ELAZIĞ - Türkiye Edebiyat Haritası

Elazığ, büyük bölümüyle Fırat havzası içinde yer alan bir doğu ilimizdir. Tarih boyunca önemli bir yerleşim alanı olan Elazığ, kuzeyinde Tunceli, kuzeydoğusu ile doğusunda Bingöl, güneyinde Diyarbakır, güneybatısıyla batısında Malatya, kuzeybatısında da Erzincan illeriyle çevrilmiştir. İl kodu 23, nüfusu 552.646, yüzölçümü 9.455 kilometrekaredir.


Elazığ’ın tarihteki en önemli merkezlerinden biri Harput’tur. Bugün yalnızca tarihsel açıdan önemini koruyan bu kentten Asurlarla Hititlerin kayıtlarında söz edilmektedir. Hititlerin bu bölgeyi İşuva olarak andıkları biliniyor. İ.Ö. 19. yüzyıla ait çivi yazısıyla yazılmış bir Asur yazıtında bu yöre Harput adıyla geçiyor. Urartular, Harput’u Karberd olarak anmışlardır. Tarihçiler “kar”ın taş, “berd”in de kale anlamına geldiğini belirttiklerine göre Urartular döneminde burada bir kalenin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bizanslılar da Harput yöresini, Urartuları doğrularcasına, Kharpeta olarak kayda geçmişlerdir.


İ.Ö. 9.-8. yüzyıllarda Harput, Harputavanas diye adlandırılıyordu. Palu Kalesi’nde bulunan çivi yazılı metinlerde yörenin adı SupaSupani olarak geçmektedir. Eski Yunan ve Roma döneminde Elazığ ile Harput yöresinin Sofen (Sophene) olarak adlandırıldığı kaydedilmiştir.


Arap kaynakları, Harput yöresini Hinzit, Ermenilerse Handzit diye anar. Kimi Arap kaynakları İranlıların Ziata Castellum denilen yeri zaptettikleri yazılıdır. Burası Harput’tur. Çünkü Ziata Castellum, Hısn-ı Ziyat, Ziyad Kalesi anlamındadır. Bu yüzden Araplarca Harput, uzun süre, Hısn-ı Ziyad olarak anılmıştır.


Elazığ’ın yazılı olarak geçen ilk adı, Osmanlıların kullandığı Mezra’dır. Sultan Abdülaziz döneminde bayındır duruma getirilen kente Aziz’in donattığı kent anlamına Mamuretü’l-Aziz adı verilmiştir. Sonradan kolay söylenmesi bakımından Elaziz olmuştur. Cumhuriyet Döneminde bir süre Elaziz olarak kullanılan ad, Atatürk’ün önerisiyle, Elazık’a (Azık diyarı) çevrilmiştir. Söylenmesi zor olan bu ad, daha sonra Elazığ olarak düzeltilmiştir.


Elazığ yöresi, çok eski dönemlerden bu yana çeşitli toplumlarla farklı kültürlerin yerleştiği bir yerdir. 1945 yılından başlayarak 1960’lı yıllarda ve sonrasında yapılan kazılarda ilk yerleşimlerin Paleolitik Çağ’a kadar uzandığı görülmüştür.


Yöre tarihiyle ilgili ilk bilgiler, Hititlerle Asurların tabletlerinde yer almaktadır. O sıralarda önemli bir merkez olan Harput, İşuva olarak anılıyordu.


Yöre, 1515’te Osmanlıların eline geçti. Harput, 19. yüzyıl sonlarına kadar ticari ve kültürel önemini korudu.


Osmanlı döneminde Harput’un güneyinde Mezre ya da Mezra diye anılan küçük bir kırsal yerleşim yeri vardı. Abdülaziz döneminde (1861-1876) yöredeki yerleşme Harput’tan Mezra’ya kaydırıldı. Mezra’da yapılan bayındırlık çalışmaları sonucu burası kentleşti. Mamuretü’l-Aziz adı verilen yöre, 1867’de Diyarbekir vilayetine bağlı bir sancak oldu. 1871’de bağımsız sancak yapılan kent, 1877’de il yapıldı.


