TASAVVUF FELSEFESİ VE TEKKE ŞİİRİ

TASAVVUF FELSEFESİ VE TEKKE ŞİİRİ

Tasavvuf, bir inanç felsefesidir. Dünya fanidir, geçicidir. İnsan, geçici dünyanın heveslerine kapılıp nefsinin esiri olmamalıdır. Tasavvufta esas olan, nefsi terbiye etmek, Allah’ a giden yolda yürümektir. Ancak her insan bunu başaramaz. Çünkü insan zayıftır. Ona bir yol gösterici lazımdır.  Mademki amaç “insan-ı kâmil” olmaktır, bu o kadar kolay değildir. Bir dergâha “kapılanmak” gereklidir. Dergâh veya tekke, tasavvuf eğitiminin verildiği bir çeşit okuldur. Tasavvuf ehli olmak isteyen kişi tekkeye gelir. Henüz “ham sofu” dur. Şeyh uygun görürse tekkeye kapılanır, yani kabul edilir. Zaman içinde tekkedeki eğitimle olgunlaşmaya başlayan kişi “derviş” kıvamına gelir. Dervişlerin pek çoğu ömürlerini böylesi tekkelerde geçirirler. Ancak pek azına nasip olan “insan-ı kâmil” mertebesi ise tasavvufta ulaşılmak istenen derecedir. İnsan-ı kâmil mertebesi, Budizm’ deki Nirvana inancına benzer. .

Tasavvuf düşüncesinin, dokuzuncu yüzyıldan itibaren Batı Türkistan ve İran dolaylarında ortaya çıktığı ve hızla yayıldığı görülür.  O zamanlarda yaşanan Moğol istilalarının tasavvufun yayılmasında önemli rolü vardır.  Buhara, Semerkant ve Taşkent gibi şehirlerde tasavvuf inancına gönül veren pek çok şair ve düşünce adamı yetişir. Özellikle Ahmed Yesevi ve Abdulkadir Geylani gibi tasavvuf büyükleri bu bölgede tasavvuf düşüncesini olgunlaştırmışlardır. Ancak tasavvufun asıl gelişimi, Türklerin Anadolu’ ya yerleşmeleriyle doruğa çıkmıştır. Türklerin geliştirdiği bu inanç felsefesinde, Orta Asya’ daki İslamiyet öncesi inanışlardan da izler vardır.

Tasavvuf düşüncesine gönül veren kimi şairlerin Allah sevgisi, tasavvufun ilkeleri ve dünyanın faniliği üzerine şiirler yazmalarıyla kısa zamanda “Tekke Şiiri” diye tanımlanan bir tür ortaya çıkmıştır. Anadolu’ ya gelmeden önce Ahmet Yesevi’ nin açtığı bu yoldan, Anadolu’ ya geldikten sonra Yunus Emre, Mevlana Celaleddin Rumi, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş Veli, Kaygusuz Abdal, Seyyid Nesimi gibi önemli tekke şairleri geçmişlerdir.

Başlangıçta günah işlemekten sakınmak, dünyasal işleri küçümsemek ve bunlardan uzak durmak, yalnızlığı seçerek sürekli Tanrı'yı anmak, kalbin ancak bu yolla temiz tutulacağına inanmak gibi düşünceler ve uygulamalarla ortaya çıkan tasavvuf 12. yüzyıldan sonra tarikatlar biçiminde örgütlenerek güçlü bir hareket durumuna gelmiştir.

Tasavvufun temeli evrende tek varlığın bulunduğu, o tek varlığın dışındaki diğer varlıkların ise onun yansıması olduğu görüşüne dayanır. O tek varlık Allah' tır. Öteki varlıklar yani görünen her şey Allah'ın türlü görüntüleridir. Bu inanışa  "vahdet-i vücud" denir.

Tasavvufun en önemli özelliklerinden biri de ilahi gerçeğe ulaşmanın temelinde aşkın bulunduğudur. Allah'a yasaklarla ya da korkularla değil sadece aşkla ulaşılabileceği inancını ön plana geçirmiştir. Tasavvufun kuşkusuz en önemli isimlerinden biri olan Mevlana'nın eserlerinde bu inancın etkileri fazlasıyla görülmektedir. Mevlana'ya göre insan hangi din ve mezhepten olursa olsun her yerde eşittir.  

Tekke şairleri, şiirlerinde dini konuları işlerken dünya hayatından semboller kullanmışlardır. Böylece, tekke şiirine has bazı söyleyişler ortaya çıkmıştır. Örnek olarak, tekke şiirindeki “aşk”, “Allah aşkı” dır. Tekkede eğitim veren şeyh veya pir, “saki” dir.  “Şarap”  ise şeyhin öğrettikleridir, Allah sevgisidir. Yani bu türden sözcükler, gerçek anlamlarıyla düşünülmemelidir.

