AKSARAY - Türkiye Edebiyat Haritası

Yeni illerimizden biri olan Aksaray, eski bir yerleşim yeridir. Yüzey şekillerinin ilginçliğiyle tarihsel kalıntıları turizm açısından bir değer taşır. Aksaray kuzeyinde Kırşehir, doğusunda Nevşehir, güney doğusunda Niğde, güneyiyle  batısında  Konya,  kuzeybatısında da Ankara illeriyle çevrilidir. İl kodu 68, nüfusu 377.505, yüz olcumu 8.051 kilo- metrekaredir.

Çok eski bir yerleşim yeri olan Aksaray kentinin olduğu yerde eskiden Garsaura adlı küçük bir kasaba bulunuyordu. Bu kasabayı son Kapadokya Kralı Arkhelaos (İ.O.36-İ.S. 14) yeniden inşa ettirdi. Bu nedenle daha sonra Arkhelais adıyla anıldı. I. yüzyıl ortalarında bir Roma kolonisinin, daha sonra Bizans’ın piskoposluk merkezi oldu.  Savaşlar  nedeniyle  yıkılan  kasaba 12. yüzyılda Anadolu Selçukluları tarafın- dan onarıldı. Kenti surlarla çevirterek han, hamam, medrese, cami, çarşı gibi yapılarla yeniden kurduran II. Kılıç Arslan 1170’te buraya ak mermerden bir saray yaptırdı. Bundan sonra kentin adı Aksaray oldu. İshak Paşa Aksaray’ı Osmanlı topraklarına kattıktan sonra halkının bir bölümünü İstanbul’a gönderdi. Onların İstanbul’da yerleştikleri yere de Aksaray dendi.

Yapılan kazılar yöredeki ilk yerleşmelerin Neolitik Çağ’ın (İ.O. 8500-5500) başlarında olduğunu göstermektedir. İ.O. 2000 yılın başlarında burası Asurlulara ait bir ticaret kolonisiydi. İ.O. 17. yüzyılda yöre Hititlere bağlandı, İ.O. 12. yüzyıldaysa Tabal Krallığı’nın egemenliği altına girdi. Daha sonra Asur, Med ve Perslerin yöne- timi altında yaşadı. İ.O. 4. yüzyılın  sonlarındaysa Kapadokya Krallığı’na bağlandı. İ.S. 17’de Roma, daha sonra Bizans egemenliğine girdi. Bizans döneminde Sasanilerin saldırısına uğrayan yöre, bir sure de Araplarla Bizanslılar arasında el değiştirdi. 1076’da Anadolu Selçuklularının eline geçti. 13. yüzyıl ortalarında Moğolların saldırısına   uğrayarak   yağmalanan  yöre 14. yüzyıl başında şiddetli bir kuraklıkla çekirge istilasının yol açtığı kıtlık dolayısıyla büyük zarara uğradı. Yöre, daha sonra Karamanlıların oldu. 1398’de Osmanlılara bağlandıysa da Ankara Savaşı’nı (1402) kazanan Timur, yöre topraklarını yeniden Karamanlılara verdi. İstanbul’un fethinin ardından 1466’da yeniden Osmanlı topraklarına katıldı. 16. ve 17. yüzyıllarda çıkan “Celali” ayaklanmalarından zarar gördü. Halkının bir bölümünün Rumlarla Ermenilerden oluştuğu yöre,1466’dan  başlayarak Karaman Eyaleti’ne bağlı bir sancak olarak yönetildi. 1867’de Karaman Eyaleti yerine Konya vilayeti kuruldu. O zaman Konya vilayetinin Niğde sancağına bağlı bir kaza oldu. TBMM’nin kurulmasından sonra 1920 yılında Aksaray, bağımsız bir sancak haline getirildi. 1924’te de, bütün sancaklar gibi, il oldu. 1933’teyse ilce olarak Niğde iline bağlandı. 1989’da yeniden il yapıldı.

Aksaray, tarımsal üretimin yanı sıra bitkisel üretim acısından da gelişkin bir kentimizdir. Üretilen başlıca ürünler arasında tahıl, şeker pancarı, ay çiçeği, kabak çekirdeği, ceviz, üzüm ile yonca bitkisi başta gelmektedir. Hayvancılıkta bitkisel üretim kadar önem taşımaktadır. Koçaş tarım işletmesi tarımsal üretimin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Bu işletmede tarla tarımı, meyvecilik, bağcılık, sebzecilik, fidancılık, koyunculuk, sığırcılık ile tavukçuluk çalışmaları yapılmaktadır.

Aksaray, kenti Anadolu'nun çeşitli yörelerine bağlayan ticaret yollarının kesiştiği noktadadır. Bu yüzden eskiden önemli bir pazar yeri, ticaret ve konaklama merkeziydi. Yakın zamana kadar da Anadolu'nun başta gelen hayvan pazarıydı. Bugün de yörenin tarımsal ürünleriyle halkın gereksinimini karşılayan temel tüketim malları yine Aksaray’da pazarlanmaktadır. Tarıma dayalı olan başlıca sanayi kuruluşları arasında un, sut ürünleri, şeker, yem, rafine tuz, değirmen makineleri, tuğla-kiremit, silo, transmikser, lastik, tekstil, doğalgaz, kamyon fabrikaları ve otomotiv yan sanayi sayılabilir. İlde halı ile kilim dokumacılığı da yapılmaktadır. Yeraltı zenginlikleri bitümlü şist, kaolin yatakları ile maden suyu  kaynaklarından oluşur.

