16. YÜZYIL MESNEVİLERİ

XVI. yüzyıl mesnevî edebiyatının önemli bir kısmını dinî-tasavvufî ve ahlâkî eserler oluşturur. İbni İsâ-yı Saruhanî tarafından 1541 tarihinde telif edilen Şerhü’l-esmâ’ü’l-hüsnâ, Allah’ın 99 güzel ismini konu almaktadır. Lâmi‘î Çelebi’nin Allah’ın 99 ismini şerh eden Şerh-i Sâfî isimli bir mesnevîsi ve Bursalı Dervîş Subhî’nin de 300 beyte yakın bu türden bir manzumesi bulunmaktadır. Kırk ve yüz hadislerle kırk ayetler konulu mesnevîlerin de bu yüzyılda ortaya çıktığı görülür. Kanunî devri şairlerinden olan ve Merdümî mahlaslı Abdüsselâm Efendi’nin Tuhfetü’l-İslâm isimli eseri de bir manzum kırk ayet ve kırk hadis tercümesidir. Hakanî’nin Tercüme-i Hadîs-i Erba’în’i 1603’te Câmî’den tercüme edilerek yazılmıştır. Hz. Peygamber’in doğum gecesinde tamamlanarak Cıgala-zâde Yûsuf Sinan Paşa’ya sunulan eser, 3500 beyit civarındadır. Latîfî’nin Subhatü’l-uşşâk’ı manzum yüz hadis tercümesidir. Eserin giriş ve sonuç bölümleri mesnevî formunda, asıl hadis metinlerinin tercüme ve şerhleri ise kıt’alardan oluşmaktadır. Sirozlu Hüseynî’nin Câmi‘u’l-envâr alâ-Tefsîri’l-ihlâs adlı mesnevîsi, İhlâs Suresi’nin tefsiri olup 10.000 beyit civarındadır.

 

Hz. Muhammed’in doğumunu, peygamberliğini, mucizelerini, Miraç ve vefatını konu alan “mevlid”lerin bu yüzyılda da Emîrî, Hevâyî, Visâlî Ali Çelebi, Şâhidî, Murâdî, Edirneli Abdülkerim Efendi, Keşfî, Muhibbî, Zâtî ve Şemseddîn-i Sivasî tarafından mesnevî formunda işlendiği görülmektedir. Za‘îfî ise, Hz. Muhammed’in savaşlarını konu alan Gazâvâtü’n-nebî isimli bir mesnevî kaleme almıştır. Hz. Peygamber’in vücut yapısı ve güzel sıfatları hakkında Hâkânî tarafından 1598-99 tarihinde tamamlanan 712 beyitlik Hilye-i Sa’âdet Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Şemseddîn-i Sivasî‘nin Hz. Süleyman’nın hayatını konu edinen Süleymâniyye’si (tlf. 1556) Şemsî Ahmed Paşa’nın İtikad-nâme’si ve Şurûtü’s-salât’ı konusunda dikkati çeken eserlerdendir. Kemâl Paşa-zâde’nin de 78 beyitlik bir Şurûtü’s-salât Tercümesi vardır. Bu yüzyılda Nizâmî-i Gencevî’nin Mahzenü’l-esrâr’ına benzer bazı mesnevîlerin yazıldığı görülmektedir. Bunlardan Taşlıcalı Yahya’nın Gülşen-i Envâr’ı, hamsesinin son mesnevîsidir. Âzerî’nin Nakş-ı Hayâl mesnevîsi 1579 yılında tamamlanmış olup “müfteilün müfteilün fâilün” kalıbıyla yazılan eser, 3155 beyittir. Cinânî’nin Riyâzü’l-cinân’ı, 1578 yılında 3334 beyit olarak Nizâmî’nin Mahzenü’l-esrâr’ına nazîre olarak yazılmıştır. Âlî’nin 1562 yılında nazmederek Şehzade Selim’e sunduğu Tuhfetü’l-uşşâk isimli mesnevîsi de Nizâmîye diğer bir naziredir. Bursalı Rahmî’nin Gül-i Sad-berg’i 1567’de tamamlanmış olup 1550 beyit tutarındadır. Emîrî’nin 10 makaleden oluşan Gülşenü’r-râz’ı, 10 sohbetten oluşan Sohbet-nâme’si ile Taşlıcalı Yahya’nın Usûl-nâme’si de yüzyılın önemli mesnevilerdendir. Edirneli Nazmî de, Attâr’ın Pend-nâme’sini m. 1559 tarihinde 3000 beyitle tercüme etmiştir. Pend-nâme’yi tercüme eden bir diğer şair de Emre’dir. Güvâhî’nin Pend-nâme’si 2133 beyit olup bunlar arasında en çok tanınmış olanıdır.

