|Afyon|Türkiye Edebiyat Haritası

Eski bir yerleşim alanı olan Afyon ilinin asıl adı Afyonkarahisar’dır. Ege bölgesinde yer alan bu ilimiz İç Anadolu, Ege, Akdeniz bölgeleri arasında yer alır. Kuzeyden Eskişehir, doğudan Konya, güneyden Isparta, güneybatıdan Burdur ile Denizli, batıdan da Uşak ile Kütahya’yla çevrili olan Afyonkarahisar’ın il kodu 03, nüfusu 697.559, yüz ölçümü 14.532 kilometrekaredir.

Bizans döneminde Akroenos Kalesi'nin bulunduğu bu kent, 739’da Battal Gazinin Bizanslılarla yaptığı savaşta yenilip ölmesinden sonra Nikopolis (Zafer Kenti) adını almıştır. Cumhuriyet Dönemine kadar resmî kayıtlardaki adı Karahisar-ı Sahip olarak geçmektedir. Bu ad, 1288’de Moğol istilalarına direnen Sahip Ala Fahrettin Ali Bey’den gelmektedir. Ama halkın benimsemediği bu ad, pek tutulmamıştır.

Karahisar, Anadolu’da çok rastlanan bir coğrafya terimidir. Genelde ulaşılması güç, yüksek yerleşim yerlerine bu ad verilmiştir. “Kara” nitelemesinin bu yerlerin yalçın kayalıklarını belirttiği söylenebilir. 16. yüzyıldan sonra kenti öteki Karahisarlardan ayırmak için bir ara Karahisar-ı Devle olarak da anılmıştır. Daha sonra yörede haşhaş yetiştirilmesi nedeniyle Karahisar’a Afyon (Afiun ya da Aphiom) eklenerek kentin adı Afyonkarahisar’a çevrilmiştir.

En eski yerleşim izlerine İ.Ö. 4000 yılına ait olan bir höyükte rastlanmıştır. İ.Ö. 18. yüzyılda Hititlerin yönetimindeki bu topraklar, 17. yüzyıldan sonra Hititlerle Arzava Krallığı arasında el değiştirdi. İ.Ö. 1200’lerde Trakya’dan gelen Frigler yöreyi ele geçirdi. Kurdukları Frigya Krallığı İ.Ö. 7. yüzyılda Kimmerler tarafından yıkıldı. Ardından Lidyalılar Anadolu'nun batı bölümünde büyük bir imparatorluk kurdular. İ.Ö. 6. yüzyılda Persler bölgeyi ele geçirerek Frigya Satraplığı'na kattılar. İ.Ö. 333’te

Büyük İskender önce Gelene (Dinar) Kalesi'ni ele geçirince bölge Makedonya Krallığı'nın hâkimiyetine girdi . Büyük İskender’in ölümüyle kurduğu imparatorluk parçalanınca Selevkosların ele geçirdiği topraklarda Bergama Krallığı egemen oldu.

Daha sonra ise Roma’ya bağlandı.

Bizans döneminde, Anadolu sınırları içindeki bu topraklara 11. yüzyılın ikinci yarısında Türkmenler gelmeye başladı. 1176’da II. Kılıç Arslan’ın Bizans ordusunu bozguna uğratmasıyla Anadolu Selçukluları, Batı Anadolu’da da üstünlük sağladı. Anadolu Selçuklu egemenliğinin zayıflamasıyla yöre önce Sahibatoğullarının, ardından Germiyanoğullarının eline geçti. 1390’da Yıldırım Beyazıt yöreyi Osmanlı topraklarına kattı. Ankara Savaşı yenilgisinden sonra Timur tarafından yeniden Germiyanoğullarının yönetimine verildi. 1429’da bir kez daha Osmanlıların eline geçti. Osmanlı döneminde uzun süre Anadolu Eyaleti’nin Karahisar-ı Sahip adlı sancağı olarak yönetildi.

Karahisar-ı Sahip 19. yüzyılın ikinci yarısında Hüdavendigâr vilayetine bağlandı. 1917’de bağımsız bir sancak oldu. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla önce Fransız, sonra İtalyanların işgaline uğradı. 1921’in başlarında Yunanlılarca işgal edildi. Büyük Taaruz’un ardından düşman işgalinden kurtulan Afyonkarahisar yöresi, Cumhuriyetin ilanıyla il oldu.

Afyonkarahisar’da en çok şeker pancarı üretiminin olduğu çeşitli tarım ürünleri yetiştiriciliğiyle hayvancılık yaygındır. İstanbul’la benzeri kimi merkezlerin kurbanlık koyun gereksinimi Afyon’dan elde edilmektedir. Tavukçuluğun da önemli bir yeri olan ilde Türkiye’nin yumurta üretiminin yaklaşık yüzde 10’u karşılanmaktadır.

