ADANA - Türkiye Edebiyat Haritası

Adana, Türkiye'nin güneyinde, Çukurova’nın merkezinde yer alan bir ilimizdir. Çukurova’nın tarihteki adı Kilikya’dır. Heredotos’a göre Kilikya’nın adı, Fenike Kralı Argos’un oğlu Kilik’ten gelmektedir.

Akdeniz bölgesinin doğu kesiminde yer alan Adana, Torosların yüksek sınırlarından Akdeniz kıyısına kadar uzanır. Batısında Mersin’le Niğde, kuzeydoğusunda Kahramanmaraş, doğusunda Osmaniye, güneydoğusunda Hatay, güneyindeyse

Akdeniz ile çevrilmiştir. İl kodu 01, nüfusu 2.085.225, yüz ölçümü 14.256 kilometrekaredir.

Adana, Hititler döneminde Uru Adaniya (Adaniya Ülkesi) diye adlandırılıyordu.

Eski yazmalarla fermanlarda Erdene, Ezene, Azona adlarıyla geçmektedir. 1889’da Adana’da görev yaparken bölge tarihî üzerinde araştırmalarda bulunan Seyahat-ül Kübra adlı gezi kitabının sahibi Karçlızade Süleyman Şükrü Bey, Adana’nın ilk adı olan Batana’nın İslamiyetten sonra Adana’ya çevrildiğini yazar. Ayrıca bu adın “…fi ezenil arz” ayetinden esinlenilerek verildiğini anlatır.

Çukurova, antik çağda, Kilikya’nın doğu kesimini kapsıyordu. Buraya “Ovalık Kilikya” anlamına gelen Yunanca Kilikia Pedias deniyordu. Bu topraklarda yaşayan Huttiler İ.Ö. 1900’lerde Kizzuvatna Krallığı’nı kurdu. Krallık İ.Ö. 16. yüzyılda Hititlere bağlandı. Hititler döneminde tarım ve hayvancılık gelişti. Hurriler Hititlerle birlikte Mısır’a karşı Kadeş Savaşı’na katıldı. Hitit Krallığı’nın yıkılmasının ardından buraya yerleşen Luviler, Kue Krallığı’nı kurdu. İ.Ö. 8. yüzyılda Asur egemenliğine geçen Kilikya İ.Ö. 612’de bağımsız krallıkken İ.Ö. 546’da Perslere bağlı bir satraplığa dönüştü. İ.Ö. 333’te Büyük İskender, Anadolunun büyük bir bölümünü olduğu gibi, Kilikya’yı da Makedonya Krallığı’na kattı. Daha sonra Selevkosların yönetimine geçti. İ.Ö. 1. yüzyılda artık Roma’nın bir eyaleti olmuştu.

Bizans yönetimi sırasındaysa 7. yüzyıl sonrasında Arapların saldırısına uğradı. 11. yüzyılda kimi bölümleri Selçukluların eline geçti. Bu dönemde göçebe Türkmenlerin görüldüğü Kilikya toprakları, Haçlı Seferleri sırasında Ermenilerin yönetimine girdi. Yerleşim yerleri bugünkü Yumurtalık, Yakapınar ve Kozan yöreleriydi.

Göçebe Türkmen aşiretleri Yüreğiroğlu Ramazan Bey’in önderliğinde 1353’ten başlayarak Adana yöresine egemen oldular. Memlüklülere bağlanan Ramazanoğulları 1517’de Osmanlı yönetimine katılmak zorunda kaldı ama Çukurova’daki egemenlikleri 17. yüzyıla kadar sürdü. 17. yüzyılda zorunlu yerleşime tâbi tutulan göçerlerle Osmanlı çatışması 18. yüzyıla kadar sürdü.

19. yüzyılda devlete başkaldıran Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa ordusunu Anadolu’ya gönderince oğlu İbrahim Paşa, 1833’te Çukurova’yı ele geçirdi. Yaklaşık 9 yıl bölgeyi egemenliği altında tutan İbrahim Paşa, tarım alanında olduğu gibi işçi-işveren ilişkileri alanında da düzenlemeler yaptı. 1840’ta Mısırlıların çekilmesiyle yöre mutasarrıflıkla yönetilmeye başladı. Daha sonra derebeylerin eline geçti. Yörede çıkan ayaklanmalar, 1865’te bastırılınca Adana 1867’de vilayet yapıldı.

19. yüzyılın ikinci yarısında Amerikan İç Savaşı sırasında, sağlanan teşviklerle yörede pamuk üretimi arttı.

Adana yöresi, I. Dünya Savaşı sırasında 1918’den 1922’ye kadar Fransız işgalini yaşadı. Savaştan önce halkın çoğunluğunu Türkmenler, Ermeniler, Araplar, Kürtler ve Rumlar oluşturuyordu. İşgal bitince Müslüman olmayanlar yöreden ayrıldı. Savaş sırasında tenhalaşan Adana’ya Cumhuriyet’ten sonra Doğu Anadolu’dan gelenler yerleştirildi. Adana 1924’te il oldu. 1933’te ilçe yapılan Cebelibereket (Osmaniye) Adana’ya bağlandı. 1939’da Türkiye’ye katılarak il olan Hatay’ın komşusu Adana, Osmaniye’nin 1996’da il yapılışıyla bugünkü sınırlarına çekildi.