 

Bu yüzyılda Attâr’ın Mantıku’t-tayr’ının tek manzum tercümesi Za’îfî’nin Gülşen-i Sî-murg isimli mesnevîsidir. Bu dönemde Feridüddîn-i Attâr’ın Mantıku’t-tayr isimli mesnevîsine benzer eserler de yazılmıştır. Bunlardan biri asıl adı Derviş Şemseddin olan Şemsî’nin Deh-murg’udur. Şâhidî’nin 457 beyitlik Gülşen-i Vahdet’i tasavvufî mahiyette olup 1536’da yazılmıştır. Şemseddîn-i Sivasî’nin çiçeklerin karşılıklı konuşmalarını konu edinen Gülşen-âbâd’ı zarif ve orijinal bir mesnevîdir. Aynı müellifin Attâr’ın İlâhî-nâme’sinin muhtasar tercümesi olan İbret-nümâ isimli bir diğer mesnevîsi de 4791 beyittir. Şemseddîn-i Sivâsî’nin 1584’te yazdığı Heşt-Bihişt mesnevîsi 2282 beyitten oluşmaktadır.

 

Mesnevî’nin her cildinden yüz beyit seçilip her beytin 5 beyitle açıklanması şeklinde oluşturulan Gülşen-i Tevhîd Şâhîdî’nin ilginç bir eseridir. Gülşenî tarikatının kurucusu İbrâhîm-i Gülşenî ise, Mevlânâ’nın Mesnevî’sine 40.000 beyitlik Farsça Masdar-ı Ma’nevî isimli bir nazire yazmıştır. Râz-nâme, Pend-nâme, Sîmurg-nâme ve Kıdem-nâme Gülşenî’nin Türkçe nazmettiği diğer mesnevîleridir. Bu sınıfta değerlendirilebilecek eserlerden biri de Taşlıcalı Yahya’nın Gencîne-i Râz’ı olup 1540-41 tarihinde 3051 beyitle Câmî’nin Sübhatü’l-ebrâr’ına nazire olarak yazılmıştır. Yüzyılın didaktik-ahlâkî mesnevîlerden biri de Cinânî’nin Cilâü’l-kulûb’udur. Gelibolulu Âlî’nin Riyâzu’s-sâlikîn’i 1590’da telif edilmiş olup 2834 beyitten oluşur. Bâyezîd-i Rûmî’nin Sırr-ı Cânân isimli mesnevisi 1516’da yazılmış olup 5101 beyittir. 18 bölüm ve 4 fasıldan oluşan eser, Muhiddîn-i Arabî’nin Fusûsü’l-hikem adlı eserine haşiye olarak yazılmıştır. Bu tür eserler arasında değerlendirebilecek mesnevîlerden Behiştî’nin Heşt Behişt’i, 1556 tarihinde kalıbıyla 1124 beyit olarak kaleme alınmıştır. Üsküplü Atâ’nın Tuhfetü’l-uşşâk’ı, ünlü İran şairi Kâtibî’nin Deh-bâb diğer adıyla Tecnîsât isimli mesnevîsine nazire olarak 1505 tarihinde kaleme alınmıştır.

