TÜRK HALK KÜLTÜRÜNDE MASALLAR

Eğlence amacıyla ya da toplumsal/kültürel ve ahlakî değerleri aktarmak üzere çocuklara anlatılan, çocuklar için basitleştirilmiş kısa hikâyelerdir. Masallar, taşıdıkları toplumsal/kültürel ve ahlakî değerler, simgeci anlatımı, oluşturdukları anlatım geleneği, üretilme ve yayılma biçimleriyle halkbilimin en önemli araştırma konularından birisidir. 

Masallar, mitlerin aktardığı türden tanrısal ve mucizevî olayları değil, daha çok yerel ve bireysel konu ve sorunları ele alır. Mitler, daha seçkin ve erginlere yönelik anlatılar olarak masallardan ayrılır. Masalların cin-peri masalları, hayvan masalları, hortlak masalları, karı-koca masalları, deli masalları, dev masalları, cansız nesnelerle ilgili masallar, düzenbazlık masalları, kahraman masalları gibi türleri vardır. Masallar tamamen düz anlatılar değildir. Tekerleme ve deyimlerle süslenirler. Bilinmeyen zamanlara ilişkin göndermeler içerirler ve anlatı genellikle miş’li geçmiş zamanda gerçekleşir. Bir varmış bir yokmuş Allah’ın kulu darıdan çokmuş, çok demesi günahmış, vakt u zamanında, onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, eşek berber deve dellâl iken gibi tekerleme ve deyim örneklerinden de anlaşılacağı gibi masal anlatımları, zaman ve mekân bakımından belirsizlik ve bilinmezlik içerir. Bunlar masalın başında, ortasında veya sonunda yer alabilen şaşırtıcı ve acayip ifadelerdir. 

Ancak Türk dilinde söylenmiş masalların birer doğu masalı olduğu, içindeki karakterler, kişi ve yer anlatımlarından belli olur. Kaf Dağı, padişah, sultan, Keloğlan gibi kişi ve yer adlandırmaları olayların doğu coğrafyasında geçtiğine ve doğu kültürlerine ait olduğuna işaret eder. Bu türden yazıya geçmiş ilk masal örnekleri 13. yüzyılda Mevlânâ Celâleddîn Rumî’nin yazdıklarında bulunur. Mevlânâ özellikle Mesnevî’de çok sayıda hayvan masalı ve tekerlemeler içeren masalımsı hikâyeler anlatarak bunlar üzerinden hisseler yazmıştır. 

Mevlânâ, çeşitli yerlerde bu masalların yazılı kaynaklarına da atıf yapar, kimi yerlerde ise “bir yerde okuduğunu” veya “bir yerde anlatıldığını işittiğini” söyler. Daha sonra yazılmış çeşitli mesnevîler bu geleneği sürdürmüştür. 13. yüzyılın bir başka mesnevîcisi de Âşık Paşa’dır. 14. yüzyılda yazarı bilinmeyen Dâstân-ı Ahmed Harâmî masalların içinde yer aldığı bir başka erken yazılı kaynaktır. Pek çok halk şâiri ve hikâye anlatıcısı, anlatımları sırasında masala başvurur. Bunlar arasında 13. yüzyıl ile 16. yüzyıl arasında yaşamış olan mistik şâirler önemli bir yer tutmaktadır. Yunus Emre’nin, Âşıkpaşazâde’nin, Kaygusuz Abdal’ın ve Ümmî Sinan’ın şiirlerinde masallara ait tekerlemelere rastlanır. Bilinen en eski halk masalı derlemesi ise, yazarı ve tarihi bilinmeyen ama 19. yüzyıla ait bir basmasının görüldüğü Billur Köşk’tür. Bu eser 1961 yılında Tahir Alangu tarafından Latin harfleriyle yayımlanmıştır. 

19. yüzyılın Macar ve Rus türkologları da çeşitli derlemeleri yazıya aktarmışlardır. Bunların başında Macar Türkolog Kunos ve Rus oryantalisti Radloff gelir. 1912-1913 yıllarında Türk Masalları başlıklı bir derleme yayımlanmış ve burada yer alan masallardan birkaçı Almancaya çevrilmiştir. Ziya Gökalp da çok sayıda masal derlemiş ve Diyarbekir’den topladığı dokuz masalı Küçük Mecmua’da yayımlamıştı. Cumhuriyet döneminde halkbilime verilen önem ve derleyicilerin yoğun çalışması, sözlü gelenekteki pek çok masalın yazıya geçmesini sağlamıştır. Bu derleyiciler arasında Pertev Nailî Boratav, Eflâtun Cem Güney ve Tahir Alangu başı çekerler. Yalnız Eflâtun Cem Güney ile Tahir Alangu’nun ayırıcı bir özelliği vardır. Güney ve Alangu, dinledikleri masalların sadece bir değişkesini değil, bütün değişkelerini değerlendiren, bunları birbirini tamamlatıcı unsurlar olarak kullanarak, istedikleri yerleri uzatıp kısaltarak yeni formlar üretmiş ya da Güney’in yaptığı gibi yer yer birkaç masalı birbirine ekleyerek yeni masallar yaratmışlardır. Böylelikle bir masalın ya da masala ait bir tema veya motifin en ideal biçimini meydana getiren yeni bir metin kuruyorlardı. Bu yolla bir “Türk masalı” formu inşa etmişlerdir. Boratav ise, romantizmden uzak bir biçimde, asıllara sâdık bir envanter derlemecisi ve bunlar üzerinde çıkarımlar ve genellemeler yapmaya uğraşan bir halkbilimci gibi çalışmıştır. 

Çağdaş masal derlemeleri arasında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğrencilerinin topladığı beş yüz masalın yer aldığı Masal Zinciri (İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1948) ve Halil Aytekin’in Hayvan Masalları (Ankara: Emek Yayınevi, 1958) başarılı çalışmalardır. Aytekin burada Aisopos masallarının yanında sekiz Türk masalına yer vermiştir. Türkiye’de yaşayan ve anadili Türkçe olmayan halkların masallarına ilişkin derlemeler de mevcuttur. Jean Nicolaides ve Dawkins Anadolu Rum masallarını derlemişlerdir. Fransız dilbilimci Georges Dumézil Anadolu’ya göç etmiş Kuzey ve Güney Kafkasyalı halkların (Lazların, Ubıhların ve diğer Çerkes gruplarının) masallarını, Minas Tchéraz ve Macler Anadolu Ermenilerinin masallarını, Senem Hanim da Kürt masallarını derlemişlerdir.