TÜRK HALK KÜLTÜRÜNDE DEYİMLER

Deyimler, anlamları sözcüklerin düz anlamlarından farklılaşmış olan, kalıplaşmış söz, öbek ve takımlarıdır. Bunların anlamları ve yapılışları belli bir kuralla açıklanamaz. Deyimlerin açıklanması, derin anlambilimsel ve tarihsel araştırmalara girişilmesini gerektirir. Deyimler, büyük ölçüde, yapısı değiştirilmeden başka dillere çevrilemeyen ifadelerdir. Bir ifadenin “deyim” sayılabilmesi için onu kuran sözcüklerin yalın kuruluş ve yapılış biçimindeki anlamlarından değişmiş olması ve böylelikle sözlük anlamları düşünülmeden toplu bir anlam içermesi gerekir. Örneğin ele avuca sığmamak deyiminin içindeki öğelerin yalın anlamları ile onların bu deyim içinde bir araya geldikten sonra kurdukları toplu anlam bakımından rolleri birbirinden çok farklıdır. 

Her dilde olduğu gibi Türkçede de deyimler, bir kavramı, durumu veya olguyu değişik bir yoldan, daha renkli ve vurgulu bir biçimde anlatmak üzere kurulmuş özel ifade biçimleridir. Bu nedenle deyimler, bir dilin yarattığı anlam dünyasının en önemli öğeleri olarak anlatım inceliklerinin kapısını açar. Buna bağlı olarak o dilin sözlü ve yazılı edebiyatı en çok deyimlerden yararlanır. Türkçenin deyimsel söz varlığı oldukça geniştir. 

Türkçenin ilk yazılı belgesi olan Orhon yazıtlarındaki bazı deyimler bugünün Türkçesine kadar ulaşabilmiştir. Baş eğdirmek, sözünü kırmak, ilini töresini bozmak gibi deyimlerin ilk biçimleri bu yazıtlarda görülür. Divân ü Lûgat-it-Türk, Kutadgu Bilig ve Atabet‘ül-Hakâyık gibi eski Türkçenin yazılı kaynaklarında da deyim bolluğuyla karşılaşılır. Örneğin boş laf etmemek, iyi söz söylemek üzerine bu kaynaklarda söylenmiş aynı anlama gelen ama ayrı biçimde dile getirilmiş çok sayıda deyime rastlamaktayız. Divân’da erdemin başını dil tutar, Kutadgu Bilig’de dilini sıkı tut dişin kırılmasın ve Atabet‘ül-Hakâyık’ta boş söz etme, dilini derli toplu tut; bu boşboğazlık bir gün başına yeter gibi deyimler görülür. Aynı anlama gelmek üzere Yunus Emre’de de söz ola kese başı, söz ola kestire başı biçiminde bir başka deyim vardır. 

Türkçe deyim bakımından zengin bir dildir. Deyimler büyük bir anlaşma zemini sağlar ve dilin anlambilimsel çerçevesini güçlendirir. Deyimin yaratıldığı zaman ve yaratıcısı belirsizdir. Ne var ki her deyim, o dilin yaşandığı tarihsel ve toplumsal ortamın belli bir anına ilişkin alışkanlıklara, araç-gereç kullanımlarına, inanç ve değerlere ve belirli kural ve normlara izafeten kurulur. Bu yüzden o dille yaşayan toplumun belli bir anı ve kültürü hakkında bilgi verirler. Dolayısıyla tarihsel ifadelerdir. Bugün yapısı içinde yer alan öğelerin anlamlarını tam olarak bilemediğimiz deyimleri kullanmaktayız ve o öğeler Türkçenin konuşulduğu coğrafyanın belli bir andaki kültürüne ilişkin halkbilimsel veriler sunarlar. Örneğin hoşafın yağı kesildi deyimi bize bugün anlamlı bir şey anlatmakla birlikte, bugünkü hoşaf yapma tekniğiyle uyuşmayan bir reçeteye işaret etmektedir. 

Bazı deyimlerde kullanılan sözlerin gerçek anlamlarını ise bilemeyiz; onlar dil tarihinin derinlerinde kalmış, anlam değişmesine uğramış ödünçlemeler olarak bugüne gelmişlerdir. Bazıları da eski bir geleneğe işaret edebilir: Örneğin temcit pilavı gibi tekrar etmek deyiminde olduğu gibi. Temcid, kutsal üç aylarda sabah namazından sonra minareden okunan bir duadır. Demek ki bir tarihte Ramazan dışındaki iki ayda her gün bu duadan sonra pilav yenmiş olmalı.