Abdal Musa

Abdal Musa 13. yüzyıl sonu ile 14. yüzyıl başlarında yaşamış Bektaşi ananesinde önemli bir yeri olan Horasan erenlerinden birisidir. Hoy’dan kalkarak Antalya’nın Elmalı kazasına gelmiş, dergâhını Tekke Köyü’nde (Teke) kurmuştur. Abdal Musa ile ilgili bilgiler oldukça sınırlı olup bu bilgiler daha ziyade Abdal Musa Velayet-name’si ile Beliğ, Âşıkpaşa-zâde, Taşköpri-zâde, Ali ve Hoca Saadettin gibi tarihçilerin verdikleri bazı bilgilere dayanmaktadır (Köprülü 1988: 64). Beliğ’in (1302: 213) Bursa fethinden önce Buhara’dan gelen kırk abdaldan biri olarak zikrettiği Abdal Musa, Âşıkpaşa-zade’de (Köprülü 1973: 198) Hacı Bektaş mensuplarından olarak gösterilmektedir. Şakâyık (Taşköprülü-zade 1269: 34), Güldeste (Bursalı Beliğ 1302: 213), Vefâyat (Baldır-zade Mehmet 1279: 403), Tâcü’t-Tevârih (Hoca Saadettin 1279: 406) ve Seyahat-name(Evliyâ Çelebi 1983: 273) gibi daha sonra kaleme alınan eserler, Abdal Musa’nın Bursa'nın fethinde Sultan Orhan Gazi ile birlikte olduğuna ve Geyikli Baba ile aralarında yakın bir münasebetin bulunduğuna işaret ederler (Güzel 1999: 42). Abdal Mûsâ ile ilgili rivayet ve kayıtlar hem Teke (Antalya), hem de Bursa ve çevresinde iki ayrı şahsiyet olduğunu düşündürmüştür. Ancak bu durumun Türk-İslam geleneğinde bir şahsa ait pek çok makamının olduğu ve Abdal Musa’nın Bursa’da gazaya katılmış olması gerçeği de göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Abdal Musa'nın yaşadığı dönemi kısmen de olsa aydınlatabilecek iki belge vardır. Bunlardan birincisi, Denizli'de bir çeşmenin sağ duvarında bulunan ve muhtemelen bir tekkeye ait kayıttır. H.811 (M.1408) tarihli kitabede eş-Şeyh Mustafa Abdal Mûsâ adı kayıtlıdır. Bu kayda göre Bursa’nın fethine katılan Abdal Musa ile burada zikredilen kişinin aynı olma ihtimali azalmaktadır. Söz konusu Mustafa’nın Abdal Musa müridi ya da evlatlarından olma ihtimali daha çoktur. İkinci olarak Fâtih devrinde Teke İli'ne ait resmî bir belgede ise Finike yakınlarındaki Abdal Mûsâ Tekkesi'nden bahsedilmektedir (Köprülü 1988: 64; Erten 1340: 193). Evliya Çelebi’nin Abdal Musa’ya isnat ettiği bu tekke Kafi Baba Dergâhıdır. Bu kayıtlar Tekke’nin 14. yüzyıl ortalarındaki varlığına ve Abdal Musa’nın yaşadığı döneme ışık tutmaktadır. Antalya Elmalı’daki Tekke ile ilgili çalışmalar da Abdal Musa’nın Elmalı/Teke‘de yerleştiğini göstermektedir (Güzel 1999: 48).