Ticaretini tarım, hayvancılık, madencilik ve sanayi ürünlerinin il dışına satılmasıyla sağlamaktadır. En büyük sanayi kuruluşları arasında çimento ve şeker fabrikaları bulunur. Bolvadin’de haşhaştan afyon üreten bir alkoloit fabrikası ile Çay’da göllerdeki kamışlardan selüloz üreten bir fabrika vardır. Ayrıca süt ürünleri, un, yün ipliği, beton travers, bitkisel yağ, dokumacılık, hazır giyim, metal eşya, et ürünleri ile gıda maddeleri üretimi yapan fabrikalarla imalathaneler bulunmaktadır.

Yer altı zenginliği açısından maden suyu kaynakları ile mermer yatakları ünlüdür. Afyonkarahisar maden suyu Frigya döneminden beri işletilmektedir.

Kentin tarihsel yapıları arasında Afyon Kalesi, Ulucami ile Gedik Ahmed Paşa Külliyesi sayılabilir. Kentteki öteki yapılar içinde 1264’te yapılıp 1465’te onarılan Yukarı Pazar Mescidi, yapımı 1355 tarihini taşıyıp 1895’te onarılan Arasta Mescidi, ayrıca yapımı 1710 tarihini taşıyıp 1905’te onarım gören Türbe Camisi olarak da adlandırılan Afyonkarahisar Mevlevihanesi ile yapım tarihi 1710 olup 1839’da onarılan Yeni Cami önemlidir.

Kentin işgalden kurtuluşu adına 1935 yılında dikilen Avusturyalı Heykelci Heinrich Krippel’in Zafer Anıt’ı ünlüdür.

Geleneksel kültürümüzün önemli ögelerinden biri olan halk şiiri, yörede çok önemli bir yer almaz. Bu durum, âşık geleneğinin Batı Anadolu’da pek bulunmayışına bağlanabilir. Gene de halk ozanları arasında Harabî, Fikrî, Ekşi Ömer Ağa ile Kalacaklı Hakverdi yetişmiştir. Ozanlar, şiirlerinde yöre insanının yaşam güçlükleri ile uğradıkları haksızlıklardan düzenin bozukluğundan yakınmışlardır. Bu durumu Ekşi Ömer Ağa şu dizeleriyle dile getirmiştir: “Çıksam dağa ayısı var kurdu var/ Düze insem sıtması var derdi var/ Köye gitsem tahsildarın derdi var/ Haramdan korkan bir can kalmadı”.

Afyon, ağıtlar yönünden zengin bir kültüre sahiptir. Savaşların, yıkımların, toplumsal sarsıntıların acıları, ağıtlara kaynaklık etmiştir. Bu gelenek özellikle Türkmenler arasında yaygındır. Afyonkarahisar ağıtları arasında Sarı Ahmet Ağıdı, Molla Ahmet Ağıdı, Sıçanlı Ovası Ağıdı, Ümmü Gelin Ağıdı ünlüdür.

Söylenceler arasında “Gazlıgöl Kaplıcası” söylencesi en ünlülerindendir. Bu söylence Afyonkarahisar kültürünün tarihsel geçmişini belirtir. Söylence Kral Midas dönemine kadar uzanır.

Kentin tekerlemelerle bilmecilerin yanında maniler bakımından da zengin bir birikimi vardır. İmge zenginliği açısından şu mani iyi bir örnektir: “Karanfil deste deste/ Babamdan beni iste/ Babam beni vermezse/ Atları iyi besle”.

Afyonkarahisar’ın kapalı toplumsal yapısı ağız ve deyişlerde özgünlüğün sürmesini sağlamıştır. Bu durum daha çok kırsal kesimde belirgindir. Yerel sözcükler içinde beketmek (kapamak), anneç (karşı taraf), büçek (köşe) gibi özgün sözcüklere rastlanır.

İlin halk müziğinde Orta Anadolu ile tekke müziğinin özellikleri etkilidir. Halk müziğinin genel niteliğini gösteren örnekler arasında kara koyuna yakılmış türküler, oyun havaları, oturak havaları, öykülü türküler vardır.

Ege bölgesinin tipik oyunu zeybek burada da yaygındır. Genellikle türkü eşliğinde tek ya da toplu olarak oynanır.

Afyonkarahisar’ın yetiştirdikleri arasında hat sanatçısı Şemsettin Ahmet Karahisarî en ünlülerindendir. Karahisarî (14681556) tanınmış bir hat sanatçısı olduğu kadar şairdir de. Eserleri arasında hatlarıyla değerlendirdiği Süleymaniye ile Piyale Paşa Camilerindeki yazıların yanı sıra Mimar Sinan Sebili ile mezarının yazıtı, bir de kendi mezar taşının yazıtı vardır.

Afyonkarahisar, edebiyatta daha çok Kurtuluş Savaşı dolayısıyla yansıtılmıştır. Bu ürünlerde de bir yöre, kent adı olarak geçer. Afyon, Kurtuluş Savaşındaki nice acılardan sonra zafere ulaşılışın bir simgesi olarak görülür. Nâzım Hikmet de “Kuvayi Milliye Destanı”nda “Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle/ Akşehir üstünden Afyon’a doğru” diyerek “Kocatepe'nin sessiz karanlığı dünyanın en yıldızlı karanlığıdır” dediği yerden zafere doğru yürüyüşü anlatır.