Kentin  başlıca  tarihsel  yapıları arasında 13. yüzyıldan kalma Kızıl Minare diye de anılan Eğri Minare, 1413’te Karamanlı İbrahim Bey’in yaptırdığı Ulucami ile 14. yüzyıldan kalma Zinciriye Medresesi sayılabilir. Ayrıca kente ulaşan eski kervan yolları üstünde birçok han ile kervansaray bulunmaktadır. Başlıcaları Ağzıkarahan, Alayhan ile Sultanhanı’dır. Aksaray’ın en önemli kültürel varlığı, kente turizm geliri de sağlayan Ihlara Vadisi’dir.

Doğal, tarihsel ve arkeolojik önemi olan Ihlara Vadisi, Tuz Gölü’nün güney doğusundadır. Güzelyurt ilçesinin sınırları içinde bulunur. Melendiz Dağı'ndan kaynaklanan küçük akarsuların birleşmesiyle oluşan güneydoğu kuzeybatı yönünde akarak Tuz Gölü’ne ulaşan Melendiz Suyu vadisinin Selime ile Ihlara köyleri arasındaki kesimini kapsar. Melendiz Suyu, Ihlara ile Selimiye köyleri arasında, dar tabanlı ve kenarları duvarı andıran dik yamaçlı derin bir vadinin içinde akar. Aksaray'da inanç turizminin önemli bir yeri vardır. Hıristiyanlık tarihinin önemli olayları yaşanmış, ilk kiliseler bu topraklarda kurulmuştur. Ayrıca Yunus Emre, Tapduk Emre, Somuncu Baba gibi tasavvuf âlimlerinin varlığı önemini daha da arttırmaktadır. Vadinin kuzey girişi yakınındaki Selimiye koyu çevresinde tüflerden oluşmuş koniler ile peribacaları bulunur. Selimiye’nin güney doğusundaki Yaprakhisar koyu çevresinde de az sayıda koniler ile peribacalarına rastlanır. Bizans döneminde bu yöredeki insanlar Ihlara Vadisi'nin dik yamaçlarındaki tüfleri oyarak pek çok manastır, kilise ile mağara konut yapmışlardır. Selime ile Ihlara köyleri arasındaki en eskisinin 9. yüzyılda yapıldığı sanılan manastırlarla kiliselerin duvarlarıyla tavanları fresklerle süslüdür. Orta Anadolu'nun ve Kapadokya'nın ilk koyu olma özelliğine sahip Aşıklı Höyük'ün 11.000 yıllık geçmişi vardır. Saratlı Kırkgöz, Aziz Mercurius, Gaziemir, Gülpınar Aksaray'ın önemli yeraltı şehirleridir. Ihlara Vadisi, çevresindeki step alanlarının ortasında, akarsu boyundaki yemyeşil bahçeleriyle şaşırtıcı bir doğal güzellik sergiler. Bu güzelliğin yanı sıra vadi, şifalı maden suları bakımından da zengindir.

Aksaray’ın çağdaş edebiyatımıza yansıması 1950’de yayımlanan Mahmut Makal’ın Bizim Köy kitabıyla olmuştur. Aksaray’ın Demirci köyünde doğan Mahmut Makal, Köy Enstitüsünü bitirdikten sonra Varlık dergisine yazdığı "Köy Notları"nı Bizim Köy kitabında topladı. Kitapta kendi köyüyle Nurgüz köyündeki köy yaşamını “Geçim Derdi”, “Köy Hayatından Sahneler”, “İnanışlar”, “Okul ve Okuma” başlıkları altında bütün bağnazlığı, ilkelliği, yoksulluğu, gelişmemişliğiyle çarpıcı bir biçimde anlattı. Kitap, büyük yankılar uyandırdı. Yasal acıdan sakıncalı bulunarak toplatıldı. Mahmut Makal da tutuk- landı. Mahmut Makal, Bizim Köy’den 25 yıl sonra Bizim Köy 1975’i yazdı. Nurköy yaşamında bir takım değişiklikler, gelişmeler olmuştu, gene de birtakım çarpıklıklar göze batıyordu: “Peki şimdi durum ne? Ne olacak, eskisinden bir ayrım yok, en azından…1973 yılında Bizim Köy onuncu kez baskıya verilirken Türkiye’nin başkenti de İstanbul’u da susuzluk ve ışıksızlıkla karşı karşıya, köylerinde zaten ışık yok. Milyonlarca çocuk gene okulsuz, laik eğitim gene askıda, kuraklık dolayısıyla açlık kol gezi- yor. ”Bizim Köy dolayısıyla Mahmut Makal tutuklanınca Oktay Rifat, avukat olarak savunmasını üstlendiği gibi, bir de Mahmut Makal’ın doğduğu yer olan Aksaray’ı yansıtan “Bulut” adlı uzun bir şiir yazdı. Oktay Rıfat, bu şiirinde yöre gerçeklerini dile getirmiştir. Şiirde bir bulut gelip Aksaray Ovası üstünde durur: “Ovanın bir ucu Koçhisar/ Bir ucu Konya/ Beride Tuz Gölü

Hasan Dağı (…) Karağandere, Acıpınar, Çardak/Sonra alabildiğine artık/ Alabildiğine sarı/ Toprak toprak toprak/ Ev toprak dam toprak/ İnsanların benzinleri toprak.” Kentin yetiştirdiği yazarlar arasında Fikret Otyam da Ha Bu Diyar (1959) diyerek bütün Anadolu toprağını karış karış öykü tadındaki gezi notlarıyla yansıtmıştır.