örneğidir. Fuzûlî, ara sıra nazımla da süslediği esere kendi şahsî dehasının damgasını vurarak çeviri havasından kurtarmış ve telif bir eser haline getirmiştir.

 

e. Tarih
İslamiyet’in çıkışı ile ilk yüzyıllardaki yayılışını anlatan Arapça tarih kitaplarının bir kısmı, XIV. yüzyıldan itibaren halk dili ile, bir destan havası içinde, çoğu kere genişletilerek ve başka kaynaklardan menkıbeler eklenerek, Türkçeye tercüme edilmiştir. Bunların dili ve üslûbu dönemine göre değişiklik arz eder. Bu çevirilerden en ünlüleri şunlardır:

 

Taberi Tarihi Tercümesi, ünlü Arap tarihçisi Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî (ö.923)’nin Te’rîhu’r-rüsül ve’l-mülûk adlı eserinin en eski tercümesidir. Eserin, daha çok konuşma üslûbunu andıran oldukça sade bir dili vardır.

 

İbn Kesîr Tarihi Tercümesi, yine ünlü bir Arap tarihçisi olan Ebü’l-fidâ İsmail b. Ömer İmadüddin İbn Kesîr (ö.1331)’in el-Muhtasar fi-tarihi’l-befler adlı eserinin Anadolu’da yapılan en eski tercümesidir.

 

Fütûhu’ş-Şâm Tercümesi, XIV. yüzyılda yaşayan Erzurumlu Mustafa Darîr’in, Arap tarihçisi Vakıdî (ö.822)’nin şam ve çevresinin Müslümanlarca fethedilişini anlatan eserinin tercümesidir.

DİVAN EDEBİYATI

Divan Şiiri

Divan Nesri

Genel Özellikler
Comments