KİTAB-I DEDE KORKUT VE KORKUT ATA (MAKALE)

KORKUT ATA

METE GÜREL

(Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim dergisi)

 

XI. yüzyıla ait bir Türk atasözünde; “Kut belgusi, biligdir.” yani “devlet ve saadetin işareti bilgidir.” deniyor. Abidelerdeki bilgiyle alakalı sözler incelendiğinde Türkler için bilginin ehemmiyeti ortaya çıkar. Türklerde bilgelik, devlet bayrağının üzerinde duran bir sembol gibidir. Bilgi, halkın bilemediği, anlayamadığı bir şey değildi. Herhangi bir kimsenin bilgi edinip bilge olabilmesine mâni hiçbir şey yoktu. Göktürk Yazıtları, ancak halk başını alıp gittiği zaman onlara, “bilgi bilmez kişi” veya “bilmedükin üçün” diyordu.

 

Büyük Hun İmparatorluğu’nun devlet teşkilatında, devlet yönetimi, Sol Bilge ve Sağ Bilge prenslikleri diye ikili bir düzene sahipti. Bu anlayış Göktürklerde de devam etmişti. Bilge Kağan, henüz kağan olmadan önce, Sol Bilge Beyi idi. Türklerde hakanın bilge olması vazgeçilmez bir prensipti. İşbara Kağan’ın, seçim kurultayında dört kağanın oğullarından en bilgesi olduğu için tahta çıkarılması örneklerden sadece birisidir.

 

Türkler, devlet ile milletin, düzen ve birliğini bozan bilgiyi kötü bilgi “ayıg bilig” olarak tarif etmişlerdi. Göktürk Yazıtları’nda ; “Çin, Türk milletini yakınına kondurduktan sonra, kötü bilgiyi (ayıg bilig) yayar imiş.” diye geçer. Bilgiyi sadece öğrenmek öğütlenmiyor, bu bilginin başkalarına öğretilmesi de en az öğrenmek kadar önemli görülüyordu. “ Eğer sen boyda (yani halk içinde), ulu bir bilge isen; bilgini herkese dağıt, böl(üle) deniyordu. 1069–1070 yıllarında kitabını yazmış olan Balasagun’lu Yusuf Has Hacib,“Kitabın adın vurdum Kutadgu Bilig okuyanı kutadsın, tutsun elin.” diyordu.

 

Bilginin hemen yanı başında erdem yani fazilet de aranan özelliklerdendi. Ancak Göktürk Yazıtları’nda rastlanmayan bu kelimeyi Yenisey Yazıtları’ndan itibaren görmekteyiz. Erdem sözünde “irade ile iyi davranış” manasını bulmaktayız. “İyi davranış ve hizmet” halka karşıdır. Hakan olabilmek için ise erdem şarttı. Eski bir atasözünde “Acuncu erdem gerek bin tümen.” yani bir insanın cihan hâkimi olabilmesi için bin tane on bin erdemi olması gerekir, deniyordu.

 

Korkut Ata Kimdir?

 

Korkut Ata, “Dede Korkut” adı ile tanınan destani Oğuz hikâyelerinin toplandığı kitaba adı verilen bir bilge kişidir. Kitabın giriş kısmında Peygamber zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata adında bir erin ortaya çıktığı, bu Korkut Ata’nın Oğuz kavminin müşküllerini çözen ve gaipten türlü haberler veren bir kimse olduğu bildiriliyor. Korkut Ata, kavim içerisindeki anlaşmazlıkları çözen, isim verileceklere isim veren, evlenecekleri evlendiren, sözünün üstüne söz söylenemeyen keramet sahibi bir bilge kişidir. Ve hatta sadece geçmişten değil, gelecekten haberler verdiği de söylenir. Mesela, Osmanlı dönemi tarih kitaplarında Dede Korkut’un, Kayı boyunun büyük bir devlet kuracağını yani Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulacağını yüzyıllar öncesinden söylediği de rivayet edilir.

 

Korkut Ata, Dede Korkut ismine dair kaynaklar Korkut eski bir Türk ismidir. Oysa bu ismin başına getirilen Dede sıfatı sadece Batı Türkçesi’nde Oğuzlarda kullanılan bir sıfattır. Doğu Türk lehçelerinde Dede kelimesi bulunmaz. Bilge kişi için, baba, cet manasında Ata sıfatı kullanılır ve isimden sonra gelir. Bu sebeple orijinal şekli Korkut Ata olmasına rağmen, sonraki kaynaklarda daha çok Dede Korkut isminin kullanılmasını tabii karşılamak gerekir.