 

XVI, Yüzyıl mesnevî edebiyatının önemli bir kısmını da çift kahramanlı aşk mesnevîleri oluşturur. Bu devirde yazılan aşk hikâyeleri arasında “Hüsrev ü Şîrîn”ler önemli bir yer tutar. Bu konudaki öncü şairlerden Âhî Hüsrev ü Şîrîn’i yarım bıraktıktan sonra, onda geçen bazı beyitleri Hüsn ü Dil isimli eserinde kullanmıştır. Bir diğer Hüsrev ü Şîrîn yazarı Celîlî, 25 yaşında yazmaya başladığı 2109 beyitlik eserini 1512’de çok kısa bir sürede bitirerek. Yavuz Sultan Selim’e sunmuştur. Bu asırda işlenen aşk mesnevîlerinden bir grubu da “Leylâ ve Mecnûn” hikâyesini konu edinmişlerdir. Celîlî’nin Leylâ vü Mecnûn’unu 1514 yılında Edirne’de tamamlanmış olup 2145 beyittir. Bu hikâyeyi işleyen şairlerden biri de Edirneli Sevdâî’dir. Yüzyılın “Yûsuf ve Züleyhâ” hikâyesi nazmeden şairlerinden Kemâl Paşa-zâde, Taşlıcalı Yahya, Celîlî, Şerîfî ve Gubârî Abdurrahmân’ın eserleri günümüze gelebilmiş, Likâî, Nimetullâh, Halîfe, Kâmî Mehmed, Ziyâî Yûsuf, Şikârî, Manastırlı Kadı Sinan ve Hevâî Mustafa’nın bu konuda eser verdikleri çeşitli kaynaklarda belirtilmiş olmasına rağmen eserleri kayıptır. Bunlar arasında Taşlıcalı Yahya’nın eseri en tanınmışı olup 5179 beyitten oluşmaktadır. Kemâl Paşa-zâde’nin 1492-1512 yılları arasında yazdığı tahmin edilen Yûsuf u Züleyhâ’sı şairin ifadesiyle 7777 beyit olarak düzenlenmiştir.

 

Bu asırda işlenen aşk konulu mesnevîlerden biri de “Mihr ü Mâh”tır. Gelibolulu Âlî yaşadığı bir aşk macerasının etkisiyle 1561 tarihinde henüz 20 yaşındayken yazdığı Mihr ü Mâh mesnevîsini, Konya’da bulunan Şehzade II. Selim’e takdim etmiştir. Şairin bir diğer eseri de Mihr ü Vefâ 1563 tarihinde Konya’da yazılıp aynı şehzadeye takdim edilmiştir. Hâşimî’nin Mihr ü Vefâ’sı 1541’de 6500 beyit olarak yazılmıştır. Harîmî’nin 1562-63’te bitirdiği Mihr ü Vefâ’sı sekiz bin beyit civarındadır. Mustafa Çelebi de bu asırda Mihr ü Vefâ yazan şairlerdendir. Abdî’nin Cemşîd ü Hûrşîd’i 5940 beyit olup 1558’de Manisa’da yazılıp şehzade II. Selim’e takdim edilmiştir. Bu asır kadın şairlerinden Hubbî Ayşe Kadın’ın da bir Cemşîd ü Hûrşîd’i vardır. Abdî’nin 1577’de nazmettiği Gül ü Nevrûz ve diğer söyleyişiyle Nüzhet-nâme-i Abdî isimli mesnevîsi, Hâcû’nun aynı adlı eserinin tercümesidir. Aynı şairin Niyâz-nâme-i Sa’d u Hümâ’sı 1074 beyitten oluşmaktadır.

