AĞRI  - Türkiye Edebiyat Haritası 

Ağrı, Doğu Anadolu Bölgesindeki sınır illerimizden biridir. İl topraklarının Türkiye’nin en yüksek yörelerini oluşturduğu kent, adını il sınırları içinde yer alan 5.137 metre yüksekliğindeki Türkiye’nin en yüksek tepesi Ağrı Dağı'ndan alır. 

Ağrı, Doğu Anadolu bölgesindeki sınır illerimizden biridir. İl topraklarının Türkiye’nin en yüksek yörelerini oluşturduğu kent, adını il sınırları içinde yer alan 5.137 metre yüksekliğindeki Türkiye’nin en yüksek tepesi Ağrı Dağı'ndan alır. Ağrı, güneyinde Van, güneybatısında Bitlis, batısında Muş ile Erzurum, kuzeyinde Kars ile Iğdır, doğusunda ise İran’la çevrilidir. İl kodu 04, nüfusu 542.022, yüz ölçümü 11.315 kilometrekaredir. Urartulardan beri kente adını veren Ağrı Dağı’nın birçok dilde değişik adları vardır. Türkçede Eğri Dağ olarak da bilinen Ağrı’nın en eski ve yaygın olan adı Ararat’tır. Farsçada Kuh-i Nuh (Nuh’un Dağı), Ermenicede Masis, Arapçadaysa Cebel el Haris (Büyük Ağrı) ve Cebel el Havayris (Küçük Ağrı) adlarıyla anılır. Ararat adı, Nuh söylencesinden gelmektedir. İ.O. Orta Doğunun en geleneksel kaynağı olarak bilinen Eski Ahit (Tevrat)’in Tekvin bölümünde Ararat adı şöyle geçmektedir: “Ve gemi yedinci ayda, ayın on yedinci gününde Ararat Dağları üzerine oturdu.” Kur’an-ı Kerim’in Hud suresinde geminin Cudi Dağı’na oturduğu belirtilir. Sumer destanı olan Gılgamış’ta 5000 yıl önceki bir tufandan söz edilerek Nuh’un gemisinin Nisip (Cudi) Dağı’na oturduğu söylenmektedir.

Ağrı yöresi, İ.O. 14. yüzyılda Hurilerin yaşadığı topraklar arasında belirtilmiştir. İ.O. 13. yüzyıldaysa Asur kaynakları, Nairi ülkesi olarak anılan topraklarda yaşayanların Urartular olduğunu yazmaktadır. Huri- ler ile Urartuların dilleriyle kültürleri ortak özellikler taşımaktadır. Günümüze Urartu- ların yerleşim yeri olarak Anzavurtepe ile Giriktepe ulaşmıştır. İ.O. 6. yüzyılın başla- rında Medler Urartu Krallığı’nı yıkınca buraya Ermeniler yerleşmiştir. Pers, Makedonya ile Selevkos egemenliklerinin ardından İ.O. 1. yüzyıl başlarında Doğu Anadolu’yu Kafkasya’dan Kilikya’ya uzanan topraklarda buyuk bir krallık kuran II. Dikran ele geçirdi. Sonrasında Roma’nın denetimi altında kalan bu topraklar bir sure Bizanslılarla Persler arasında el değiştirdi. İ.S. 4. yüzyıldaysa yapılan bir anlaşmayla Perslere bırakıldı. Daha sonra Arapların eline gecen bu topraklara, 1054’te Türk- menler geldi. Anadolu'nun ilk Türk beyliklerinden biri olan Saltuklular bu yöreyi de topraklarına kattılar, ama uzun sureli Gürcü saldırılarına dayanamadılar. 13. yüzyılda Anadolu Selçukluları’na bağla- nan bu bölge daha sonra Moğol işgaline uğradı. 14. yüzyılda Azerbaycan ile Irak’ı egemenlikleri altına alan Moğol asıllı Cela- yirliler yöreyi ele geçirdiler. Bu donemde Celayirli bir şehzade olan Sultan Bayezid’in bugünkü Doğubayazıt’ta bir kale yaptır- masının ardından bölgenin bütünü Baye- zid adıyla anılır oldu. 14. yüzyıl sonlarıyla yüzyıl başlarında Anadolu’yla birlikte Timur’un eline gecen Bayezid, daha sonra da Karakoyunluların, Akkoyunluların, Safevilerin egemenliği altına girdi. Çaldıran Savaşı'ndan sonraysa Osmanlılara bağlandı.