 

Kahramanımızın adı tarihî kaynaklarda şu şekilde geçmektedir:

Reşidüddin’in Câmiü’t-Tevarih’inde Korkut, Nevaî’nin Nesâimü’l-Mahabbe’sinde Korkut Ata, Şecere-i Terâkime’de Korkut veya Korkut Ata, Tarih-i Dost Sultan’da Korkut; buna karşılık Yacıoğlu’nun Selçukname’sinde Dede Korkut, Câm-i Cem-âyinde Korkut Ata ve Dede Korkut, Atalar Sözü kitabında Dede Korkut, Bayburtlu Osman’ın Tarihi’nde Dede Korkut, Edirneli Ruhî ve Müneccimbaşı tarihlerinde Korkut Ata olarak geçmektedir.

Asıl Dede Korkut Kitabına gelince, eserin Dresden nüshasında 4 defa Korkut Ata, 29 defa Dede Korkut, 21 defa Dedem Korkut, 18 defa yalnız Dede, 1 defa da Dede Sultan olarak geçmektedir (Prof. Dr. Muharrem Ergin Dede Korkut Kitabı Ankara,1994 s.2).

 

Dede Korkut Kitabı

 

Dede Korkut Kitabı, 12 adet (şu ana kadar bulunan) destanî Oğuz hikâyelerinin toplamıdır. Dresden ve Vatikan’da iki nüshası bulunmaktadır. Dresden nüshası daha sağlam ve güvenilir olup 12 hikâyenin tamamını içerir. “Eserin Dresten nüshasını Dresden Kral Kütüphanesinde ilk defa H.O.Fleischer bulmuştur. Fakat onu tanıtan ve ondan ilk defa faydalanan H.F. Von Diez olmuştur. Diez Denkwürdigkeiten Von Asien (Berlin, 1815) adlı eserinde önce Atalar Sözü kitabını incelerken Dede Korkut’un devrini araştırmaya çalışmış (s.288–331), sonra asıl Tepegöz hikâyesini Almancası ile birlikte yayınlarken (s.399) Dede Korkut üzerinde durmuştur. Burada Diez, Tepegöz’le Homeros’un Odysseia’sındaki Polyphemos’u karşılaştırmış ve Dede Korkut’ta hikâyenin daha geniş olmasına dayanarak bunu Yunanlıların Türklerden aldığına hükmetmiştir (a.g.e s.57). “

 

Türkiye’de Dede Korkut hakkındaki yazılar, kitabın Türkiye’de ilk neşrinin yapılmasından sonra başlamıştır. Bu neşir Kilisli Rifat tarafından 1916‘da Diez’in Berlin kopyasının fotoğraflarına dayanarak yapılmıştır” (a.g.e s.58).

 

Vatikan nüshası ise sadece altı hikâyeyi ihtiva eder.

 

Dede Korkut hikâyeleri yazıldığı döneme ait çok değerli bilgiler nakletmektedir. Bu hikâyelerden alınan sosyal hayata dair bilgiler, o dönemin hayat tarzını anlamamıza yardımcı olmaktadır. Kitapta sıkça vurgulanan namus, dostluk, aile içi dayanışma, büyüklere saygı, kadın hakları, tek eşlilik gibi bugünün de problemleri tartışılırken gündeme gelen kavramların sağlam temelleri ibretle görülmektedir.

 

Hikâyeler, Gürcistan-Pasinler-Ağrı Dağı üçgeni içinde kalan ve Aras Nehri ile kollarının geçtiği, Doğu Anadolu ile Azerbaycan’ı içine alan Oğuz ülkesinde geçmektedir. Oğuz hükümdarı Hanlar Hanı Bayındır Han’dır. Bayındr Han hikâyelerde sadece ismi geçen bir konumdadır. Onun yaşadığı bir olay anlatılmaz ama hikâyelerin başkahramanı, mevki bakımından Bayındır Han’dan sonra gelen damadı İç Oğuzdan Ulaş Oğlu Salur Kazan, hikâyelerde sıkça sözü edilen Oğuz beylerinin en büyük savaşçısı ve kâfirlerin korkulu rüyasıdır. Hikâyelerde zaman zaman kadın kahramanlar ön plana çıkmaktadır. Kadınlar gerektiğinde silah arkadaşları ile birlikte eşlerine yardıma koşan cengâver konumundadır. Salur Kazan’ın eşi Boyu Uzun Burla Hatun kırk ince belli kızı yanına alır, kara kılıcını kuşanır, kara atına biner ve Salur Kazan’a yardıma gider. Eş seçimi sırasında kızlar ok atma, at yarışı, kılıç ve hatta güreşte yarışma şartı koşabiliyorlardı. Tek eşlilik esastır, çocuğu olmasa dahi bir ikinci evlilik düşünülemezdi. Kadınlara saygı gösterilir, her konuda onlara fikir danışılırdı. Ana hakkı Tanrı hakkı olarak kabul edilirdi.