Abdal Mûsa’nın adı ile ilgili olarak kaynaklarda bilinenin dışında başka bir isme rastlanmamıştır. Çeşitli kaynaklarda Abdal Musa, Abdal Musa Sultan, Seyyid Musa gibi adlarla anılan Abdal Musa Finike yakınlarındaki Kafi Baba Tekkesi kitabesinde "pir-i sani" lakabı ile kayıtlıdır. Abdal Musa Velayet-name’sinde Teke beyinin veziri Kirde Yusuf ile aralarında geçen bir konuşmada kendisini “Senün adun Kirde ise benüm adum Köselen Musa’dur şeklinde tanıtmaktadır (Güzel 1999:142). Ayrıca Kaygusuz Abdal Menkıbesinde "Kösre Mûsa" adıyla da kayıtlıdır. (…) Abdal Musa’nın doğum yeri ile ilgili kesin bir bilgimiz yoktur. Tacü’t-tevârih’te “Bilâd-ı Acem’den Hoy’da tevellüd eylemişlerdür” şeklinde bir kayıt vardır (1279:406). Ayrıca kendisine ait bir şiirden aldığımız aşağıdaki dizeler onun Hoy’dan Anadolu’ya geldiği fikrini güçlendirmektedir. "Biz Horasan mülkindeki boydanuz /Neslimüzi sorarsan asıl Hoydanuz" (Güzel 1999: 44). Velayet-name’de Hacı Bektaş Veli üzerinden ondan şu şekilde bahsedilmektedir. “Yâ erenler Genceli’de genç ay gibi doğam, adum Abdal Mûsâ çağırduram didi. Beni isteyen anda gelsün bulsun didiyidi. Hünkar Hacı Bektaş vefat idicek Abdal Musa zuhura geldi” (Güzel 1999:140). Bu kayıt büyük ihtimalle onun doğumuna değil ortaya çıkışına işaret etmektedir. Bu bilgiler ışığında Abdal Musa’nın Hoy’da doğduğuna hükmedebiliriz. Abdal Musa’nın doğum tarihi ile ilgili de bir kayıt henüz tespit edilememiştir. Ancak yaklaşık olarak tespit etmek mümkündür.

Abdal Musa’nın ailesine ait bilgilerimiz de sınırlıdır. Velayet-name’ye göre soy itibariyle âl-i âbâdan gelmektedir ve Seyyid Hasan Gazi’nin oğludur. Annesi Ana Sultan’ı küçük yaşta kaybetmiştir. Kız kardeşinin adı ise Hüsniye Bacı’dır (Güzel 1999:44). Yine Velayet-name’de Kara Donlu Hacim Sultan ile Hacı Bektaş Veli’nin onun piri olduğu ayrıca Abdal Musa’nın Hacı Bektaş Veli’nin amcasının oğlu olduğu bildirilmektedir (Güzel 1999:19). Abdal Musa’nın çocukluğu, gençliği ve yetişmesi ile ilgili olarak Hoy’la bağlantılı bilgilere şimdilik ulaşmak mümkün olmamıştır. Abdal Musa’nın evlenip evlenmediği, çocuklarının olup olmadığı ise tamamen meçhuldür. Ancak Velayetname’de (1999: 147) Kızıl Deli Sultan ile ilgili olarak “…..Birkaç abdal aldı, vardı. Bir taştan iki testi çıkardı. Meydana getirdi. Birisin oğluna verdi ve birisin Kızıl Deli Sultan’a verdi ve kırk nefer abdal verdi” şeklindeki kayıttan bir oğlu olduğu anlaşılmaktadır. Eserde bunun dışında herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Abdal Musa’nın halifelerinden bazıları Velayetname’de zikredilmiştir. En meşhur halifesi esas adı Alaaddin Gaybî ve Alaiyye Sancağı beyinin oğlu olan Kaygusuz Abdaldır. Hem kendi Velayetnamesi hem de Kaygusuz Abdal menakıbnamesinde Kaygusuz ile karşılaşması ile başlayan mahlas ve icazet alması, Mısır’a oradan hacca gidişiyle devam edip tekrar şeyhine kavuşmasıyla biten, kerametlerle süslü, uzun bir sergüzeşt anlatılmaktadır Kaygusuz’un şöhreti ve eserleri göz önüne alındığında bu durum daha iyi anlaşılmaktadır. Abdal Musa’nın diğer halifeleri söz konusu eserden tespit edebildiklerimizle sınırlıdır. Bunlar Abdal Kefî, Kara Âşık Baba, Tahtalı Baba, Hoca Ahmed ve Kara Abdaldır. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile ilgilendirilen Abdal Musa, Bektaşi geleneği içerisinde mühim bir yeri olan ve Anadolu’da icra-yı faaliyet eyleyen mutasavvıf şairlerden birisidir. Eğitimi ve tahsili hakkında hiç bilgimiz olmayan Abdal Musa’nın Anadolu’daki tesiri göz önüne alınırsa iyi bir eğitim aldığına hükmedilebilir.