Elazığ, çok fazla gelişmemiş illerimizdendir. Tarımsal alanda bitkisel üretimle hayvancılık eşit bir durumdadır. Yörede en çok şeker pancarı yetiştirilmektedir. Yetiştirilen öteki ürünler arasında buğdayla üzümün yanı sıra çeşitli meyve ve sebzeler başta gelmektedir.


Elazığ bağlarında 30’dan fazla üzüm çeşidi yetiştirilmektedir. Bu yüzden şarapçılık çok eskilere dayanmaktadır. Üzümden ayrıca pekmez ile pestil de elde edilmektedir.


Kentin ürettiği başlıca hayvansal ürünler deri, süt ve ettir. İlin doğal ve yapay göllerindeyse balıkçılık yapılmaktadır.


Elazığ’ın sanayinde Keban Barajı ile Hidroelektrik Santrali’nde üretilen elektriğin büyük bir payı olmuştur.


İlin sanayi kuruluşlarının başlıcaları meyve suyu, şarap, şeker, süt ürünleri, un ve unlu ürünler, et ürünleri, yem, bitkisel ve hayvansal yağ ile pamuk ipliği, dokuma, kereste, mobilya, çimento, tuğla, metal eşya, tarım makineleri fabrikalarıdır.


Elazığ, önemli bir maden çıkarma ve işleme bölgelerindendir. Başlıca metal cevherlerinden Maden ile Sivrice’de bakır, Baskil, Elazığ, Keban’da demir, Elazığ’da manganez, Alacakaya’da (Guleman) krom, Keban’da kurşun-çinko, Baskil’de altınlı kuvars yataklarıdır. Başlıca sanayi ham maddeleri arasında çimento, seramik ile flüorit yatakları da bulunmaktadır. Elazığ’ın kent merkezinde tarihsel yapılara rastlanmaz. Bu çeşit yapılar kentin tarihsel Harput kesiminde toplanmıştır.


Harput’taki tarihsel yapılar içinde başta Harput Kalesi gelmektedir. Kalenin Urartularca yapıldığı sanılıyor. Sonraki dönemlerde çeşitli onarımlar geçiren kale, Dülkadiroğulları döneminde bugünkü durumuyla görünümünü almıştır.

13. yüzyıl başlarında Artukluların yaptırdığı sanılan, günümüzde Harput Müzesi olarak kullanılan Alaca Mescit, 12. yüzyıl ortalarında Artukluların yaptırdığı sanılan kentin en eski yapılarından olan Harput Ulucamisi, kalenin yanındaki 1179 ile 1848’de onarılmış olan eski Süryani kiliselerinden Meryem Ana Kilisesi, 15. yüzyılda ahşap olarak Akkoyunlu Uzun Hasan’ın annesi Sârâ Hatun’un yaptırdığı sanılan 1585’te onarılıp 1843’te yeniden inşa edilen Sârâ Hatun Camisi Harput’taki tarihsel yapıların başlıcaları arasında yer almaktadır.


İlçelerdeki tarihsel yapılar arasında Keban’daki 18. yüzyılda yapıldığı sanılan cami, kütüphane, medrese, şadırvan ile çeşmeden oluşan Yusuf Ziya Paşa Külliyesi, Palu ilçesi yakınındaki Eski Palu yöresinde, Urartu yapısı Palu Kalesi önemlidir.


Ayrıca Elazığ-Malatya yolu üstündeki Kömürhan Köprüsü yakınında bulunan IV. Murat Hanı da ilin önemli tarihsel yapıları arasında bulunmaktadır.


Elazığ’da usta olarak anılabilecek halk şairi yetişmemiştir. Tarihsel kent Harput, daha çok divan şairi yetiştirmiştir.


Yörenin söylenceleri arasında Harput (Süt) Kalesi, Arap Baba, Ankuzu Baba, Dipsiz Göl, Çayda Çıra sayılabilir.


Yerel ağız, Azeri lehçesinin etkisindedir. Mâniler, cinaslıdır. Bunlar türkülere, hoyratlara deyiş de yapılır.


