DEDE KORKUT HİKAYELERİNİN İÇERİK TAHLİLİ


Dede Korkut hikâyeleri türlü yönlerden önem taşır. Bu destanlar Türk ruhundan çıkmış, Türk’ün öz benliğini yansıtan eserlerdir. Bunlar, kendilerine yurt edindikleri topraklar üzerinde boy atmışlardır. Çerçeveleri savaşçıl olmakla birlikte, bunlarda yankılanan asıl öz, yüksek bir ahlaka dayanmaktadır. Soy sop içinde, aile içinde kök salmış bir ahlak, sağlam bir karakter, doğruluk, sözünün eri olma, gerektiği zaman kendini ortaya atma ve hiçbir sakıncayı düşünmeden kendini verme, kısacası insan olma, bu hikâyelerin her yerinde onun en belli çizgisidir. Ana sevgisi; eş sevgisi; yavuklunun bütün engellere, zamana karşı direnip süren, sönmeyen bağlılığı; oğul, baba, kardeş sevgisi, tek tek bütün hikâyelerin kök temleri olarak görülmektedir.  

Savaşta gözünü budaktan sakınmayan, tek başlarına yağıların, devlerin, hatta Azrail’in karşısına çıkan erkek kahramanlar, eşlerinin, çocuklarının, arkadaşlarının yanında uysal ve uslu kocalar,  babalar ve arkadaşlardır. Kadınlar ve kızlar da bir sıkıntılı zamanında, erkeklerin yanında bir silah arkadaşı olarak meydana çıkarlar. Doğunun halk edebiyatı, özellikle hikâyeleri içinde, az veya çok ana tekerleğin yöresinde döndüğü bir dingil olan şehvet ve kösnüklük bu hikâyelerde hiç görülmez. Kadın tipleri cici bici, tembel saray güzelleri değil, başı yukarıda, kendisini yenemeyen erkeği eş olarak kabul etmeyen, cüretli, sırası gelince üzerine düşen, kendisini bekleyen fedakârlık için tetikte, yüreklerinde bir kale gücü taşıyan varlıklardır. 

Türk edebiyatının, Doğu edebiyatının taklitlerini veren öteki halk hikâyeleri yanında bunlar türlü bakımdan eşsizdirler. Dede Korkut’ta başka edebiyatlardan alınma bir yer yoktur. Konusu İran veya Arap edebiyatından alınmış ya da doğrudan Türklerin kendi ürünlerinde başka hikâyelerin yükü olan doğunun görkü denen, saraylara, zenginliklere, değerli taşlara, bunların göz alıcı parıltılarına Dede Korkut’ta yer verilmemiştir. Gök kubbenin altında, çayırlar, çimenler, sulak yerler ortasında “sakallı bozaç turgaylar” dinleyerek, aklı, karalı, kızıllı çadırların kümelendiği hür tabiatta yaşar yaşayanlar... 

Bir sanatçının sadeliği, gerçekliği ile süsten, yapmacıktan arınmış bir dille, olanı olduğu gibi anlatan bu destanlarda anlatma sanatı doruğuna yükselmiştir. Bu gerçekçi anlatıştır ki okuyucuyu sarmaktadır. Kitap hiçbir güçlük çıkarmadan kendini kolayca teslim etmektedir. Bu hikâyelerde, inceden inceye özenilmiş tasvirler, ayrıntılara inen tahliller yoktur. Kaygısız bir psikoloji var bunlarda. Çoğu, kahramanların niteliklerini, kimliklerini sayarken olduğu gibi, kalıp hâlinde, eklentisiz, yamasız tasvirler gözümüzü alıyor. Bu bakımdan, bugünün, konuları ve kahramanları üzerinde inceden inceye duran, iplikleri birbirine karıştığı için okuyucunun bir türlü ucunu bulup da içinden çıkamadığı ya da çıkıncaya dek ölüp bittiği kimi kitaplar soyundan değildir Dede Korkut. Bu bakımdan dinlendiricidir. 

GEÇİŞ DÖNEMİ

Dönem Sanatçıları

Dönem Eserleri