Velayetname’deki “Hünkar Hacı Bektaş vefat idicek Abdal Musa zuhura geldi” şeklindeki kayıt göz önüne alınarak onun doğum tarihi 1271 tarihinden sonra aranmalıdır. Yukarıda çeşitli vesilelerle adlarını verdiğimiz tarihi kaynaklara göre de Orhan Gazi devrinde Bursa fethine (1326) katılmıştır. Abdal Musa’nın yaşadığı dönemi doğumuna en yakın biçimde açıklığa kavuşturacak kişi, meşhur müridi Kaygusuz Abdal’dır. Kaygusuz’un 18 yaşında (1350-1360) yılları arasında kendisine intisap ettiği kesindir. Şeyhine 40 yıl hizmet ettikten sonra onun izniyle hacca gittiğine göre Abdal Musa bu tarihte hayattadır. Dilgüşa’da geçen H.800 (M.1397-98) yılı Kaygusuz’un şeyhinin izniyle Mısır’a gidiş tarihidir. Bu bilgilerden hareketle Abdal Musâ’nın 1280-1300 yılları arasında doğduğu 90-110 yıl arasında uzun bir ömür yaşadığı ve 1398-1410 yıllarında Elmalı/Tekke köyünde vefat ettiği tahmin edilmektedir. İleride ele geçebilecek yeni belgeler ışığında daha sağlıklı bilgilere ulaşmak mümkün olabilecektir (Güzel 1999: 18-56). Mezarı, Abdal Musa zaviyesinin içerisinde bulunmaktadır. 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar çeşitli aralıklarla tamir gören ve genişletilen tekke, halihazırda türbe hariç harap durumdadır. Kısaca bilgi vermek gerekirse; Evliya Çelebi Seyahatnamesi ile Teke Vilayeti Vakıfları Tahrir Defteri'nden tekkenin, kuruluşunu takip eden zaman içerisinde büyük bir gelişme gösterdiği ve XVII. yüzyılda zengin vakıflara sahip tam teşekküllü bir zaviye durumuna geldiği ve Tekke köyünün de aslında bu tekkeye vakfedilmiş bir köy olduğu bilinmektedir. 1968'de de ayakta kalmış tek binası olan türbe, Vakıflar Genel Müdürlüğünce tamir edilerek ziyarete açılmış tamir sırasında, bazı şahısların elinde bulunan ve Abdal Musa'ya ait olduğu söylenen hırka ile tahta kılıç da bir câmekân içinde türbeye yerleştirilmiştir. Tekkenin kuruluşundan 1826'daki kapatılışına kadar uzanan ilk dönemden bugüne türbe, su kuyusu ve hazire intikal edebilmiş, diğer bölümler yok olmuş veya kuvvetli bir ihtimalle kapatılışı sırasında yıkılmışlardır. İlk inşasından beri tekkenin çekirdeğini teşkil eden türbe, Selçuklu kümbet geleneğine uygun olarak Abdal Musa'nın ölümünü müteakip yapılmış olmalıdır (Köprülü 1988: 64-67). Türbenin içinde Abdal Musa ile annesi, babası, kız kardeşi ve meşhur müridi ve halifesi olan Kaygusuz Abdal'a ait beş sanduka yer almaktadır. 