Halk müziğiyle geleneksel oyunlar, geçmiş kültürün izlerini taşır. Çayda Çıra, Üç Ayak, Tamara, Avreş bu türdendir.


Oyunların kimi hem halay hem de ortaoyunu özelliği taşır. Yöredeki başlıca seyirlik oyunları: Sudan Geçirme, Yazma, Karanfil, Lelişo, Köylü ve Şehir Kızı’dır. Yöre, uzun yıllar kapalı bölge özelliğini taşıdığından edebiyata pek yansımamıştır.


Meşrutiyet döneminde Harputlu Hayri olarak tanınan bir şair, İstanbul’dayken yazdığı bir manzumede Harput ile keşkeğinden söz etmiştir. Yöre şairleri de Harput’un kültürel kalıtından etkilenmişlerdir.


Cevat Fehmi Başkut’un Harput’ta Bir Amerikalı (1955-56) adlı oyunu yörenin geçmişiyle yaşamından izler taşır.


Kemal Bilbaşar’ın Cemo (1967) ile Memo (1969) romanlarında 1925-1938 ayaklanmaları dolayısıyla Dersim (Tunceli) bölgesi içinde yer alan Elazığ’dan da sözedilir. Kentin memurları, görevliler, avukatlar gibi kentli tipler anlatılır. Özellikle uzun süre ayaklanmaların tam ortasında kalan Elazığ’ın o dönemdeki toplumsal ortamı verilir. Köylülerle görevliler arasındaki anlaşmazlık, baskı altındaki köylülerin durumu belirtilir. İki roman da birinci tekil kişi ağzından anlatıldığı için yörenin dili, kültürü, folkloru da aktarılır.


Tahir Abacı’nın Gelin Ömrümüz (1976) adlı kitabındaki öyküler, genellikle Malatya ile Elazığ dolaylarında geçer.


Elazığ yöresi gezi türündeki kitaplara da konu olmuştur. Ziya Ünsel’in Harput Masalı bunlardan biridir.


Harput doğumlu yazarlardan Şemsettin Ünlü, Yukarı Şehir (1986) adlı romanında Harput’u yaşamı ve insanıyla anlatmaktadır.


Enver Gökçe, Panzerler Üstümüze Kalkar (1977) adlı şiir kitabında doğup büyüdüğü yöre Eğin (Kemaliye) ile birlikte Keban’a da değinir. Kitabın ilk şiiri “Keban Dedikleri”dir. Gökçe’nin şiirleri yörenin türkülerinden, folklorundan izler taşımaktadır.


Tahir Abacı’nın şiirlerinde yer yer Elazığ’dan izlenimler görülür. Odaları Utandıran Dağlar (1976) ile Basit Şeyler (1980) adlı kitaplarında Elazığ ve yöreyle ilgili bölümler yer alır. Elazığ’ı konu alan “Sonsuzluk Mevsimi” adlı uzun şiirinde çeşitli yerel özelliklerle yöre yaşamı verilir.

Elazığ’da yetişenler arasında Abdülhamid Hamdi (1830-1902) yazar olarak, Abdülhamid Hazmi (Kanbalakzade) (1856-?) şair olarak, Sıtkı Salih Gör (1934-) şair olarak, Hacı Hayri (1876-?) şair olarak, İbrahim Lebib (1839-1902) şair olarak, Ahmet Kabaklı (1924-2001) edebiyat tarihçisi, yazar olarak, Mehmed Kemaleddin (1886-1936) şair olarak, Necmi Onur (1925) gazeteci, yazar olarak, Ömer Naimi (1801-1882) yazar, şair olarak, Rahmi Hoca (1802-1884) şair olarak, Metin Sözen (1936) sanat tarihçisi, yazar olarak, İshak Sunguroğlu (1888-1977) folklor araştırmacısı, yazar olarak, Fevziye Abdullah Tansel (1912-1988) edebiyat tarihçisi, araştırmacı, yazar olarak, M. Şevki Yazman (1896-1974) yazar olarak, Yusuf Şükrü-i Harputi şair olarak, Kamran Yüce (19261986) şair olarak, Nevzat Ülger yazar olarak edebiyatımıza katkıda bulunmuşlardır.