TÜRK EDEBİYATINDAKİ BAŞLICA MESNEVİLER

Türk edebiyatında bilinen en eski mesnevî Yûsuf Hashâcib'in 1069-70'de “fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûl” vezninde nazmettiği yaklaşık 7000 beyitlik eseridir. Devrine göre oldukça gelişmiş bir durum arzeden bu eser daha önce de Türk edebiyatında oldukça ileri derecede mesnevîlerin yazılmış olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bilindiği üzere Kutadgu Bilig'de -halk edebiyatının etkisi ile olacak- yer yer dörtlüklere rastlanmaktadır. Eser münâcât, naat ve eserin adına yazıldığı Tabgaç Buğra Han övgüsüyle başlar ve bu haliyle tam olarak edebî geleneklere uygun bir mesnevî örneğidir. Kutadgu Bilig Güntoğdu adlı bir hükümdarın Aytoldı adındaki veziri ve onun ölümünden sonra oğlunun bu bilge kişiyle değişik konulardaki konuşmalarından meydana gelmiştir. Yazar eserinde hayat görüşünü, felsefî fikirlerini söylemiş; hikmet dolu sözlerle iyi bir hükümdarın nasıl olması, insanları nasıl yönetmesi gerektiğini, iyi bir vatandaş ve dindar bir insanın nasıl olması gerektiğini anlatmış, insanlara doğru yol gösterecek, mutlu olmalarını sağlayacak öğütler vermiştir.

 Mesnevî tarzı Anadolu sahasındaki ilk büyük mahsüllerini Mevlânâ'nın büyük Mesnevî'si, Sultan Veled'in Rebab-nâme ve İbtidâ-nâme, Ahmed b. Muhammed el-Tûsîyyü'l-Kânî'nin Kelîle ve Dimne tercümesi, Nasîrüddin Yahyâ'nın Selçuk-nâme, Ebû Nasr b. Mes'ud'un Enîsü'l-kulûb ve Hoca Dehhânî'nin Selçuklu Şehnâme'si gibi Farsça nazmedilmiş eserlerle vermiştir. Türk diliyle yazılmış ilk mesnevîler arasında müellifi bilinmeyen Abdürrezak Destânı sayılabilir. Anadolu Selçukluları devrinde Anadolu’da yazıldığı hâlde bugün elimizde bulunmayan Türkçe eserler de vardır. Bunlar, Gülşehrî’nin Mantıku’t-tayr’ında haber verdiği ve acemice yazıldığını söylediği manzum Şeyh San’ân Kıssası ile Şeyyâd İsâ’nın Salsal-nâme isimli eseridir. Fuad Köprülü’nün XIII. yüzyılda yazıldığını söylediği Salsal-nâme, bir kahramanlık hikâyesi olup, Salsal adlı bir devin Hz. Ali ile savaştığını, ancak yenilip yok olduğu konusunu işler. Bu hikâye, sonraki yüzyıllarda da çeşitli şairler tarafından yazılmıştır.

 

Farsça nazmedilmesine rağmen Mevlânâ’nın (ölm. 1273) 25.000 beyti aşkın 6 ciltlik büyük eseri Mesnevî, Türk edebiyatını derinden etkilemesi ve yüzyıllar boyunca Türkler tarafından okunup yorumlanması bakımından mesnevî nazım şeklinin Anadolu’daki en büyük ürünü olarak kabul edilir. “fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün” kalıbıyla nazmedilen eserin düzenlenme biçimi birbiri içine girmiş ilgi çekici hikâyelerden oluşur. Temelinde tasavvuf ve ahlâkî öğütler bulunan bu hikâyelerin biri bitmeden diğeri başlar ve tam konu artık değişti derken neredeyse unutulmuş çok önceki bir hikâyenin devamı anlatılmaya başlanır. Böylece okuyucu eseri ilgiyle okumak üzere sürekli bir dikkat ve merak içinde bırakılır. Eseri oluşturan hikâyelerin neredeyse tamamı ayet ve hadislerin izah ve yorumundan ibaret olup bu bakımdan Mesnevî çoğu zaman Kur’an’ın özü anlamında “Mağz-ı Kur’ân” olarak adlandırılmıştır.

 

Anadolu sahasında bilinen en eski Türkçe mesnevî olan Ahmed Fakih'in Evsâf-ı Mesâcîd'i hatırat yahut seyahatname türünde kaleme alınmış küçük bir eserdir. Diğer taraftan Haliloğlu Ali'nin 1232’de tercüme ettiği Yûsuf u Züleyha'sının da Aruzla yazılmış olmasına rağmen destan şeklinde kafiyelenmiş dörtlüklerden meydana gelişi bu konuda dikkate değer bir husustur. Anadolu sahasında manzum hikâye ve destanların ilk örnekleri sayılabilecek Ahi Evren'in Şükr-nâme’si halk edebiyatındaki destan şeklinde, Ahmed Fakih'in Çarh-nâme'si ve Kaygusuz Abdal'ın Dolab-nâme'si kaside şeklinde, Ahmed-i Dâî'nin Mutâyebât'ı kıt'a ve gazel şeklinde, Malkaralı Bahâeddin'in ‘Ucûbetü'l-garâib'i ile Şeyhî'nin Kenzü'l-menâfî adlı tıbbî eseri kıt'a şeklinde nazmedilerek, daha sonraları tamâmen mesnevî nazım şekliyle telif edilen bu gibi konuların önceleri ne şekillerde işlendiğini açıkça göstermektedir.