18. YÜZYIL MESNEVİLERİ

XVII. Yüzyıl sonlarından itibaren artık eskilerin kaleme aldığı uzun soluklu mesnevîler yerlerini küçük eserlere terk ederler. Bu Yüzyılda mesnevî şairi olarak Nahîfî, Şeyh Gâlib, Sünbülzâde Vehbî ve Enderunlu Fâzıl belli başlı isimlerdir. Bu yüzyılda artık kullanılagelen eski ortak mesnevî konuları bırakılmış, yeni ve daha değişik konular ele alınmıştır. XVII. Yüzyılda başlayan bu hareket sürdürülerek, İran'dan alınan ve birçok kez yazılan hikâye konuları yerine daha güncel konular işlenmeğe başlanmış, az da olsa devrin bazı kurumları eleştirilmiştir. Yüzyılın ilk mesnevî şairi Nahifi (ölm. 1738) manzum ve mensur birçok eseri olduğu halde daha çok Mesnevî Tercümesi (tlf. 1730) ile ün kazanmıştır. Eser Mevlânâ'nın 6 ciltlik büyük eserinin aynı vezinde Türkçeye tercümesinden ibarettir.

 

Yüzyılın büyük şairi Şeyh Gâlib (ölm. 1738-99), Hüsn ü Aşk'ıyla (tlf. 1783) mesnevî formunun en büyük eserlerinden birini vermiştir. Fuzûlî’nin Leylâ ve Mecnûn’u ile aynı vezinde yazdığı 2101 beyitlik bu mesnevisinde Gâlib Dede, Hüsn, Aşk, Beni Mahabbet, Mekteb-i edeb, Molla-yı Cünûn, Sühan, İsmet, Hayret gibi soyut kavramlara kişilik vererek alegorik ve Türk edebiyatı için sıra dışı denebilecek bir aşk hikâyesi ortaya koymuştur.

 

Yüzyılın sonlarında Şevk-engîz ve Lutfiyye mesnevîlerinin şairi Sünbül-zâde Vehbî (ölm. 1809-10) Tuhfe ve Nuhbe adlarını verdiği manzum sözlükleri yanında özellikle Nâbî'nin Hayriyye’sine nazire olarak söylediği Lutfiyye'si (tlf. 1790-9l) ile dikkati çeker. Şair bu eserinde Nâbî gibi oğlu Lutfullah'a nasıl yetişmesi, hangi mesleği seçmesi, iyi ve ahlâklı bir insan olmak için neler yapması gerektiği hakkında öğütler vermiştir. Eserde devrin sosyal hayatı, halkın yaşayışı, görgü kaideleri hakkında da ipuçları verilmiştir. Ancak şairin bu eserinde Nâbî'yi taklitten ileri gittiği söylenemez. Yine bu yüzyıl sonlarında yaşayan Enderunlu Fâzıl (ölm. 1810) Hûbân-nâme, Zenân-nâme ve Defter-i Aşk adlarındaki üç mesnevînin sahibidir. Fâzıl, ilk eserinde dünyadaki birçok milletin erkek güzellerini, ikinci-sinde de kadın güzellerini anlatmış, bunlardan çoğunu övmüş, her milletin güzellerinin ayrı yönlerini, özelliklerini belirtmeye çalışmıştır. 393 beyitten oluşan Defter-i Aşk’ta şair kendi aşklarını hikâye etmiştir. Her üç mesnevîde de ilginç görüşler, güzel beyitler bulunmakla birlikte Fâzıl'ın yer yer çirkin sözler kullandığı, ibtizale düştüğü de görülür. Bu bakımdan oldukça tanınmış olmalarına rağmen bu mesnevîlerin edebî değerleri tartışılabilir bir yapı arzeder.

 

XIX. Yüzyıl başında Tanzimat Edebiyatının başlamasından az önce yaşamış olan İzzet Molla (ölm. 1829) son mesnevî şairi olarak anılmağa değer. İzzet Molla'nın Mihnet-Keşân ve Gülşen-i Aşk adlarında iki mesnevîsi vardır. Şair, ilk mesnevîsinde sürüldüğü Keşan'a giderken İstanbul'dan başlayarak uğradığı yerleri, yolda çektiği güçlükleri ve Keşan'da kaldığı sürede başından geçen olayları anlatır. İzzet Molla, bütün üzüntüsüne rağmen olaylara hep alaycı bir gözle bakmıştır. İkinci mesnevîsi Gülşen-i Aşk ise, Şeyh Gâlib'in Hüsn ü Aşk'ına nazîre olarak yazılmış 290 beyitlik küçük, tasavvufi bir eserdir. İzzet Molla, mesnevinin son şairi sayılır. Tanzimatın ilanıyla başlayan ve Batı edebiyatlarının etkisiyle gelişen Tanzimat edebiyatında mesnevî formu artık yerini mensur romanlara terk ederek edebiyat sahnesinden ayrılır.