Belli başlı tasavvufi terimler şunlardır:

Aşk: İlahi aşk, kulun Allah'a olan sevgisi, Aşık: Allah'a erişmek isteyen kişi, Maşuk: Sevgili, Allah

Masiva: Allah dışındaki diğer varlıklar, Saki: İlahi aşk şarabını sunan kişi, doğru yolu gösteren şeyh, Şarap: İlahi aşk, Çile: Nefsi köreltmek için yapılan terbiye, çekilen çile, Meyhane: Tekke: Tasavvufun öğretildiği yer, Mürid: Tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, onun doğrultusunda ilerleyen kimse, Mürşid: Doğru yolu gösteren, ilahi aşkı anlatan, pir, şeyh.

VAHDET-İ VÜCUD İNANCI: Evren yaratılmadan önce tek ve mutlak güzellik vardır.İnsan Allah'ın bir parçasıdır. Ondan ayrılmıştır ve tekrar ona dönecektir. Buna vahdet-i vücud, yani varlığın tek oluşu denir.
Tasavvuf inancına göre bu dünya geçicidir ve Allah' tan ayrılan ruh ona dönmeye çalışmaktadır. Allah'a ulaşmak için dünyevi zevklerden vazgeçip, aşkla ona bağlanmak gerekir. İnsana duyulan aşk mecazi, Allah'a duyulan aşk gerçek aşktır.
Tasavvufçular Allah'a sadece ibadetle değil, sevgiyle ulaşabileceklerine inanırlar. Mutasavvıf, Tasavvuf ehli olan, herhangi bir tasavvuf yolunda mertebe kat etmiş kişidir.
Fenafillah: "Ölmeden önce ölmek" anlamına gelir. Tasavvuf inancına göre, gerçek varlık Allah’ tır. Diğer varlıklar onu gösteren birer aynadır. İnsan er ya da geç ona geri dönecektir.

TEKKE ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ

Dini -Tasavvufi Türk şiirinde asıl olan sanat yapmak değil, dini-tasavvufi düşünceyi yaymaktır. Tekke şairlerinin çoğu tarikatlarda yetişmiş şeyh ve dervişlerdir. Bu şiirin kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan’da yetişen Hoca Ahmet Yesevi’ dir.  Anadolu’da 13. yy.’dan itibaren gelişme gösteren Tekke şiirinin nazım birimi genellikle dörtlüktür. Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır. Şiirlerin çoğu ezgilidir. Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir. İlahi, nefes, nutuk, devriye, sathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır. Dili Âşık Edebiyatı’na göre ağır, Divan Edebiyatı’na göre sadedir.

Yüzyıllara göre bu edebiyatın en önemli temsilcileri şunlardır:

12. yy’ da Hoca Ahmet Yesevi, 13. yy’ da Yunus Emre , Hacı Bektaş-ı Veli  , Mevlana Celaleddin Rumi, 14. yy’ da Hacı Bayram-ı Veli, 15. yy’ da Kaygusuz Abdal, Eşrefoğlu Rumi,  16. yy’ da Pir Sultan Abdal, 17. yy’ da Niyazi-i Mısrî, 18. yy’ da İbrahim Hakkı

TEKKE ŞİİRİNDE TÜRLER    

İlahi: Herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Allah’ı öven şiirlere denir. Daima özel bir ezgi ile söylenir. En ünlü şairi Yunus Emre’dir. Dörtlüklerden oluşur. Son dörtlükte şairin adı geçer. Genelde yedili hece ölçüsü kullanılır.   Bazı ilahilerde aruz vezni kullanılmıştır. Aruz vezninin kullanıldığı ilahiler az da olsa vardır.

Nefes: Bektaşî şairlerinin yazdıkları tasavvuf şiirleridir. Nefeslerde genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücut (varlığın birliği) kavramı anlatılır. Bunun yanı sıra Hz. Muhammet ve Hz. Ali için övgüler de söylenir. Edebiyatımızda Pir Sultan Abdal nefesleriyle ünlüdür.

Deme: Alevi-Bektaşi tarikatı tasavvuf şairlerinin kendi tarikatlarını konu edinen şiirleridir. Genellikle sekizli hece ölçüsüyle yazılan demeler saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.

Nutuk: Mürşitlerin, tarikata yeni giren müridleri bilgilendirmek ve tarikat adabını öğretmek amacıyla söyledikleri didaktik şiirlerdir.

Şathiye: Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır. Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’ dır.