Eserlerinden ancak dört şiiri ile Pend-name adlı kısa bir öğüt metni günümüze ulaşabilmiştir. Dolayısıyla onun edebî kişiliği ve üslubu hakkında çok fazla söz söyleyebilecek durumda değiliz. Ancak eserlerinin duru bir Türkçe ile yazılmış olması bizim açımızdan ve hitap ettiği kitle açısından önem arz etmektedir. Bektaşi edebiyatının seçkin örneklerindendir. Elimizdeki şiirlerine baktığımızda temalarının tasavvuf edebiyatı ile uygunluk arzettiği görülür. Allah, Muhammed, Ali sevgisinin işlendiğini, meydan, dar, sır, mürşid, evliya, ârif, pir gibi terimlerin kullanımı onu tasavvuf ile ilişkilendirmemizi sağlamaktadır.

1.Pend-nâme: “Abdal Musa Hazretlerinin Pend ü Nasihat-nâmesidir” başlıklı Dünyaya meyletmemek, doğru olmak, haktan ayrılmamak, Allah yolunda olmak, kötülüklerden uzaklaşmak, iyi olmak, devlet adamlarıyla oturup kalkmamak, sözünde durmak, vaktini boşa harcamamak, peygamber ve Ali evladını sevmek ve hatırlamak, dışını değil gönlünü güzelleştirmek, Allah yolunda olmak ve Allah’a teslim olmak gibi hasletlerin bildirildiği kısa bir pend-nâmesi vardır. Ankara Genel Kitaplık, 563/1 varak 10’da kayıtlıdır. Abdurrahman Güzel’in yayımladığı Abdal Musa Velayetnamesi’nin başında sadeleştirilerek yayımlanmıştır.

2. Velayetname: Velayetname/menakıbname, söz konusu velilerin veliliklerini ispat için müritleri ya da konuya ilgi duyan kişilerce kaleme alınan eserlerdir. Genel olarak velinin soyu, ailesi, doğumu, velilik alametleri, çocukluğu, gençliği, yetişmesi, eğitimi, ölümü ve halifeleri çeşitli kerametlerle birlikte konu edilir. Tarikat umdelerinin dervişlere öğretilmesi de temel gayelerdendir. Bu eserler başkaları tarafından kaleme alındıkları için veliyle ilgili yargı ve hükümler için uygun değildir. Ancak icra-yı faaliyet gösterdiği toplumda nasıl algılandığı ve tanındığı konusunda başvurulacak yegâne eserlerdendir.

Abdal Musa Velayetnamesi de yukarıda saydığımız konuların bazılarının ele alındığı bir eserdir. Eldeki tek nüsha 1040/1630 tarihli Veli Baba adlı bir derviş tarafından istinsah edilen 32 sayfalık “Hâza Kitâb-ı Abdal Mûsâ, Velâyetnâme-i Sultân Abdal Mûsâ” adlı nüshadır. Bu nüsha esas alınarak Saadettin Nüzhet Ergun, Süleyman Fikri Erten, Adil Ali Atalay ve başka araştırmacı ve bilim adamları tarafından birkaç kez yayımlanmıştır. Eser hakkında kapsamlı bir çalışma Prof. Dr. Abdurrahman Güzel tarafından gerçekleştirilmiştir. Eser, 13.ve 14. yüzyılda Anadolu’nun siyasi, kültürel durumu, Velâyetname’nin tarihî çevresi, Abdal Musa’nın menkıbevi ve tarihî hayatının yer aldığı bir girişten sonra Velayetname’nin çeşitli açılardan incelenmesi ile devam etmektedir. Lügatçe, bibliyografya, İndeks ve AG nüshasının tıpkı basımı ile eser tamamlanmaktadır.

