17. YÜZYIL MESNEVİLERİ

XVII. Yüzyıla gelindiğinde göze çarpan ilk mesnevî şairleri Ganî-zâde Nâdirî, Nev'î-zâde Atâ'î, Nâbî ve Sâbit’tir. Ganî-zâde Nâdirî (ölm. 1526-27) dîvânından çok Mi'râciyye ve Şeh-nâme’siyle tanınmıştır. Firdevsî'nin Şeh-name'siyle aynı vezindeki 2.000 beyitlik bu eserde Türk şairlerinin kasîde ve gazelde İranlıları geçtiğini fakat mesnevîde henüz yetişmediklerini belirten şair, eserini bu eksikliği gidermek için yazdığını anlatır. Nev'î-zâde Atâ'î (ölm. 1654) Nizâmî’nin Hamse’sine nazîre olarak nazmettiği beş mesnevîsiyle ün kazanmıştır. Beş mesnevîden ibaret Hamse’si, Sâkî-nâme, Nefhatü’l-ezhâr, Sohbetü’l-ebkâr, Heft-hvân ve Hilyetü’l-efkâr’dan oluşur. 1017 yılında yazdığı Sâkînâme’nin önsözünde, bir toplantıda İran şairlerinin kasîde ve gazelde geçildiği, mesnevîde ise geride kalındığı konusunda tartışıldığını ve Kâf-zâde Fâ'izî'nin bu açığı kapatmak için kendisine sürekli ısrarı üzerine mesnevî yazmağa karar verdiğini söyleyen Atâ'î eserinde şarap, asma, kadeh, sürahi, pîr-i mugân ve meyhaneden sözetmiş, içki toplantılarını övmüştür. 1624 yılında yazdığı Nefhatü'l-ezhâr'da 20 safha içinde padişahların özelliklerini, güzel söz ve soğuk latife söy-leyenler, âşıklar ve cömertler; Sohbetü 'l-ebkâr'da (tlf. 1625) ise 40 safhada aşk, ibadet, tevazu, fazilet, sadakat, iyilik, yalan gibi konular üzerinde durmuş, arada küçük hikâyelere de yer vermiştir. Hamsenin en önemli mesnevîsi olan Heft-hân (tlf. 1626), yanıp tutuşan bir aşığı oyalamak için arkadaşlarının anlattığı küçük hikâyelerden meydana gelmiştir. Atâ'î'nin mesnevîlerinde önemli bir özellik İstanbul yaşayışının, halkın adetlerinin, mesire yerlerinin canlı tablolar halinde verilmesidir.

 

Bu yüzyıyın ilginç bir mesnevîsi de Edirneli Gülfi’nin (ölm. 1677-78) 1660-61 yılında yazdığı Teşrifatü'ş-şu‘arâ adındaki tezkiresidir. Edebiyatımızın tek manzum tezkiresinde Güftî, kendi zamanının 104 şairini; vücut yapılarını, bazı özelliklerini, zayıf taraflarını yer yer alay ve hicivle karıştırarak anlatmıştır.

 

Hayriyye, Hayrâbâd ve Sûr-nâme mesnevîleriyle ün kazanan Nâbî (ölm. 1712), Hayriyye'de (tlf. 1701) oğlu Ebü'l-hayr'a dürüst ve ahlâklı olmanın, hayatta başarı kazanmanın yollarını gösterip öğütler vermiştir. Bu arada eserin yazıldığı devir ve değişik meslekler hakkında görüş ve düşüncelere de rastlanır. Hayrâbâd (tlf. 1705), Şeyh Attâr’ın İlâhî-nâme’sindeki küçük bir hikâyenin genişletilerek yazıldığı bir mesnevidir. Nâbî, eseri Attâr'ın bitirdiği yerde bitirmemiş, sonuna birçok eklemeler yapıp uzatarak karışık bir hale getirmiş ve başta Şeyh Gâlib olmak üzere birçok kişinin tenkidine uğramıştır. 582 beyitten oluşan Sûr-nâme, Sultan IV. Mehmed'in şehzadeleri ve kızı Hatice Sultan için 1675 yılında Edirne'de yapılan büyük düğünü anlatır.

 

Yüzyılın sonunda Zafer-nâme, Edhem ü Hümâ, Berber-nâme, Dere-nâme ve Amr u Leys mesnevîleriyle Sabit (ölm. 1712) bu konuda dikkati çeker. Kırım Hanı Selim Giray'ın savaşlarını anlattığı Zafer-nâme (426 beyit) ve bir aşk hikâyesi olan Edhem ü Hümâ diğerlerine nazaran daha tanınmıştır. Berber-nâme (108 beyit), Dere-nâme (162 beyit), Amr u Leys (49 beyit) küçük, açık saçık ve değersiz eserlerdir. Şairin mesnevîlerinin özelliği, halk dilinin kelimeleri, deyimleri ve atasözlerine fazlaca yer verilmesindedir.