ÂŞIK, SAZ ŞAİRİ, KALEM ŞUARASI, HALK ŞAİRİ
 
Ahmet Kutsi Tecer şunu sölüyor: ‘’Âşık kelimesi ise önceleri Yunus tarzında ilahiler ve mistik şiirler söyleyen şairler tarafından kullanılmaya başlanmış, daha sonraları sazşairlerin hepsi âşık adı verilmiştir.’’

Âşık ve saz şairi sözcükleri anlamdaştır, aralarında ayrım yoktur.  Sazşairleri ya da âşıklar iki bölüğe ayrılır.

Bir kısmı; ümmidirler, okuma yazma bilmezler, hiç öğrenim görmemişlerdir. Saz çalmasını bilirler, şairlerini saz eşliğinde söylerler. İrtical, yani hazırlıksız şiir söyleme, başlıca özeliklerdir. Şiirler hece ölçüsüyledir.

Âşıkların bir kısmı ise, belirli bir öğrenimden geçtikleri gibi, saz çalmasını da bilirler: Fakat şiirlerini hem hece, hem de aruz ölçüleriyle yazmışlardır ( Âşık Ömer, Gevheri, Dertli, Erzurumlu Emrah gibi).

Kalem şurası’na gelince, bu terim, aslında kalem şairleri demektir; fakat saz şairlerince tekil anlamında kullanılır. Kalem şuarası belli bir öğrenim geçmiş, saz çalmasını bilmeyen, hem hece hem aruz ölçüleriyle şiir yazan şairlere verilen addır.

Halka şairi terimi ise, bir genellik taşır ve âşıklarla kalem şuarasını kapsamına alır. Âşık edebiyatı türlerinde şiirler yazmaları ve bu soy şiirlerinde sade bir dil kullanmalarıyle halk şairi öbeğine girerler. Fuat Köprülü  ve Pertev Naili Boratav halk şairini âşık ve sazşairinin anlamdaşı biçiminde düşünürler.