Yaşadığı çağda ve daha sonraki çağlarda Abdal Musa’nın edebî kişiliğinden daha ziyade eğitici kişiliği ile topluma yön verme kimliği öne çıkmaktadır. Abdal Musa’nın çeşitli kaynaklarda özellikle Âşıkpaşazade’de Hacı Bektaş mensuplarından olduğu kaydını yukarıda zikretmiştik. Onun sözlü gelenek içindeki şöhreti de bu yöndedir. Onun adıyla anılan Elmalı’daki tekke Bektaşiliğin dört büyük dergâhından birisi sayılmaktadır. Anadolu’nun Bursa Denizli, Aydın, Antalya ve daha pek çok yerindeki mezar ve makamlar onun tesirini göstermesi bakımından önemlidir. Pir evinde bulunan 12 hizmet postundan birisi Abdal Musa Sultan Postu’dur. Ayakçı postu olarak da bilinir. Bu durum onun Bektaşiler arasındaki yerini göstermesi bakımından önemlidir. Abdal Musa, Horasan’dan Anadolu’ya geçmiş çeşitli gaza ve eğitim faaliyetlerinde bulunmuş, fikirleri yaşadığı çağı aşarak halife ve dervişleri sayesinde günümüze ulaşmış ünlü bir mutasavvıftır. 

Eserlerinden Örnekler

Pendnâme'den

Evvel sırrını kavî (sıkı) sakla, çok söyleme, muîn ol, kavgalı yerden kaç, bilmediğün kişiye (mukârin) yakın olma, düşmanlığı sâbit olan kişi ile dost olma, bir kimsenün başına gelen musîbetüne gülme, senden ulu kimesnelerle mücâdele etme, doğru (müstakîm) ol, musîbete sabreyle, önce düşün, (fikir idüp-düşünüp) sonra söyle, her çocuk ve kadına sır ve söz söyleme, ibâdete ve mala güvenme, halîm ve selîm ol, inkârcılara (münkire) gönül verme, evliyâullâhın sözlerini inkârcılara (münkirlere) söyleme, dünyâya fazla meyletme, bir menfaat uğruna başkasına dervişlik satma, zâhir pâdişâhına yakın olma, işin olmadan vezir ve sâir devlet adamlarının yanına varma, bana iyi desinler diye sofuluk satma, düşmanına yüz verme, her bulduğuna şükret. Zina’dan uzak dur. elden geldikçe tek başına yemek yeme, pîr-daşını gerçek kardaşun bil, evliyâ ve mürşidden ayrılma, Hak divânundan ayrılma, sözünde dur, vaktini boşa harcama. Hz. Peygamber ve Hz. Ali evlâdına cân u gönülden dost ol, sev, dâima salâvat ile onları hatırla. Allah dostlarıyla muhabbet ederken;“eyvallah, kerem buyurdunuz” diyerek saygıda bulun.

Hz. Muhammed ve Hz. Âli düşmanları olan kâfirlerle dostluk yapma, zira bunların dostluğu sana fayda vermez. Sakın İmâmlara ihânet edenlere “iyidür” deme. Dış görünüşünü güzelleştirme, gönlünü güzelleştir. Yoldan çıkmış, dönek, pîrsiz insanlarla yoldaş olma; zîrâ yol, erkân bozulur. Kötü olma, zîrâ bazı kimesneler yirmi dört saatte bin devre girer, sakın sen o kimesnelerden olma! Zira o kimesneler bu devrelerin hangisinde bulursa o sıfat haşr olur, Sen Allah yolunda ol, (yalnız Allah’a teslim ol!) vesselâm…

MEB. Ankara Genel Kitaplık. %63/1 numaralı yazma. V.10’dan sadeleştirilerek alınmıştır.

Güzel, Abdurrahman (1999). Abdal Musa Velayetnamesi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay.