1828, 1855, 1877 ile 1914’te Rusların ele geçirdiği bu topraklar, 20. yüzyıl başla- rında Erzurum vilayetine bağlı Bayezid, sancağının sınırları içine alındı. Rusların çekilmesinden sonra Ermenilerin haki- miyetine giren bu yöre, 1920’de Ankara Hükümeti’ne bağlı kuvvetlerce geri alındı. 1924’te bütün sancaklar gibi Ağrı da il oldu. Ağrı çevresindeki Kurt aşiretleri 1926 ile 1930’da hükûmete karşı ayaklandı. Güçlükle bastırılan ayaklanmanın ardından ayaklanmacıların bir bolumu İran’a sığındı. Bu nedenle 1932’de bir sınır düzenlenmesi yapılarak İran sınırları içindeki Küçük Ağrı Dağı tümüyle Türkiye’ye bırakıldı. 1927’de Karaköse’ye taşınan il merkezi, ilin bütünüyle birlikte Ağrı olarak adlandırıldı.

Ağrı ekonomisinde hayvancılık faaliyetleri önemli bir yer tutar. Hayvancılık acısından önde gelir. Türkiye’deki koyun varlığının yüzde 6.6’sı Ağrı iline aittir. Hayvancılık daha çok büyük merkezlerin gereksinimini karşılamak için yapılır. Bu bakımdan düşük miktarda elde edilen hayvansal ürünlerden et ile süt, kurulan tesislerde işlenir. Ağrı’da kurulan hayvan pazarı Türkiye’nin en büyük hayvan pazarlarındandır. İklimi elverişli olmadığından, ekim için ayrılan toprakları kısıtlı olduğundan bitkisel ürünler de sınırlıdır. Yetiştirilen başlıca bitki- sel ürünler buğday, şeker pancarı, arpa ile patatestir. Ayrıca az miktarda baklagiller ile soğan, lahana gibi sebzelerle vişne, elma, kayısı, armut gibi meyveler yetiştirilmektedir. Bir sınır ili olması bakımından Ağrı, transit taşımacılık ve turizm acısından önem taşır.

İlin en önemli yer altı zenginliği Diyadin ilçesindeki kaplıcalarda değerlendirilen sıcak sulardır. Tarihsel yapılar bakımından Ağrı, Ülkemizin en önemli saraylarından İshak Paşa Sarayı’na ev sahipliği yapmaktadır. Ağrı’nın dışa kapalılığı halk edebiyatını da etkilemiştir. Yerel sözcükler, deyişler, maniler yönünden zengin olmakla birlikte halk ozanları acısından kısırdır. Aşık geleneği yaygın değildir. Yörenin sayılı halk ozanları arasında Sefer Taşkıran (Figâni), Kadir Kılıç, Turan Şahbaz (Mihmâni), Abdurrezak Akın (Efgâni), İhsan Kılıca (Divani) sayılabilir.

Ağrı bölgenin Dengbej geleneğinin en yaygın olduğu ildir. Dengbejlerin piri olarak kabul edilen Evdale Zeyniki Ağrılıdır. Evdale Zeyniki, ülkemizdeki bütün dengbejlerin etkilendiği en önemli isimdir. Klam denilen sözlü sanatı hala dilden dile söylenmektedir.

Maniler, atasözleri, söylenceler halk edebiyatının önemli ögeleri arasında yer alır. Söylencelerin en ünlülerinin konuları Ağrı Dağı ile Nuh Tufan’ıdır. Halk müziği açısından renklilik gösteren Ağrı türkülerinin en ünlüleri genellikle “Ağrı Dağının Tipisine”, “Ağrı Dağından Uçtum” gibi Ağrı Dağı’yla ilgilidir. Halk oyunları acısından “Bar Bölgesi”nde yer alan Ağrı’da oynanan oyunlar halaylarla barlardan oluşmuştur. Ağrı, edebiyata da Ağrı Dağı ile yansımıştır. Ağrı Dağı, ilin simgesi olmuştur. Kitabı Mukaddes’ten başlayarak Nuh Tufanı öyküleri değişik olarak anlatılmış, ayrıca değişik konulardaki halk öyküleri ile Ağrı Dağı'ndan soz eden halk masallarıyla söylenceler yörenin belli başlı halk edebiyatını oluşturmuştur. Çağdaş edebiyatımız acısın- dan İsmail Habib Sevük’ün 1937’de yöreyle ilgili izlenimlerini, Yaşar Kemal’in önce “Nuh’un Gemisi Peşinde” adlı gezi yazısı ile Ağrıdağı Efsanesi (1970) romanını, Ömer Polat’ın Mahmud ile Hazel (1973), Sara- göl (1974), Dilan (1976), Aladağlı Mıho (1977) romanlarını sayabiliriz. Bunlara Haluk Şahin’in Ağrıya Dönüş romanını ekleyebiliriz. Ağrı, edebiyatımızda daha çok Ağrı Dağı ile çevresinin ilginç doğa görünümleri ile yansımıştır. Bunlardan yalnız Yaşar Kemal’le Ömer Polat’ın romanlarında Ağrı insanının toplumsal sorunları ağırlıklı olarak işlenmiştir.