Türkiye’nin en önemli bitkisel üretim alanı olan Çukurova, tarımıyla; buna dayalı ticaret ve sanayinin yarattığı zenginlikle Adana nüfus açısından Türkiye’nin altıncı büyük ilidir.

Kentle çevresindeki tarihsel yapılar arasında Seyhan Irmağı üstünde yer alan Romalılardan kalma kentin iki yakasını birbirine bağlayan 21 gözlü 317 metre uzunluğundaki Taşköprü ünlüdür. Bugün gezinti alanı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca bir İlk Çağ kalesinin üstüne 781’de Harun Reşit’in yaptırdığı, 1836’da İbrahim Paşa tarafından yıktırılan Adana Kalesi vardır. Öteki yapılar arasında 1409 tarihli Akça (Ağca) Mescit, 1501 kiliseden çevrilme Eski Cami ya da Yağ Camisi, Adana Ulucami Külliyesi, Kapalıçarşı olarak da bilinen Bedesten ile Adana Saat Kulesi sayılabilir. Ali Hadi Bara’nın “Adana Anıtı” da kentin simgesi olarak anılmaya değer.

Adana kültürü yalnız Adana il sınırları içinde kalmaz. Bu yüzden Adana kültüründen çok, Çukurova kültüründen söz etmek daha doğrudur. Tarih boyunca Hititler, Kilikyalılar, Romalılar, Araplar ile yaklaşık dokuz yüzyıldır Türkler yöreye kendilerine özgü kültürleriyle egemen olmuşlardır.

Yöre kültürü, göçebe Türkmenlerle Yörük aşiretlerinin yaşam biçimini belirlemiştir. Yüzyıllardır birikmiş sözlü kültürün ürünlerinden türküler, ağıtlar, halk ozanlarının şiirleri, masallar, söylenceler, destanlar Çukurova’da zengin bir kültür mirası oluşturmuştur. Bu birikimin başını halk edebiyatı çeker. Çukurova’da halk ozanlarının başında Karacaoğlan ile Dadaloğlu gelir. Karacoğlan yörede öylesine sevilip benimsenmiştir ki türkü söylemek yerine “Karacaoğlan çığırmak” denilir.

Çukurova halk edebiyatının özelliklerinden biri de burada kadın ozanların önemli bir yeri olmasıdır. Sinem Kız, Nazlı Gelin, Hasibe Ramazanoğlu şiirlerinde ölen oğullarının ardından acılarını dile getirmişlerdir.

Çukurova halk edebiyatında ağıtlar da önemli bir yer tutar. Bölge folklorunun temelini oluşturan ağıtlar, savaşları, kıyımları, yıkımları, ölümleri ve benzeri olaylar gibi bireysel ya da toplumsal olaylar üstüne yakılmıştır. Yemen Ağıdı, Bebek Ağıdı ünlü ağıtlar arasında yer alır.

Kuşaktan kuşağa aktarılan söylenceler, bütün yurtta olduğu gibi bu bölgede de yaygındır. Türk folklorunda geniş bir yeri olan yöre söylencelerinin en ünlüleri Lokman Hekim ve Şahmeran söylenceleridir. Lokman Hekim söylencesi, ölümsüzlüğü aramanın öyküsüdür.

Şahmeran söylencesinde ölümcül bir hastalığa yakalanan birinin iyileştirilmesi için yılanlar padişahı Şahmeran’ın öldürülmesi gerekmektedir. Vaktiyle Şahmeran’ın iyiliğini görmüş biri gelip onu öldürür. İnsanların çıkarları uğruna nankörlük edebileceklerini göstermek isteyen söylenceye göre, günün birinde Şahmeran’ın öldürüldüğünü öğrenecek olan yılanlar, Adana’daki Misis (Yılanlı Kale)’i basarak Şahmeran’ın öcünü alacaklardır.

Çukurova kuzeyden aşılmaz Toros Dağları, güneydense Akdeniz’le çevrili olduğundan kapalı bir bölge konumundadır. Bu durum bölgenin kültürel yapısını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu yüzden Çukurova’da başka yörelerde olmayan pek çok sözcük, yerel deyişlerle atasözlerine rastlanır. Sözcüklerin çoğunluğu tarımsal ve göçebelik yaşamından kaynaklanır. “Göç geri dönünce kötü eşek kervanbaşı olur.” gibi.

Bugün de Çukurova dendi mi Çukurova’nın doğasını, yaşamını, insanlarını anlatan Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Muzaffer İzgü, Yılmaz Güney gibi yöre doğumlu ya da o yörede yaşamış yazarların romanları akla gelir.