 

Taşlıcalı Yahya’nın hamsesini meydana getiren eserlerden Şâh u Gedâ mesnevîsi, 1537 yılı civarında yazılmıştır. Konusu İstanbul’da geçen ve tamamen telif olup mahallî karakterler taşıyan bu mesnevî, platonik bir aşk hikâyesidir. Eserde İstanbul’un özellikle de Atmeydanı (Sultanahmet Meydanı) ve Ayasofya’nın tasvirleri en dikkat çekici bölümlerdir. Temsilî bir aşk hikâyesi olan “Şem’ u Pervâne” konulu mesnevîleri, Lâmi’î Çelebi, Zâtî ve bu dönem hamse sahibi şairlerinden olan Kalkandelenli Muîdî yazmıştır. Zâtî’nin 1531’de tamamladığı Şem’ u Pervâne, 3937 beyittir. Lâmi’î Çelebi’nin 1522 tarihinde yazarak Kanunî Sultan Süleyman’a sunduğu Şem’ u Pervâne, tasavvufî ve alegorik bir aşk hikâyesidir. Muîdî’nin aynı isimdeki küçük eseri ise 650 beyittir.

 

Bu asırda mesnevî formunda işlenen aşk hikâyelerinden bir diğeri de “Vâmık u Azrâ”dır. Lâmi’î Çelebi’nin Vâmık u Azrâ’sı, Unsurî’nin aynı adlı eserinin, Kanunî’nin arzusu ve Kazasker Kadirî Çelebi’nin teşvikiyle altı ayda tercümesiyle vücuda gelmiştir. Kalkandelenli Muîdî ve Manisalı Câmi‘î’nin de Vâmık u Azrâ mesnevîleri vardır. Muîdî’nin eseri ise kayıptır. Bu dönem şairlerinden Mostarlı Ziyâî ile Bediî birer Varka ve Gülşâh mesnevîsi yazmışlardır. Bunlardan Ziyâî’nin eseri kayıptır. Bediî’nin mesnevîsi ise altı bin beyit civarındaz olup bir nüshası İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır. ihiştî’nin Cemşâh u Âlemşâh’ı yaklaşık 2500 beyitten oluşur. Lâmi‘î Çelebi’nin Salâmân u Absâl’ı, Abdurrahman-ı Câmî’nin aynı adlı eserinden tercüme olup 1903 beyitten oluşmaktadır. Fazlî’nin Gül ü Bülbül’ü, Şehzade Mustafa adına 1552 tarihinde Auzun “feilâtün mefâilün feilün” kalıbıyla yazılmıştır. İznikli Bakaî’nin de 1565’te yazdığı aynı isimli mesnevîsi bulunmaktadır.

 

XVI. Yüzyıl mesnevî edebiyatının bir diğer konusu İskender, Behrâm-ı Gûr gibi tarihî şahsiyetler çevresinde odaklaşan tarihî, destanî ve menkabevî eserlerdir. Karamanlı Figânî’den bahseden eski kaynaklar onun İskender-nâme yazdığını belirtmişlerdir. Ancak bu eser bugün için kayıptır. Bu dönemde Heft-peyker mesnevîsini yazanlardan Lâmi’î Çelebi’nin eseri hakkında eski kaynaklarda fazla bilgi yoktur. Âşık Çelebi ve Kâtib Çelebi bu eserin eksik kaldığını, kendisi vefat ettikten sonra damadı Rûşenî-zâde tarafından tamamlandığını ifade ederler. Lâmi‘î’nin Heft-peyker’inin bir nüshası Millet (Ali Emîrî) Kütüphanesi’nde bulunan külliyatı içerisinde, diğer bir nüshası ise Chester Beatty Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Kâtib Çelebi, Hâtifî’nin Heft-peyker’e cevap olarak yazdığı Heft-manzar isimli bir eseri olduğunu belirtmiştir Figânî de Heft-peyker yazan şairlerdendir.

