DİVAN ŞİİRİNİN DÖNEMLERİ

Bugün "Eski Türk Edebiyatı" adı altında Anadolu Selçuklu, Beylikler Çağı ve Os­manlı Dönemine ait "halk edebiyatı" ve "tekke edebiyatı" dışında kalan ve "klâsik Türk edebiyatı" adı da verilen edebî anlayışla meydana getirilmiş bir edebiyat kas­tedildiğini daha önce belirtmiştik. Bu edebiyat her yönüyle örnek aldığı Iran ede­biyatının ve İslamî Dönem Doğu Türk edebiyatının etkisi altında XIII. yüzyıl son­larında Anadolu'da doğmuş; Osmanlı Döneminde usta şair ve yazarlar elinde dev­letin siyasi, kültürel ve ekonomik gelişimine paralel olarak kendi gelişimini sürdür­müş; hatta devletin gerileme dönemlerinde bile nazımda ve nesirde mükemmel ör­neklerini vermeye devam ederek XIX. yüzyıl ortalarından itibaren mükemmelliğe ulaşan her sanat akımı gibi artık tarihe mal olmuş bir edebiyattır. Bu edebiyatı ge­lişim çizgisini ve buna bağlı olarak geçirdiği üslup farklılaşmalarını göz önünde bulundurarak başlıca üç döneme ayırmak mümkündür:

1. Oluşum Dönemi: XIII. yüzyılın sonlarından XIV. yüzyıl sonlarına kadar de­vam eder. Dönemin önemli temsilcileri, Âşık Paşa (öl. 1333), Gülşehrî (öl.XIV. yy.), Şeyhoğlu Mustafa (öl. 1401?), Ahmedî (öl. 1413) ve Şeyhî (öl. 1431?) gi­bi şairledir.

2. I. Klâsik Dönem: XV. yüzyılın ilk yıllarından XVII. yüzyıl başlarına kadar devam eder. Ahmed Paşa (öl. 1496), Necatî (öl.1509) ve Zâtî (öl.1546) gibi şairlerle olgunluk kazanmaya başladığı; Fuzulî (öl.1556), Bakî (öl. 1600), Nev'î (öl.1599), Hayalî (öl. 1557) ve Taşlıcalı Yahya (öl.1582) gibi şairlerle de Türk edebiyatının Iran edebiyatı etkisinden kısmen de olsa kurtularak artık kendi iç gelişimini tamamlayıp özgün eserlerini vermeye başladığı bir dönemdir.

3. II. Klâsik Dönem: XVII. yüzyıl başlarından XIX. yüzyılın ikinci yarısına ka­dar devam eder. Iran edebiyatındaki üslup farklılaşmasının etkisiyle özellik­le şiirde yoğun olarak yeniden bu edebiyatın etkisi altına girdiği bir dönem­dir. Sebk-i Hindî (=Hind üslubu) adı verilen bu edebî akımın Türk edebiya­tındaki önemli temsilcileri Fehîm-i Kadîm (öl. 1647), Nâ'ilî (öl. 1666), Nedîm-i Kadîm (öl.1670), Nef'î (öl. 1635) ve Şeyh Gâlib (öl.1799)'dir.

Yüzyıllar süren bu edebî anlayışın ve onun pek çok kuralının Batı uygarlığı et­kisi altında doğan ve şekillenmeye başlayan edebiyatta da canlılığını ve etkisini sürdürdüğü bilinmektedir. Hatta Cumhuriyet dönemi şiirinde bile bu edebiyatın birtakım izlerini açıkça görmek mümkündür. Hâlâ etkileyiciliğini koruyan, anlam ve ses mükemmelliğini yakalamış, asırlardan sonra bile günümüzün kültürlü çağ­daş insanına söyleyeceği ve tattıracağı zevkler bulunan bu edebiyatın dilinin ağır ve süslü olması, farklı bir kültürel zeminde farklı bir dünya görüşünü yansıtması onun Türk milletinin edebiyatı olma niteliğini ortadan kaldırmaz. Halit Ziya Uşaklıgil'in dediği gibi, "Divan edebiyatı, Tanzimat edebiyatı, bunların hiçbirisi Türk kaynağından doğmuş olmak temel taşını kaybetmemişlerdir."