Dedemoğlu

Dedemoğlu Barak bölgesinde yaşamış Barakların iskân hikâyesini şiirlerinde işlemiş bir âşıktır. Dedemoğlu’nun hayatı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Adına ve şiirlerine Barak aşiretinin bir iskân hikâyesine rastlanmaktadır. Bu iskân hikâyesinde Dedemoğlu saz çalan bir âşık olarak anılmakta ve iskân şairlerinin en eskilerinden birisi olduğu belirtilmektedir (Arsunar 1962:156). Hikâye, Firuz Bey adlı bir aşiret reisinin ve aşiretinin anlatımıdır. Hikâyenin başında bu yurt değiştirmenin mahiyetinden bahsedilir. Bu bilgiye göre Barak ve İlbeyli’deki aşiretler Horasan’dan göç edip gelmişlerdir. Kadıoğlu Yusuf Paşa adlı bir paşa bu aşireti araştırmış, düzene muhalif bir davranış görmemiş, buna rağmen padişahtan, aşiretin Arabistan ile Türk sınırı arasına götürülüp iskân edilmesi şeklinde bir ferman gelmiştir. Hikâye içinde Dedemoğlu’nun "Göç Destanı" adlı bu iskânı anlatan bir şiiri mevcuttur. Bu göç ve iskân olayından Dedemoğlu’nun yaşadığı tarihi çıkarmak mümkün olmamaktadır. Hikâyenin başındaki bilgiye göre bu göç hikâyesi, Horasan’dan Anadolu’ya geliş ve burada Arabistan sınırına yerleştiriliş hikayesidir. Dedemoğlu bu olayı daha sonra destanlaştırmış olmalıdır veya Dedemoğlu’nun anlattığı göç başka bir göçtür. Zaten bir hikâyeden tarihî bir şahsiyetin yaşadığı dönemi belirlemek de mümkün değildir. Ancak hikâye bize Dedemoğlu adlı bir âşığın Barak bölgesinde yaşamış olduğu ve bir iskân şairi olduğu bilgisini vermektedir. Hikâyeye bakarak Dedemoğlu’nu 15. yüzyıl âşığı zannetmek mümkün olabilir ki böyle değerlendirmek yanlıştır. Hikâyede Dedemoğlu ile birlikte adı geçen bir başka âşık olan Kılıcoğlu’nu kaynaklar ve veriler ışığında 19. yüzyıl âşığı olarak değerlendiriyoruz. Kılıncoğlu, Deli Boran gibi şiirleri sözlü kaynaklardan 19. yüzyılda derlenmiş Dedemoğlu’nu da 19. yüzyıl âşığı kabul etmek doğru olacaktır. Zira âşık şiirinin başlangıcı zaten 16. yüzyıldır ve saz çalan Dedemoğlu’nun üslubu da bu yüzyıldan sonraya ait bir özellik taşımaktadır. Barak aşiretinin Horasan’dan kalkıp Anadolu’ya gelmeleri ve Kayseri, Ankara, Sivas, Çorum gibi çeşitli yerleri dolaşmaları uzun bir zamana yayılmış olmalıdır. Güzelbey, bu göç hikâyesinin tarihinin 17. yüzyıl (1692) olduğunu söylemektedir (Kır 2011: 1). Ali Rıza Yalgın’ın Barak Türkmenleri ile ilgili gezileriyle ilgili anılarında Halil Ağa adlı bir kişinin Dedemoğlu’nun Firuz Bey’in Acem ülkesinden dönmesi üzerine söylediği ‘Yıkılsa da bir araya derilse/Yenilse içilse sohbet verilse’ dizeleri ile başlayan türküsünü seslendirdiği ve Halil Ağa’nın Dedemoğlu için eski bir Türkmen âşığı olduğu bilgisini verdiği belirtiliyor (Yalgın 1993:83). Bu Türkmen âşığı ne kadar eskidir, malumat sahibi olmak mümkün olmamaktadır. 

Eserlerinden Örnekler 

Göç Destanı

Kalktık Horasan’dan sökün eğledik,

Düşürdüler bizi uzun yollara,

Omuzda parlıyor uzun kargılar

Aşırdılar bizi karlı dağlara.

 

Bölük bölük olup yüklendi göçler,

İhtiyarlar bindi yayadır gençler,

Başımıza geldi gördüğüm düşler,

Bizden sonra bir nam kalsın dillere.

 

Geh konardık, geh göçerdik yollarda,

Bilip bilmediğim garip ellerde,

Kerbelâ yolunda şol düz çöllerde,

Bilbil konmaz oldu gonca güllere.

 

Geldik Anadolu, Kayser Dağı,

Göründü Sivas’ın Germeğin bağı,

Çat Ağdere derler Zile’nin sağı,

Samsun, Trabzon, Çorum ellere.

 

Karadere derler bir gece kaldık,

Gezerdik belayı burada bulduk,

Ne yaman derteler giriftar olduk,

Bakmaz mısın badı u samu yellerle.

 

Dedemoğlu der ki sakın bağından,

Geçirdiler bizi Yozgat dağından,

Boğalıyan, Ankara, Konya sağından,

Eskişehir gayet güzel dillere.


Koşma

Toplandı aşiret geldik Colab’a

Firuz Bey’in yurdu baş bend değil mi?

Emroldu beylere de kondu yan yana,

Hacı Ali’nin yurdu Seylan değil mi?

 

Hacı Ali’den aşağı Budak düzüldü

Bent sahibi adlarıyla yazıldı,

Orda Berk ağa’nın keyfi bozuldu,

Torunların yurdu Şirvan değil mi?

 

Yer verildi Ulaşlı’nın beyine,

O da kondu Berk Ağa’nın yanına,

Firkat geldi Akçakala Dağına,

Bayındır’ın yurdu Kencan değil mi?

 

Dedemoğlu haymaların kuruldu,

Dögülsün cengi harbiler çağrılsın,

Açılsın bayraklar mehtar vurulsun,

Abdalların yurdu ören değil mi?