 Nefes

Kim ne bilür bizi nice soydanuz

Ne zerre oddan ne hod sudanuz

 

Bize meftûn olan marifet söyler

Biz Horasan elleründe baydanuz

 

Bizüm zahmumuza merhem bulunmaz

Biz kudret okunda gizli yaydanuz

 

Yedi derya bizüm keşkülümüzde

Hacım umman ise biz de göldenüz

 

Hızır İlyas bizüm haldaşımuzdur

Ne zerrece günden ne hod aydanuz

 

Yedi tamu bize nev-bahâr oldu

Sekiz uçmak içindeki köydenüz

 

Mûsâ gibi “lenterânî” denürüz

Aslımuzı sorar isen ''Hoy'' danuz

 

Abdal Mûsa oldum geldüm cihâna

Arifler anlar bizi ne boydanuz. 

 

Nefes

Muhammed Ali’nin kıldığı dâvâ

Yok meydanı değil, var meydânıdır

Muhammed kırklara niyaz eyledi

Ar meydânı değil, er meydânıdır.

 

Kırklar özün bir araya kodular

Anlar cenazesin susuz yudular

Deveyi gördün mü? Gördüm, dediler

Ört elin eteğin, sır meydânıdır.

 

Vardığın yerlerde ara bulasın

Gezdiğin yerlerde makbul olasın

Sakla sırrını kim settâr olasın

Çek çevir kendini kâr meydânıdır.

 

Ne diyeyim, şu erkânı kurana

Yuf çekerler bu meydanda yalana

Üç yüz altmış merdiveni bilene

Kör meydanı değil, gör meydânıdır.

 

Abdal Mûsa Sultân, gerçek er ise

Ali’yi sevenler muhib yâr ise

Hakk’ın maksuduna erem der ise

Urganı boynunda dar meydânıdır.

 

Nefes

Gözlerin kör olsun ey kanlu Yezid

Bu meydanda ne var Ali’den gayrı

Oniki imamın kapısın açan

İmamlar değildir Ali’den gayrı

 

Güvercin donuyla Urum’a uçan

İmamlar evinin kapısın açan

Cümle evliyalar üstünden geçen

Var mıdır hiçbir er Ali’den gayrı

 

Sofî Abdal erkânını yürüden

Aynı cemde sevdiklerin sürüden

Nişter Selman kırk vücudu bir eden

Var mıdır hiçbir el Ali’den gayrı

 

Muhammed Mirac’ın yoluna girdi

Bu sır gayet sır içinde sır idi

Şir donunun hatem mührünü verdi

Bu sırrı kim eder Ali’den gayrı

 

Cümle evliyalar imamlar bunda

İkrâr alan kimse düşer mi derde

Yek nefesle durman meydan-ı erde

Kimdir baba rehber Ali’den gayrı

 

Her kimin çırağın yaksa Hak yakar

Rızaya baş koyup teslimin takar

Aslımız oniki imama çıkar

Babamız her kim var Ali’den gayrı

 

Selman bir deste gül şaha uzattı

Kendi tabutuna kend’özi yattı

Cemî’i mushafdan nikâbın attı

Kurân yok gördüler Ali’den gayrı

 

Erenler erkânı gerçek bellidir

Abdal Musa fakir anın kuludur

İmamlar sırrıyla gönlü doludur

Var mıdır hiçbir er Ali’den gayrı

 

Nefes

Ben hocamdan aldım böyle dersümü

Okur idim eliften ba’ya deyu

Kimse bilmez şu dünyada sırrumu

Ta ezelden çağururum Hû deyu

 

Kimin azatlayup kimin fakıdur

Kimin döğüp söğüp kimin okıdur

Dedeler bu meydan kimin hakkıdur

Kim dedi ki şu murdarı yu deyu

 

Evvel ekşi narken üzüm çoğ iken

Davud sofradayken bıçak yoğ iken

İsmail’e inen kurban sağ iken

Kime dedi şu lokmayı soy deyu

 

Fatma ana can Ali’nin gülünü

Miraç’tan inerken öpmüş elünü

Hak Yezid’e kokturmadı gülünü

Muhammed’in yadigârı bu deyu

 

Abdal Musam anda bir tolu içtüm

İçtüm ol toluyu kendümden geçtüm

Işkun ateşine yandım tutuştum

……… (dize eksik)