 

Manzum tarihçilik bu yüzyılda da devam eder. Gubârî 1551’de Kanunî’nin emriyle Farsça ve 60.000 beyit civarında Şâh-nâme adlı manzum bir Osmanlı tarihi yazmıştır. Hadîdî’nin 1523-24 yılında tamamladığı ve altı bin beyitten fazla olan Tevârîh-i Âl-i Osmân’ı umumî Osmanlı hanedanı tarihidir. Şükrî-i Bitlisî’nin Fütûhatü’s-Selîmiyye adıyla anılan “Selim-nâme”si 5825 beyittir. Eserde Yavuz Sultan Selim’in hayatı anlatılmıştır. Bahârî’nin Üngürüs Fetih-nâmesi, 1526’daki Macaristan Seferi’ni tasvir eden üç yüz beyti aşkın bir manzumedir. Eyyûbî’nin 1495 beyitten müteşekkil olan Menâkıb-ı Sultan Süleyman’ı, Kanunî’nin Belgrat, Rodos, Budin gibi seferlerini anlatır. Fütûhî Hüseyin Çelebi’nin Enîsü’l-guzât isimli mesnevîsi, 1526 Macaristan Seferi’ne dairdir. Hakî Efendi’nin Kanunî emriyle nazmettiği Süleyman-nâme, altı bin beyit civarında olup Erivan ve Nahcıvan seferlerini ihtiva eder. Mahremî’nin on bin beyit civarındaki Süleyman-nâme’sinde, Kanunî’nin tahta çıkışından Bağdat Seferi’ne kadar olan fütuhat anlatılır. Merâhî’nin Fetih-nâme-i Sefer-i Sigetvar’ı, Kanunî’nin son seferi olan Zigetvar’ı konu edinir.

 

Bu dönemde Firdevsî’nin meşhur mesnevîsi Şeh-nâme’nin de Türkçeye tercüme edildiği görülmektedir. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmayan Diyarbakırlı Şerîfî, Şeh-nâme’yi memleketinde tahsilini tamamlayarak geldiği İstanbul’dan sonra gittiği Mısır’da 56506 beyitle Türkçeye tercüme ederek Sultan Kansu Gavri’ye takdim etmiştir. Kaynaklarda Bursalı Celîlî’nin de Terceme-i Şeh-nâme’si bulunduğu belirtilmektedir.

 

Mesnevî konularından bir diğeri de “şehrengizler”dir. Zâtî’nin Edirne Şehrengizi bu konuda yazılmış ilk eserlerdendir. Eserde 51 kişi ikişer beyitle tasvir edilmiştir. Lâmi‘î Çelebi’nin Kanunî’nin Bursa’yı ziyaret edeceği haberi üzerine 1522’de yazdığı Şehrengîz-i Bursa adlı eseri toplam 656 beyittir. Edirneli Hâdî tarafından yazıldığı tahmin edilen Saray Şehrengizi, 484 beyitten oluşmaktadır. 128 güzel hakkında bilgi verilen eserin dikkat çeken yönlerinden biri, edebiyatımızda ilk şehrengizin Mesîhî tarafından yazıldığının kaydedilmesi, diğeri de şimdiye kadar kaydına rastlanmayan Selâmî mahlaslı bir şairin de Saray için yazılmış bir şehrengizinin olduğunun belirtilmesidir. Azîzî’nin Nigâr-nâme’si 125 beyittir. İshak Çelebi’nin Bursa Şehrengizi 118 beyittir. Aynı şairin Üsküp Şehrengizi, Hayretî’nin Belgrat Şehrengizi, Yenice Şehrengizi, Taşlıcalı Yahya’nın İstanbul Şehrengizi, Usûlî’nin Yenice Şehrengizi ile Âlî’nin Gelibolu Şehrengizi de asrın bilinen şehrengizleridir.