 

Boy “destan” sözünün Türkçe karşılığıdır. Oğuzlar arasında tutulan destanlara boy, bir destanın içindeki parçalara da soy denilmektedir (a.g.e. s.32). Boy boylamak, soy soylamak tabiri de buradan geliyor olsa gerek.

 

Bugün elde bulunan Dede Korkut Hikâyeleri’nin sayısı 12’dir. Azerilerin Berlin’de çıkardıkları AçıSöz dergisi 1936 tarihli 3. sayısında Prof. Bekir Çobanzade’nin Leningrad Şarkiyat Enstitüsü yazmaları arasında Dede Korkut’un on üçüncü hikâyesini bulduğunu haber vermiştir (O.Ş. Gökay, Dede Korkut, Başlangıç, s. 16; Kırzıoğlu M.Fahrettin, Dede Korkut Oğuznameleri, İstanbul, 1952, s. 12). Sonradan, bu hikâyenin Azerbaycan’da yayınlandığına dair sözlü haberler de gelmiştir. Fakat Dede Korkut Kitabı, milliyetçiliği ve Türk birliği duygusunu aşılıyor diye 1950’de Rusya’da yasak kitap ilan edilmiş ve bu husustaki bütün yayınlar toplattırılmış olduğu için on üçüncü hikâye hakkında başka bilgi elde edilememiş… (a.g.e. s..33) 13. hikâye elde edilememiştir ancak daha başka hikâyelerin olması gerektiğine dair güçlü deliller bulunmaktadır, bu sebeple herhangi bir zamanda daha yeni hikâyelerin bulunup ilave edilmesi kuvvetle muhtemeldir.

 

Dresten nüshasında bulunan hikâyeler sırası ile şunlardır:

 

Dirse Han Oğlu Buğaç Han Destanı,

Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması Destanı,

Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek Destanı,

Kazan Bey’in Oğlu Uruz Bey’in Esir Düştüğü Destan,

Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Destanı,

Kanglı Koca Oğlu Kan Turalı Destanı,

Kazılık Koca Oğlu Yigenek Destanı,

Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Destan,

Begil Oğlu Emren’in Destanı,

Uşun Koca Oğlu Segrek’in Destanı,

Salur Kazan’ı Oğlu Uruz’un Tutsaklıktan Çıkardığı Destan,

İç Oğuza Taş Oğuz Asi Olup Beyrek’in Öldüğü Destan.

 

Tarihî Kaynaklarda Dede Korkut

 

1- Dede Korkut isminin geçtiği en eski tarihî kaynak İlhanlı veziri Reşidüddin’in Câmiü’t-Tevârih’idir. Bu Farsça Oğuzname’de Korkut, Oğuz sülalesinin onuncu hükümdarı olan Kayı İnal Han zamanında sahneye çıkar ve ona müşavirlik eder. Korkut; asıl onun babası olan dokuzuncu hükümdar İnal Sır Yavkuy zamanında ortaya çıkmış olup Kayı İnal Han’dan sonra daha üç hükümdar devrini yaşamış ve onuncudan on dördüncüye kadar dört hükümdara müşavirlik yapmıştır. Kendisi Bayat boyundan olup Kara Hoca’nın oğludur. Bu rivayetleri Reşidüddin’e anlatan zat, Korkut’un 295 yıl yaşadığını söylemiştir (a.g.e. s.35).

 

2- Mısırlı müellif Ebû Bekr b. Abdullah b. Aybek Ed-Devâ­dârî’nin Dürerü’t-Tîcan adlı umumi tarihinde Dede Korkut hikâyeleri ile ilgili çok önemli bir kayıt vardır. Aslen Selçuk hanedanından olan bu Mısırlı Türk, Melik Nâsır Muhammed b. Kalavun adına yazdığı ve 1310 yılına kadar olan vakaları içine alan Arapça tarihinde 1229 yılı olaylarından bahsederken Cengiz Han’a ait mukaddimede Oğuzname hakkında bilgi vermiş... Oğuz Türklerinin yanında Oğuzname denilen bir kitap vardır ki elden ele dolaştırırlar. Oğuzların bidayeti hâlleri ve ilk padişahları hep bu kitapta mezkûrdur. Oğuz diye Türklere denir ki büyükleri Oğuz isminde birisi imiş (a.g.e s.36).

 

3- Tebrizli Hasan b. Mahmut Bayati’nin Câm-i Cem Âyin adl› Osmanlı silsilenâmesinde de Dede Korkut’un adı geçmektedir. Müellif, 28. Oğuz Hanı olan Kara Han’ın çok mümin olduğu için bey olunca Korkut Dede’yi Medine’ye gönderdiğinin ve onun Peygamberimizi gördükten sonra Oğuz taifesine İslamiyet’i öğretmeye memur edilen Selmanı Farisi ile birlikte geri döndüğünün Oğuzname’de yazılı olduğunu bildiriyor. Sonra Ay Kutlug’dan bahsederken onun da lalası Korkut Ata’nın oğlu Örgeç Dede’yi Hazret-i Os­man’ın hizmetine gönderdiğini, Örgeç Dede’nin Bağdat’a varınca Hazreti Osman’ın şehit olduğunu öğrenerek Kâbe’ye gidip döndüğünü, dönerken Hazret-i Ali- Muaviye çatışmasına şahit olduğunu ve kavga sona erdikten sonra Hazret-i Ali’den ahidnâme alıp geldiğini ilave ediyor (Câm-i Cem-Âyin, Ali Emiri Neşri, İstanbul 1331, s32–34; Kırzıoğlu Fahrettin Neşri, Osmanlı Tarihleri, İstanbul 1949, s.388-389). (a.g.e. s.39)

 

4-Bayburtlu Osman’ın III. Murad (1574 –1595) devrinde yazdığı Tevârih-i Cedîd-i Mir’at-i cihan adlı eserinin “Bayundur Han” bölümünde “… Karındaşları Bayundur Han taallukatıyle Horasan’dan azimet idüp Anı’ya Kars’a geldiler. Gürcistan keferesiyle cenk idup Tiflis’i aldılar. Andan Demürkapu’ya varıp Küstasek Meliki muhasara idüp Demürkapu’yı alıp başın kesdi. Ol tarihte İsa Aleyhi’sselam göğe çıkup bizüm Peygamberümüzden nişan yoğ idi. Anlar din mezhep bilmezler idi, amma Hak’ka ikrarları var idi...”, “...Bizüm Peygamberümüz dünyaya gelmezden mukaddem bunlar kırk yıl Gürcistan keferesiyle cenk cidal idüp Dokuz Tümen Gürcistan beglerinden haraç aldılar. Kaçankim Server-i Kâinat Muhammet Mustafa (s.a) dünyaya gelüp Mekke’de zuhur itdi. Bayundur Han Resulullah (s.a.) Efendimüzi vakıasında görüp iman getürdi. Kazan Hanı, Dündar Begi Kabe-i Şerif’e Resul Aleyhi’s Selama gönderüp ümmet olduğunu bildürdü. Ezin canip çünki Kazan Han bu begler ile Kâbe’ye gelüp Resul’le buluştular. Resulullah mescidde oturdı (oturur idi) bunları gördi, bir acayip uzun tâife ki saçları kırkılmamış, bıyıkları alınmamış, duvara sıkıldı. Mihrap yiri andan kaldı derler. Pes Resulullah anlara iman arz eyledi, iman getürdiler. Selman-ı Fa­risî (r.a.) anlara koşdı. Demürkapu’ya gelüp anlara iman-ı İslam ve salât u savm ta’lim itdi. Dede Korkut’u içlerinden şeyh dikti.” (a.g.e. s.40-41)

 

5- Evliya Çelebi de 1655 yılında gördüğü Ahlat’tan bahsederken de Ahlat’taki eski mezarları anlatmakta ve bu arada şunu kaydetmektedir:

 

“Osmanlıların eski ataları içerisinde Ahlat’ta yatanlardan biri de Korkut Han’dur” (Seyahatna­me, IV, s.140) (a.g.e. s.44).

 

Yukarıda izah edildiği gibi Korkut Ata bir bilge kişidir, bilgeliğin sembolüdür. Bilgelik Türk devlet geleneğinde sıfatların en yücesidir. Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için, kökleri tarihte olan, geleceğe ümitle bakan, çağın teknolojisine hâkim, bilge ve erdemli bir nesil yetiştirilmelidir.

GEÇİŞ DÖNEMİ

Dönem Sanatçıları

Dönem Eserleri