 

“Sûr-nâmeler” şehzadelerin sünnet düğünleri ile hanım sultanların evlenme düğünlerini anlatan manzum veya mensur eserlerdir. Bu asırda Gelibolulu Âlî’nin Câmi’u’l-buhûr Der-Mecâlis-i Sûr adlı eseri 1582 tarihinde III. Murad’ın şehzadesi III. Mehmed için yapılan sünnet düğünü anlatılmaktadır. 2775 beyit olan mesnevînin değişik bölümlerinde 16 değişik aruz kalıbı kullanılmıştır. Celîlî’nin Hecr-nâme’si “sergüzeştnâme” yahut “hasbihâlnâme” türünde olup 1509’da kaleme alınmıştır. Rumelili Za’îfî’nin Sergüzeşt-i Za’îfî isimli mesnevîsinde şairin fizikî ve rûhî özellikleriyle çektiği çileler samimî bir şekilde anlatılmıştır. Mûyî'nin kendi hasbihâli olan Nâlân u Handân, 2759 beyit olup 1550 tarihinde kaleme alınmıştır. Gelibolulu Âlî’nin “Hulâsatu’l-ahvâl der Letâfet-i Mevâ’iz-i Sahîhu’l-hâl”i “ta’rîfât”lar arasında değerlendirilmektedir. Ancak Âlî’nin bu eseri, bir yönüyle meslekleri tanıtıcı bilgi vermesi yönünden ta’rîfât özelliği taşırken, diğer yönüyle mesleklerin eleştirisini yapması ve mesleklerin hâlini anlatması bakımından da hasbihâl özelliği göstermektedir. Aynı özellik Fakîrî’nin Risâle-i Ta’rîfât isimli eserinde de görülmektedir.

 

“Sâkînâmeler” saki, içki, kadeh ve sürahi, sevgili, musikî ve musikî aletleri ile meclisten bahseden daha çok manzum eserlerdir. Bunların hemen tamamında aynı zamanda meyhane-tekke, şarap-ilâhî aşk, saki-mürşit gibi sembol ve tevillerin kullanıldığı tasavvufî bir atmosfer de bulunur. Hayretî’nin 102 beyitlik Sâkî-nâme’si vardır. Taşlıcalı Yahya ise 48 beyitlik bir Sâkî-nâme yazmıştır. Revânî’nin İşret-nâme’si bu asırda yazılan önemli sâkînâmelerdendir. Eser 694 beyit olup Sultan Selim’e sunulmuştur.

 

İlyas ibni Îsâ-yı Saruhanî ve Abdülmecid İbni Şeyh Nasuh’un insan vücudunun karakterle ilişkisine dair kaleme aldıkları “kıyâfet-nâme”leri bu asırda yazılan mesnevîlerdendir. Bu yüzyıldaki “manzum sözlükler” arasında Tuhfe-i Şâhidî, Mevlevî şeyhlerinden Şâhidî İbrahim Dede tarafından 1515 yılında nazmedilmiştir. Bursalı Lâmi‘î Çelebi tarafından kaleme alınan Lügat-i Manzûme, 169 beyitten ibarettir. 1527 tarihinden önce telif edilmiş olup 15 beyitlik bir mukaddime ile 10 kıt’adan oluşmaktadır. İmâd-zâde Velî b. Yûsuf-ı İmâdî tarafından da Farsça-Türkçe manzum bir sözlük yazılmıştır. Telif tarihi belli olmayan eser, kafiye ve rediflerine göre tertip edilen 71 kıt’adan oluşmaktadır. Osmân b. Hüseyn-i Bosnevî tarafından 1583 tarihinde yazılan Manzûme isimli eser de Farsça-Türkçe manzum bir sözlüktür. Müellifi bilinmeyen Nazmü’l-esâmî, XVI. asrın ikinci yarısında yazılmıştır. Mesnevî tarzında bir mukaddime ve 15 kıt’aya taksim edilmiş olup toplam 208 beyitten oluşan eserde 950 civarında Farsça kelime nazmedilmiştir. Arapça-Farsça-Türkçe manzum sözlük olan Lügat-i Abdülkerim, Kerîmî mahlasını kullanan Şeyhülharem-zâde Şeyh Abdulkerîm-zâde tarafından 1594 civarında yazılmıştır.